19 Ekim 2010 Salı

Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Elimde bir kitap var, Hazırlayan: Salih Ünver imzalı.
Adı: 55. kuruluş yıldönümünde Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu. 164 sayfayla şekillenmiş, yayınlanmış. Türk halk kültürünün derlenmesi, değerlendirilmesi, yaşatılması yolunda ömürlerini harcayan, saygıdeğer folklorcuların, aziz hatıralarına ithaf edilmiş kitap. Kitabın 5 nci sayfasında, kuruluştan bugüne aktarımlar yapılıyor. Girişindeki cümleler:
Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu 15 Mart 1955 tarihinde, Ord. Prof. Dr. Mehmet Fuat Köprülü, Doç (Prof) Dr. Orhan (Aydın)Acıpayamlı, Dr. Hamit Zabeyr Koşay, Prof. Abdülkadir İnan, Ahmet Adnan Saygun, Mehmet Şakir Ülkütaşır, Prof. Dr. Suut Kemal Yetkin ve Halil Bedii Yönetken tarafından, “Türk Halk Sanatlarını ve Ananelerini Tetkik Cemiyeti” adıyla kurulmuştur…
Kurumumuzun çalışmaları, İrfan Ünver Nasrattınoğlu’nun, üyeliği ve Başkanlık görevini üstlenmesiyle ivme kazanmıştır..
55. kuruluş yıldönümünde Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu, adlı kitabın sayfalarında, İrfan Ünver Nasrattınoğlu’yla birlikte pek çok folklorcunun fotoğrafları dikkat çekiyor. Bunlardan: Hamit Zübeyr Koşay ve Nasrattınoğlu-Nasrattınoğlu, M. Şakır Ülkütaşır ile vd.
Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu’nun bugüne kadar ortaya koyduğu, uluslararası toplantılar, sempozyumlar, kültür şölenleri gibi çalışmaları, tarihleri, yerleri itibariyle bilgi olarak sayfalara görüntüleriyle aktarılmış. Bir ölçüde, bir anlamda Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu’nun tarihi yazılmış, gelecek kuşaklara aktarma işlemi, yayınlaştırılmış, kitaplaştırılmış.
Kuruluşundan bugüne, Halk Kültürü Araştırmaları Kurumunun Başkanları şöyle sıralanıyor efendim: Kurucu Başkan: Ord. Prof. Dr. Mehmed Fuad Köprülü.. Öteki Başkanlar: Ahmet Adnan Saygun, Dr. Hamit Zübeyr Koşay, Prof. Dr. Metin And, Süleyman Tamer, Prof. Dr. Şükrü Elçin, Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı, Hikmet Dizdaroğlu, Süleyman Kazmaz, Feyzi Halıcı, Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu (devam ediyor).
Eski bir asker olan, sürekli basın kartı sahibi, gazeteci, kooperatifçi ve 70’den fazla kitabın müellifi Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu’nun folklora merakı ve derleme çalışmalarına başlaması 1955 yılına rastlar ve 1965’den sonra Diyarbakır’da geçen beş yıllık yaşamı döneminde yoğunlaşır.
GÜNÜN HABERLERİ:
1- Yeni kurulan (“Söke, Kent Arşivi ve müzesi”ne ilk bağış araştırmacı yazarlar Abdulkadir Güler ve Ensar Turgut Tekin’den geldi.
25 yıldır Söke’de yaşayan, Söke adını Anadolu’ya taşıyan, Emekli Milli Eğitim Şube Müdürü Abdülkadir Güler, Atatürk’ün 1924 yılında Söke’ye ilk gelişi ile ilgili arşivinde bulunan 21 resmi evrak ve belgeyi dosya halinde Kent Arşivinde yer alması için Söke Belediyesi yetkililerine teslim etti. Bunların içinde “Hakimiyet- i Milliye” Gazetesinin 1924 yılındaki bazı sayıları da bulunuyor.
219. PLAKET: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; öğrencilerimize vermiş olduğunuz değerli bilgiler ve desteğinizden dolayı teşekkür ederim. Sizi aramızda görmekten onur duyduk. (Ahmet Ali Küçük, Suna Uzal İlköğretim Okulu Müdürü, 14.10. 2010)
220. PLAKET: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; Sizi aramızda görmekten mutluluk duyuyoruz. (Burdur, Suna Uzal İlköğretim Okulu öğrencileri, Burdur, 14.10.2010) ***
Gurur Kaynağımız Kastamonulular (VIII)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kastamonu ilimizde (merkez ve ilçelerinde, öteki yerleşim birimlerinde) yaşayanlar şanslı. Çünkü, Kastamonu sevdalısı bir evlatları, bir kültür adamları, bir Nail Tan’ları var. “Gurur Kaynağımız Kastamonulular” adlı 8 ayrı kitap yayınladı, araştırmalarını kitaplaştırdı. Kaynakları, biyografileri, fotoğrafları, öteki bilgi ve belgeleriyle birlikte pırıl pırıl baskılarla bize ulaştırdı, öncede Kastamonulu ilgililerin gözleri önüne sergiledi.
Düşündüm, düşünüyorum: Nail Tan gibi (Özdemir Tan’la birlikte) kaç kişi, kaç araştırmacı vardır, memleketine karşı bu kadar bağlı, sadakatlı ve zaman tanımayan araştırmalarıyla, harıl harıl çalışan?.
Bendeniz, doğum yerim Burdur’a Burdurluya karşı yayın hizmetlerimi gerçekleştirirken, hep ilgisizlikle, adamsendecilikle karşılaştığımı bildiğim için, Nail ve Özdemir Tan kardeşlerin alkışlanması, takdir edilmesi dileklerimi hep seferber ediyorum, dualarımı ortaya koyuyorum efendim.
Şimdi, “Gurur Kaynağımız Kastamonulular-VIII” in sayfalarında neler var şöyle (mini) bir göz atalım. Buyurun: Kitap büyük boy, 152 sayfa. Nail Tan ve Özdemir Tan’ın imzalarıyla karışımıza çıkıyor. Bu serinin yedi (sekiz) ayrı kitabı bulunduğunu da hatırlatmak için kaydedelim. Ön ve arka kapakta, kitap içinde bulunanların (bazılarının) fotoğrafları… Kastamonu’dan iki görüntü.
Folklorumuzun duayenlerinden, Kültür Bakanlığı emekli Genel Müdürlerinden Nail Tan ile, Atatürk İlkokulu emekli Müdürü Özdemir Tan imzalı (ortak) bir önsöz var 3 ve 4 ncü sayfalarda. Buradan bir cümle; “Yedinci cildin önsözünde belirttiğimiz gibi, sekizinci cildi ağırlıklı olarak Kastamonulu seçkin eğitimcilere ayırmış bulunuyoruz” şeklinde karşımıza çıkıyor ve kitabın içeriği hakkında bilgi veriyor.
Üst düzey yöneticiler ana başlığı altında, fotoğraf ve biyografisi verilenler, Spiker, Genel Müdür Rahmi Aygün’le başlıyor. Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürü Doğan Acar’la devam ediliyor. Her biyografinin altına, kaynak olarak, adı geçenden alınan özgeçmişlerin tarihi (18 Mart 2010 tarihinde verdiği özgeçmiş gibi) konulmuş. Nail Tan hocanın çalışma titizliğini, ciddiyetini biliyoruz. Burada da gösterilmiş.
139 ncu sayfada önceki ciltlerde verilemeyenler (yeni elde edilince) “8.cilt ekler ve düzenlemeler” ana başlığı altında açıklamalarla, detaylı olarak verilmiş. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim. ***
Başarılı imzalarımızdan
Birdal Can Tüfekçi’nin yeni şiirleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Birdal Can Tüfekçi, edebiyatımızın güney temsilcileri arasında bulunuyor. Başarılı imzalarımızdan, arındırılmış, dinlendirilmiş şiirlerinin altına attığı imzalarla dikkat çeken bir şairemiz. Burdur’un gelini aynı zamanda.
Birdal Can Tüfekçi’nin yeni şiirleri var masamda. Duygu zenginliği, anlatım tutarlılığı içinde, görünümünde bu şiirler. Birdal hanımın şiirlerinin mısraları arasına girelim, neler göreceğiz birlikte gözden geçirelim. Buyurun:
“Kağıdı kalemi, alıp da elime/Bütün dertlerimi, yazasım gelir/Sevda şarkılarını, salıp dilime/divane aşık gibi, gezesim gelir” diyerek söze başladığı, dört dörtlükten meydana gelen şiiri. Burada, yüreğinin yangınının kolay kolay sönmeyeceğini, O’nu ateşlerde yakan zalimi, kör kurşunlara dizmek istediğini anlatıyor. Sonunda, dertlerini anlatıp, Mevlâ’ya şikâyet edeceğini sitem ve burukluk duyguları içinde anlatıyor.
Bir başka Birdal Can Tüfekçi şiiri: Dünya durdukça, adıyla karşımıza çıkıyor. Beş ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiirde de, göz göze gelince dertlerinin arttığını, ama sevdalarının bir ömür boyu süreceğini dile getiriyor. Arkasından, “Getir sevdiğim”adlı şiirindeki dörtlüklerinden birinde şöyle sesleniyor:
Kalbin elverirse, vur hançerini,
Çuvaldızı derine batır sevdiğim.
Haydi, şimdi gel de, ver gençliğimi,
Geçen ömrü geri getir sevdiğim.
Birdal Can Tüfekçi, bugün ortaya koyduğu genel görüntü itibariyle, olgunlaşmış, yazdıkları yayınladıklarıyla takdir gören, başarılı şiirlerin, öteki edebi türlerle ilgili yayınlarında da varlığını kanıtlamış bir kalem erbabıdır. Bundan sonra O’nun her yazdığı, her yayınladığı beklenilen ve alkışlanan ürünler olacaktır.
Bir “Lafı mı olur”, şiiri 6 dörtlükten meydana geliyor. Burada, kızgınlık, kırgınlık var. “Eski dertlerini açtırma bana/Herkes ettiklerinin cezasını bulur/Nankör o demişsin sevdadan yana/seninkinin yanında, lafı mı olur!” la bitiyor bu şiirin ilk dörtlüğü.
Birdal Can Tüfekçi, sevgi dünyasında gezerken, sakinliğini, tutarlılığını, geçmişle bugünün, bugünle yarının ilişkilerini kurmada, sağlamlaştırmada ciddi adımlar atıyor, sağlam yürüyüşlerle duygularını sayfalara aktarıyor. “Gözlerin” ve “El beni” adlı, başlıklı şiirleri vermek istediğimiz örnekler arasında karşımıza çıkıyor efendim.
İstiklâl Marşımıza ithafen yazdığı, “Mehmet Akif Ersoy” adlı şiiri altı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin ilk dörtlüğüyle noktamızı koyalım:
Hainler bu vatanı kuşatmıştı dört koldan,
Bir çare bulmalıydık, kurtulmak için zordan,
Anadolu aşılmaz, düşmanlardan ve kardan,
Milleti uyandırdı, bir marş ki uykulardan. ***
Gürkan Kılıç’tan: İki arada bir derede
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan, Kültür Ajans’ın 86 ncı yayını olarak 424 sayfayla günyüzü gören, Gürkan Kılıç’ın “İki Arada Bir Derede” adlı romanı var masamda. Geleli epey oldu bu kitap. Ama sayfalarında gezme fırsatı bulmada zorlandım. Sıra şimdi geldi.
Yazarın imzasıyla verilen bir önsöz var 3 ncü sayfada başlayan. Bir yerinde: -“Son gazimiz 11 Kasım 2008 tarihinde yüzbeş yaşında vefat etmişti. Neredeyse bir aydır hakkında programlar yapılıyordu. Haber ilgimi bu gün daha çok çekmişti. Hemen aklıma, küçükken TRT’nin gece bültenlerinde vefat eden İstiklâl Savaşı gazilerimizin isimlerini saymaları geldi “deniyor ve romanın, kitabın içeriği anlaşılıyor efendim.
Gürkan Kılıç, babasını Çanakkale’de şehit veren Mahmut oğlu Sırçakaya’dan başlıyor, pek çok şehit yakınından, onlardan aldığı bilgilerden sözediyor. Muhsin Türkmen ve Ferruh Yücel’e elçi olduğunu söylüyor. Yani bunların anlatımlarını, belirli bir düzenlemeyle, anlatım biçimi şekillenmesiyle sayfalara aktarmış.
İlk anlatımın girişi: Tepeyi tam aştığında uçsuz bucaksız Ayman Ovası karşısındaydı. Buğday ve arpalar biçilmiş, sadece anızın kaldığı ova kaderine terk edilmişti. Sessizliğe ve yalnızlığa bürünmüş ovada, rüzgâr sesine uzaklardan gelen köpek sesleri karıştı. Sayfa 158’deki yıldız altı, ara başlıkla getirilenler, başlanılanlar:
Köylü; Düzce, Balıkesir tarafından ayaklanmalar olduğunu duymuş. Anzavur denilen ayaklanmada, kim vatan haini, kim kahraman bir türlü anlayamamıştı. Bu arada Çerkez Ethem adında bir komutanın adını sıkça duyar olmuştu.
Kışa girerken, köprünün karşısından Sivri Tepe’de büyük bir grubun geldiğini gördüler. Hemen kadınlar ve çocuklar evlere kapandı. Köprünün köy tarafında, Sarıyarlılar hemen silahlarıyla mevzilendi. Atlılar köprüye yaklaştı.
Fotoğraflar, çalışma görüntüleri, çalışma haritaları, yer yer sayfalardaki yerlerinden bizimle, bizlerle selamlaşıyorlar. Gürkan Kılıç, şehitlerimizin yakınlarından aldığı bilgilerle, gerçek anlatımlarla, ortaya ciddi bir eser koymuş. Araştırmacılar için, dünle bugünün karşılaştırmasını yapacakları için kalıcı bir eserin ortaya çıkışını sağlamış. Tebriklerimizi sunuyoruz efendim. Kitabın arka kapağından: İstanbul’da okumuşsun, köyde yaşamışsın. Askere adam göndermişsin. Havva ana gibilerin vebalini almışsın. Askere hiç gitmemişsin, şehit eşi ile evlenmişsin. Türklere ürettirmişsin, Ermenilere satmışsın. Osmanlı’da kazanmışsın, Cumhuriyet’e harcamışsın... ***
Ülkü Önal’dan: Artvin Muhacirlik Hatıraları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ülkü Önal, bir araştırmacı – yazar. 1961 yılında Artvin’in Ardanuç ilçesinde dünyaya geldi. Artvin tutkunu bir kalem sahibi. Yazdıkları, yayınladıkları çoğunlukla, Artvin ve Ardanuç’a yönelik.
Elimde bir kitabı var “Artvin Muhacirlik Hatıraları” adıyla, 286 sayfayla şekillenmiş yayınlanmış.
Sunuş, Doç. Dr. İbrahim Tellioğlu imzasını taşıyor. Tellioğlu hoca sunuşunun bir yerinde; “Artvin kültürü ile ilgili derlemeleriyle haklı bir intibar kazanan Ülkü Önal, tarihimize, ihmal ettiğimiz bir kaynak türünün gözüyle bakarak Rus işgali sırasında yaşanan ve ‘muhacirlik’ ismiyle toplumun hafızasına kazınan göçe, tanıkların ağzından bakmamızı sağlayacak bir çalışmaya imza atmıştır” diyor ve kitabın içeriğinin fotoğrafını gözlerimiz önüne koyuyor, seriyor.
Artvin Muhacirlik Hatıraları’nın içindekiler arasında yeralanlardan: 93 – Artvin muhacirlerinin kurduğu köyler, Borçkalıların kurduğu köyler, Artvin dışındaki yapılan derlemeler, 1914 Kasım – Aralık ayı seferberlikten geçilen yol güzergâhı, Arşivlerdeki Artvin tarihi vd.
Kitabın başlangıç sayfası 13 de giriş olarak verilenler:
-Artvinliler, yakın tarihte yaşanan muharebe yıllarında iki defa memleketten toplu bir biçimde göç etmişlerdir. Birincisi 93 Harbi (1293 -1877) ndedir. Ruslarla 1879 yılında yapılan anlaşma gereğince, ahali üç yıl içinde kendi istekleriyle Anadolu’ya geçebilirlermiş. İkincisi Birinci Dünya Harbi (1914) ndedir. Halk bu olayı, muhacirlik, kaçakaçlık, vayna ve seferberlik sözleriyle anlatmaktadır.
Kitabın sonunda eski yazıyla (Arapça) verilenler yanına fotoğraflar da eklenmiş. Bazı görüşler, anlatımlar verelim sayfalardan:
1- Rus basmış ya, köyü topluca terk etmişler ve evler yanmış. Tokat’a uğrayıp Adana’ya kadar gitmişler. Ev vermişler ama kalmamışlar. Köyden Merzifon’a gidenler de olmuş. Yollarda çok insanımız ölmüş. Çocuklarını taşıyamayıp suya atlamışlar (Zeki Top, Bulanık köyü, 65 y. DT - 2008 - Kitap: sayfa:59)
2- Muhacirliğe bizim tayfa, Çidil köyüne kaçmış. Orada üç ay kalmışlar. Ortalık düzelince köye dönmüşler. Yerleri belli olur diye ateş yakmazlarmış. Yatak yokmuş, neker (hayvanlara yiyecek olarak verilen kurutulmuş meşe yaprağı) çalılarını yatak yaparlarmış. Çidilliler yataklarını gömmüşler (Nadiye Öztürk – Cevizli köyü, 90 Y. DT – 2004, Kitap: Sayfa:59) ***
Ali Haydar Karahacıoğlu’ndan: Güz günleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yılların gerilerine baktığımızda, şiirleriyle, mesleki alandaki başarılarıyla gönlümüzde, gündemimizde yeredenlerin sayılarının fazla olduğunu söylemek mümkün değildir.
Ali Haydar Karahacıoğlu hukuk alanındaki başarılı ve zirvelerde iz bırakan çalışmalarıyla bunların arasında yazdığı şiirleriyle, yayınladığı kitaplarıyla da dikkat çeken isim ve imzaların başında gelmektedir.
Güz Günleri, adlı şiir kitabı bana geleli epey oldu. Sayfalarında gezme fırsatını yenilerden bulabildim.
İlk sayfalarda, Ali Haydar Karahacıoğlu’nun önceki kitaplarıyla ilgili yazanların yazılarından örnekler vermişler. (Bu satırların yazarının da sayın Karahacıoğlu’nun kitaplarıyla ilgili yazıları vardı ama.!) Bu imza sahipleri; Ahmet Turan Şentürk, T. Oğuzbaş, Feyzi Halıcı, Enver Tuncalp, Nihat Aşar, Nedim Orta. Kitabın adı olan Güz Günleri adlı şiir 14. sayfada karşımıza çıkıyor. Dört dörtlükten meydana gelen bu şiirden:
Yaprakları sarardı, döküldü yere,
Tekrar yeşermeye zaman kalmadı,
Kaynağı kurudu akmıyor dere,
Sonsuz bahçelerde çimen kalmadı.
Ali Haydar Karahacıoğlu, kısa soluklu şiirleriyle ifade etmek istediklerini, ortaya koymak istediklerini rahatlıkla karşımıza çıkarabiliyor, sayfa ve sütunlara aktarabiliyor. Yılların getirdiği birikimi, süzgeçten geçirilme gerçeği, Karahacıoğlu’ nun başarılarının genel görüntüsü olarak ifade edilmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk için yazdıkları, sayfalara aktardıkları düşünceleri, görüşleri vardır Ali Haydar Karahacıoğlu’nun. Güz Günlerinin 16 ncı sayfasındaki Atatürk – Mustafa, adlı başlıklı şiirinin girişindeki sesleniş Karahacıoğlu’nun:
Filmini çevirmişler, adı imiş Mustafa,
Eserlerini değil cismin konulmuş safa,
Bütün dünya biliyor, yaptığın devrimleri,
Kimse inkâr edemez, tarihi gerçekleri.
Ali Haydar Karahacıoğlu: 1931 yılında Trabzon – Vakfıkebir’de doğdu. 1954 yılında İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Değişik yerlerde hâkimlik yaptı. Yargıtay’da Tetkik hâkimliği, Genel Sekreter Yardımcılığı ve üyelik, Daire Başkanlığı yaptıktan sonra emekli oldu. Değişik şiir kitapları yayınlandı. ***
Orhan Kural’dan: Gezi Rehberi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Prof. Dr. Orhan Kural hoca bir gezgin. Gezinin, gezmenin ne anlama geldiğini, nasıl olması gerektiğini herkesten çok iyi biliyor.
Gezi Rehberi, adlı 208 sayfalık bir kitabı var elimde Orhan Kural hocanın.
Kitabının 6 ncı sayfasındaki önsöz gibiden, bunun altındaki cümlelerden anlıyoruz ki; Prof. Dr. Orhan Kural hocanın farklı ülkeleri anlatan 11 gezi kitabı var. Türkiye’de 206 sayı ile ülke görme rekoru kendisine ait. 17 pasaport eskitmiş. 122 farklı hava yoluyla 1003 uçuş gerçekleştirmiş. Dünyanın çevresini defalarca turlamış.
Elimizdeki Gezi Rehberi, adlı kitapta Orhan Kural hoca, gezi tecrübelerini okurlarıyla paylaşıyor, paylaşmak kararında olduğunu anlatıyor. “Uzakların çağrısına uyup” farklı coğrafyalara uçmadan önce herkese yardımcı olmak istiyor. Hedefinin bu olduğunu söylüyor.
Kitabın içindekiler bölümündeki başlıklardan:
Gezi türleri, Gerçek gezgin, Gezmek bir yaşam biçimidir, Kusursuz gezgin nasıl olur?, Bavul hazırlama sanatı, Bir gezi nasıl ucuza getirilir?, Türkiye’yi gezmek, 50 gezi heyecanı, Dünya Miras Listesi’nde Türkiye, Cevabı bilinmeyen yedi soru, En’ler dünyası, Gezdim, gördüm, yazdım vb.
Sayfa 16’da yeralan “gezmek bir yaşam biçimidir”in son sayfasında, gezmekle ilgili görüşler, cümleler var. Bunlardan:
Gezmek, bir arayıştır,
Gezmek, bir zenginliktir,
Gezmek, dünyayı anlama isteğidir,
Gezmek, dokunmak ve tutmaktır,
Gezmek, harita kullanma zevkidir,
Gezmek, bir saç tokasıdır, bir mahalle pazarıdır, bir şekerdir, etnik bir melodidir,
Gezmek, pasaport eskitmektir,
Gezmek, kendi içimize doğru bir yolculuktur,
Gezmek, geçmişi sevmek ve eski kültüre sahip çıkmaktır,
Gezmek, ilham almaktır, meraktır, yaşamaktır,
Gezmek, hayatı tanıma sürecidir. Yurtdışında her şey “öteki” olur. ***
İki şairden birer şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şairlerimiz, şairelerimiz. Yazdıkları, yayınladıklarıyla dikkat çekiyorlar. İzmir’den Özen Gülay Atacan… Fethiye’den Cahit Yargıcı imzalarıyla bize ulaşan birer şiir efendim. Önce Özen Gülay Atacan’dan:
KÖZ BIRAKMADIN (Özen Gülay Atacan)
Aşkımı, hülyamı, düşümü çaldın,
Bana söyleyecek söz bırakmadın.
Bütün hayalimi aldın elimden,
Alevlenmek için köz bırakmadın.
*
Güzel düşlerimi çalıp götürdün,
Götürdün de geri neyi getirdin?
Böyle kutsal aşkı zaten bitirdin,
Alevlenmek için köz bırakmadın.
*
Düşmedi adın hiç, benim dilimden,
Güzel günlerimi aldın elimden,
Kurtuldum ya artık ben zulümden,
Alevlenmek için köz bırakmadın.
Fethiye’den Cahit Yargıcı’nın bendenize ithaf ettiği şiiriyle bana yazılan şiirlerin sayısı 245’e ulaştı.
SENİ ANLATAMAM
*Hocam Sayın İsa Kayacan’a
Seni anlatmaya yetmez ki
Mısralar,
Sözler,
Sayfalar.
Sen artık kitaplardan taşmışsın.
Dağları, taşları,
Ovaları, yamaçları,
Denizleri geçmişsin.
Sen yeryüzünün
Karacaoğlan’ı, Pir Sultan’ı,
Aşık Kerem’i, Aşık Veysel’i,
Mevlâna’sı olmuşsun.
Yunus gibi gönülleri gezersin.
Her ülkede bir gül bahçen,
Bir gönül tahtın var..
Ben, seni anlatamam,
Tereciye, tere satamam
Cahit YARGICI (Fethiye, 22 Temmuz 2010) ***
Cumhur Turan’dan: Uzun ince bir geceydi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yayınlanan kitaplarla ilgili bir değerlendirme, sayma, rakam tespiti.
Cumhur Turan hocanın kitaplarının sayısı nerede başladı, nerede devam etti, nerede noktalandı, tespitte zorlanıyoruz maşallah. Merkezi Ankara’da bulunan Payda Yayıncılık kuruluşu, ortaya koyduğu kitaplarla dikkat çekiyor, düzenleme güzelliği, yayınlama titizliğiyle alkışların tümünü topluyor. Payda yayıncılık kuruluşumuzun sahibi ve genel koordinatörü Gülendem Gültekin’in payı büyük tüm bu güzelliklerin ortaya konuluşunda tabi.
Cumhur Turan’ın “Uzun ince bir geceydi” adlı kitabı, değişik anlatımlarla, öykülerle karşımıza çıkarılmış. Onbeş ayrı bölümden meydana gelen “Uzun ince bir geceydi” nin ilk bölümü:
-“Gece, onikilik vuruşunu yaparken, sol yanağı cama yapışık, sokak lambasının sarı ışığında beliriveren karın akışındaydı. Işıklı alana giren pamuksu uçuşu gözleriyle yakalayıp, bu alanın bitişine dek taşıdıktan sonra; tekrar başa dönüp, ışığa giren bir pamuksu öbeği gözlerine yükleyerek karanlığın sınırına götürüyordu” şeklindeki bir anlatım ve değerlendirmeyle başlıyor. Cumhur Turan hoca, yazarlığının yanında belki de önce, şairliğiyle karşımıza çıktığı için, öykülerinin, anlatımlarının arasına şiirler serpiştirerek anlatımlarını güçlendiriyor, netleştiriyor. “Uzun ince bir geceydi”nin 40 ncı sayfasında 6 ncı bölüm başlıyor. 41 nci sayfanın ortalarına, alt kısmına gelindiğinde, “Mevlidi okuyan Nazmiye ile birlikte bazı yerleri seslendirince, sesinin güzelliği onun da dikkatini çekmişti. Bundan sonrası ise içinden bir türküce akmaya duruverdi:
Kanatlanıp uçarcasına dalıp gitmişken,
Mevlidin sihirli diline,
Fark edilmiş hemen,
Nazmiye susmuştu birden,
Boşalırcasına hafiflerken içi,
Farkında bile değildi,
Bir onun sesi vardı,
Mevlidi alıp götüren.
Cumhur Turan hocanın yayınlanmış kitaplarının isimleri 127 nci sayfada yeralayor. Bunlar: Olmazlara sevdalıyım, Taç için, Emef, Uyuyan kente yolculuk, Fıkranın şiiri, Anadolu gemisi, Hüzün yağmuru, Uzun ince, Hissettin mi hiç?, Demon, Kirliydi zaman, Varsa yoksa sevda.
***
Sorgun Ozanlar Derneği’nden: Yozgat Bozlak Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yozgat, yiğidin harman olduğu, çamlığıyla, Nida Tüfekçisi’yle, ilçelerindeki güzellik ve özellikleriyle bilinen bir ilimiz. Bu ilimiz merkezinden ilçelerinden zaman zaman bana gelen, ulaştırılan yayınlar oluyor. Dergi, kitap, gazete vd.
Ankara’da yaşayan, Yozgat’lı Murat Duman şiirleriyle olgunluk noktasına ulaşan arkadaşlarımızdan biri. Murat Duman’dan bir dergi aldım geçenlerde. Adı: SOYDER Sorgun Ozanlar Derneği. Yozgat Bozlak.
24 sayfalık “Yozgat Bozlak”ın sayfalarına bakıyoruz, gördüklerimizden:
Derginin kimliğinden: SOYDER Sorgun Aşıklar, Şairler, Ozanlar ve Yazarlar Derneği adına sahibi ve Genel yayın yönetmeni: Abdulah Erol, Yazı işleri müdürü: İdris Gümüş. Yazışma adresleri. Bahçelievler Mhl. Muhsin Yazıcıoğlu Cad. No: 15 Sorgun/Yozgat.
Derginin başyazısı, sunuşu Abdullah Erol’un. Yozgat Valisi Necati Şentürk’ün biyografisi ikinci sayfada yeralıyor. Sanat ve edebiyat dünyamızın, akademik alandaki başarılarıyla gururlandığımız Dr. Bayram Durbilmez hocanın “Yunus Emre ve Muhyiddin Abdal Divanlarında Gönül” başlıklı bir araştırması.
Akdağmadeni, Saraykent Belediye Başkanlarının tanıtım yazıları.
Temmuz-Eylül 2010 aylarına ait 4 ncü sayısıyla bizimle selamlaşan “Yozgat Bozlak Dergisinin” elimizdeki sayısında imzaları bulunanlardan (yazı ve şiir olarak) Dr.Mehmet Güneş, Abdullah Erol, Salim Taşçı, Ahmet Sargın, Erdoğan Bektaş, Osman Karaca, Murat Duman, Nazım Torun, Ahmet Yetimi, Şakir Susuz, İdris Gümüş, Salim Gülbahçe, Yusuf Telli vd.
*Ahmet Tufan Şentürk hoca, şimşek bakışlı, altın yüzlü, yaşlı ama oldukça zinde biriydi... (Murat Duman). Yine Murat Duman’ın “Böyle yazılmış” şiirinden:
Topladım, çıkardım ne kaldı elde,
Yıllarca koştuğum, boşaymış meğer.
Kalmadı bahçemde, bülbül de, gül de
İki gözüm birden, şaşaymış meğer.
*
Görmeden baharı, hazana girdim,
Şu fani dünyaya çok emek verdim,
Belki de bilmeden gönüller kırdım,
Ömrün akış yönü, kışaymış meğer.. ***
Birdal Can Tüfekçi’den
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirler.. Yazıldıkları yerde, yayınlandıkları yayın organlarında imzalarıyla birlikte önem taşıyorlar, anlam taşıyorlar.
Şiirimizin ustaları arasındaki yerinden seslenen, Muğla-Dalaman’dan gönderdiği şiirleriyle, gündemimizde yeralan, sütunlarımızda yeralan Birdal Can Tüfekçi’nin iki şiiri var elimizde. Daha doğrusu şiirlerinden ikisi var elimizde. Bunların birincisi “Getir sevdiğim” adının taşıyıcısı. Beş dörtlükten meydana geliyor. (Birdal hanımın şiirleri genelde beş dörtlükten oluşuyor). Bu şiirden üç dörtlük:
GETİR SEVDİĞİM (Birdal Can Tüfekçi)
Tatlı söz bilmedin, dilin hep zehir,
Yiğidi öldürür, gam ile kahır,
Belli; şimdi pişman, olmuşsun zahir,
Geçen ömrü geri, getir sevdiğim.
*
Sineme vurmaktan çürüdü döşüm,
Kâbusa döndü bak, hayalim düşüm,
Yıllar belim büktü, döküldü dişim,
Geçen ömrü geri, getir sevdiğim.
*
Adın hiçbir zaman düşmez dilimden,
Umutsuzum bir şey, gelmez elimden,
Şimdi, bütün engelleri kaldır yolumdan,
Geçen ömrü geri, getir sevdiğim.
Birdal Can Tüfekçi’nin ikinci şiiri “Dünya durdukça” adının taşıyıcısı. Bu şiir de beş ayrı dörtlükten oluşuyor. Üç dörtlüğü bu şiirin efendim:
DÜNYA DURDUKÇA (Birdal Can Tüfekçi)
Sevdamız sürecek, bir ömür boyu,
Kurusa nehirler, çekilse suyu,
Sanki bir melektir, güzeldir huyu,
Aşkın kalbimdedir, ömrüm oldukça.
*
Gün olur geçerde, şu gençlik çağım,
Hazanla savrulur, bahçemle bağım,
Seninledir kopmaz, gönülde ağım,
Aşkın kalbimdedir, ömrüm oldukça.
*
Saçıma kar yağsa, dökülse kaşım,
Hep on sekizinde, bu gönül yaşım,
Seninle tatlanır, ekmeğim aşım,
Aşkın kalbimdedir, ömür oldukça ***
Musalla taşında,
Hale Gür’den içli bir türkü dinletseler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Başlığımız: “Musalla taşında, dini vecibeler yerine getirildikten sonra Hale Gür’den içli bir türkü dinletseler” şeklinde olmalıydı.
Mektupların satırları arasındaki türkülerden, yorumlarla bize ulaşan türkü sevgisi ve sevdasından sözeden örneklerimizden birini daha, mektup örneklerimizden birini daha nakletmek istiyoruz efendim. Mektup, Ordu ilimizde yaşayan, türkü sevdalısı Sait Demirbaş’tan geliyor. Buyurun birlikte gözden geçirelim:
Saygı değer İsa Bey; Ben türkü düşkünü, tutkunu olduğum kadar, gazete, kitap ve mecmua okumaya da çok düşkünüm. Gazeteniz Anayurt’u Pazar hariç hergün okuyor ve okutuyorum.
Gönderdiğiniz gazeteleri geçen hafta aldım. Açıp okuyunca, çocuklar gibi sevindim. Beni bir kez daha mutlu ettiniz. Size candan teşekkür ederim. Aramızda kurulan bu, türküler kadar içten ve güzel, sıcak dostluk köprüsüyle beni öyle gururlandırdınız ki…
Taa çocukluğumdan beri söylerim, dinlerim türküleri. Benim hayat felsefemdir türküler. İç dünyamı, gizli dertlerimi, düşüncelerimi en içtenlikle ve rahatlıkla türkülerle dile getirebiliyorum. Sırf ben değil, bizim insanlarımızın taa ezelden beri, iç dünyalarını dış dünyaya açılan pencereleri olmuştur türküler.
Nice acılar, yokluklar, haksızlıklar, hüzünler, sevgiler, hayranlıklar velhasıl insan kaynaklı duygular, hep türkülerle dile getirilmiştir. Dağların, ovaların, ırmakların, derelerin, kışların, baharların güzellikleri, nice yürek burkan toplumsal olaylar, savaşlar, daha neler neler ve illâ da sevgiler, özlemler hep türkülerle dile getirilmiştir.
İşte mevsim kış… Gerçi o çocukluğumuzun kışları yok. O çocukluk günlerimizin nice yokluklarına rağmen, kışların bile bir tadı, zevki vardı. Kar üstüne söylenirdi türküler.
-“Kar mı yağmış, Kütahya’nın dağına?
Ataş düşmüş ciğerimin bağına” diye başlayan. Hem bereketti, hem kavuşmalara engeldi, karlar, kışlar.
-“Selam ister, Beytullahın kulları,
Dağlar kardır, aşamadım belleri,
Al yanakta gonca gonca gülleri,
Deremedim gül yüzlü dost küstün mü?”
“Dünyaya keşke bir içli türkü olarak gelseydim” sözümde samimiyim.
Düşünün, dünya durdukça insanların dilinde söylenmek, dinlenmek, sevilmek bir türkü olarak, var mı bunun ötesinde bi mutluluk?. Hangi türkünün ömrü bitmiş?. Bilsem ki öbür dünyada da türkülerimi gönlümce söyleyip dinleyebileceğim, ölüm sefa gelmiş, hoş gelmiş.
Biliyorum, biliyorum bazıları hoşgörüyle karşılamayacak ama, musalla taşında Hale Gür’den yaylalı, ovalı içli bir Ege türküsü dinletseler, belki de yeniden canlanırım!..
Selam olsun Cemile’min gezdiği, meşeli Acıpayam dağlarına. Kalbi saygılar. (Sait Demirbaş, 19 Ocak 2010, Ordu) ***
Zekeriya Efiloğlu’ndan:
Aşk (L)a yürümek
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da olan, Memur-Sen Konfederasyonunun Basın Danışmanı hemşehrim Şahin Ali Şen’den bana ulaşan kitaplardan biri: Zekeriya Efiloğlu’nun Aşk (L)a Yürümek adlı 104 sayfayla günyüzü gören şiir kitabı. Beka Yayınları arasında okurlarıyla buluşturulan bir kitap efendim.
Zekeriya Efiloğlu, Eğitim Bir Sen Şube Başkanı olarak görev yapıyor. Serbest ve hece vezni türündeki şiirleriyle okurlarının karşısına çıkan Zekeriya Efiloğlu, bazen duyuyor ama anlatamıyor. Bazen fikir sancıları çekiyor, duyuyor, yaşıyor. Bu sancıların içinde, arasında aşk sancıları da var. Sayfa 21’de başlayan, sekiz dörtlükten meydana gelen “Aşk sancısı” adlı, başlıklı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle sesleniyor şairimiz:
Cam arkasından kar yağıyor saçlarıma,
Kapı aralıklarında bitiyor zaman dediğin,
Fırtına çörekleniyor göz kapaklarıma,
Virane bahçeler olur, kalınca sevdiğin..
Şiirlerinde uzun soluklu yürüyüşler içinde bulunan Efiloğlu, duygularındaki karmaşıklıklar arasında sıkışıp kalmıyor. Mutlaka bir çıkış yolu buluyor, bulabiliyor. “Seni düşünmek” adlı şiiriyle yoluna devam ederken düşüncelerinin önündeki engelleri yok edip, düzlüğe çıkabilme çabası, yarışı içinde bulunuyor. Sonunda başarıya ulaşarak, derin bir nefes alıyor. Sayfa 63’deki “Seni Düşünmek” adlı şiirden:
Yıldızların ellerime düştüğü bir yerde
Adımladım sokağını, kahrolurken her demde,
Tırnağı sökülürken acı gezer ya tende,
Istırap mektebinde acıymış seni düşünmek.
Zekeriya Efiloğlu: 28.03.1972 tarihinde Ordu ilinin Akkuş ilçesinde doğdu. Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesinden 1993 yılında mezun oldu. Değişik yerlerdeki ilköğretim okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Elimizdeki kitap, Efiloğlu’nun 6 ncı yayını olarak bize ulaştı. Zekeriya Efiloğlu’nun Aşk (L) a Yürümek, adlı şiirinden bir bölüm vererek noktamızı koyalım efendim:
Geceye karanlık yağdığı zaman,
Aydınlıktır ruha,/Sevgili,
Çığlığa sestir hayali,
Susmak zamanı çoktan geçti.

Hiç yorum yok: