24 Haziran 2009 Çarşamba

Yiğit, mert ve
kahraman: Köroğlu

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Saz şairi Köroğlu ile, halk öyküleri kahramanı Köroğlu arasında benzerlik olup-olmadığı, daha doğrusu bu iki ismin aynı isim olup-olmadığı henüz kesinlik kazanmış değildir.
Adıyla, sanıyla, şöhretiyle meşhur öykü kahramanı Köroğlu’dan başka aynı adı taşıyan bir aşığın varlığından ilk kez Evliya Çelebi sözeder. Evliya Çelebi, öykü kahramanı Köroğlu’nun Kuzeybatı Anadolu’da (Bolu taraflarında) eşkiyalık yapmış şöhretli bir haydut olduğunu da kaydetmektedir.
Ahmet Kutsi Tecer, Paris Milli Kütüphanesi’ndeki bir el yazmasında Köroğlu adına kayıtlı üç şiire rastlamıştır. Bu şiirler dil ve üslup bakımından farklı bir saz şairinin varlığını düşündürmüştür.
Fevziye Abdullah Tansel’in, Hasan Eren’in ve Cahit Öztelli’nin araştırma ve yayınları da bu görüşleri kuvvetlendirmekte, desteklemektedir.
Aşık Köroğlu, şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre;III. Murad’ın saltanatı döneminde (1574-95) Anadolu’da yaşamıştır. Özdemiroğlu Osman Paşa’nın komutasındaki orduda Osmanlı-İran savaşlarına katıldığı, adı geçen komutanın ölümü üzerine (1585) bir ağıt yazdığı bilinmektedir. Şiirlerindeki dil ağdalı olduğu için okur-yazar olabileceği düşünülmektedir.
Köroğlu’nun ünü daha çok Doğu Anadolu Bölgesinde yayılmıştır. Bu bölgede halk Köroğlu’nu yolu dağlardan geçen zengin kervanlarından aldığı paraları fakirlere dağıtan bir halk dostu olarak tanıyıp sevmiştir.
Şairin yaşadığı devirde Kayıkçı Kul Mustafa, Kuloğlu, Geda Muslu gibi tanınmış şairlerle birlikte adı anıldığı için, yaşadığı dönemde de meşhur olduğu sanılmaktadır. Koçaklama ve türküleri dil ve ahenk bakımından güçlü ve liriktir. Din ve tasavvuf konularına pek ilgi göstermeyen Köroğlu, aşk şiirlerinde sağlam bir teknik ve samimi ifadeler kullanmıştır.
Bunların dışında savaş destanları, mersiyeleri ve kahramanlık şiirleri de vardır. Fakat bu şiirlerin Köroğlu’na ait olup olmadığı kesinlik kazanmadığını da burada ifade edelim.
Köroğlu’nun iki koçaklamasında yeralan duygular yabancımız değildir. Bunlardan;
Benden selam olsun Bolu Bey’ine,
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır,
O gıcırtısından, kalkan sesinden,
Dağlar seda verip, seslenmelidir.
*
Mert dayanır, namert kaçar
Meydan, gümbür gümbürlenir,
Şahlar şahı divan açar,
Divan, gümbür gümbürlenir.
Hakkında yazılanlardan: Köroğlu, ünlü bir halk hikayesi, daha doğrusu bir halk romanıdır. En az dörtyüz yıldan beri sanat susuzluğunu gidermekte, kahramanlık duygularını beslemektedir. Yiğit ve mert bir kahraman tipi olan Köroğlu, her Türk gencinin ruhunda onun gibi karakterli olma ülküsünü besledi. Halk şiirinin koçaklamalarında hep onun örnek alındığı görülür.
Köroğlu bir kanun kaçağı, devlete karşı gelmiş bir dağ adamıdır. Yollar keser, kervanlar vurur. Babasının gözlerine mil çektiren zalim Bolu Beyi’nin ordularını bozar, dağıtır. Sık sık Bolu’yu basar, şehrin altını üstüne getirir (Cahit Öztelli, Üç Kahraman Şair: Köroğlu-Dadaloğlu, Kuloğlu-1974)
KAYNAK: Işık, İhsan (Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, cilt: 6, Ankara, 2007
***
Güzellemeleriyle tanınan
halk şairi: Karacaoğlan

Prof. Dr. İSA KAYACAN
Karacaoğlan’ın doğum tarihiyle ilgili değişik bilgiler var. Bazıları 1600’lü yıllar derken, bazıları kesinlik içinde 1606’da Adana’nın Bahçe, Feke ve Kozan üçgeni içinde konup göçmekte olan Varsak Türkmenlerinin obalarında doğduğunu kaydediyor.
Bazı araştırmacılar, Karacaoğlan’ın “yaş destanı”ndan hareket ediyor;
Bin on beşte beratçığım yazıldı,
Seksen beşte belkemiğim bozuldu,
Bin doksanda mezarcığım kazıldı,
Mısralarından hareket ederek genel değerlendirmelerde bulunmaktadırlar.
Karacaoğlan,Çukurova’da Toroslu Türkmenler arasında yetişmiştir. Kilis, Maraş, Kırşehir, Erzurum gibi birçok Anadolu şehri ile Rumeli, Mısır, Trablus, Suriye gibi çeşitli ve geniş bir coğrafyayı gezip tanıdığını görüyoruz.
Türk Halk Edebiyatının önemli adlarından biri olan şairin şiirlerinin ünü, xVII. Yüzyılın sonlarında Azerbaycan ve Kırım’da yayıldı. Türküleri halk arasında geniş beğeni topladığı gibi, saraylarda da söylenip çalındı.
Karacaoğlan, Divan ve Tekke şiirinin etkisinde kalmadı. Koşma, semai, türkü ve söylediği kimi destansı şiirlerinde insan ve doğa güzelliği, aşk, hayranlık, yoksulluk, gurbet, zamandan şikayet ve ayrılık gibi temaları işledi. Yabancı kelime ve tamlamalardan uzak durmasını bildi.
Anadolu çevresinde kullanılan kelime ve deyimlere şiirlerinde çokca yer verdi: Hırızma, döndeli, balaban, gövel, sübe v.b. Canlı halk dilini kullanan Karacaoğlan’ın şiirlerinde Türkçeye sinmiş, köylü konuşmalarına kadar yerleşmiş yabancı kelimelere de sıkça rastlandığını görmekteyiz.
Karacaoğlan gençliğinde çok serüvenli, uçarı bir hayat sürmüş, ihtiyarlığın gücü yetmezlikten kaynaklanan elemini şiirlerinde anlatmıştır. Göçler, giyim kuşam, düğünlerde şiirlerinde zengin şekilde izlenir. Karacaoğlan’da tasavvuf ve ilahi aşk düşüncesi yoktur.
Ölümü bir kurtuluş olarak gören halk şairlerinden farklı olarak Karacaoğlan, ömrünü dünya hazları ve arzuları doğrultusunda geçirmek arzusundadır. Bunun yanında, dine karşı saygılı ve inançlıdır.
Daha çok dış dünyayı, dünyevi zevkleri, özellikle sevgilinin hallerini ve güzellere düşkünlüğü vardır. Her yönüyle Divan Şairi Nedim’e benzediği söylenebilir. Dilinin sadeliği, açıklığı, samimiliği, söyleyiş kıvraklığı, yerel söylemleri ustaca kullanması ve irtacali söyleme kabiliyeti de Karacaoğlanın özellikleri arasında sayılmaktadır.
Karacaoğlan’ın bildiğimiz koşmalarından birinin ilk dörtlüğü:
Uryan geldim, yine uryan giderim,
Ölmemeğe elde fermanım mı var,
Azrail gelmiş de can taleb eyler,
Benim can vermeğe dermanım mı var...
Hatırlatmasından sonra, xIx. Yüzyılda yaşamış; Silifkeli, Nizipli Karacaoğlanların bulunduğunu, Yozgatlı Karacaoğlan’ın xVI. Yüzyılda yaşadığı hatırlatmasında bulunalım.
Karacaoğlan’ın ölümü kimi kaynaklara göre 1679’dür. Kimi kaynaklara göre de 1688 olarak kaydedilmektedir.
Hakkında yazılanlardan: Karacaoğlan’ın arada bir Ermeni, Gürcü, Kürt, Rum ve sarışın Firenk güzellerinden ve özellikle Arab gelin ve kızlarından bahsettiği görülür. Ama o, çoğunca gurbet elde kendi yurdunu aradığı gibi, kendi soyundan gelen güzelleri de hasretle anar. (Müjgan Cunbur).
Kaynaklar: Özdemir, Ahmet: Dörtyüzüncü Yılında Karacaoğlan, Bordo-Siyah y. İstanbul, 2006-290 sayfa)
2-Işık, İhsan: Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (Cilt, 5, Ank. 2007)
***
Dr. Mehmet Sılay’ın iki kitabı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Meslek alanları dışına çıkarak, yazıp yayınlayanların, bu konuda, bu alanda başarılı olanların sayıları az değildir.
Mehmet Sılay Tıp doktoru. Bu sahadaki başarılı çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Parlamenterliği vb. Bir, Irak seyahatimiz sırasında bana ulaşan iki kitabı elimde Dr. Mehmet Sılay’ın. Bunlar:
HATAY EVLİYALARI
190 Sayfayla Merkezi Ankara’da bulunan, Keşif Yayınları arasında Günyüzü görmüş. Sılay, sunuşunun sonunda; “Önce kendi değerlerimizi tanıyıp ziyaret etmek ve onlarla iftihar etmek hakkımız. Onların birer efsane yada mitoloji – masal değil gerçek kahramanlar olduğunu çocuklarımıza öğretmekle, tanıtmak ve sevdirmek zorundayız. Yoksa gençlerimizin, yabancı turistlerden hiçbir farkı kalmaz” diyor ve kitabın özetini ortaya koyuyor.
Kitap içinde yeralan isimlerden bazı örnekler verelim:
- Samandağın’da Hıdır Aleyhisselam, Hatay’da ve dünyada Hıdır ziyaretleri efsanelerdeki Hıdır, Habibi Neccar ve cihadı, Reyhanlı’da Şeyh Ubeyd, Kırıkhan’da Bayzedi Bestami, Ahmet Kuseyri, Molla Arap, Antakyalı Ahmet, vd. “Güzel Anadolumuzda; evliyaları ve eşkiyaları Hatay kadar çok ve çeşitli başka bir il tanımıyorum” diye söze başladığı önsözünün girişinden sonraki bölümlerden anlıyoruz ki, Mehmet Sılay Hatay tutkunu sevdalısı. Sayfa 153’e bakıyoruz. Burada “Ali Baba” anlatılıyor. Girişi:
- Belen’in Benlidere Köyü’nde 1879 yılında doğdu. 21 Kasım 1984 tarihinde 105 yaşında vefat etti. Mezarı Dörtyol’a bağlı Kuzuculu Beldesi’nde, sessiz ve asude bir portakal bahçesindedir. Uzaklardan gelenleri ağırlamak için kenarda küçük bir mescit yapılmış olup, belirli zamanlarda ibadet edilir ve zikir halkaları oluşur.
Görülüyor ki, Dr. Mehmet Sılay’ın dili, sade, anlaşılır ve gelecek kuşaklara intikal bakımından önem ve anlam taşıyor.
MEHMET AKİF’İN SEYAHATLERİ
Dr. Mehmet Sılay, manevi değerlerimizin ortaya konuluşu ve sahip çıkılması yönündeki değerlendirme ve yayınlarıyla ilk sıralarda yeralan isim ve imzalarımızdan. İkinci kitabı, daha doğrusu bizdeki ikinci kitabı:
- “Seyyah-ı Beyaban Mehmet Akif” adının taşıyıcısı efendim. Yani, Mehmet Akif’in seyahatleri olarak karşımıza çıkan, çıkarılan 240 sayfalık Erguvan Yayınevi yayınları arasında Günyüzü gören önemli bir yayın, önemli bir kitap.
Mart 2009 baskılı, çiçeği burnunda taptaze bir kitap, merkezi İstanbul’da bulunan Erguvan Yayınları bütünlüğü içinde okurlarına ulaştırılmış. Yayınevi imzasıyla sayfalara aktarılan sunuşun bir yerinde; “Biz Akif’in kısa da olsa bu seyahatlerini önemsiyoruz. Onun bu seyahatlerinde vatan müdafaası ve Allah’ın dini söz konusu olunca nelerin yapılması, nelere katlanılması gerektiğini, dahası ona, bir millete İstiklal Marşı yazmanın ruhunun nasıl verildiğinin künhünü, kaynağını, aşkını öğreniyoruz” deniliyor.
Seyahatlerden: Sahraların gezgini, Bir Osmanlı seyyahı, Hilvan, Beyrut, Antakya, vd.
15 dolayında kitabı yayınlanan Dr. Mehmet Sılay Hatay’da doğdu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Essen Üniversitesinde ihtisasını tamamladı. İskenderun Devlet Hastanesinde Başhekimlik görevini yürüttü. 20. Dönem Hatay Milletvekili olarak Parlamentoda görev yaptı.
***
Burdur’dan yeni yeni
Prof. Dr. İSA KAYACAN

Burdur’a her gidişimde yeni yeni isim ve imzalarla karşılaştığımı söylemeli, sevincimi kaydetmeliyim. Bir şiir sever… Şiir denemeleri bulunan bir hemşehrim daha. Adı: Hacer Göçer. İki şiiri var elimde, yenilerde bana ulaşan. Bunlar:
DİRMİL’im (Hacer Göçer)
Ah! Yeşil, güzel Dirmil’im,
Her yönünle canlısın,
Soğuk sularınla kebabınla,
İlimizde şanlısın.
Yurdumun dört köşesinin,
Dağlarında, ovalarında çanların,
Düğünlerde sipsin, ses verir, çınlar,
Kezban yenge tüngür, cemilem oynar.
*
Ah! Yeşil, güzel Dirmil’im,
Sana gönül bağladım,
15 sene gurbette,
Senin için ağladım.
Ben, Dirmil’i Dirmilliyide çok sevdim,
Eller, allar giysin, ben kareli,
Çok uzaklardan geldim, oldum buralı.
Şu Dirmil’in yüksek karlı dağlarında,
Bülbül öter yeşil, zümrüt bağlarında,
Gel gidelim Dirmil’e yaz aylarında…
*
Ahh! Yeşil güzel Dirmil’im,
Her yönünle canlısın,
Bahar olsun, güz olsun,
Çamlarınla şanlısın.
*
Bak, alşalvarlı, karanfilli geline,
Kına yakmış, alal, ak eline,
Sırma saçın dökmüş ince beline…
Dirmil’im, Dirmil’im güzel Dirmil’im.
*
İSA KAYACAN (Hacer Göçer 08.05.2009)
Tefenni’nin Ece köyünde doğmuşsun,
Burdurun sesi, sazı, sözü olmuşsun,
Şiirinle gönüllere taht kurmuşsun,
Kendisi Ankara’da,
Gönlü Burdur’da yaşayan,
İyi ki varsın İsa Kayacan.
Ali Yücel: 20 Nisan 1947 tarihinde Burdur ilinin Aziziye köyünde doğdu. İlkokul tahsilini Aziziye köyünde, Ortaokul tahsilini Konya’da tamamladıktan sonra, 1966 yılında Bursa Bölge Ziraat Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Tarım Bakanlığı bünyesinde ziraat teknisyeni olarak çalışmaya başlayan Ali Yücel, daha sonra iktisat Fakültesinden mezun oldu. Son görev yeri olan Burdur Tarım İl Müdürlüğü Destekleme Şube müdürüyken, 1994 yılında emekli oldu. Aziziye Folklor ekibi Derneğinin kurucuları arasında yeralan, 15 yıllık araştırmasını 2008 yılında” Bana Göre İslam Dini” (Fıtratın Sesi) adlı kitapta toplayan Ali Yücel Burdur’da yaşıyor.
***
Melahat Ecevit’ten iki yeni şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN

Şairler, şaireler yazdıklarıyla, yayınladıklarıyla takdir topluyorlarsa, toplayabiliyorlarsa, yazdıkları alanda başarıya ulaşmışlar demektir.
Şiir, kelimelere ruh ve canlılık verebilme sanatı olarak ifade ediliyor. Değişik ifade ediliş şekilleri de var tabi.
Melahat Ecevit, Isparta ilimizden sesleniyor yıllardır. Yazdıkları, yayınladıkları var beğenilen, alkışlanan.
Melahat Ecevit’in iki yeni şiiri daha geldi bana. Bunların isimleri: Canın yansın ve tavuklarım. Birinci şiirden:
Ben böyle değildim yıllar evveli,
Gören derdi kırkbir kere maşallah,
Ne hallere düştüm sevdim seveli,
Canım yandı, canın yansın inşallah
*
Sözlerin dikendir, dilin bıtırak,
Yerinden kalkmazsın sanki oturak,
Emirler yağdırdın kaşın çatarak,
Canım yandı, canın yansın inşallah..
Can yakanın, canının yanması için dualar etmek kadar normal ne olabilir. Hele, görenlerin süt dökmüş kedi kadar masum zannettikleri kişinin, giysiler içindeki görünüşüyle adam sanılan kişinin, beş vakit konuştuklarının doğru sanılmasının yanlışlığının görülmemesi, insanın çileden çıkması, çıkarılması anlamına gelmiyor mu?.
İnsanın anasından emdiklerinin burnundan gelmesi, karşıdakinin bakışlarının bağırları delmesi, sanki yedi kat ‘el’ olarak kabul edilmesi, bu inançla yapılan değerlendirmeler içinde yorumlanması ne kadar acıdır değil mi?
Ve: İpe undan başka bir şey sermedin/Aşka dair zekat bile vermedin/Saçlarıma aklar düştü görmedin/Canım yandı, canın yansın inşallah, denilmesi bir hak değil midir?.
Hele; Zor günler geçirdim her an yanında/Kafir kanı varmış senin kanında/Şeytan solda sıfır kalır yanında/Canım yandı, canın yansın inşallah, denilişi duyguların yığın büyüklüğünü göstermiyor mu?
TAVUKLARIM
Melahat Ecevit hocanım, merhum Yaşar halasına ithaf etmiş bu şiirini. İlk dörtlüğü :
Sakın ha, gitme kal filan demeyin,
Benim evde birçok bekleyenim var,
İsterseniz gelin görün ne deyim,
Yol gösteren deyus tavuklarım var…
Gıt gıt gıt gıdaklayan mızıkacılardan kimi öfkelidir, kimi sorgulayıcıdır, içlerinde döğüş neferi olanlar vardır, iyi soylu ve iyi cinsten olanların duruşları bir başkadır tavukların… Melahat Ecevit hocanım tavuklar üzerindeki anlatımını şu dörtlükle noktalıyor:
Bazıları sakin, hep senli benli,
Bazıları sakin, saçar nedenli,
Eşinirken ayak çatal dikenli,
Gözü yaşlı deyus tavuklarım var…
Tavuklar üzerindeki duygularını, böyle yerli yerinde, ustalıkla anlatılabilen ayırım ve sıralamanın kalem sahibi alkışlanmaz mı?. Elbette alkışlanır efendim. Tebrikler Melahat Ecevit hocanım tebrikler
GÜNÜN HABERİ:
Burdur’da 58 yıl önce Teknik-İş ve Torna Atölyesi adı altında kurularak küçük çapta tarım aracı imal eden Ertuğrullar, “Türkiye’nin ilk pamuk hasat Makinesi”ni üretti (Ses-15 Gazetesi, Bucak, Burdur, 12.04.2009)
***
Irak bize ırak değil
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kerkük kökenli olup, Azerbaycan’da yaşayan Türkmen kardeşlerimizden, Prof. Dr. Gazanfer Paşaev’in kitaplarından birinin adı: “Irak bize ırak değil”di. Bende bu isimden kopya çekerek, böyle bir başlık attım.
Mart 2009’un sonunda Bağdat’a yaptığımız seyahatte Kerbela ve Necef kentlerindeki 1. Fuzuli Festivali çerçevesindeki incelemelerimiz sırasında bana ulaşan yayınlardan:
1-Işık Dergisi: Edebi kültür dergisi olarak, Türkmen Işık Edebiyatçılar Grubu tarafından mevsimlik olarak yayınlanıyor. 11 nci sayısı Kış–2008 olarak Günyüzü gördü. Işık Dergisinin İmtiyaz sahibi: Hacı Sami Yusuf Tütüncü. Mahmut Kasapoğlu’nun” Kahramanlığımız” adlı şiirinden:
Azmimiz, irademizle,
Atalardan kalan izle,
Biz dostlarla, dostlar bizle,
Birlikte meydanda durduk,
Sarsılmayan temel kurduk.
Bir başka dergi, Türkmen kardeşlerimizin yayınladığı dergilerden biri:
2- Kardeşlik: Kültür edebiyat ve sanat dergisi olarak, Türkmen kardeşlik Ocağı tarafından Bağdat’ta yayınlanıyor. Genel Yayın Yönetmeni: Dr. Mehmet Ömer Kazancı. 231–232 ve 233-234 ncü sayıları ayrı ayrı yayınlandı. M.Ö. Kazancı’nın “Bağdat Trajedisi” nden:
Yürekler sıkışıp kalmış arada
Ne hatırda aşk var, ne de sırada,
Bir el pusattadır bir el yarada
Kalpler kime şiir yazacaktır?
Bir başka dergi, Irak Türkmenleri kadınlar Derneği tarafından çıkarılan, yayınlanan “Yıldız” dergisi.
3-Yıldız Dergisi: Kültürel dergi. Irak Türkmenleri Kadınlar Derneği tarafından üç ayda bir yayınlanıyor. Başyazar Münevver Molla Hassun. Yazı işleri müdürü: Fuat Demirci. Fazıl Mahmut Kanber’den:
Ederem havar havar,
Havara gelsen ne var,
Geldi kurban bayramı,
Kurbanın olsam ne var
Kitaplar, getirdikleri sayfa sayfa. İçerik olarak zenginlik içindekiler. Bunlardan:
4-Hangi Şehre Gitsem Sen Varsın: Şubat 2009’da Bağdat’ta 116 sayfayla basılan Dr. Nusret Merdan’ın öykülerinden oluşan kitap, Türkmen Kardeşlik Ocağı yayınlarının 17 ncisi olarak Günyüzü gördü.
5-Sümer Melodileri: Ali Şükür Bayatlı’nın şiirlerinden oluşan kitap, Kerkük’te yayınlandı. Kitap, Türkmenlerin dedesi Prof. Dr. İhsan Doğramacı ve Türkmen şehitlerine armağan edilmiş.
6-Kerkük’ün Sesi Gazetesi: Sekiz normal sayfayla Bartın’da yayınlanıyor. İmtiyaz sahibi: Göngör Yavuzaslan, Genel Yayın Yönetmeni: Şafak Göngör. İdare Merkezi: Piryancılar Cad. Bilaloğlu İşh. Kat.1 Bartın.
***
Durmuş Öcal’dan mektup var
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Mektuplar.. yazılmış biçimiyle özlenen, okunuş biçimiyle gözlenen duyguların sayfalara aktarılmışları. Yıllardır, mektuplarla haberleşmiyoruz. Telefon, internet vb. gibi haberleşme araçları ciddi bir şımarıklık tablosu ortaya koyuyor.
Durmuş Öcal, yazıp yayınlamaya hevesli, Burdur çakışlı bültenleriyle dikkat çeken bir hemşehrim. Geçenlerde bir mektup aldım uzunca yazılmış. iki ayrı şiiriyle de dikkat çekti hemşehrim Durmuş Öcal. Önce mektupdan bazı satırlar verelim, nakledelim, sonra şiirler gelsin sırasıyla. Buyurun:
Sayın, sevgili, can ve gönül dostum Prof. Dr. İsa Kayacan: Bildiğim kadarıyla, dostlar , suçlar, borçlar unutulmaz, unutturulmaz. Hele senin gibi üst düzeyde olan candan, canından, yaptığı hizmetlerden bir nebze olsun usanmayan, ihmallik etmeyen kişiler için hayat okulu olarak bizleri doğru yolu gösterenler için.
İnan ki seni hiç unutmuyorum ve unutmak istemiyorum. Seninle tanışalı 10 yıl oldu. Bir ağabey ve bir kardeş gibi yol gösterici olanlar senin yaptığını özkardeşim bile yapmaz. Sizleri üstün kişi olarak değil, bir gönül dostum olarak özlüyorum. Şu ezanların okunduğu ve ruhuma dokunduğu vakitte özlüyorum. Sonsuz saygı ve sevgilerimle hoşça kal, unutulmayan dostça kal. Allaha emanet ol. Sevgilerimle.. Seni özledim, hem de çok özledim. (Durmuş Öcal, Burdur, 06.05.2009)
İSA KAYACAN’a (Durmuş Öcal, 06.05.2009)
Bir adımına, bin adım geleceğim,
Ölene kadar, seni hep seveceğim,
Gel deyince, yanına geleceğim,
Elimden gelen nesneyi vereceğim.
*
HAYAT BU (Durmuş Öcal)
Şu yalan dünyada yaşanacak,
Bir nefes soluktan başka,
Neyimiz var, onu sen bilir misin?
Sevgiler kayboluyor, bir dirhem verir misin?
*
Yaşadığımız hayat çok ucuz,
Yaşanmayan hayat pahalı,
İnsanlar hep yok oluyorlar,
Mezara girmeyi gönül, verir misin?
*
İşte tüm insanlık kişilik dramı,
Ucuza alınıyor ölmenin, öldürmenin gramı,
Hey cani insan, sende unutma sıranı,
Mezar seni de çağırdı, gider misin?
*
Bak düşman değil, dost karşıda
Ne istiyorsan hepsi var çarşıda,
İstiklal söyleniyor Marşıda,
Sende şehitler gibi mezara, gidecek misin?
*
Sende dön arkana bak, gelen var,
Muradına zevkini eremeyen var,
Ucuzda olsa, pahalıda olsa al,
Ölüm senide bir gün alacak, bilir misin?
*
Beyitleri, meyitleri şiirleri yazanlar,
İşte görünüyor, makineyle mezar kazanlar,
İnsanlık dışı, pazarlarda gezenler,
Mahşerde ebediyen yanacak, bilir misin?

Hiç yorum yok: