2 Kasım 2010 Salı

Burdur Suna Uzal İlköğretim okulundaki
öğrencilerimizden umutluyum

Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur merkez ve ilçelerindeki ilköğretim okullarındaki öğrencilerimizden değişik yollarla (gazetelerle) bana ulaşan şiirlerin mısraları arasındaki gezintilerim sonunda, bazen ferdi, bazen toplu görüşmelerim oluyor.
14 Ekim 2010 Perşembe günü, Burdur merkezde faaliyet gösteren Suna Uzal İlköğretim Okulu öğrencileriyle bir sohbetim oldu. Orhan Altın hocanın organizasyonu, okul müdürlüğünün daveti üzerine gittim. Okulun genelinde kültür, merdiven basamaklarının boşluğunda özlü sözler kokuyor. Gelecek için, ümitlenmemiz için, gerekli her türlü görüntü ve gerçekleştirmenin varlığıyla karşılaştığımı hemen belirtmeliyim.
Bu okulumuz öğrencilerinden pek çoğu şiirle ilgileniyor. Yazıyor, yayınlıyorlar. Duygularının mısralara dökülüş, duygularının Burdur la ilgili olanlarının öne çıkışı geçmişten günümüze akıp gelen hatırlamalarım arasında yer alıyor.
Suna Uzal İlköğretim Okulu’nun okul gazetesinin ilk sayısı 23 Nisan 2010 tarihinde yayınlanmış. 4 normal sayfalık gazetenin, Kültür Edebiyat ve Yayın Kulübü adına sahibi, okul Müdürü: Ahmet Ali Küçük. İnceleme ve seçme kurulları var. Seçme kurulunda görev yapanların öğrencilerden meydana gelmesi sevindirici ve anlamlı.
Okul Gazetesinin sayfalarında genellikle öğrenci imzalarının ağırlıklı olduğu görülüyor. Doğru bir seçim, değerlendirme. “Okulumuzdan haberler” sütunu dikkat çekiyor. Manşette, devletimizin kurucusu yüce Atatürk’ün; “Küçük hanımlar, küçük beyler!.. Sizler, hepiniz geleceğin virgülü, yıldızı, bir mutluluk pırıltısısınız!. Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek, ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz-Mustafa Kemal Atatürk” imzalı sözü var.
Sordukları sorularla beni sevindiren, özellikle şiirin meşakkatli yolculuğunda yürümeye aday olarak gördüğüm öğrencilerimiz arasından, belki de ilerde-yarının önemli şairleri çıkabilecektir. Suna Uzal İlköğretim Okulu yönetimi ve öğretmenleri, öğrencilerinin geleceğiyle ilgili her türlü çalışma ve gayret içinde görünüyorlar. Ümitlendiğim önemli bir nokta burası.
Suna Uzal İlköğretim Okulundaki sohbet toplantımıza, Burdur Araştırmacı, Yazar ve Şairler Derneği kurucularından Durmuş Öcal, bu Derneğin şimdiki Başkanı Sebahat Gümüş’ün katılması, sohbetimiz içerisinde yeralmaları öğrencilerimize verilen mesajlar arasında, Burdur’da böyle bir Derneğin bulunduğu yönünde önemliydi.
Biz şimdi, Okul Gazetesi, “Suna Uzal İlköğretim Okulu” sayı: 1’in sayfalarına yeniden dönelim: Okul Müdürü Ahmet Ali Küçük’ün kısa bir sunuşu. İstiklal Marşımızın sözlerinin BMM’de 12 Mart 1921 tarihinde kabul edilişinin yıldönümünde düzenlenen programdan görüntüden sonra, Orhan Altın Hocanın “Sınav stresi ve eğitim” başlıklı yazısı, rehber öğretmen Barış Özer’in “Mazeretim var kaygılıyım” başlıklı yazısı, Atatürk’ün gençliğe hitabesi, “Öğretmen kadromuz” başlığı altındaki okul yöneticileri ve öğretmenlerinin isimleri, branşları, fotoğrafları. Sonra, söz öğrencilerin. Bunlar sayfalara serpiştirilmiş. Bakalım bu öğrenciler kim, kimler?:
Bera Tekin (7-A), Şerife Uçkun (8-C), Ceyda Sude Tekin (3-B), Lale Nur Sarı (7-A), Şerife Zeynep Özcan (7-A), Beyzanur Demirel (7-A), Kâmile Dinç (7-C), Mehmet Emin Karul (7-D), Zümra Ceren Gün (5-A), Rabia Özmen (7-C), Kader Yılmaz (7-C).
Bunlardan: C. Sude Tekin, Şerife Uçkun, Kamile Dinç, M. Emin Karul, Z. Ceren Gün, Kader Yılmaz, şiirleriyle dikkat çekerken, öteki öğrenciler denemeleriyle gazete sütunlarından bizimle selamlaşıyorlar. (Kamile Dinç’in hem şiiri, hem denemesi var)
219. Plaket: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; Öğrencilerimize vermiş olduğunuz değerli bilgiler ve desteğinizden dolayı, teşekkür ederim. Sizi aramızda görmekten onur duyduk (Ahmet Ali Küçük, Suna Uzal İlköğretim Okulu Müdürü, Burdur, 14 Ekim 2010)
220. Plaket: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; Sizi aramızda görmekten mutluluk duyuyoruz. (Burdur, Suna Uzal İlköğretim Okulu öğrencileri, Burdur, 14.10.2010)
**
Galip Baran:
Sorun bencillik,
Çözüm sencillik
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Galip Baran, toplum için çalışan, millet için ter döken, yasa ve kuralların uyulması, uygulanması için çaba ve gayret gösteren, yorulma bilmeyen 1932 doğumlu bir delikanlı. Bodrum-Turgutreis’de yaşıyor.
Gözü, gönlü Türkiye’nin dört bir yanında…
Topluma, sokaktaki insana mesaj vermek için, giyiniyor, kuşanıyor, yurdun değişik yerlerinde, Ankara’da; “Tiryaki! İzmarit yerde/Kentli olmak nerde?” sorularıyla insanların karşısına çıkıyor, karşımıza çıkıyor.
13,14,15 Ekim 2010 tarihlerinde, Ankara’nın Kızılay semtinde, bölgesindeydi Galip Baran hoca. Şapkasıyla, mesaj yüklü-dolu gömleğiyle vatandaşlarla selamlaştı, kucaklaştı. Galip Baran hoca; Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (ahilik) milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlatılan ve yıllardır sürdürülen, İnsan’ı, davranışlarını ve davranış nedenlerini araştırdığımız ve “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarda yaşam biçiminin kökten değiştiğini anlattıktan sonra;
-Yasa bağımlısı oldum/Diğerkâm bir kişilik edindim/Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesini özümsedim/Edindiğim tecrübe bilgi ile Bilinç Üniversitesini kurdum/Bu süreçte kendimi tanımağa başladığımın ‘Bilinç çağı’nda yaşadığımın ve Bilinçlog olduğumun farkına vardım, diyerek gerçeklerin içinden seslendi uzun uzun.. Duyan oldu mu acaba? diye düşündüm.
Galip Baran hoca, toplumda yasa dışı davranışların en aza indirilmesi etkinliklerinin organizasyonunu yapıyor, uyguluyor, eyleme dönüştürüyor. Katılımın artması, sağlanması için öncülük yapıyor. Çalışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamalarda;
Halkın yasa bilinci edinmesini sağlama konusunda, kendisinden daha sorumlu konumlarda olup, karşılığında dolgun maaşlar alan üst düzey yetkililerin işlerini kolaylaştırmak için çalıştığını anlatıyor.
Ve bir yakınması var. Bu konuda; “İşlerini kolaylaştırmak için çalıştığım üst düzey yetkililer, beni ciddiye almıyorlar, uzattığım eli tutmuyorlar” diye yakınıyor. “Dahası, bazı üst düzey yetkililer beni gözaltına bile aldırıyorlar” sitemiyle, yakınmalarda bulunuyor.
-“Anladım ki; işlerini kolaylaştırmak için çalıştığım bu üst düzey yetkililer benimle görüşmek istemiyorlar. Onlar beni ciddiye almasalar da, benimle görüşmek istemeseler de, üstlendiğim bu görevi ne pahasına olursa olsun sürdüreceğim” diye devam eden cümlelerinin sonunda “Her kavşağa bir Galip” sloganından sonra biraz soluklanıyor Galip Baran.. Arkasından sıralamalarda bulunuyor:
• Trafik kurallarına uyun uymayanları uyarın!..
Uyarın ki, sizin de ‘Trafik bilinci’niz olsun!..
• Çöpleri sokağa değil, çöp bidonlarına atın!..
Atın ki, sizin de ‘Çevre bilinci’niz olsun!..
• Geri dönüşebilir atıkları atık toplama kutularına atın!..
Atın ki, sizin de ‘Tasarruf bilinci’niz olsun!..
• Vergi borcunuzu tam ve eksiksiz ödeyin!..
Ödeyin ki, sizin de ‘Vergi bilinci’niz olsun!..
* Böyle davranın ki;
Türkiye ‘Bencillik’ ten kurtulsun,
‘Geri Kalmışlık Zinciri’ni kırsın,
‘Muasır Medeniyet’i aşsın!..
***
Yazı ve gazetelerdeki yayınlarımla
2006 yılında da ‘rekora’ giden yoldayım
(1)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yıllar itibariyle ve genel olarak, yazıp yayınladığım yazılarımla ilgili değerlendirmelerimi, 2006 yılı bütünlüğündeki notlarımı bir araya getirip, alt alta sıralayıp yayın fotoğrafımı ortaya koyma gayretimi sürdürüyorum. 2006 yılı kayıtlarımla ortaya çıkan genel yayın görüntüm şöyle:
2006 yılında 1.367 ayrı yazı yazıp, 61 gazete ve dergide 3 bin 629 kez okuyucu karşısına çıkmışım, okuyucuyla buluşmuşum. Bir başka ifadeyle, 2006 yılında da ‘rekora’ giden yolda yürümüşüm, koşmuşum.
Kayıt altına aldığım günlük, aylık ve yıllık notlarımı 01 Ocak-31 Aralık 2006 arası, yani 12 aylık sürede, gazete ve dergi isimleri itibariyle değerlendirme, alt alta sıralama, toparlama sonuçlarıma göre;
1- Belde Gazetesinde (Ankara 352 ayrı yazı),
2- Tasvir Gazetesinde (Ankara, 278 ayrı yazı),
3- Olay Gazetesinde (Ankara, 276 ayrı yazı),
4- 24 Saat Gazetesinde (Ankara 271 ayrı yazı),
5- Anayurt Gazetesinde (Ankara, 190 ayrı yazı),
Olmak üzere, toplam 1.367 (gün-yazı) ayrı yazımın, günlük olarak yayınlandığı ortaya çıktı. Bu 1.367 ayrı yazımın, değişik yerleşim birimlerinde yayın yapan, gazete ve dergilerde “gün-sayı” olarak toplam 3 bin 629 kez yayınlandığı, okuyucu karşısına çıktığı, çıktığım, yıllık kayıtlarımın teker teker-satır satır değerlendirilişiyle anlaşıldı, görüldü.
Şimdi, yukarıda isimleri kaydedilen 5 ayrı gazeteye ilave olarak İsa Kayacan’ın yazılarının yayınlandığı gazete ve dergilere, yayın-gün sayısı itibariyle şöyle bir göz atalım:
6- Sonsöz Gazetesi (Ankara, 272 yazı),
7- Yenigün Gazetesi (Burdur, 296 yazı),
8- Burdur Gazetesi (46 yazı),
9- Ses-15 Gazetesi (Bucak-Burdur 137 yazı)
10- Burdurlu’nun Sesi Gazetesi (7 yazı),
11- Burdur Çağdaş Gazetesi (4 yazı),
12- Pınar Gazetesi (Gölhisar-Burdur, 33 yazı),
13- Zümrüt Rize Gazetesi (175 yazı),
14- Van Postası Gazetesi (145 yazı),
15- Gaziantep’te Zafer Gazetesi (172 yazı),
16- Yeni Söke Gazetesi (110 yazı),
17- Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi (191 yazı),
18- Önder Gazetesi (Keşan, 66 yazı),
19- Mersin Tercüman Gazetesi (41 yazı)
20- Kent Gazetesi (Kilis, 107 yazı),
21- Hürfikir Gazetesi (Lüleburgaz, 134 yazı),
22- Meydan Gazetesi (Denizli, 27 yazı),
23- Devrek Postası Gazetesi (43 yazı).. ***
Yazı ve gazetelerdeki yayınlarımla
2006 yılında da ‘rekora’ giden yoldayım
(2)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
24- Sorgun Postası Gazetesi (27 yazı),
25- Samandağ Gazetesi (24 yazı),
26- 7 Mart Gazetesi (Borçka-Artvin, 33 yazı)
27- Şafak Gazetesi (Aydın, 28 yazı),
28- Akdeniz Gazetesi (Isparta, 14 yazı),
29- Anadolu Gazetesi (Simav, 23 yazı ve şiir),
30- Ege Gazetesi (Fethiye, 19 yazı),
31- Serhad Artvin, Demokrat Eğirdir, Saygın Malkara, İlke (Isparta), Yeni Kütahya, Günlük (Fethiye), Bakış (Aydın), Aydın Güzelhisar, İleri (Ceyhan), Hür Işık (Manisa), Yeni Sayfa (Marmaris), Mücadele (Siirt), Yozgat, Öz Yalvaç, Trabzon Haber adlı gazetelerde toplam 42 yazımın yayınlandığı görüldü.
Yayın (gün) sıralamasında “İlk on” da yeralan gazeteler: Belde, Yenigün, Tasvir, Olay, Sonsöz, 24 Saat, Tekirdağ Yeni İnan, Anayurt, Zümrüt Rize, Gaziantep’te Zafer.
DERGİLER:
1- Ana Dergisi (İstanbul 1 yazı)
2- Anadolu RC Life Dergisi (Afyonkarahisar, 1 yazı),
3- Bayatı Dergisi (Bakü-Azerbaycan, 3 yazı),
4- Burdur Yöremizin Haber ve Şiir Bülteni (3 yazı),
5- Bülten (Ankara, Remzi Oğuz Arık Mhl. Muhtarlığı yayını-1 yazı)
6- Defne Dergisi (Düzce, 1 yazı)
7- Dikili Ekin Dergisi (3 yazı),
8- Duygu Seli Dergisi (Isparta, 3 yazı)
9- Folklor Edebiyat Dergisi (Ankara, 1 yazı)
10- Gülpınar Dergisi (Ankara, 1 yazı)
11- Işık Dergisi (Kerkük, 2 yazı),
12- Kümbet Dergisi (Tokat, 3 yazı)
13- Kerkük Dergisi (Ankara, 1 yazı)
14- Maki Dergisi (Mersin, 2 yazı),
15- Tuna Boyu Dergisi (Bulgaristan, 1 yazı)
16- Yeni Size Dergisi (İstanbul, 7 yazı) olmak üzere toplam 36 yazımın yayınlandığı ortaya çıktı.
ULAŞILAN OKUYUCU SAYISI HESABI
Yukarıda adı geçen gazete ve dergilerin özellikle gazetelerin tirajı (baskı sayısı), satış ve iadelerinin, Basın-İlan Kurumu kayıtlarına bakılarak ve ortalama bir gazetenin veya derginin (dergilerin genellikle aylık) kişi tarafından okunduğu bulunularak, İsa Kayacan’ın bir yıl içinde (gün, hafta veya aylık da olabilir) kaç okuyucuya ulaştığı (ne kadar nüfusa ulaştığı) hesap edilebilir.
Örneğin, günlük bir gazete ortalama 100-200 veya 500 kişiye ulaşıyorsa, o gazetenin günlük net satışı kişi sayısıyla çarpılıp, rakam ortaya çıkarılabilir. Bilinir ve kabul edilir ki, bir eve veya bir büroya alınan gazete, tek kişi tarafından okunmayıp, en az 3,4,5 hatta daha yukarıdaki bir sayıda kişi tarafından okunabilir, haber ve yazılar görülmüş, okunmuş olabilir.
***
Zümrüt Rize Gazetesinde yazılarım, “sütunların” yanında
birarada “sayfalarda” da yayınlandı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Rize ilimiz merkezinde günlük yayınlanan, Zümrüt Rize Gazetesinde yıllarca yazılarımın “Ankara Mektubu” köşe başlığımla ve tek sütunda, tek yazı yayınlama düzeniyle gidildi. Ama öyle bir zaman geldi ki, gönderdiğim yazılarımın fazlalığı ve gelen (gönderilen) yazı sayısının günlük olarak bitmeyeceği görülünce, gazete yönetimince bir yol aranmış olacak ki, İsa Kayacan imzalı yazılar tek yazı biçiminde değil 3-4,7 yazı bir arada ve tam sayfa olarak yine “Prof. Dr. İsa Kayacan-Ankara Mektubu” ve İsa Kayacan fotoğrafıyla yayınlanmaya başlandı.
Zümrüt Rize Gazetesinin İsa Kayacan yazılarını toplu ve sayfa bütünlüğü düzenlemesiyle yayınladığı tarihleri ve bu tarihlerdeki İsa Kayacan makale sayıları şöyle görüldü:
1- 02 Mart (6 ayrı yazı), 13 Mart 2010 (6 ayrı yazı)
2- 01 Nisan (5 ayrı yazı), 02 Nisan 6 ayrı yazı), 03 Nisan (5 ayrı yazı), 06 Nisan (4 ayrı yazı), 10 Nisan (4 ayrı yazı), 16 Nisan (6 ayrı yazı), 17 Nisan 2010 (4 ayrı yazı),
3- 30 Haziran (4 ayrı yazı), 29 Haziran 2010 (4 ayrı yazı)
4- 02 Temmuz (3 ayrı yazı), 03 Temmuz (7 ayrı yazı), 07 Temmuz (6 ayrı yazı), 09 Temmuz (7 ayrı yazı), 10 Temmuz (6 ayrı yazı), 17 Temmuz (5 ayrı yazı), 22 Temmuz (6 ayrı yazı), 23 Temmuz 2010 (4 ayrı yazı),
5- 05 Ağustos 2010 (5 ayrı yazı)
6- 17 Eylül (5 ayrı yazı), 18 Eylül (7 ayrı yazı), 21 Eylül (6 ayrı yazı), 22 Eylül (5 ayrı yazı), 23 Eylül (4 ayrı yazı), 24 Eylül (6 ayrı yazı), 25 Eylül (6 ayrı yazı) 29 Eylül (5 ayrı yazı), 30 Eylül 2010 (5 ayrı yazı),
7- 02 Ekim (6 ayrı yazı), 04 Ekim (5 ayrı yazı), 07 Ekim (6 ayrı yazı), 09 Ekim (5 ayrı yazı), 12 Ekim (4 ayrı yazı), 13 Ekim 2010 (4 ayrı yazı).
Şimdi Ekim ayının ilk sayfasının yayınlandığı 02 Ekim 2010 tarihli Zümrüt Rize Gazetesindeki İsa Kayacan köşesinde, sayfasında (İsa Kayacan imzasıyla) yayınlanan 6 ayrı yazının başlıklarına bakalım:
1- Ömer Erhalim’in yeni şiirleri,
2- Çemen Dergisinin: İsa Çelikdönmez özel sayısı,
3- Büyükten küçüğe,
4- Kahramanlık şiirleri, marşlarımız, türkülerimiz,
5- Cumhur Turan’dan: Varsa yoksa sevda,
6- Dr. Şemsettin Küzeci’den: Biz güneş değiliz.
***
GÜNÜN HABERLERİ:
1- 22 Aralık 2004 tarihinde kurulan, Celal Öztaş ve Yusuf Tortop sahipliğinde günlük yayınlanmaya devam eden “Çağdaş Burdur” Gazetesinin renkli baskı tesisleri, 28 Ekim 2010 tarihinde törenle hizmete açıldı. On sayfalık Gazete’nin 29 Ekim 2010 tarihli 1797. sayısının ilk ve son sayfaları renkli olarak yayınlandı.
2- Artvin-Borçka’da haftada iki gün yayınlanan “7 Mart” Gazetesi 20 Ekim 2010 tarihinde 55. yayın yılına merhaba dedi.
***
Durmuş Öcal üzüntülü
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İnsanlar, doğuyor, büyüyor, yaşlanıyor, vefatla aramızdan ayrılıyor. Aynı insanların, topluma verdikleri, toplumdan bekledikleri var, verdiklerinizin sayısı artıp, beklediklerinizin en az bir kısmı geri dönmeyince üzülüyorsunuz.
Durmuş Öcal, Burdur’da yaşıyor. Aylık yayınladığı “Burdur Yöremizin Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni”yle, kendi anlayış ve hazırlayışıyla, fotokopi tekniğiyle, Burdur’un sesini duyuruyor, adından bahsettiriyor.
Ağustos-Eylül 2010 aylarındaki rahatsızlığı O’nu epey üzdü. Dostları veya böyle görünenler tarafından aranmasını istedi, bekledi. Arayanlar yanında, sevindi, aramayanlar karşısında üzüldü.
Durmuş Öcal gerek postayla gönderdikleri, gerekse karşılaşmalarımızda elden verdikleriyle dikkat çeker. 14.10 2010 tarihinde okul yönetiminin daveti üzerine gittiğim Burdur-Suna Uzal İlköğretim Okulundaki öğrencilerle sohbetim sırasında, Sebahat Gümüş hocanımla, Durmuş Öcal’da vardı. Toplantıyı birlikte gerçekleştirdik. Öğrencilerin sevinçleri dikkat çekiciydi. Bu sevinci Sebahat Gümüş ve Durmuş Öcal’la birlikte yaşadık, paylaştık..
Durmuş Öcal’ın hazırlayıp yayınladığı Bültenin Ağustos 2010 tarihli 75 nci sayısında yeralanlar var. Bunlardan birinin başlığı;
-Prof. Dr. İsa Kayacan’ın Burdur’a kazandırdıkları saya saya bitmez” şeklinde. Buranın bir yerinde şöyle deniyor: Büyük şairlerden, Burdur’un-Türkiye’nin duayeni merhum şair Mehmet Akif Ersoy’dan sonra, Burdur’umuza yararı olanların arasında ikinci duayenimiz, sayın Prof. Dr. İsa Kayacan’ımız ikinci sıradadır. Sevgili İsa Kayacan en azından bizim gibi, benim gibileri yetiştirdi. “Burdur Destanı-Bensiz Olmaz” adlı 354 sayfalık kitabında, Burdur’un yazarları, şairleri, basın mensupları, gazeteleri yeralıyor. Ayrıca, İsa Kayacan’ın “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları-I” çok emek harcanmış, saz ve söz ustaları fotoğraflarıyla verilmiştir. İsa Kayacan’ın yaptığının çeyreğini yapan var, diyen varsa bültenin, adresine yazsın, telefonuna bilgi versin.
Prof. Dr. İsa Kayacan’la ben, Burdur ilini, Burdurluyu seviyor, her gittiğimiz yerde Burdur’un sözünü edip, yükseltmeye uğraşıyoruz.
İsa Kayacan’ın gönderdiği gazeteleri görünce, yazdıklarını okuyunca, içim açılıyor, hastalığımı unutuyorum. Uzun boylu, güzel huylu İsa Kayacan, Burdur’un parlayan güneşidir. (Durmuş Öcal, Burdur Yöremizin Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni, 27 Ağustos 2010, Sayı: 75-Burdur)
MEKTUP: Sevgili, Prof. Dr. İsa Kayacan; Hasta oldum. Elim kalem tutmuyor. Sevgili İsa, yaşlı ve hasta Durmuş Öcal seni asla unutmuyor. Ben seni arayacağım yerde, sen beni arıyorsun. Gönderdiğin gazetelerle, sesinle ruhuma neşe saçtın. Çok işe yaradın. Rüyalarımdan ve hayallerimden hiç gitmiyorsun. Gazetelerde yine beni övmüşsün. Ankara’dan Adana’ya, Burdur’a hastalığım için haber vermişsin. Allah senden razı olsun (Durmuş Öcal, 13 Ekim 2010-Burdur).
Ali İbrahim Öcal: Ayşe ve Durmuş’un çocukları olarak 15 Nisan 1982 tarihinde, Almanya’nın küçük bir kasabası olan Aschaffenburg’da doğdu. 16 aylıkken Türkiye’ye (babasının dönüşü nedeniyle) geldi. Beşbuçuk yaşında, Burdur’da Fevzi Çakmak okulunda ilköğrenimine başladı. Cumhuriyet Lisesinin orta ve lise kısımlarını bitiren Ali İbrahim Öcal, 1999 yılında, SDÜ Güzel Sanatlar Fakültesinde okumaya başladı, buradan mezun oldu.
2004 yılında başladığı İstanbul-Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde 2 yıllık yüksek lisansını tamamlayan pek çok kişisel ve karma sergilerle sanatseverlerin karşısına çıkan Ali İbrahim Öcal, resim yapmaya devam ediyor.
.Genç kuşak sanatçılar arasında giriştiği farklı deneylerle dikkati çeken Ali İbrahim Öcal, her şeyden önce “eş zamanlı üretim modeli” olarak tanımlanabilecek olan bir yaklaşımla, aynı süreçlerde farklı teknikleri (resim, video, heykel, yerleştirme vb) kullanarak, ilk bakışta kolay kavranamayan kavramlar üzerinde çalışıyor (Necmi Sönmez).
***
Cumhur Turan’dan: Fıkranın şiiri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitaplar, sayfalarında gezdiğimiz yayınlar. Kitapların yazarları, yayıncıları…
Payda Yayıncılık.. Merkezi Ankara’da olan bir yayın kuruluşu. Cumhur Turan, Ankara’dan seslenen, bir şair ve yazar.
Masamda kitaplarından biri, son yayınladıklarından biri: Fıkranın Şiiri, adlı 112 sayfalık kitabı var, Cumhur Turan’ın.
Payda Yayıncılık, önemli yayın kuruluşlarımızdan biri, önde gelen kuruluşlarımızdan biri olduğunu gösterdi bir kez daha. Cumhur Turan hocanın kitaplarının yayınlanışı bu görüşümüzü doğruladı, net olarak ortaya koydu.
Cumhur Turan’ın kısa bir sunuşu var. Sonra “Başlarken” başlığı altında verdikleri, 5 nci sayfaya aktardıkları dikkat çekiyor.
Kitabın adı altında “Thank You Baby” bir şiirin adı. Bu şiir kitabın ilk şiiri.
İki horoz birbirinden alımlı,
Bir o kadar çalımlı,
Gün doğumunu muştular,
Kabaran yerler,
Sabit gözler...
Ü...ü...ü...rü.. diyen sesler.
Orta soluklu ve uzunca anlatımlarla sayfalardan bizimle selamlaşan şiirler, bir anlatım zenginliği, kalıcılığı içinde karşımıza çıkıyorlar. Sayfa 37’deki “Çek Elini” adlı şiirin girişine şöyle bir göz atalım. Gördüklerimizden:
Arabaları bozulmuştu,
Üstelik denize beş kala, vakit gece,
Buldukları bir motele daldılar sevinçle,
Daldılar dalmasına ama,
Diyordu ki otelci,
Var bir odam,
Ama size göre değil.
Kaç zamandır,
Bilinmez bir kişi peydah olmuştur.
***
Türkiye’de bir ilk: Ekmek Müzesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Her “ilk” beni sevindirir, düşündürür.
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’deki “Edebiyat Müzesi”ni gezdikten sonra, böyle bir müzenin Türkiye’de olmayışı nedeniyle üzülmüştüm.
Ankara Büyükşehir Belediyesine bağlı, Ankara Halk Ekmek Genel Müdürlüğünce kurulan “Halk Ekmek-Ekmek Müzesi” , Türkiye’de bir ilk olması nedeniyle önem kazanıyor ve geçmişten günümüze bir köprü görüntüsü sergiliyor.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek, “Geçmişle geleceği buluşturduk” derken, Büyükşehir Belediyesi Halk Ekmek Genel Müdürü Ali İlkbahar, “Geçmişten günümüze köprü”den sözediyor.
Ekmeğin oluşumu öncesi geçirilen çalışmalar görüntülerle sergilenmiş. Anadolu uygarlıkları döneminden günümüze ekmek, genel bütünlüğü içinde anlatılmış, anlatımlarla sergilenmiş.
Ekmek Müzesiyle ilgili bilgiler verilirken, “Türkiye’de bir ilk”ten sözediliyor ve; “Yeni nesle geçmişteki teknolojiyi tanıtarak, günümüzde gelinen noktayı kavratması açısından oldukça yararlı olacağı şimdiden kabul edilen ve önemli bir işlevi yerine getirecek Müze, Türkiye’deki bir ilk alması açısından da ayrı bir özellik taşıyor” deniliyor.
Sonra, Tarla sürümü, aletleri-çeşitleri itibariyle, resimlerle (fotoğraflarla görüntülerle) tanıtılmış. Bunlar “Çizel”le başlanıyor. Örneğin, “Çizel” için;
-“Toprağın ekime hazırlanması aşamasında kullanılan bir alettir” deniyor. Sırayla devam edilirken, görülenlerden:
-Dızgara (Çampara): Tarlanın pulluk ile sürülmesinin ardından toprak içinde kalmış olan iri toprak keseklerini parçalamak ve ufalamak için kullanılan bir tarım aletidir.
Karasaban: Toprağın altını, üstünü getirmek (sürmek)için yapılmış, genellikle sert iki ağacın birleşmesinden oluşan basit tarım aletidir.
-Pulluk: Tarlayı ekilebilir duruma getirmek amacıyla, büyükbaş hayvanların ardına takılan demir uçlu tarım aletidir.
Hasat zamanı kullanılanlar anlatılıyor, sıralanıyor bir bir. Bunlar; Düven, Kağnı, Sap çekme aleti, Sap getirme halkası, Sap pençesi, Yapa, Dirgen, Tırmık, Anadut, Orak, Tırpan, Çekiç demiri ve örs, Çalkak (selektör),Buğday küreği, Kalbur (fotoğraflarıyla) cümleler itibarıyla anlatılanların sıralanışı şöyle:
Ahşap dibek ve tokmağı, Taş dibek ve tokmağı, El değirmeni, Bulgur kırma merdanesi, Keçi kılı buğday çuvalı, Buğday ve un deposu, Hakla, Kile (buğday ölçeği), Un teknesi, Hamur teknesi, Tekli hamur açma tahtası, Hamur açma tahtası, Beze teknesi, Fırın küreği, Ekmek sacı, Bacalı küp, Küp, Çift kup çift kulplu testi, Bakraç ve saklama kapları, Yayık ve yayık yayma sopası, Süt süzeği, Yağ saklama kapı, Su matarası-Çotura (ahşap), Maşa ve ateş karıştırıcı, Ekmek selesi, Sepet, Bakır sini, Havan, Kaşıklık, Gaz lambası, Kirman.
Görülüyor ki, ekmek öncesi ve sonrası, yaşamımızda neler var, nelere ihtiyaç duyuyoruz. Türkiye’de bir ilk “Ekmek Müzesi”nin kuruluşunu kutluyor, Ankara Halk Ekmek ve Un Fabrikasının adresini kaydediyorum efendim: Macunköy Mhl. Anadolu Bulvarı No 13 Gimat/Ankara Tlf: 0312 397 33 65
***
Memur-Sen’den: Uluslararası Demokrasi kongresi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kuruluşlarımız, faaliyetleriyle ilgili çalışmalar sonucu, bu hizmetlerin bir araya getirilişi olarak kabul ettiğimiz kitaplarla da karşımıza çıkıyorlar.
Merkezi Ankara’da bulunan Memur-Sen Konfederasyonunun Basın Danışmanı, hemşehrim Şahin Ali Şen’in bana ulaştırdığı kitaplardan biri, “Uluslararası Demokrasi Kongresi” adının taşıyıcısı. Mayıs 2010 tarihinde 384 sayfayla kitaplaştırılmış.
Söz konusu kongreye sunulan bildiriler yeralıyor kitabın sayfalarında.
Dokuz oturumla gerçekleştirilen kongreye devletin üst düzeyindeki isimler katılmış. Prof. Dr. Sami Selçuk, Prof. Dr. Naci Bostancı, Prof. Dr. Selahattin Turan, Doç. Dr. Sedat Laçiner, Prof .Dr. Halis Ayhan, Yrd. Doç Dr. Erdinç Yazıcı, Prof. Dr. Ömer Çaha, Prof. Dr. Yasin Aktay, Gülay Aslantepe oturum başkanlıklarını yapmışlar söz konusu Kongrede.
Bildiri sunanlardan bazı isimler şöyle sıralanıyor:
Prof. Dr. Levent Köker, Prof. Dr. İlyas Doğan, Doç.Dr. Ahmet Yıldız, Av. Şeref Malkoç, Bayram Meral, Prof.Dr.Tahir Hatipoğlu, Doç. Dr. Mesut Yeğen, Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, Mürsel Turbay, Prof. Dr. Burhan Aykaç, Celal Kazdağlı, Prof. Dr. Osman Özsoy, Sami Evren, Ahmet Gündoğdu vd.
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’nun bir takdim yazısı var kitabın ilk sayfalarında. Gündoğdu takdim yazısının bir yerinde:
-“Bizim sendikal anlayışımız, sadece kuru bir hak arama mücadelesi değil, özünde insan haklarını savunan, paylaşımcı ve katılımcı bir yaklaşımla, tüm insanlığın mutluluğu için kardeşçe projeler üreten idealist bir toplum inşa etmektir” diyor.
Bazı görüşler verelim kitap içinden:
1- Anayasanın sahibi olduğunu yeni duyuyorum. Bu ilginç bir tespit. Eğer doğruysa, bilmiyorum, belki de biraz sonra yürürken yürüyüşüm değişebilir (Prof. Dr. Sami Selçuk, Sayfa:76)
2- Avrupa ülkelerinde polislerin sendikası var. Avrupa ülkelerinde Genelkurmay Başkanı hariç, subayların sendikası var (Bayram Meral, Sayfa: 129)
3- 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da sendikalar konuşulurken, o dönemin güçlü olan çevreleri diyorlar ki sendikaya gerek yok. Bırakın güçlü olan kazansın. (Prof. Dr. Naci Bostancı, Sayfa: 129)
4- İşçi-memur ayırımı, yanlış bir ayırımdır. Çalışanlar arasında ayırım yapılmaz, geliştirmek zorundasınız. İş güvencesi olmayan bir ülkede sendikal hareket de gelişemez (Sami Evren, Sayfa 329)
5- Sendikacılığın önünde gerçekten ciddi engeller var; Bakış sorunu, siyasetin bakışı, memurun bakışı, işçinin bakışı, kamuoyunun bakışı gibi (Ahmet Gündoğdu, Sayfa: 335)
***
Mehmet Cem Yiğit’in yeni şiirleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şair arkadaşlarımızın yazdıkları, yeni şiirleri olarak bana ulaşanların bazılarının mısraları arasındaki gezintilerim sürüyor efendim.
Şiirimizin usta kalemlerinden, Konya-Akşehir’den seslenen Mehmet Cem Yiğit ustanın yeni şiirleri var masamda. Bunların mısraları arasına şöyle (birlikte)bir göz atalım mı?.
Bir yabancı gibi davrananların, şöyle göz atıp geçenlerin, gidenlerin ardından söylenenler, yazılıp sayfalara dökülenler Mehmet Cem Yiğit hocanın dünyasında da vardır. Bu şiirden:
Kalpten bağlıydık seninle bir zaman,
Yüreğe dokundu ayrılık denen,
Canımın bir parçası olmuştun sen,
Bir yabancı gibi yanımdan giden..
*
Elveda demeden gitmek olur mu?
Öpücük vermeden gitmek doğru mu?.
Arkasından sorular birbiri ardına yine sıralanır Mehmet Cem Yiğit duygularıyla. Bu kez “Kalbinde sevgiye biraz yer varsa” diye sorulur, sitem edilir burukluk içinde mısralaşır duygular. Buradan:
Kalbinde sevgiye biraz yer varsa,
Aşktan usanıp, canın yanmışsa,
Sen bil ki aşıksın günler boyunca,
Sana tapan bir aşığın olmuşsa.
Azerbaycan (20.05.2010) notuyla kaleme alınmış bir dörtlük var Mehmet Cem Yiğit hocanın şiirleri arasında. Bu dörtlük:
Dün gitmiş, bir daha hiç gelmeyecek,
Sevinçler, neşeler çiçek açmayacak,
Artık gidenlerden haber bekleme,
Solan bahçeler hiç renk vermeyecek.
Selâmsız, adlı, başlıklı şiirinde; selamsız, sabahsız geçerek, fakiri, zengine değişen vefasızdan, “Eski sevda yeli” adlı, başlıklı şiirinde de Mehmet Cem Yiğit usta; Gönlündeki sevgilinin varlığıyla, kalbindeki evinin saray kadar geniş olduğundan sözediyor.
***
Burdur ili kalkınma düzeyi araştırması
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Araştırmalar, sonuçları itibariyle değer kazanır, anlam kazanır.
Burdur Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, Burdur iline ait bir araştırma yapmış ve “Burdur ili kalkınma düzeyi araştırması” adıyla, 90 sayfalık bir kitapla ilgililerin bu alandaki yetkililerin, araştırmacıların karşısına çıkmış.
Burdur Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Keyik’in bir önsözü var. Bir yerinde sayın Keyik; “Günümüzde devam etmekte olan ülkelerarası rekabet yanında, bölge, yöre ve kentlerin farklı özellikler ve potansiyeller sebebiyle rekabetin buralara doğru kaydığı gözlenmektedir” diyor.
Ahmet Can’ın yayın editörlüğü, Hulusi İlhan’ın dizgileri ve daha pek çok isim ve imzanın katkılarıyla gerçekleştirilen kitap, Burdur’un ekonomik görüntüsünü gözler önüne seriyor. Kitap içinden bazı bölümler nakletmek istiyorum burada:
1- Bu çalışmanın ana kütlesi; Burdur il merkezi ve ilçelerindeki kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri, yerel yöneticileri, özel sektör sahip ve yöneticileri ile sivil toplum kuruluşlarının yönetici ve yönetim kurulu üyeleridir.
2- Katılımcıların niteliği ve eğitim düzeyleri; İlkokul, ortaokul, lise, ön lisans, yüksek lisans, doktora, diğer ayırımı yapılarak alınan cevapların değerlendirildiği görülüyor.
3- Ankete cevaplayanların yüzde 72’si Burdur’un ekonomi dışındaki sorunları arasında çevre kirliliğinin önemli bir yer tuttuğu görüşündedir,
4- Ankete cevaplayanların yüzde 73’ü Burdur’un ekonomi dışındaki sorunları arasında park ve yeşil alanların azlığının önemli yer tuttuğu görüşündedir,
5- Ankete cevaplayanların yüzde 77’si Burdur’un ekonomi dışındaki sorunları arasında çarpık kentleşmenin önemli yer tuttuğu görüşündedir,
6- Ankete katılanların yüzde 86’sı Burdur’un yeterince gelişmemesinde yerel yönetimlerin önemli rolü olduğu görüşündedir.
REHBER VERİLER
Burdur Ticaret ve Sanayi Odası yayınları arasında günyüzü gören, “Burdur ili kalkınma düzeyi araştırması” adlı kitabın arka kapağında yeralanlardan bazı cümleler nakledelim. Buyrun;
Bu kitap, Burdur’un kalkınmada, bazı bakımlardan olumsuzluk ifade eden fiziki şartlara rağmen, bölgesel coğrafi yapı ve iç potansiyeller açısından ekonomik gelişim ve yatırım avantajları barındırdığını ortaya koymaktadır.
Çevresindeki iller, nispi olarak Burdur ilinden daha gelişmiş durumdadır. Bu durum, Burdur ili açısından avantajlar içerebildiği gibi dezavantajları da bünyesinde
bulundurmaktadır.
***
Ümüt Güngör’ün şiir dünyası
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Geleli epey oldu, Ümüt Güngör’ün şiirleri. Zarf içindeki görünümüyle, ha bu gün, ha yarın derken, mısraları arasında gezme fırsatını yenilerde bulabildim Ümüt Güngör’ün şiirlerinin.
“Yeni Metin Belgesi” adıyla toparlanan dosyada yeralan şiirler masamdaki Ümüt Güngör şiirleri.
Uzunca üç şiir. Hece vezni türüyle kaleme alınıp, şekillendirilmiş şiirler.
Şehidlerimizden, yüreklerimizin parçalanmasından akıp gelen duygular var şiirlerde, şiirlerin mısraları içinde.
Bugün bize ses vermedi bu tren, 11 şehidimiz vede tüm şehitlerimiz için yazdığı “Yeni Metin Belgesi (2)’den:
Bu gün bize ses vermedi bu tren,
Çok acı duyuldu yaptığı fren,
Çokta acı çaldı hemde bir siren,
Onbir şehit haberini verirken.
*
Salınma bir daha sakın görmeyim,
Yüreğime artık çile örmeyim,
Getirme yanına hiddet sermeyim,
Bu acıya yürek ne der be tren?.
Şehitlerin yürekte ayrı bir yeri bulunduğunu anlatarak yazmaya devam eden Ümüt Güngör, askerliğin cesaret istediğini, sınırda çelik yürekli askerlerimizin duruşundaki kararlılığı ve görüntü büyüklüğünü dile getiren şiirlerinde, mısralarında anlatmaya devam ediyor.
Mehmetlere helâl süt vermiş vatan anneler,
Yüreği bu yola dermiş vatan anneler,
Dilerim cennete dolsun vatan anneler,
Şehitlerin yürekte, ayrı bir yeri var.
*
Onlara şehitliği kabul eyle Allah’ım,
Tuğba dallarıyla serin eyle Allah’ım,
Geride kalanına sabır eyle Allah’ım,
Şehitleri cennete gül eyle konuk eyle..
***
40. Sanat yılını geride bırakan
İzmir, Devlet korosu sanatçısı: Engin Çır
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bazen sayarız: 1, 2, 3, 5, 10, 18, 22 gibi. Kırk rakamına ulaşmak kolay değildir. İzmir Devlet Klasik Müziği Korosu, bestekâr sanatçılarından Engin Çır 29 Mayıs 2010 tarihinde 40 ncı sanat yılını bir konserle kutladı. Anılan konsere onlarca saz sanatçısı, bestekar-sanatçı katıldı.
Bunlar arasında; Kutlu Payaslı, Ali Şenozan, Ayşe Taş, Yıldırım Bekçi gibi bu alanın ünlü ve ustaları katıldı. Koronun şefi: Cavit Ersoy, Sunan ise Arife Soydemir idi.
Engin Çır’ın 40. Sanat yılı konserine, onlarca saz sanatçısı, onlarca şairin katıldığı da görülüyor. Bu anlamlı gecede, Engin Çır’ın bestelerinden, sözlerini yazdığı başka bestekarlarca bestelenenlerden saatler süren seslendirme yapılmış. Sözleri Engin Çır’ın Bestesi Naci Derçin’in olan bir şarkı. Üç ayrı dörtlükten meydana gelen sözler. Bu dörtlüklerden biri:
Derde derman katmasan da,
Kollarımda yatmasan da,
O sevdayı tatmasan da,
Sevdim seni ceylan gözlüm.
Şuradan anlıyoruz ki, Engin Çır’ın şairlik yönüyle, bestekârlık yönü at başı gidiyorlar. Peki bu değerli sanatçı, bestekar Engin Çır hakkında neler biliyoruz?.
Biyografisine birlikte göz atalım:
Engin Çır: 29 Ekim 1954 tarihinde Samsun’da doğdu. 1971 yılında Türk Halk Müziğiyle ilgilenmeye başladı. Samsun Türk Halk Müziği Derneğindeki çalışmalara katıldı. TRT Ankara Radyosu’nda, Türk Sanat Müziği ön dinleme sınavını istisna akidli olarak kazandı. Samsun Belediye Konservetuarından 1984 yılında mezun oldu.
Kültür Bakanlığınca yapılan denetim ve sınav sonucu, Arnavutluk’un değişik şehirlerinde konserler verdi. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi korosunda şef yardımcısı ve ud sanatçısı olarak çalıştı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 1989 yılında Ankara’da açtığı sınavları kazanarak İzmir Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nda ses sanatçısı olarak çalışmaya başlayan Engin Çır, yazdığı şiirleri ve yaptığı besteleriyle de dikkat çekti.
300 dolayında bestesi bulunan, bu bestelerden 60’nın TRT Repertuarında yerini aldığını söyleyen Engin Çır’ın yazdığı çocuk şiirleri bestelendi.
Birçok gazete ve dergide değişik konularda yazdığı yazılar yanında bu yayın organlarında şiir ve besteci köşeleri hazırladı, 35 dolayında, birincilik, ikincilik, üçüncülük ve mansiyon ödülleri alan Engin Çır İzmir’de yaşıyor.
***
Irak-Telafer’den Cemil Şeho’nun şiir dünyası
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Irak’tan gelen, Türkmeneli’nden gelen dostlarımızdan Cemil Şeho ile Ankara’da görüşme, sohbet etme fırsatı buldum. Sanattan, edebiyattan sözettik uzun uzun. Şiirlerinden bazılarının mısraları arasında gezme fırsatını yakaladım. Şiirlerinden:
Acı Hayat: Ayakaltında güden beter olmuşsun, diye söze başlıyor. Ayrılığın getirdiği, bir burukluk, kırgınlık var bu şiirde. “Ne adın ne değerin, ne varın ne de şanın/Eşek ayaklarında naldan beter olmuşsun” küçülen, yok olana karşı gönderilen duygularla karşılaşıyoruz.
İnsan ah insan: İnsanın yemekle değil, gerçeklerle yaşadığından sözedilerek başlanıyor.
İnsan olmak ne güzel,
Hakk-ı bulmak ne güzel,
Bu ulu gerçeklerle,
Boşken gülmek ne güzel.
Gerçeği, gerçeğe sor şiiriyle, gerçeklerin içinden sesleniyor Cemil Şeho.
Dostum sensin, Eş varlığım, Yenilikler anası dünya, Ben insan değil miyim? adlı şiirleriyle dikkat çeken şairimizin, konular üzerindeki hâkimiyeti, anlatım rahatlığı, şiirde aldığı mesafenin önemini, büyüklüğünü ortaya koyuyor, gözlerimiz önüne seriyor. Dörtlükleri var; “Hakkın izidir insan/ Kendi özüdür insan/ Her söz bir sorumluluk/ İnsan sözüdür insan”.. Sonra devam eden dörtlükler, sözle özle gelen anlatımlar.
Cemil Şeho: 1966 yılında Telafer’in Saray mahallesinde doğdu. İlk, orta ve liseyi Telafer’de bitirdi. 1989 yılında Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Halen Telafer okullarında öğretmenlik yapan Cemil Şeho, edebiyatla çocuk denecek yaşlarda ilgilenmeye başladı. Yurt Gazetesinde şiir ve yazıları yayınlandı. 1997 yılında “Önce Gerçek” adlı şiir şiir kitabı günyüzü gördü.
Şiir ve yazılarını Türkçe ve Arapça dillerinde yazan, İngilizce’den Türkçe’ye çeviriler yapan Cemil Şeho’nun yayınlanmayı bekleyen bir çok şiir ve yazısı bulunuyor.
Ayakaltında kalan gülden beter olmuşsun,
Sağır ağzında, şaşkın dilden beter olmuşsun,
Tokuşan camlar gibi, hem kıran, hem kırılan,
Yakıp yakınıp ateş, külden beter olmuşsun.
Mısralarıyla okurlarıyla selamlaşan Cemil Şeho, gelecek için ümit veren şair ve yazarlarımızın başında yeralıyor efendim. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

28 Ekim 2010 Perşembe

KONUK YAZAR:

Türk Kültürüne hizmet eden Prof. Dr. İsa Kayacan
Orhan ALTIN
Burdur, Tefenni, Ece Köyü’nden,
İlk şiiri 1956, ilk yazısı 1961, 127 kitap, 41 bin makale, Guinees Rekorlarına aday, gazeteci yazar.
Burdur Gazetesinden yıllarca makalelerini okudum. Bir Burdur sevdalısı, hayatının her anında edebiyat, şiir ve Türk Kültürüne hizmet var. Hizmetten ziyade hizmet aşkı var yürekten.
Öğrencilerimizin şiir denemelerini inceledi, sahip çıktı, yüreklendirdi. Yazılarında dillendirdi.
Kamile Dinç için: “Miniklerimizin, çocuklarımızın duyguları içinden sıyrılıp, sayfalara dökülenler, mısralaşıp, şiir denemeleri olarak bize ulaşanlar, gelecek için ümit veren görüntülerdir.”
Şerife Uçkun için: “Beklenen aşklar, sevgiler, yalnızlıklar, bir bir dile gelir Şerife Uçkun şiirlerinde. İnsanlık adına, hayaller ve umutlar adına merhamet ister uzun uzun anlatımlarıyla. Ümitlerini ve hayallerini anlatırken şöyle söze başlar:
Hayallerime tutunarak yaşıyorum her anda,
Umutsuzluk yer almaz duygular pınarımda,
Küçük bir istek kaynağıdır mutluluğun,
Azim enerjisidir yüreğimizdeki suyun. “
Bu duygulu yazılarında ben de öğrencilerim kadar mutlu oldum.
Davetimizi kırmadı. Yüzlerce kilometre uzaktan sadece bu güzel çocuklarımız için bizlerle kucaklaştı. Bizde onunla kucaklaştık. Şiir konuştuk, şiirle hasret giderdik. Öğüt aldık, bilgi dolduk.
Kayacan’ın nefesinden torunlarının Burdur sevdalısı şiirlerin dinledik. Öğrencilerimizin küçük yüreklerinde küçük torunlarının Burdur sevdalısı şiirleri sevgi ve coşkuya dönüştü. Ödülü alkış oldu.
Teşekkürler Sayın Prof Dr. İsa Kayacan. Çocuklarımıza bu coşkuyu ve sevgiyi yaşattınız. Sizinle herkes bir şair, herkes bir şiir oldu.
Sözümü Ece köyü ile başlatıp, ece köyü ile bitirmek istiyorum. Sayın İsa Kayacan’ın 1958 yılında yazmış olduğu Ece Köyünde Akşam isimli şiirini okuyup, hep birlikte köyünü gezmeye ne dersiniz?
*
Ece Köyünde Akşam
*
Kerpiç evimizin bahçesinde,
Derince bir kuyu vardı kuyu.
Bütün akşamın şirin sesinde,
Köyün halkına yeterdi suyu.
*
Akşama doğru bir ay ışığı,
Çıkardı çalılar arasından,
Elinden atar ağaç kaşığı,
Sonra gençler, gönül yarasından.
*
İşte nur yüzlü ayın önünde,
O uzun boylu ince ağaçlar.
Böyle bütün eğleniş gününde,
Neş’elenir sümbülü yamaçlar.
*
Bu yamaçların ta eteğinde,
Görünür selvilerin gölgesi.
Sonra arıların peteğinde,
Bir vızıltı, bir de ezan sesi.

19 Ekim 2010 Salı

Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Elimde bir kitap var, Hazırlayan: Salih Ünver imzalı.
Adı: 55. kuruluş yıldönümünde Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu. 164 sayfayla şekillenmiş, yayınlanmış. Türk halk kültürünün derlenmesi, değerlendirilmesi, yaşatılması yolunda ömürlerini harcayan, saygıdeğer folklorcuların, aziz hatıralarına ithaf edilmiş kitap. Kitabın 5 nci sayfasında, kuruluştan bugüne aktarımlar yapılıyor. Girişindeki cümleler:
Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu 15 Mart 1955 tarihinde, Ord. Prof. Dr. Mehmet Fuat Köprülü, Doç (Prof) Dr. Orhan (Aydın)Acıpayamlı, Dr. Hamit Zabeyr Koşay, Prof. Abdülkadir İnan, Ahmet Adnan Saygun, Mehmet Şakir Ülkütaşır, Prof. Dr. Suut Kemal Yetkin ve Halil Bedii Yönetken tarafından, “Türk Halk Sanatlarını ve Ananelerini Tetkik Cemiyeti” adıyla kurulmuştur…
Kurumumuzun çalışmaları, İrfan Ünver Nasrattınoğlu’nun, üyeliği ve Başkanlık görevini üstlenmesiyle ivme kazanmıştır..
55. kuruluş yıldönümünde Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu, adlı kitabın sayfalarında, İrfan Ünver Nasrattınoğlu’yla birlikte pek çok folklorcunun fotoğrafları dikkat çekiyor. Bunlardan: Hamit Zübeyr Koşay ve Nasrattınoğlu-Nasrattınoğlu, M. Şakır Ülkütaşır ile vd.
Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu’nun bugüne kadar ortaya koyduğu, uluslararası toplantılar, sempozyumlar, kültür şölenleri gibi çalışmaları, tarihleri, yerleri itibariyle bilgi olarak sayfalara görüntüleriyle aktarılmış. Bir ölçüde, bir anlamda Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu’nun tarihi yazılmış, gelecek kuşaklara aktarma işlemi, yayınlaştırılmış, kitaplaştırılmış.
Kuruluşundan bugüne, Halk Kültürü Araştırmaları Kurumunun Başkanları şöyle sıralanıyor efendim: Kurucu Başkan: Ord. Prof. Dr. Mehmed Fuad Köprülü.. Öteki Başkanlar: Ahmet Adnan Saygun, Dr. Hamit Zübeyr Koşay, Prof. Dr. Metin And, Süleyman Tamer, Prof. Dr. Şükrü Elçin, Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı, Hikmet Dizdaroğlu, Süleyman Kazmaz, Feyzi Halıcı, Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu (devam ediyor).
Eski bir asker olan, sürekli basın kartı sahibi, gazeteci, kooperatifçi ve 70’den fazla kitabın müellifi Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu’nun folklora merakı ve derleme çalışmalarına başlaması 1955 yılına rastlar ve 1965’den sonra Diyarbakır’da geçen beş yıllık yaşamı döneminde yoğunlaşır.
GÜNÜN HABERLERİ:
1- Yeni kurulan (“Söke, Kent Arşivi ve müzesi”ne ilk bağış araştırmacı yazarlar Abdulkadir Güler ve Ensar Turgut Tekin’den geldi.
25 yıldır Söke’de yaşayan, Söke adını Anadolu’ya taşıyan, Emekli Milli Eğitim Şube Müdürü Abdülkadir Güler, Atatürk’ün 1924 yılında Söke’ye ilk gelişi ile ilgili arşivinde bulunan 21 resmi evrak ve belgeyi dosya halinde Kent Arşivinde yer alması için Söke Belediyesi yetkililerine teslim etti. Bunların içinde “Hakimiyet- i Milliye” Gazetesinin 1924 yılındaki bazı sayıları da bulunuyor.
219. PLAKET: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; öğrencilerimize vermiş olduğunuz değerli bilgiler ve desteğinizden dolayı teşekkür ederim. Sizi aramızda görmekten onur duyduk. (Ahmet Ali Küçük, Suna Uzal İlköğretim Okulu Müdürü, 14.10. 2010)
220. PLAKET: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; Sizi aramızda görmekten mutluluk duyuyoruz. (Burdur, Suna Uzal İlköğretim Okulu öğrencileri, Burdur, 14.10.2010) ***
Gurur Kaynağımız Kastamonulular (VIII)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kastamonu ilimizde (merkez ve ilçelerinde, öteki yerleşim birimlerinde) yaşayanlar şanslı. Çünkü, Kastamonu sevdalısı bir evlatları, bir kültür adamları, bir Nail Tan’ları var. “Gurur Kaynağımız Kastamonulular” adlı 8 ayrı kitap yayınladı, araştırmalarını kitaplaştırdı. Kaynakları, biyografileri, fotoğrafları, öteki bilgi ve belgeleriyle birlikte pırıl pırıl baskılarla bize ulaştırdı, öncede Kastamonulu ilgililerin gözleri önüne sergiledi.
Düşündüm, düşünüyorum: Nail Tan gibi (Özdemir Tan’la birlikte) kaç kişi, kaç araştırmacı vardır, memleketine karşı bu kadar bağlı, sadakatlı ve zaman tanımayan araştırmalarıyla, harıl harıl çalışan?.
Bendeniz, doğum yerim Burdur’a Burdurluya karşı yayın hizmetlerimi gerçekleştirirken, hep ilgisizlikle, adamsendecilikle karşılaştığımı bildiğim için, Nail ve Özdemir Tan kardeşlerin alkışlanması, takdir edilmesi dileklerimi hep seferber ediyorum, dualarımı ortaya koyuyorum efendim.
Şimdi, “Gurur Kaynağımız Kastamonulular-VIII” in sayfalarında neler var şöyle (mini) bir göz atalım. Buyurun: Kitap büyük boy, 152 sayfa. Nail Tan ve Özdemir Tan’ın imzalarıyla karışımıza çıkıyor. Bu serinin yedi (sekiz) ayrı kitabı bulunduğunu da hatırlatmak için kaydedelim. Ön ve arka kapakta, kitap içinde bulunanların (bazılarının) fotoğrafları… Kastamonu’dan iki görüntü.
Folklorumuzun duayenlerinden, Kültür Bakanlığı emekli Genel Müdürlerinden Nail Tan ile, Atatürk İlkokulu emekli Müdürü Özdemir Tan imzalı (ortak) bir önsöz var 3 ve 4 ncü sayfalarda. Buradan bir cümle; “Yedinci cildin önsözünde belirttiğimiz gibi, sekizinci cildi ağırlıklı olarak Kastamonulu seçkin eğitimcilere ayırmış bulunuyoruz” şeklinde karşımıza çıkıyor ve kitabın içeriği hakkında bilgi veriyor.
Üst düzey yöneticiler ana başlığı altında, fotoğraf ve biyografisi verilenler, Spiker, Genel Müdür Rahmi Aygün’le başlıyor. Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürü Doğan Acar’la devam ediliyor. Her biyografinin altına, kaynak olarak, adı geçenden alınan özgeçmişlerin tarihi (18 Mart 2010 tarihinde verdiği özgeçmiş gibi) konulmuş. Nail Tan hocanın çalışma titizliğini, ciddiyetini biliyoruz. Burada da gösterilmiş.
139 ncu sayfada önceki ciltlerde verilemeyenler (yeni elde edilince) “8.cilt ekler ve düzenlemeler” ana başlığı altında açıklamalarla, detaylı olarak verilmiş. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim. ***
Başarılı imzalarımızdan
Birdal Can Tüfekçi’nin yeni şiirleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Birdal Can Tüfekçi, edebiyatımızın güney temsilcileri arasında bulunuyor. Başarılı imzalarımızdan, arındırılmış, dinlendirilmiş şiirlerinin altına attığı imzalarla dikkat çeken bir şairemiz. Burdur’un gelini aynı zamanda.
Birdal Can Tüfekçi’nin yeni şiirleri var masamda. Duygu zenginliği, anlatım tutarlılığı içinde, görünümünde bu şiirler. Birdal hanımın şiirlerinin mısraları arasına girelim, neler göreceğiz birlikte gözden geçirelim. Buyurun:
“Kağıdı kalemi, alıp da elime/Bütün dertlerimi, yazasım gelir/Sevda şarkılarını, salıp dilime/divane aşık gibi, gezesim gelir” diyerek söze başladığı, dört dörtlükten meydana gelen şiiri. Burada, yüreğinin yangınının kolay kolay sönmeyeceğini, O’nu ateşlerde yakan zalimi, kör kurşunlara dizmek istediğini anlatıyor. Sonunda, dertlerini anlatıp, Mevlâ’ya şikâyet edeceğini sitem ve burukluk duyguları içinde anlatıyor.
Bir başka Birdal Can Tüfekçi şiiri: Dünya durdukça, adıyla karşımıza çıkıyor. Beş ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiirde de, göz göze gelince dertlerinin arttığını, ama sevdalarının bir ömür boyu süreceğini dile getiriyor. Arkasından, “Getir sevdiğim”adlı şiirindeki dörtlüklerinden birinde şöyle sesleniyor:
Kalbin elverirse, vur hançerini,
Çuvaldızı derine batır sevdiğim.
Haydi, şimdi gel de, ver gençliğimi,
Geçen ömrü geri getir sevdiğim.
Birdal Can Tüfekçi, bugün ortaya koyduğu genel görüntü itibariyle, olgunlaşmış, yazdıkları yayınladıklarıyla takdir gören, başarılı şiirlerin, öteki edebi türlerle ilgili yayınlarında da varlığını kanıtlamış bir kalem erbabıdır. Bundan sonra O’nun her yazdığı, her yayınladığı beklenilen ve alkışlanan ürünler olacaktır.
Bir “Lafı mı olur”, şiiri 6 dörtlükten meydana geliyor. Burada, kızgınlık, kırgınlık var. “Eski dertlerini açtırma bana/Herkes ettiklerinin cezasını bulur/Nankör o demişsin sevdadan yana/seninkinin yanında, lafı mı olur!” la bitiyor bu şiirin ilk dörtlüğü.
Birdal Can Tüfekçi, sevgi dünyasında gezerken, sakinliğini, tutarlılığını, geçmişle bugünün, bugünle yarının ilişkilerini kurmada, sağlamlaştırmada ciddi adımlar atıyor, sağlam yürüyüşlerle duygularını sayfalara aktarıyor. “Gözlerin” ve “El beni” adlı, başlıklı şiirleri vermek istediğimiz örnekler arasında karşımıza çıkıyor efendim.
İstiklâl Marşımıza ithafen yazdığı, “Mehmet Akif Ersoy” adlı şiiri altı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin ilk dörtlüğüyle noktamızı koyalım:
Hainler bu vatanı kuşatmıştı dört koldan,
Bir çare bulmalıydık, kurtulmak için zordan,
Anadolu aşılmaz, düşmanlardan ve kardan,
Milleti uyandırdı, bir marş ki uykulardan. ***
Gürkan Kılıç’tan: İki arada bir derede
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan, Kültür Ajans’ın 86 ncı yayını olarak 424 sayfayla günyüzü gören, Gürkan Kılıç’ın “İki Arada Bir Derede” adlı romanı var masamda. Geleli epey oldu bu kitap. Ama sayfalarında gezme fırsatı bulmada zorlandım. Sıra şimdi geldi.
Yazarın imzasıyla verilen bir önsöz var 3 ncü sayfada başlayan. Bir yerinde: -“Son gazimiz 11 Kasım 2008 tarihinde yüzbeş yaşında vefat etmişti. Neredeyse bir aydır hakkında programlar yapılıyordu. Haber ilgimi bu gün daha çok çekmişti. Hemen aklıma, küçükken TRT’nin gece bültenlerinde vefat eden İstiklâl Savaşı gazilerimizin isimlerini saymaları geldi “deniyor ve romanın, kitabın içeriği anlaşılıyor efendim.
Gürkan Kılıç, babasını Çanakkale’de şehit veren Mahmut oğlu Sırçakaya’dan başlıyor, pek çok şehit yakınından, onlardan aldığı bilgilerden sözediyor. Muhsin Türkmen ve Ferruh Yücel’e elçi olduğunu söylüyor. Yani bunların anlatımlarını, belirli bir düzenlemeyle, anlatım biçimi şekillenmesiyle sayfalara aktarmış.
İlk anlatımın girişi: Tepeyi tam aştığında uçsuz bucaksız Ayman Ovası karşısındaydı. Buğday ve arpalar biçilmiş, sadece anızın kaldığı ova kaderine terk edilmişti. Sessizliğe ve yalnızlığa bürünmüş ovada, rüzgâr sesine uzaklardan gelen köpek sesleri karıştı. Sayfa 158’deki yıldız altı, ara başlıkla getirilenler, başlanılanlar:
Köylü; Düzce, Balıkesir tarafından ayaklanmalar olduğunu duymuş. Anzavur denilen ayaklanmada, kim vatan haini, kim kahraman bir türlü anlayamamıştı. Bu arada Çerkez Ethem adında bir komutanın adını sıkça duyar olmuştu.
Kışa girerken, köprünün karşısından Sivri Tepe’de büyük bir grubun geldiğini gördüler. Hemen kadınlar ve çocuklar evlere kapandı. Köprünün köy tarafında, Sarıyarlılar hemen silahlarıyla mevzilendi. Atlılar köprüye yaklaştı.
Fotoğraflar, çalışma görüntüleri, çalışma haritaları, yer yer sayfalardaki yerlerinden bizimle, bizlerle selamlaşıyorlar. Gürkan Kılıç, şehitlerimizin yakınlarından aldığı bilgilerle, gerçek anlatımlarla, ortaya ciddi bir eser koymuş. Araştırmacılar için, dünle bugünün karşılaştırmasını yapacakları için kalıcı bir eserin ortaya çıkışını sağlamış. Tebriklerimizi sunuyoruz efendim. Kitabın arka kapağından: İstanbul’da okumuşsun, köyde yaşamışsın. Askere adam göndermişsin. Havva ana gibilerin vebalini almışsın. Askere hiç gitmemişsin, şehit eşi ile evlenmişsin. Türklere ürettirmişsin, Ermenilere satmışsın. Osmanlı’da kazanmışsın, Cumhuriyet’e harcamışsın... ***
Ülkü Önal’dan: Artvin Muhacirlik Hatıraları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ülkü Önal, bir araştırmacı – yazar. 1961 yılında Artvin’in Ardanuç ilçesinde dünyaya geldi. Artvin tutkunu bir kalem sahibi. Yazdıkları, yayınladıkları çoğunlukla, Artvin ve Ardanuç’a yönelik.
Elimde bir kitabı var “Artvin Muhacirlik Hatıraları” adıyla, 286 sayfayla şekillenmiş yayınlanmış.
Sunuş, Doç. Dr. İbrahim Tellioğlu imzasını taşıyor. Tellioğlu hoca sunuşunun bir yerinde; “Artvin kültürü ile ilgili derlemeleriyle haklı bir intibar kazanan Ülkü Önal, tarihimize, ihmal ettiğimiz bir kaynak türünün gözüyle bakarak Rus işgali sırasında yaşanan ve ‘muhacirlik’ ismiyle toplumun hafızasına kazınan göçe, tanıkların ağzından bakmamızı sağlayacak bir çalışmaya imza atmıştır” diyor ve kitabın içeriğinin fotoğrafını gözlerimiz önüne koyuyor, seriyor.
Artvin Muhacirlik Hatıraları’nın içindekiler arasında yeralanlardan: 93 – Artvin muhacirlerinin kurduğu köyler, Borçkalıların kurduğu köyler, Artvin dışındaki yapılan derlemeler, 1914 Kasım – Aralık ayı seferberlikten geçilen yol güzergâhı, Arşivlerdeki Artvin tarihi vd.
Kitabın başlangıç sayfası 13 de giriş olarak verilenler:
-Artvinliler, yakın tarihte yaşanan muharebe yıllarında iki defa memleketten toplu bir biçimde göç etmişlerdir. Birincisi 93 Harbi (1293 -1877) ndedir. Ruslarla 1879 yılında yapılan anlaşma gereğince, ahali üç yıl içinde kendi istekleriyle Anadolu’ya geçebilirlermiş. İkincisi Birinci Dünya Harbi (1914) ndedir. Halk bu olayı, muhacirlik, kaçakaçlık, vayna ve seferberlik sözleriyle anlatmaktadır.
Kitabın sonunda eski yazıyla (Arapça) verilenler yanına fotoğraflar da eklenmiş. Bazı görüşler, anlatımlar verelim sayfalardan:
1- Rus basmış ya, köyü topluca terk etmişler ve evler yanmış. Tokat’a uğrayıp Adana’ya kadar gitmişler. Ev vermişler ama kalmamışlar. Köyden Merzifon’a gidenler de olmuş. Yollarda çok insanımız ölmüş. Çocuklarını taşıyamayıp suya atlamışlar (Zeki Top, Bulanık köyü, 65 y. DT - 2008 - Kitap: sayfa:59)
2- Muhacirliğe bizim tayfa, Çidil köyüne kaçmış. Orada üç ay kalmışlar. Ortalık düzelince köye dönmüşler. Yerleri belli olur diye ateş yakmazlarmış. Yatak yokmuş, neker (hayvanlara yiyecek olarak verilen kurutulmuş meşe yaprağı) çalılarını yatak yaparlarmış. Çidilliler yataklarını gömmüşler (Nadiye Öztürk – Cevizli köyü, 90 Y. DT – 2004, Kitap: Sayfa:59) ***
Ali Haydar Karahacıoğlu’ndan: Güz günleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yılların gerilerine baktığımızda, şiirleriyle, mesleki alandaki başarılarıyla gönlümüzde, gündemimizde yeredenlerin sayılarının fazla olduğunu söylemek mümkün değildir.
Ali Haydar Karahacıoğlu hukuk alanındaki başarılı ve zirvelerde iz bırakan çalışmalarıyla bunların arasında yazdığı şiirleriyle, yayınladığı kitaplarıyla da dikkat çeken isim ve imzaların başında gelmektedir.
Güz Günleri, adlı şiir kitabı bana geleli epey oldu. Sayfalarında gezme fırsatını yenilerden bulabildim.
İlk sayfalarda, Ali Haydar Karahacıoğlu’nun önceki kitaplarıyla ilgili yazanların yazılarından örnekler vermişler. (Bu satırların yazarının da sayın Karahacıoğlu’nun kitaplarıyla ilgili yazıları vardı ama.!) Bu imza sahipleri; Ahmet Turan Şentürk, T. Oğuzbaş, Feyzi Halıcı, Enver Tuncalp, Nihat Aşar, Nedim Orta. Kitabın adı olan Güz Günleri adlı şiir 14. sayfada karşımıza çıkıyor. Dört dörtlükten meydana gelen bu şiirden:
Yaprakları sarardı, döküldü yere,
Tekrar yeşermeye zaman kalmadı,
Kaynağı kurudu akmıyor dere,
Sonsuz bahçelerde çimen kalmadı.
Ali Haydar Karahacıoğlu, kısa soluklu şiirleriyle ifade etmek istediklerini, ortaya koymak istediklerini rahatlıkla karşımıza çıkarabiliyor, sayfa ve sütunlara aktarabiliyor. Yılların getirdiği birikimi, süzgeçten geçirilme gerçeği, Karahacıoğlu’ nun başarılarının genel görüntüsü olarak ifade edilmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk için yazdıkları, sayfalara aktardıkları düşünceleri, görüşleri vardır Ali Haydar Karahacıoğlu’nun. Güz Günlerinin 16 ncı sayfasındaki Atatürk – Mustafa, adlı başlıklı şiirinin girişindeki sesleniş Karahacıoğlu’nun:
Filmini çevirmişler, adı imiş Mustafa,
Eserlerini değil cismin konulmuş safa,
Bütün dünya biliyor, yaptığın devrimleri,
Kimse inkâr edemez, tarihi gerçekleri.
Ali Haydar Karahacıoğlu: 1931 yılında Trabzon – Vakfıkebir’de doğdu. 1954 yılında İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Değişik yerlerde hâkimlik yaptı. Yargıtay’da Tetkik hâkimliği, Genel Sekreter Yardımcılığı ve üyelik, Daire Başkanlığı yaptıktan sonra emekli oldu. Değişik şiir kitapları yayınlandı. ***
Orhan Kural’dan: Gezi Rehberi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Prof. Dr. Orhan Kural hoca bir gezgin. Gezinin, gezmenin ne anlama geldiğini, nasıl olması gerektiğini herkesten çok iyi biliyor.
Gezi Rehberi, adlı 208 sayfalık bir kitabı var elimde Orhan Kural hocanın.
Kitabının 6 ncı sayfasındaki önsöz gibiden, bunun altındaki cümlelerden anlıyoruz ki; Prof. Dr. Orhan Kural hocanın farklı ülkeleri anlatan 11 gezi kitabı var. Türkiye’de 206 sayı ile ülke görme rekoru kendisine ait. 17 pasaport eskitmiş. 122 farklı hava yoluyla 1003 uçuş gerçekleştirmiş. Dünyanın çevresini defalarca turlamış.
Elimizdeki Gezi Rehberi, adlı kitapta Orhan Kural hoca, gezi tecrübelerini okurlarıyla paylaşıyor, paylaşmak kararında olduğunu anlatıyor. “Uzakların çağrısına uyup” farklı coğrafyalara uçmadan önce herkese yardımcı olmak istiyor. Hedefinin bu olduğunu söylüyor.
Kitabın içindekiler bölümündeki başlıklardan:
Gezi türleri, Gerçek gezgin, Gezmek bir yaşam biçimidir, Kusursuz gezgin nasıl olur?, Bavul hazırlama sanatı, Bir gezi nasıl ucuza getirilir?, Türkiye’yi gezmek, 50 gezi heyecanı, Dünya Miras Listesi’nde Türkiye, Cevabı bilinmeyen yedi soru, En’ler dünyası, Gezdim, gördüm, yazdım vb.
Sayfa 16’da yeralan “gezmek bir yaşam biçimidir”in son sayfasında, gezmekle ilgili görüşler, cümleler var. Bunlardan:
Gezmek, bir arayıştır,
Gezmek, bir zenginliktir,
Gezmek, dünyayı anlama isteğidir,
Gezmek, dokunmak ve tutmaktır,
Gezmek, harita kullanma zevkidir,
Gezmek, bir saç tokasıdır, bir mahalle pazarıdır, bir şekerdir, etnik bir melodidir,
Gezmek, pasaport eskitmektir,
Gezmek, kendi içimize doğru bir yolculuktur,
Gezmek, geçmişi sevmek ve eski kültüre sahip çıkmaktır,
Gezmek, ilham almaktır, meraktır, yaşamaktır,
Gezmek, hayatı tanıma sürecidir. Yurtdışında her şey “öteki” olur. ***
İki şairden birer şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şairlerimiz, şairelerimiz. Yazdıkları, yayınladıklarıyla dikkat çekiyorlar. İzmir’den Özen Gülay Atacan… Fethiye’den Cahit Yargıcı imzalarıyla bize ulaşan birer şiir efendim. Önce Özen Gülay Atacan’dan:
KÖZ BIRAKMADIN (Özen Gülay Atacan)
Aşkımı, hülyamı, düşümü çaldın,
Bana söyleyecek söz bırakmadın.
Bütün hayalimi aldın elimden,
Alevlenmek için köz bırakmadın.
*
Güzel düşlerimi çalıp götürdün,
Götürdün de geri neyi getirdin?
Böyle kutsal aşkı zaten bitirdin,
Alevlenmek için köz bırakmadın.
*
Düşmedi adın hiç, benim dilimden,
Güzel günlerimi aldın elimden,
Kurtuldum ya artık ben zulümden,
Alevlenmek için köz bırakmadın.
Fethiye’den Cahit Yargıcı’nın bendenize ithaf ettiği şiiriyle bana yazılan şiirlerin sayısı 245’e ulaştı.
SENİ ANLATAMAM
*Hocam Sayın İsa Kayacan’a
Seni anlatmaya yetmez ki
Mısralar,
Sözler,
Sayfalar.
Sen artık kitaplardan taşmışsın.
Dağları, taşları,
Ovaları, yamaçları,
Denizleri geçmişsin.
Sen yeryüzünün
Karacaoğlan’ı, Pir Sultan’ı,
Aşık Kerem’i, Aşık Veysel’i,
Mevlâna’sı olmuşsun.
Yunus gibi gönülleri gezersin.
Her ülkede bir gül bahçen,
Bir gönül tahtın var..
Ben, seni anlatamam,
Tereciye, tere satamam
Cahit YARGICI (Fethiye, 22 Temmuz 2010) ***
Cumhur Turan’dan: Uzun ince bir geceydi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yayınlanan kitaplarla ilgili bir değerlendirme, sayma, rakam tespiti.
Cumhur Turan hocanın kitaplarının sayısı nerede başladı, nerede devam etti, nerede noktalandı, tespitte zorlanıyoruz maşallah. Merkezi Ankara’da bulunan Payda Yayıncılık kuruluşu, ortaya koyduğu kitaplarla dikkat çekiyor, düzenleme güzelliği, yayınlama titizliğiyle alkışların tümünü topluyor. Payda yayıncılık kuruluşumuzun sahibi ve genel koordinatörü Gülendem Gültekin’in payı büyük tüm bu güzelliklerin ortaya konuluşunda tabi.
Cumhur Turan’ın “Uzun ince bir geceydi” adlı kitabı, değişik anlatımlarla, öykülerle karşımıza çıkarılmış. Onbeş ayrı bölümden meydana gelen “Uzun ince bir geceydi” nin ilk bölümü:
-“Gece, onikilik vuruşunu yaparken, sol yanağı cama yapışık, sokak lambasının sarı ışığında beliriveren karın akışındaydı. Işıklı alana giren pamuksu uçuşu gözleriyle yakalayıp, bu alanın bitişine dek taşıdıktan sonra; tekrar başa dönüp, ışığa giren bir pamuksu öbeği gözlerine yükleyerek karanlığın sınırına götürüyordu” şeklindeki bir anlatım ve değerlendirmeyle başlıyor. Cumhur Turan hoca, yazarlığının yanında belki de önce, şairliğiyle karşımıza çıktığı için, öykülerinin, anlatımlarının arasına şiirler serpiştirerek anlatımlarını güçlendiriyor, netleştiriyor. “Uzun ince bir geceydi”nin 40 ncı sayfasında 6 ncı bölüm başlıyor. 41 nci sayfanın ortalarına, alt kısmına gelindiğinde, “Mevlidi okuyan Nazmiye ile birlikte bazı yerleri seslendirince, sesinin güzelliği onun da dikkatini çekmişti. Bundan sonrası ise içinden bir türküce akmaya duruverdi:
Kanatlanıp uçarcasına dalıp gitmişken,
Mevlidin sihirli diline,
Fark edilmiş hemen,
Nazmiye susmuştu birden,
Boşalırcasına hafiflerken içi,
Farkında bile değildi,
Bir onun sesi vardı,
Mevlidi alıp götüren.
Cumhur Turan hocanın yayınlanmış kitaplarının isimleri 127 nci sayfada yeralayor. Bunlar: Olmazlara sevdalıyım, Taç için, Emef, Uyuyan kente yolculuk, Fıkranın şiiri, Anadolu gemisi, Hüzün yağmuru, Uzun ince, Hissettin mi hiç?, Demon, Kirliydi zaman, Varsa yoksa sevda.
***
Sorgun Ozanlar Derneği’nden: Yozgat Bozlak Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yozgat, yiğidin harman olduğu, çamlığıyla, Nida Tüfekçisi’yle, ilçelerindeki güzellik ve özellikleriyle bilinen bir ilimiz. Bu ilimiz merkezinden ilçelerinden zaman zaman bana gelen, ulaştırılan yayınlar oluyor. Dergi, kitap, gazete vd.
Ankara’da yaşayan, Yozgat’lı Murat Duman şiirleriyle olgunluk noktasına ulaşan arkadaşlarımızdan biri. Murat Duman’dan bir dergi aldım geçenlerde. Adı: SOYDER Sorgun Ozanlar Derneği. Yozgat Bozlak.
24 sayfalık “Yozgat Bozlak”ın sayfalarına bakıyoruz, gördüklerimizden:
Derginin kimliğinden: SOYDER Sorgun Aşıklar, Şairler, Ozanlar ve Yazarlar Derneği adına sahibi ve Genel yayın yönetmeni: Abdulah Erol, Yazı işleri müdürü: İdris Gümüş. Yazışma adresleri. Bahçelievler Mhl. Muhsin Yazıcıoğlu Cad. No: 15 Sorgun/Yozgat.
Derginin başyazısı, sunuşu Abdullah Erol’un. Yozgat Valisi Necati Şentürk’ün biyografisi ikinci sayfada yeralıyor. Sanat ve edebiyat dünyamızın, akademik alandaki başarılarıyla gururlandığımız Dr. Bayram Durbilmez hocanın “Yunus Emre ve Muhyiddin Abdal Divanlarında Gönül” başlıklı bir araştırması.
Akdağmadeni, Saraykent Belediye Başkanlarının tanıtım yazıları.
Temmuz-Eylül 2010 aylarına ait 4 ncü sayısıyla bizimle selamlaşan “Yozgat Bozlak Dergisinin” elimizdeki sayısında imzaları bulunanlardan (yazı ve şiir olarak) Dr.Mehmet Güneş, Abdullah Erol, Salim Taşçı, Ahmet Sargın, Erdoğan Bektaş, Osman Karaca, Murat Duman, Nazım Torun, Ahmet Yetimi, Şakir Susuz, İdris Gümüş, Salim Gülbahçe, Yusuf Telli vd.
*Ahmet Tufan Şentürk hoca, şimşek bakışlı, altın yüzlü, yaşlı ama oldukça zinde biriydi... (Murat Duman). Yine Murat Duman’ın “Böyle yazılmış” şiirinden:
Topladım, çıkardım ne kaldı elde,
Yıllarca koştuğum, boşaymış meğer.
Kalmadı bahçemde, bülbül de, gül de
İki gözüm birden, şaşaymış meğer.
*
Görmeden baharı, hazana girdim,
Şu fani dünyaya çok emek verdim,
Belki de bilmeden gönüller kırdım,
Ömrün akış yönü, kışaymış meğer.. ***
Birdal Can Tüfekçi’den
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirler.. Yazıldıkları yerde, yayınlandıkları yayın organlarında imzalarıyla birlikte önem taşıyorlar, anlam taşıyorlar.
Şiirimizin ustaları arasındaki yerinden seslenen, Muğla-Dalaman’dan gönderdiği şiirleriyle, gündemimizde yeralan, sütunlarımızda yeralan Birdal Can Tüfekçi’nin iki şiiri var elimizde. Daha doğrusu şiirlerinden ikisi var elimizde. Bunların birincisi “Getir sevdiğim” adının taşıyıcısı. Beş dörtlükten meydana geliyor. (Birdal hanımın şiirleri genelde beş dörtlükten oluşuyor). Bu şiirden üç dörtlük:
GETİR SEVDİĞİM (Birdal Can Tüfekçi)
Tatlı söz bilmedin, dilin hep zehir,
Yiğidi öldürür, gam ile kahır,
Belli; şimdi pişman, olmuşsun zahir,
Geçen ömrü geri, getir sevdiğim.
*
Sineme vurmaktan çürüdü döşüm,
Kâbusa döndü bak, hayalim düşüm,
Yıllar belim büktü, döküldü dişim,
Geçen ömrü geri, getir sevdiğim.
*
Adın hiçbir zaman düşmez dilimden,
Umutsuzum bir şey, gelmez elimden,
Şimdi, bütün engelleri kaldır yolumdan,
Geçen ömrü geri, getir sevdiğim.
Birdal Can Tüfekçi’nin ikinci şiiri “Dünya durdukça” adının taşıyıcısı. Bu şiir de beş ayrı dörtlükten oluşuyor. Üç dörtlüğü bu şiirin efendim:
DÜNYA DURDUKÇA (Birdal Can Tüfekçi)
Sevdamız sürecek, bir ömür boyu,
Kurusa nehirler, çekilse suyu,
Sanki bir melektir, güzeldir huyu,
Aşkın kalbimdedir, ömrüm oldukça.
*
Gün olur geçerde, şu gençlik çağım,
Hazanla savrulur, bahçemle bağım,
Seninledir kopmaz, gönülde ağım,
Aşkın kalbimdedir, ömrüm oldukça.
*
Saçıma kar yağsa, dökülse kaşım,
Hep on sekizinde, bu gönül yaşım,
Seninle tatlanır, ekmeğim aşım,
Aşkın kalbimdedir, ömür oldukça ***
Musalla taşında,
Hale Gür’den içli bir türkü dinletseler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Başlığımız: “Musalla taşında, dini vecibeler yerine getirildikten sonra Hale Gür’den içli bir türkü dinletseler” şeklinde olmalıydı.
Mektupların satırları arasındaki türkülerden, yorumlarla bize ulaşan türkü sevgisi ve sevdasından sözeden örneklerimizden birini daha, mektup örneklerimizden birini daha nakletmek istiyoruz efendim. Mektup, Ordu ilimizde yaşayan, türkü sevdalısı Sait Demirbaş’tan geliyor. Buyurun birlikte gözden geçirelim:
Saygı değer İsa Bey; Ben türkü düşkünü, tutkunu olduğum kadar, gazete, kitap ve mecmua okumaya da çok düşkünüm. Gazeteniz Anayurt’u Pazar hariç hergün okuyor ve okutuyorum.
Gönderdiğiniz gazeteleri geçen hafta aldım. Açıp okuyunca, çocuklar gibi sevindim. Beni bir kez daha mutlu ettiniz. Size candan teşekkür ederim. Aramızda kurulan bu, türküler kadar içten ve güzel, sıcak dostluk köprüsüyle beni öyle gururlandırdınız ki…
Taa çocukluğumdan beri söylerim, dinlerim türküleri. Benim hayat felsefemdir türküler. İç dünyamı, gizli dertlerimi, düşüncelerimi en içtenlikle ve rahatlıkla türkülerle dile getirebiliyorum. Sırf ben değil, bizim insanlarımızın taa ezelden beri, iç dünyalarını dış dünyaya açılan pencereleri olmuştur türküler.
Nice acılar, yokluklar, haksızlıklar, hüzünler, sevgiler, hayranlıklar velhasıl insan kaynaklı duygular, hep türkülerle dile getirilmiştir. Dağların, ovaların, ırmakların, derelerin, kışların, baharların güzellikleri, nice yürek burkan toplumsal olaylar, savaşlar, daha neler neler ve illâ da sevgiler, özlemler hep türkülerle dile getirilmiştir.
İşte mevsim kış… Gerçi o çocukluğumuzun kışları yok. O çocukluk günlerimizin nice yokluklarına rağmen, kışların bile bir tadı, zevki vardı. Kar üstüne söylenirdi türküler.
-“Kar mı yağmış, Kütahya’nın dağına?
Ataş düşmüş ciğerimin bağına” diye başlayan. Hem bereketti, hem kavuşmalara engeldi, karlar, kışlar.
-“Selam ister, Beytullahın kulları,
Dağlar kardır, aşamadım belleri,
Al yanakta gonca gonca gülleri,
Deremedim gül yüzlü dost küstün mü?”
“Dünyaya keşke bir içli türkü olarak gelseydim” sözümde samimiyim.
Düşünün, dünya durdukça insanların dilinde söylenmek, dinlenmek, sevilmek bir türkü olarak, var mı bunun ötesinde bi mutluluk?. Hangi türkünün ömrü bitmiş?. Bilsem ki öbür dünyada da türkülerimi gönlümce söyleyip dinleyebileceğim, ölüm sefa gelmiş, hoş gelmiş.
Biliyorum, biliyorum bazıları hoşgörüyle karşılamayacak ama, musalla taşında Hale Gür’den yaylalı, ovalı içli bir Ege türküsü dinletseler, belki de yeniden canlanırım!..
Selam olsun Cemile’min gezdiği, meşeli Acıpayam dağlarına. Kalbi saygılar. (Sait Demirbaş, 19 Ocak 2010, Ordu) ***
Zekeriya Efiloğlu’ndan:
Aşk (L)a yürümek
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da olan, Memur-Sen Konfederasyonunun Basın Danışmanı hemşehrim Şahin Ali Şen’den bana ulaşan kitaplardan biri: Zekeriya Efiloğlu’nun Aşk (L)a Yürümek adlı 104 sayfayla günyüzü gören şiir kitabı. Beka Yayınları arasında okurlarıyla buluşturulan bir kitap efendim.
Zekeriya Efiloğlu, Eğitim Bir Sen Şube Başkanı olarak görev yapıyor. Serbest ve hece vezni türündeki şiirleriyle okurlarının karşısına çıkan Zekeriya Efiloğlu, bazen duyuyor ama anlatamıyor. Bazen fikir sancıları çekiyor, duyuyor, yaşıyor. Bu sancıların içinde, arasında aşk sancıları da var. Sayfa 21’de başlayan, sekiz dörtlükten meydana gelen “Aşk sancısı” adlı, başlıklı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle sesleniyor şairimiz:
Cam arkasından kar yağıyor saçlarıma,
Kapı aralıklarında bitiyor zaman dediğin,
Fırtına çörekleniyor göz kapaklarıma,
Virane bahçeler olur, kalınca sevdiğin..
Şiirlerinde uzun soluklu yürüyüşler içinde bulunan Efiloğlu, duygularındaki karmaşıklıklar arasında sıkışıp kalmıyor. Mutlaka bir çıkış yolu buluyor, bulabiliyor. “Seni düşünmek” adlı şiiriyle yoluna devam ederken düşüncelerinin önündeki engelleri yok edip, düzlüğe çıkabilme çabası, yarışı içinde bulunuyor. Sonunda başarıya ulaşarak, derin bir nefes alıyor. Sayfa 63’deki “Seni Düşünmek” adlı şiirden:
Yıldızların ellerime düştüğü bir yerde
Adımladım sokağını, kahrolurken her demde,
Tırnağı sökülürken acı gezer ya tende,
Istırap mektebinde acıymış seni düşünmek.
Zekeriya Efiloğlu: 28.03.1972 tarihinde Ordu ilinin Akkuş ilçesinde doğdu. Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesinden 1993 yılında mezun oldu. Değişik yerlerdeki ilköğretim okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Elimizdeki kitap, Efiloğlu’nun 6 ncı yayını olarak bize ulaştı. Zekeriya Efiloğlu’nun Aşk (L) a Yürümek, adlı şiirinden bir bölüm vererek noktamızı koyalım efendim:
Geceye karanlık yağdığı zaman,
Aydınlıktır ruha,/Sevgili,
Çığlığa sestir hayali,
Susmak zamanı çoktan geçti.

5 Ekim 2010 Salı

İşitme engelliler dünyasında
başarılı bir öğretmen: Tarık Akay
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Hangi alanda görev yaparsak, yapalım, çalışırsak, çalışalım, mutlaka en iyi noktasının, farklı başarıların ulaşılması için gayretlerimiz olmalı. Bu gayret ve sabır içinde olanlar, mutlaka başarılı olurlar, hedef veya hedeflerine ulaşırlar.
Geçenlerde bir delikanlı aradı. Adı: Tarık Akay’dı. Başarılı şiirleriyle, şiir kitaplarıyla sanat ve edebiyat dünyamızdaki yerinden seslenen Mahmut Akay’ın oğluydu bu delikanlı.
Tarık Akay, İşitme Engelliler Öğretmeni. İstanbul’da görev yapıyor. Lisansını Anadolu Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü İşitme Engelliler Öğretmenliği Programı, Türkçe öğretmenliği yan alanında tamamlamış. Tarık Akay, Ömerli-Mardin doğumlu.
Deneyimlerini artırmak için sürekli hareket halinde, gayretleriyle dikkat çekiyor. Konuşmacı olarak onlarca seminer, kongre, sempozyum ve panele katılıyor. TV ve Radyo programlarında bilgilerini aktarıyor izleyicilere. Bilgisayar programlarında, bilgisayar destekli çalışmalarını, deneyimlerini öğrencilerine aktarmada cömert. Mesleğiyle ilgili pek çok derneğin, sosyal amaçlı kuruluşun üyesi.
TARIK AKAY’IN MAKALELERİNDEN
Tarık Akay, mesleğinin gerektirdiği bilgi donanımı içinde olduğu için, zihninde ve gündeminde-gündemlerinde toparladığı, süzgeçten geçirip, dinlendirerek ortaya koyduklarını çevresiyle, çalışma alanında bulunanlarla paylaşıyor. Zaten, makalelerinin, yazılarının başlıkları ve içeriği hep çalışma alanına yönelik, mesleğine yönelik. Bunlardan bazı seçmeler yapalım. Buyurun:
1- İşitme yetersizliği olan bireylerde erken tanı, erken teşhis, erken cihazlanma ve eğitim çok önemlidir. Son yıllarda yeni doğan tarama testleriyle bireyde işitme yetersizliği olup-olmadığı tespit edilmektedir.
2- İşitme yetersizliği olan çocuğun eğitiminde sorumlu olan öğretmenin karşılaşacağı en büyük sorun, çocuk ile nasıl iletişim kuracağı ve bireyin diğer insanlarla nasıl iletişim kurması gerektiğini nasıl öğreteceğidir.
3- İşitme cihazı alırken seçilen firmanın bu konuda uzmanlaşmış olmasına ve teknik servis hizmetinin TSE standardlarına uygunluğuna dikkat edilmelidir. Garantisiz ve bilinçsizce satılan cihazların sizlere birçok problem çıkartacağına emin olabilirsiniz.
4- Aileler ve özel eğitimde yeralan diğer meslek uzmanlıklarına ilişkin eğitimcilerin çoğunluğu işitme cihazları hakkında herhangi bir bilgiye sahip değillerdir. Maddi anlamda pahalı olan bu cihazlara dokunamamakta ve müdahale edememektedirler.
GÜNÜN HABER VE SLOGANI:
1- İsa Kayacan’ın 2005 yılında; 1.271 ayrı yazısının, 65 ayrı gazete ve dergide 3 bin 559 kez yayınlandığı, değerlendirmeler sonucu ortaya çıktı.
2- İsa Kayacan: Kendi istatistiğini kendi, tutan adam/ Onlarca rekora imza, atan adam. ***
2005 yılında
bir yayın rekoruna daha imza atmışım
(1)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Benim için; “Kendi istatistiğini kendi tutan adam / Onlarca rekora imza atan adam” denilişini sevinçle, birazda gururla karşılıyorum.
Yazılarımın genel sayısıyla ilgili, aylar, yıllar itibariyle tuttuğum özel noktalarımı zaman buldukça değerlendiriyor, sayıyor, toparlıyor ve rakamsal sonuçların ortaya çıkması, bunlarında hazırlamakta olduğum, “Guinness Rekorlar Kitabı’na Adaylık Çalışmaları ışığında; Türk Basın-Yayınındaki Yerim” adlı kitabım için bilgi ve belge olarak alınması çalışmalarımı sürdürüyorum.
2005 yılında ait söz konusu notlarımı yenilerde değerlendirebildim, yazıp temize çektim. Ortaya çıkan özet-spot şöyle; 2005 yılında 1.271 ayrı yazı yazıp, 65 gazete ve dergide 3 bin 559 kez okuyucu karşısına çıkmışım, okuyucuyla buluşmuşum. Yani, 2005 yılında da yeni bir rekora imza atmışım.
Tuttuğum günlük, aylık ve yıllık tespit notlarımı 01 Ocak / 31 Aralık 2005 arası, yani 12 aylık sürede, gazete ve dergi isimleri itibariyle yaptığım değerlendirme sonuçlarna göre;
1- Belde Gazetesinde (Ankara, 353 ayrı yazı),
2-Tasvir Gazetesinde (Ankara, 320 ayrı yazı),
3- Olay Gazetesinde(Ankara, 318 ayrı yazı),
4- 24 Saat Gazetesinde (Ankara, 280 ayrı yazı),
Olmak üzere, toplam 1.271 (gün-yazı) ayrı yazımın, günlük olarak yayınlandığı ortaya çıktı.
Bu 1.271 ayrı yazımın, değişik yerleşim birimlerinde yayın yapan, gazete ve dergilerde “gün-sayı” olarak 3 bin 559 kez yayınlandığı, okuyucu karşısına çıktığı-çıktığım, yıllık kayıtlarımın değerlendirilişiyle anlaşıldı, görüldü. Şimdi, yukarıda isimleri yazılı 4 gazeteye ilave olarak İsa Kayacan’ın yazılarının yayınlandığı gazete ve dergilere, yayın gün sayısı itibariyle şöyle bir göz atalım;
5- Sonsöz Gazetesi (Ankara, 263 yazı),
6- Anayurt Gazetesi (Ankara, 86 yazı),
7- Van Postası Gazetesi (156 yazı),
8- Vangölü Ekspres Gazetesi (157 yazı),
9- Gaziantep’te Zafer Gazetesi (239 yazı),
10- Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi (199 yazı),
11- Mersin Tercüman Gazetesi (39 yazı),
12- Yeni Söke Gazetesi (142 yazı),
13- Yenigün Gazetesi (Burdur, 296 yazı),
14-Burdur Gazetesi (43 yazı),
15- Ses-15 Gazetesi (Bucak-Burdur,23 yazı),
16- Pınar Gazetesi (Gölhisar- Burdur,17 yazı),
17- Meydan Gazetesi ( Denizli,142 yazı),
18- Devrek Postası Gazetesi (41 yazı),
19- Kent Gazetesi (Kilis, 28 yazı),
20- Fethiye Gazetesi (55 yazı),
21- Saygın Malkara Gazetesi (33 yazı),
22- Zümrüt Rize Gazetesi (46 yazı),
23- Serhad Artvin Gazetesi (7 yazı), ***
2005 yılında
bir yayın rekoruna daha imza atmışım
(2)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
24- 7 Mart Gazetesi (Borçka – Artvin, 38 yazı),
25- Yeni Sayfa Gazetesi (Marmaris, 38 yazı),
26- Gülistan Gazetesi (Isparta, 9 yazı),
27- Demokrat Eğirdir Gazetesi (2 yazı),
28- Anadolu Gazetesi (Simav – Kütahya, 12 şiir),
29- Önder Gazetesi (Keşan – Edirne, 10 yazı),
30- Mücadele Gazetesi (Siirt, 17 yazı),
31- Hürfikir Gazetesi (Lüleburgaz – Kırklareli, 4 yazı),
32- Samandağ Gazetesi (Hatay, 6 yazı),
33- İleri Gazetesi (Ceylan – Adana, 5 şiir),
34- Yozgat Gazetesi (5 yazı),
35- Postacının Sesi Gazetesi (Ankara, 3 yazı),
36- Gündem Gazetesi (Bucak – Burdur), Sorgun Postası Gazetesi, Oğuzeli Gazetesi (Bucak – Burdur), Söke Ekspres Gazetesi, Hürses Gazetesi (Antalya), Kemer Gözcü Gazetesi (Antalya), Bakış Gazetesi (Aydın), Hürsöz Gazetesi (Aydın), Babaeski Söz Gazetesi, Bartın Postası Gazetesi: Birer yazı veya şiir.
DERGİLER:
1- Çağrı Dergisi (Ankara, 21 yazı, 2004-2005 yılları),
2- Sarızeybek Dergisi (Söke – Aydın, 10 yazı),
3- Yeni Size Dergisi (İstanbul, 6 yazı),
4- Sevgi Seli Bülteni (Burdur, 6 yazı),
5- Güneyde Kültür Dergisi ( Antakya, 4 yazı),
6- Gülpınar Dergisi (Ankara, 4 yazı),
7- Sevgi Yolu Dergisi (Salihli – Manisa, 3 yazı),
8- Kümbet Dergisi (Tokat, 2 yazı),
9- Kerkük Dergisi (Ankara, 2 yazı),
10- Alternatif Sanat Dergisi (Ankara, 2 yazı),
11- Armoni Dergisi (Ankara), Bay Dergisi (Prizren – Kosova), Bayatı Dergisi (Bakü – Azerbaycan), Defne Dergisi (Düzce), Fetiye Dergisi, Gençlik Sanat Dergisi (Ankara), Hür Tomurcuk Dergisi (Bucak – Burdur), Istranca Rüzgârı Dergisi (Kırıklareli), Kredo Dergisi (Bakü – Azerbaycan), Somuncu Baba Dergisi (Darende – Malatya), Şehir Belediye Dergisi (Ankara): Birer yazı veya şiir.
ULAŞILAN OKUYUCU SAYISI HESABI
Bu gazete ve dergilerin (özellikle gazetelerin), tiraj (baskı sayısı), satış ve iadelerinin, Basın İlan Kurumu kayıtlarına bakılarak ve ortalama bir gazetenin veya derginin (dergilerin genellikle aylık) kaç kişi tarafından okunduğu bulunarak, İsa Kayacan’ın bir yıl içinde kaç kişiye ulaştığı (ne kadar nüfusa ulaştığı) hesabedilebilir.
Örneğin, günlük bir gazete ortalama 100-200 veya 500 kişiye ulaşıyorsa, o gazetenin günlük net satışı kişi sayısıyla çarpılıp, rakam ortaya çıkarılabilir. Bilinir ve kabul edilir ki, bir eve alınan bir gazete, tek kişi tarafından okunmayıp, en az 3, 4-5 veya daha yukardaki bir sayıda kişi tarafından okunabilir, haber ve yazılar görülmüş, okunmuş olabilir. ***
Ayten Aydıngızı ve Altay Caferov’dan:
Boğazdan Hazara
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Azerbaycan çıkışlı yayınların sayfalarındaki gezintim sırasında karşılaştıklarımla seviniyor, mutlu oluyorum.
Azerbaycan’da, Bakü’de filogiya ilimleri namzedi, Doç. Dr. Ayten Aydıngızı ve Yrd. Doç. Altay Ceferov’un orta kitabı: Boğazdan Hazara. Ayten hanımla, 2003 yılında Bakü’ye gittiğimde tanışmıştım.
Bu iki isim ve imzanın yayınladığı ortak kitabın adı: Boğazdan Hazara.
Kitabın ilmi redaktoru: Prof. Dr. Nizami Ceferov. 396 sayfalık kitapda, tercüme eserde, Türkiye’nin yazar ve tercümecisi Yasemin Bayer’in yaradılıcığı araştırılarak, önemli bir hizmetin ortaya konulduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz.
Azerbaycan-Türkiye gardaşlığına önemli bir katkı sağlanmış bu yayınla. İki müellifin ortak bir önsözü var 3 ve dördüncü sayfalarda yeralan. Buradan:
-“Yasemin hanımın yazıları hacim itibariyle küçük olsada, mana ve mahiyyet itibariyle çok büyüktür. O, 2005 yılında, Türkiye’de ilk defa Azerbaycan nağıllarını tercüme edip, neşre hazırladı. Yasemin Bayer, Azerbaycana yönelik faaliyetlerde her zaman ciddi işlere imza attı”deniyor.
Beş bölümle şekillenen, ortaya konulan, okurlarının karşısına çıkan, çıkarılan “Boğazdan Hazara” adlı kitabın kapağında, İstanbul boğaz köprüsünün görüntüsüyle birlikte Hazar’ın görüntüsü yeralıyor. Türkiye ve Azerbaycan bayrakları, kitabın ön kapağının üst kısmında dalgalanıyorlar.
Y.Bayer’in, K. Abdulla ile yaptığı uzunca röportajın soru ve cevaplarıyla karşılaşıyoruz.
Sayfa 164’de Y. Bayer’in, “Ne zaman ve nece yazarsınız?” sorusunun karşılığı olarak, K. Abdulla’nın cevabı:
-“Nece yazdığımı özüm de bilmirem. Önce beynimde yazıyorum. Sonra kaleme alıyorum. Çok süratle yazıyorum”.
Doç.Dr. Kurbanova Ayten Aydıngızı: 10 Nisan 1972 tarihinde Bakü’de doğdu. 1993 yılında BDÜ’nün Şarkiyat Fakültesini üstün diploma ile bitirdi. Aynı yıl bu fakültenin Türk Filolojisi kürsüsünde çalışmaya başladı.
Yrd. Doç. Caferov Altay Nizamioğlu: 05 Haziran 1986 tarihinde Gazah bölgesinde doğdu. 2008 yılında Bakü Devlet Üniversitesinin Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkiler Fakültesinden mezun oldu.
2006 yılında, Azerbaycan’da (Bakü’de) Atatürk Merkezinin Uluslararası İlişkiler Bölümünde bilimsel personel olarak çalışmaya başladı. ***
Ahmet Yılmaz Tuncer’den: Aşk ve Ölüm
Prof. Dr. İsa KAYACAN
64 sayfalık bir şiir kitabı.Şairi;Ahmet Yılmaz Tuncer Adı; Aşk ve Ölüm.
Ahmet Yılmaz Tuncer, Balıkesir Akçay’dan sesleniyor. Serbest tarzdaki kısa ve orta uzunluktaki şiirlerle şekillenen kitabın ilk şiiri “Bak “adıyla karşımıza çıkıyor,çıkarılıyor.(Sayfa 5’den);
-Dinle bak,
Dışarıdaki baharlar,
Sazı elinde ozanlar,
Gözden düşen damlalar,
Dinle bak,
Aşk için ne diyor?.
Bu soru veya sorulardan, açıklamalardan sonra, ihtimaller dahilinde, uzak ve yakınlardan gelen seslerin kulak vericisi, değerlendirip yorumlayıcısı olan AY.Tuncer, nilüferler, erguvanlar arasında konuşamadığından,konuşamadıklarından sözediyor bir anlatım biçimiyle, sıcak ve samimi duygularla.
Kadınlardan bahsediyor bir uzun solukluğuyla. Kitabın 22 ve 23 ncü sayfalarında yaralan şiirlerden;
Kadınlar girdi hayatıma,
Kadınlar,
Birden az, birden çok.
**
Sevdiğim kadınlar,
Hepsi bir zaman içinde,
Hepsi bir zamanda tamamlanmayan,
Açıklanmayan zamanlarda.
Pencerelerin açılışı, bakışlar. . Dünyanın dönüşü, sonsuza kadar bırakılanlar. . Ve anlatım bütünlüğü içindeki seslenişlerinden biri AY.Tuncer’in arka kapakta;
-Tükenişim,
Ve yok oluşum,
Sensiz ellerde,
Elbette olacaktır. . .
Ama,
Bunu sana asla,
Göstermeyeceğim. . .
Ahmet Yılmaz Tuncer: 1957 yılında Kars’ta doğdu. 1983 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Bankacılık ve Sigortacılık bölümünden mezun oldu. İlk şiir kitabı 2009 yılında “Odam, Yalnızlığım ve Ben”adıyla yayınlandı. ***
Birdal Can Tüfekçi’den:
İki yeni şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirler yazıldıkları ortamlarda, yayınlandıkları gazete, dergi sayfa ve sütunlarında önem kazanıyorlar, anlam taşıyorlar.
Birdan Can Tüfekçi, Dalaman’dan sesleniyor. Temmuz 2010 içinde kaleme aldığı, şekillendirdiği iki şiiri var masamda.
Bunlar sırasıyla;Mehmet Akif Ersoy ve “Lafı mı olur”başlıklarını taşıyorlar.
MEHMET AKİF ERSOY (İstiklâl Marşı’na ithafen)
Şiir altı dörtlükten meydana geliyor.İstiklal marşının yazılış günlerindeki genel ortam, genel görünüm hareket noktası yapılmış.Bu marşın milletimizi uykulardan uyandırışının önemi vurgulanıyor. Birdal Can Tüfekçi seslenişi;
Yedi yüz yirmi dört şiir, ince ince elendi,
Mehmet Akif Ersoy’da,yüreklendi dillendi,
İşte ”İstiklal marşı” umutlarla belendi.
Milleti uyandırdı, bir marş ki uykulardan.
**
Bin dokuz yüz yirmi bir, mecliste ilk okundu,
Türk milleti marşını ilk kez, burada duydu,
Yüce Türk Milletinin,İstiklal marşı buydu,
Milleti uyandırdı, bir marş ki uykulardan.
LAFI MI OLUR (Birdal Can Tüfekçi)
Eski defterlerin karıştırılıp, sayfalarının açılması halinde ortaya çıkabilecekler üzerinde duruluyor. Altı dörtlükten meydana gelen şiirde, sevdadan yana “nankör” denilişinin, böyle ifade edilişinin altı çiziliyor, “Seninkinin yanında, lafı mı olur“diye cevap veriliyor. Bu şiirden de iki dörtlük efendim;
Ağlamaktan gözlerine, miller çekilmiş,
Kurduğun hayallerin, kökten sökülmüş,
Yüreğine de çakırdikenleri ekilmiş,
Seninkinin yanında, lafı mı olur!
**
Coşkun dereler gibi, çağlayıp aksan,
Yanardağ misali, kükresen kalksan,
Cehennem ateşinde, kendini yaksan,
Benimkinin yanında, lafı mı olur! ***
Gülüzar Söğütçü Kurum’dan: Kırmızı Gelinlik
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kerim Özbekler aracılığla 27 Mayıs 2010 tarihinde Çanakkale’de bana ulaştırılan Gülüzar Söğütçü Kurum’un ikinci kitabı. Adı;Kırmızı Gelinlik.
112 sayfayla günyüzü gören, Kutlutaş-Edirne çıkışlı, “Kırmızı Gelinlik” adlı şiir kitabı, bu adla yazılmış bir şiirle “Kırmızı Gelinlik” le başlıyor.
Sayfa altıdaki bu şiir;
-Beyaz bir atın üstünde şövalye,
Kılıcı kanlar içinde,
Kesmiş gülünü dalından,
Duvağa damladıkça,
Kırmızı güllere dönüştü kan.
Kitabın önsözü Engin Beksaç imzasının taşıyıcısı.
Önsözün bir yerinde; “Şairlerin ruhlarından doğan bir kaynak,bir çağlayan ve sonsuz bir ırmak olur,coşar,kalplere dolar şiir” deniyor.
Belirli şiirlerin üzerine yerleştirilen resimlerle (görüntülerle) zenginlik tablosu ortaya konulmuş.
Edirne ve İzmir çıkışlı,yazılış yerleri kayıtlı şiirlerin serbest tarzdaki görüntüleriyle karşılaşıyoruz.
Normal boyutlu,kısa görüntülü şiirlerle,şiirimizin meşakkatli yolculuğunda alınan mesafenin uzunluğu, netliği görülüyor.Tebriklerimizi sunuyoruz efendim.
Sayfa 49’daki “Korku”adlı şiirde anlatılanlar;
-Senle şenlendi yaşam,
Senle çiçek açtım,
Güz ortasında,
Senle soludum,nefes aldım,
Yüreğim kanatlandı,
Uçtu uçacak,
Bir tadımlık yaşarken,
Korkuyorum,
Bir düş gibi rüyalarımdan,
Çıkıp gitmenden düşlerimden..
Gülüzar Söğütçü Kurum; Şarkı sözü yazarı Halit Çelikoğlu’nun teşvikiyle şiire başladı. Değişik gazete ve dergilerdeki şiirleriyle dikkat çekti. Edebiyatla uğraşmasının yanısıra, yağlı boya çalışmalarıyla da varlığını hissettirirken, karma ve kişisel resim sergileriyle izleyicilerin karşısına çıktı. Kırmızı Gelinlik ve Mavi adlı iki şiir kitabı yayınladı. ***
Ankara’dan M. Kemal Yılmaz şiirlerinden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bazı isim ve imzalar vardır.. Adı ve soyadı yan yana geldi mi, olgun şiirlerin, geçmişten günümüze, yarınlara aktarılan anıların, araştırmaların sahibi-sahipleri aklımıza gelir.
Eğitim dünyamızdaki hizmetleriyle, parlâmenterlik yaptığı yıllarda yankılanan sesleriyle tanıdığımız,yayınladığı kitaplarıyla kültürümüz içindeki önemli yerinden seslenen isim ve imza görünümüyle, Ankara’dan M.Kemal Yılmaz aklımıza geliyor.
O’nunla ilgili pek çok yazı yazdık, satırlarımız arasından seslenmeye çalıştık. M.Kemal Yılmaz’ın şiirleri var, görev yaptığı yerlerdeki duygularının harman oluşu, sayfalara aktarılışı olarak görülenler.
Bunlardan “Kömürden Adam” adlı şiir, örneğini vermeye çalıştıklarımızdandır. Zonguldak kömür ocakları yöresinde öğretmenlik yaptığı yıllara aittir bu duygular.Bu şiirden;
-Yarin gözleri kömür mü kömür,
Bir kurşun atımı,
Bir cıgara içimi şu ömür..
**
Yerin altı mı, üstü mü cehennem?,
Dile kolay söylemesi;
“Yanasım gelir”demiş.
Yunus Emre’m..
**
Yüreğimde kömür yarası,
-Keyfimizden mi girdik yerin altına..
Perişan hanede çoluk çocuk,
Bekler ekmek parası...
M.Kemal Yılmaz hoca duyuyor,yaşıyor,değerlendirip ölçüp-biçip sayfalara aktarıyor. Bunlar şiir oluyor,yazı oluyor,anlatım zenginliği oluyor.Yine,kömür ocaklarında ölen sevgili köylülerimizin anılarını “Göçük’ten”adlı şiiriyle ortaya koyduklarıyla çıkar karşımıza M.Kemal hoca. Bu şiirden;
-Nasıl kalem tutsun ama üşüyen eller;
Gelip de yanayım bari sobanda.
Sınıfların yine ılıcak olsun,
Köyümün beyaz okulu benim.
Yeter ki küçüçük kardeşlerimi,
Sen, durma okut öğretmenim...
Ve bir başka M.Kemal Yılmaz şiiri; “Bayram Dönüşü”adının taşıyıcısı.Yine duygu zenginliği,yine kalıcılığı olan mısralar.Bunlardan;
-Çatalağzı’nda olunca göçük,
Analar ağlar,ağlar köyde çoluk çocuk.
Ölünce babam da girer yerin altına,
Canlı girip,orda ölmek yiğitlik,
Değil mi Kozlu,değil mi Karadon?,
Değil mi Gelik?. ***
Gülüzar Söğütçü Kurum’dan; Mavi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Edirne’den seslenen bir şairemiz, Gülüzar Söğütçü Kurum. Kerim Özbekler arkadaşımızın 27 Mayıs 2010 tarihinde bana imzalı verdiği şiir kitabı; Mavi,Gülüzar Söğütçü Kurum imzasını taşıyor.
Yıllar sonra imzasıyla, karşı karşıya gelip merhabalaşmış gibi olduğum, ünlü şarkıların söz yazarı, 1970’li yılların Düzce’sinden seslenen Halit Çelikoğlu dostumun bir sunuşu var “Şiirlerdeki Gülüzar Kurum” başlığıyla.
Çelikoğlu dostum bu sunuşunun bir yerinde; “Susmayan azmi onu çıraklıktan almış ustalığa doğru götürmüş. Bana, hazırladığı kitabının şiirlerini okuyunca epey yol aldığını gördüm,kutlamak istedim başarısını” diyor.
Mavi adlı şiir kitabın 6.ncı sayfasında ve kitabın ilk şiiri. Burada;
-Burdan böyle,
Mavi kuracağım düşlerimi ,
Adımı da değiştireceğim,
Aklımı, yüreğimi de,
Gözlerimin yaşı mavi olacak,
Gülüşlerim de. . .
Yer yer, bazı şiirlerin üzerine resimler, fırçalardan çıkan görüntüler yerleştirilmiş, kitap zenginleştirilmiş.
Serbest tarzdaki şiirleriyle dikkat çeken Gülüzar Söğütçü Kurum, gelecek için ümit vadeden şairelerimiz arasında yerini almış.
Şiirlerin çoğunun,Ankara ve İzmir’de kaleme alındığı, sayfalara aktarıldığı görülüyor.
Mavi, adlı şiir kitabının 93 ncü sayfasındaki şiirin başlığı;Gözlerinde yaş var.. 01 Eylül 1980 tarihinde İzmir’de yazılmış, sayfalara aktarılmış. Bu şiir;
-Hani senenin dört mevsimi ben,
Gülkurusu dudaklarında sevdan
Gözlerine yaş olsam,
Beni kaybetmemek için,
Ağlamayacaktın bir ömür,
Oysaki...
Gözlerinde iki damla yaş var,
Bir rüyadan uyanmış gibisin,
Ve anladım ki...
Unutmak sen,
Vefa ise benmişim bunca zaman.. ***
Nazilli Kültür, Sanat ve Edebiyat Festivali
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kerim Özbekler, 40 yıldır merhaba dediğim bir isim ve imza. Bilgisayar teknolojisinin yoğun olmadığı günlerde, aylarda daha çok görüşme, konuşma ve mesaj iletim kolaylığımız oluyordu. Ama, bilgisayar teknolojisinin içine girip, yoğunluklar arasında kaybolunca, görüşme konuşma ve değerlendirmelerimiz aralandı.
Çanakkale ilimiz merkezindeki bir etkinlik sırasında, sayın Özbekler’in verdiği bir broşür var elimde. Nazilli Belediyesinin katkılarıyla 26 Mart-12 Nisan 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilen “Nazilli I. Kültür, Sanat ve Edebiyat Festivali” ne ilişkin bilgilerin yeraldığı 20 sayfalık broşürün iç sayfalarına bakıyoruz;
Nazilli Belediye Başkanı, Haluk Alıcık’ın bir merhabası var. “Ege’nin incisi Nazilli”den sözediliyor.
Yukarıda belirttiğimiz tarihler içine, arasına serpiştirilmiş etkinlik satırbaşları. Bu çercevede, konuşmacılardan festivale katılanlardan alınan bilgiler, sayfalara akarılanlar, biyografi ve eserlerinden örnekler. Bu isim ve imzaların sıralanışı;
-Vural Savaş, Canan Tan, Banu Var, Bilal Şimşir, Yelda Karataş, Cezmi Ersöz, Nihat Genç, Yüksel Mert, Y.Selim Demirağ, Hidayet Karakuş, Hüdayi Can, Mavisel Yener, Yılmaz Odabaşı, Sinan Meydan, Özcan Yeniçeri, Muzaffer İzgü, Yavuz Bülten Bakiler, Ali Çolak, Erdal Şen, Erdoğan Çınar, Erdal Sarızeybek, Hulki Cevizoğlu, Julia Gülalem Arslan, Nuri Aktakka, Mustafa Çerçi, Ahmet Telli, İbrahim Kiraz, Etem Oruç, Tahsin Şimşek, Sabahattin Burhan...
Nazilli hakkında verilen bilgilerden; Nazilli Ege Bölgesinin en eski yerleşim merkezlerinden birisidir. İlçe merkezinin ilk yerleşim yeri hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır.
Ancak, Karya bölgesinde kalan Menderes Vadisine Luvi’lerin yerleştiği bilinmektedir.
Bu bölgede ilk yerleşim merkezi Lidyalı’ların kurduğu antik Mastavra kentidir. O dönemlerde bölgenin batısındaki İyonya kentlerinin ekonomik alanda gelişmesi kentin Ege ve Önasya ülkeleri arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunması Nazilli yöresinin önem kazanmasına ve gelişmesini sağladı. ***
Cumhur Turan’dan: Hissettin mi hiç?
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan Payda yayıncılık kuruluşu.. Birbiri ardına yayınlandığı kitaplarıyla, yılın şairi ve yazar, olarak seçim yaptığımız ve ilan ettiğimiz Cumhur Turan, öne çıkıyor.
Kitaplarının bir yenisi; “Hissettin mi hiç?”le masamızdaki yerinden seslenen, bir isim ve imza; Cumhur Turan.
Değişiklik konularda yazılmış,kısa soluklu şiirler var Cumhur Turun’ın bu kitabının içinde.
Kitabın adı olan “Hissetin mi hiç?” adlı, başlıklı şiir 16 bölümden oluşuyor. Bu bölümler kısa kısa ayırımlarla şekillenmiş, sayfalara aktarılmış. İlk bölümü 7.nci sayfada başlıyor. Şöyle;
-Derler ki,
Erguvan zamanı kurulmuş bu şehir,
Bizans’ın rengiymiş Erguvan,
Derler ki,
Kaçıp gelmiş Filistin’den,
Beyaz iken pembe olmuş utancından,
Derler ki,
En çok yakışandır bu şehre,
Çığlığıdır yeniden dirilişin,
Bir de iç çekişi şairlerin,
Onda neşe / Onda aşk,
Masalın rengi vardır onda,
Bu gözle baktın mı hiç,
Erguvan ağacına?
Ve daha nice şiir, anlatım zenginliği içinde okurlarına sunulmuş. Zaten Cumhur Turan, yazdıklarıyla takdir toplayan, alkış alan bir kalem sahibi, bir imza sahibi efendim.
Cumhur Turan’ın yayınlanmış kitapları; Olmazlara sevdalıyım, Taç için, Emef, Uyuyan kente yolculuk, Fıkraların şiiri, Anadolu gemisi, Hüzün Yağmuru,Uzun ince, Hissettin mi hiç?, Demon, Kirliydi zaman. ***
Osman Üçer’den: Kaldırabilecek kadar yük
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Osman Üçer imzalı, Yüce Türk milletinin aziz kahramanlarına armağan edilen, ithaf edilen 536 sayfalık bir kitap. Kerim Özbekler tarafından imzalanarak bana 27.05.2010 tarihinde Çanakkale’de verildi.
Osman Üçer Niğde’den sesleniyor. Sayın Üçer’in uzunca bir söz başı var. Bir cümle bu söz başından:
-“Bildiğim şu; Hayatım boyunca fikirden, siyasetten hiçbir yarar ummadım. Elimden geldiği kadar kitaplara dayalı mücadele ettim”.
Bebeklikten çocukluğa, olgunluğa, yaşlılığa doğru giden dört fotoğrafla söze başlanmış. Bir ömrün alabildiği kadar şiir.. Sayfalara aktarılmış bu şiirler. Bunlardan “Özedoğru Giderim” adlı olanı, giriş olarak karşımıza çıkanı. Üç sayfada yeralmış bu şiir. İlk dörtlüğü;
-Eğer inanmış isem, hep doğruları yazarım, yazdım,
Belki tırnaklarımla kendime mezar kazarım, kazdım,
Destekçi isteseydim, perdeleri yırtmazdım,
Bu dünyada sınav var, özedoğru giderim.
Ozan Erdemoğlu mahlasını da kullanan Osman Üçer’le ilgili Kemal İnanır’ın bir anlatımı var nesirle.
Osman Üçer’in “Kaldırabilecek kadar yük” adlı kitabının bazı sayfalarında, özlü söz olarak kabul edebileceklerimiz var. Bunlardan (254);
-Teşhir ettiğim için, aforozcular türedi,
-Enikler yığınından, uyuzları üredi. Hırsızlar ekibinden afarozcular türedi,
-Kaypak adamdan kork,
-Birinci ilke oldu, bu zavallı başımda / Adamın kaypağından korkarım her yaşımda.
Bunlar, özlü söz gibi, şiirli anlatım gibi, karşımıza çıkan ifade biçimleri.
Soygunlar karşısında sabredemiyor Osman Üçer hoca. Hemen kağıt kaleme sarılıyor ve “Utanmaz bunlar” başlığı altındaki dörtlükleriyle karşımıza çıkıyor;
-Para nerde olsa hemen duyarlar,
Don gömlek demezler, yine soyarlar,
Dünyayı yeseler belki doyarlar,
Süphanallah gibi, sıralı bunlar.
**
Uyuz köpekleri nasıl tok ettin,
İşleri cahilce, pislik, bok ettin,
Kırk yıllık davayı nasıl yok ettin?,
Hesap veremezler, arsızlar bunlar!.. **
Canını Cânânına feda
eden ozan: Fuzulî
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan Yol Bilim Kültür Araştırma Yayınları’nın 16. ncı yayını olarak (Sempozyum dizisi;5) Ankara’da yayınlanan 368 sayfalık, sempozyum bildirileri kitabı. Ciltli, pırıl, pırıl baskılı.
Önsöz, (Ankara) Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık imzasını taşıyor. Sunuş Gülağ Öz ve Hayrettin İvgin’e ait.
Bülent Tanık önsözünün bir yerinde; “Bu ülke, eğer halâ kafaların karanlık emellerine karşı bir direnme gücüne sahipse, bunun en önemli nedenlerinden biri de, gerçek sanatçıların yıllardan, yüzyıllardan beri verdiği büyük eserlerdir” diyor. Gülağ Öz, Hayrettin İvgin ikilisinin sunuşunun bir yerindeki bir bölüm;
-Söylemek isteğimiz şu ki Fuzulî; yaklaşık 500 yıldır Türk toplumu ve Türk Edebiyatını etkilemektedir. Ve şüphesiz bir Türk divan şairidir. Hemde Alevilerce kabul gören “yedi ulu ozan”ndan biridir.
Sempozyum, Hüseyin Gazi Kültür Sanat Vakfı-Hüseyin Gazi Derneği ile Çankaya Belediyesince ortaklaşa düzenlenmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteklemiş. Sempozyuma bildirileriyle katılanlara şöyle bir bakıyoruz, bazı isimler şöyle karşımıza çıkıyor;
Dr.Elçin Abbasov, Prof. Dr. Gönül Ayan, Harid Fedai, Doç. Dr. Nezaket Hüseyinkızı, Hayrettin İvgin, Dr. Yaşar Kalafat, M.Sabri Koz, Nail Tan, Salih Turhan vd. Bazı görüşler;
1- Kasideyi yazan şair Fuzulî’nin o yıllarda en az 20-25 yaşında olacağını tahmin edebiliriz. Böylece doğum yılı 1475-1480 yııllarına rastlar. Fuzulî’nin ölüm tarihi ise birkaç yıl farkla kesine yakın bir şekilde biliniyor... 1556 yılında taun (yani veba) hastalığından öldüğü kabul ediliyor. (Hayrettin İvgin-sayfa 193)
2- Katolik Ermeni rahiplerinden Kevork Terzibaşyan’ın ancak iki cildi yayımlanabilen, ayrıca yayımlanmamış üç(bazı kaynaklarda iki) cildi daha bulunan “Fuzulî” başlıklı eseriyle sanıyorum ki bu büyük Türk şairi için kaleme alınmış modern anlamda “büyük oylumlu” ilk incelemedir. (M.Sabri Koz- sayfa 235)
3- Fuzulî söylediğini yapmış, Türkçe aruzla başarıyla şiir yazılabileceğini ispatlamıştır. İmâle, yani Türkçe bir kelimedeki bir kısa ünlünün vezin dolayısıyla uzatılması durumu, Fuzuilî’nin şiirlerinde çok azalmıştır(Nail Tan, Sayfa;296)
4- Fuzulî’, milliyet olarak Türk olmasına rağmen, Türkçenin yanında Arap ve Fars dillerinde de manzum, mansur eserler yazdığı için tanınma ve etki sahası da bir o kadar geniş olmuştur (Salih Turhan,Sayfa;311)
–Beni candan usandırdı, cefadan yâr usanmaz mı?,
Felekler yandı âhımdan muradım şem’i yanmaz mı?. (Fuzulî). ***
Yazanlar, yazılanlar
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirlerin mısraları arasındaki gezintilerimiz. Yazanlar, yazılanlar. Bunların arasından seçtiklerimiz.
Kütahya-Simav’dan seslenişiyle, sanat ve edebiyatımıza, şiirimize, şairlerimize yaptığı hizmetleriyle gönüllerimize yerleşen, 10.04.2008 tarihinde vefatla aramızdan ayrılan, Çelebi şair-usta rahmetli Ali Adülkerimoğlu’nun “Başka” adlı şiirin bir dörtlüğü öncelikle sütunumuzda;
Yaşasın sevdamız, öldürmeyelim,
Kaderi tersine döndürmeyelim,
Sakın bu ateşi söndürmeyelim,
Birlikte yanmanın hazzı bambaşka.
Artvin ilimiz merkezinde günlük yayınlanan, Ankara’daki Artvinlilerin sabırsızlıkla beklediği “Serhad Artvin” Gazetesi şairlerinden Oktay Şenol’un “Beni beni” adlı şiiri var, yazımızın ikinci bölümünde. Bu şiir, Serhad Artvin Gazetesinin 9791 nci sayısından alındı efendim;
Sıla hasreti ile yandım ellerde,
Uykusuzluk çektim şol gecelerde,
Her şeye katlandım türlü mihnete,
Bir acı söz içten yaralar beni...
**
Gezmişim diyarlar kalemim ellerde,
Şiirler yazardım türlü illerde,
Bazen karanlıkta bazen seher de,
Eser nemli rüzgâr sayrılar beni...
**
Bir kaşı karanın aşkına yandım,
Bir gülücük verdi ona aldandım,
Bunca yıl gurbete böyle dayandım,
Çatma kaşlarını paralar beni...
**
Oktay der ki artık ben dayanamam,
Çerağ olup yoluna ışık salamam,
Zaman geldi dünyada işimiz tamam,
Kimse yolumdan koyamaz beni... ***
Hayrettin İvgin’in şiir dünyasından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Araştırmacı, folklor dünyamızın duayenlerinden, yazar-şair Prof.Dr.Hayrettin İvgin’in şiir dünyasından seçtiklerimiz var bugün gündemimizde. O’nun duygu dünyası çok zengin. “Biliyorum gelmeyeceksin” adlı şiiri dört bölümden meydana gelmiş. İlk iki bölümü;
Sen gittin,
Her anım dağlar kadar kahır,
Her saatim zoraki sabır.
Gelmedin,
Kalbimin her atışı damla damla zehir
Her göz kırpışım seller misali yaş.
**
Gittin gelmeyeceksin,
Ama ümitle bekledim,
Her gecem sonsuz ayaz,
Gündüzlerim kara cehennem.
Rahmetli Erzurumlu Aşık Reyhani, Hayrettin İvgin hoca için altı dörtlükten oluşan bir şiir yazmış. Bu şiirin üç ayrı dörtlüğü efendim;
Bir cevap eyle de dertlerim dinsin,
Kültür varlığı sineme sinsin,
Boşuna mı Hayrettin’sin İvgin’sin,
Sende edebiyat yükü Hayrettin.
**
Fidan diktik yaprak açtı gül oldu,
Şiir yazdık kitap oldu dil oldu,
Selvi oldu yaprak saldı dal oldu,
Mesut’tur Yılmaz’dır kökü Hayrettin,
**
Bazen uzak uzak yerden geliriz,
Yunus’nan Veyis’nen çölden geliriz,
Bitab düşer yorgun yoldan geliriz,
Şerbetler verirsin saki Hayrettin.