16 Nisan 2011 Cumartesi

Burdur’dan Tarım Sanayi’nin Lideri: Kayhan Ertuğrul Makine
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimiz merkez ve ilçelerinde meydana gelen her türlü gelişme, olay beni yakından ilgilendiriyor. Burdur merkezde günlük ve renkli olarak yayınlanan Çağdaş Burdur Gazetesinin 1909 ncu sayısının manşetinde, H. İbrahim Kara’nın özel haberi, daha doğrusu bir röportajı vardı.
Burada, Kayhan Ertuğrul Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanı Kayhan Ertuğrul ve Başkan Yardımcıları Kayhan Ertuğrul’un kızı Ayka Ertuğrul Kısaoğlu, ile Kayhan Ertuğrul’un oğlu Kaan Ertuğrul’un isimleri yeralıyordu..
Kayhan Ertuğrul yakından tanıdığım, gurur duyduğumuz bir sanayicimiz. Tarım makineleri konusunda, gerçekleştirdiği “ilk” üretimlerle bilinen, takdir gören bir hemşehrimiz.
H. İbrahim Kara’nın haberinden, röportajından aldığımız bilgiler var aşağıda. Bunlar: Elli yılı aşkın tecrübesini 1995 yılında kurduğu Kayhan Ertuğrul Makine Sanayi ile birleştiren Kayhan Ertuğrul, Ortadoğu ve Arap ülkelerine ihracat yapıyor. Burdur ve ülkemiz ekonomisine önemli katkıları bulunan bu kuruluşumuz, Burdur’da 2009 yılında 1 milyar 308 bin 581 TL. matrahı ile vergi rekortmeni olmuş. 11.sırada yeralıyor.
Mermer sanayinde de faaliyet gösteren Kayhan Ertuğrul Makine, bünyesinde faaliyet gösteren şirketlerle toplam 80 kişi çalıştırarak, Burdur istihdamına önemli katkılar sağlıyor.
Kayhan Ertuğrul Makine’nin TSE belgeli üretim yaptığını, ülkemizin her yerinde bayi ağı ve yetkili servisleri bulunduğunu kaydedelim. 27 bin metrekare açık alan ve 10 bin 500 metrekare kapalı alan üzerinde son teknoloji CNC torna, merkezi işlem tezgâhları ile konusunda tecrübeli, kalifiye elemanları, mühendisleri ile bilgisayar destekli tasarım ve üretim yapmaya devam ediliyor. Ortadoğu ve Arap ülkelerine balya makinesi ihraç ediliyor.
Kayhan Ertuğrul Makine olarak, tarım makinelerinin her türlü yaprak bıçak imalatının da yapıldığı, yıllık ortalama 500 balya makinesi üretiminin gerçekleştirildiği ifade ediliyor.
Kayhan Ertuğrul Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş’de üretilen makinelerin ağırlıklı olarak hasat harman makinesi grubunda ve süt hayvancılığında kullanıldığını söyleyen Ayka Ertuğrul Kısaoğlu; Bunlar arasında, ekin biçme makinesi, harman makinesi, yem kırma makinesi, ot silaj makinesi, selektör, mısır kayışlı, şanzımanlı silaj makinesi haş paylı, 2-3 ipli balya makinesi, rulo balya makinesinin bulunduğunu anlatıyor. Tebriklerimizi, sevgi ve saygılarımızı sunuyorum efendim. ***
Ahmet Sevgi’den: 
Bir kurucu Teknik
Öğretmenin romanı 
Ahmet Ersudaş
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ahmet Sevgi, eğitimci, şair, yazar ve araştırmacı. TSM’le yakından ilgileniyor. Yeni bir kitabı var masamda Ahmet Sevgi’nin. Adı: Bir kurucu Teknik öğretmenin romanı, Ahmet Ersudaş.
            192 sayfayla, merkezi Ankara’da bulunan Yıldızlar Yayıncılık, yayınları arasında güryüzü görmüş. Kitap, 14.07.1922 Bursa doğumlu Ahmet Ersudaş hocanın hayatı ve anılarını kapsıyor, içeriyor.
            Kitabın ilk sayfalarıyla değişik sayfalarında bir düzenleme içinde Ahmet Ersudaş, eşi, çocukları, farklı aile fotoğrafları konulmuş, kitap zenginleştirilmiş.
            Ahmet Sevgi titizliğini, ciddiyetini, kitabın her sayfasında görüyor, alkışlıyorsunuz. Ahmet Sevgi imzalı 6 sayfalık bir önsöz dikkat çekiyor ilk sayfalarda. Buranın bir yerinde; “Kitap, Ahmet Ersudaş hocanın babasız geçen çocukluk yıllarıyla başlıyor. Dört küçük evladıyla dul kalan annenin çocuklarını, bir kartal gibi nasıl sarıp sarmalayıp hayata hazırladığını da okuyacaksınız” deniliyor efendim.
            Prof. Dr. Cevat Alkan hocamız “önsöz gibi bir yazı” başlığı altında, önder eğitimci,  yönetici ve kurucu öğretmen Ahmet Ersudaş hocadan sözediyor, övgü dolu ifadeleriyle kitabın ilgili sayfalarından sesleniyor, ülkemizde mobilya aksesuarı üreten sanayinde Ahmet Ersudaş imzasının bulunduğunu anlatıyor.
            İçindekiler sayfalarına, öne dönüyor ve bakıyoruz. Başlıklardan bazıları:
            -Bursa Bölge Sanat Okulunda, Ankara Erkek Meslek Öğretmen Okuluna girişi ve öğrenciliği, İlk öğretmenliği, Öğretmenliğinin ikinci durağı, Atatürk ve Ahmet Ersudaş, Vehbi Koç ile tanışma, Prof. Dr. İhsan Doğramacı ile tanışma, Ahmet Ersudaş’ın Hacettepe’den ve Tepe Mobilya’dan ayrılması, Cezayir’e Mobilya Fabrikası ve Okul Projesinin yapılması, İsmet İnönü ve Ahmet Ersudaş, Annesi ve kardeşleri, okul diplomaları, yazdığı mektuplardan örnekler, kendisine gelen mektuplardan örnekler, vd.
            Kitap içinde, sayfalarında yeralan fotoğraflara ve bu fotoğrafların altında yazılanlardan bazı örnekler nakletmek istiyorum Ahmet Ersudaş hocanın daha net tanınması, bilinmesi bakımından:
            -Atatürk’ün tabutu açıldı: Prof. Dr. Kâmile Mutlu katafalka Ahmet Ersudaş’ın yardımıyla çıktı (Ortada), Atatürk’ün naşı açılırken Ahmet Ersudaş oradaydı (Soldan ikinci),
            -İki eski dost; İhsan Doğramacı ve Ahmet Ersudaş, vd.
            Kitap tam bir anılar geçitinin yapıldığı sayfalarla karşımıza çıkıyor. Övünç vesilemiz eğitimcilerimizden biri olarak gördüğümüz, Ahmet Ersudaş hocamızı kutluyor, tebriklerimizle, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz efendim. Ahmet Sevgi kardeşimizi de böyle bir yayının gerçekleşmesini sağladığı için, takdir, tebrik sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz. ***
Torunum Nazlı’nın
Bayrak ve Türkçe sevgisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Torunum Nazlı için yaptığım girişler klasikleşti artık: Nazlı Aykut Torunum. Ankara Arı Okulları 6-D sınıfında 247 numarayla eğitim görüyor. Nazlı’nın denemeleri, şiirleri vardı geçmiş günlerde yayınladığımız. Bugün, Bayrak ve Türkçe sevgisiyle ilgili birer şiirini sütunlarıma almak istiyorum. Şiirler sırayla efendim:
BAYRAĞIM! (Nazlı Aykut 07.03.2011)
Bayrağım, bayrağım,
Savaşlarda tek umut kaynağım,
Çok soğuk gecelerde,
Şöminem oldun bayrağım.
*
Aşkın kasıp kavuruyor herkesi,
Ayyıldızlı dünya  güzeli,
Kalbimin en derinlerindeki,
Tek hürriyet hikâyesi..
*
Bayrağım, bayrağım,
Kalbimizdeki al yanaklım,
Kan kadar kıymetlisin benim için,
Sonsuza dek ayaktasın bayrağım.
Nazlı’nın bayrağımıza, gururumuz bayrağımıza karşı duyguları, ortaya koydukları bunlar efendim.
Aynı Nazlı’nın, Torunum Nazlı’nın birde dilimizle, Türkçemizle ilgili yazdığı bir başka şiir var. Bu şiir de şöyle:
DİLİM TÜRKÇE (14.03.2011
Dil, yansımasıdır yalnızca,
Bir ülkenin, bir kurtuluşun.
Bir Türk konuşmazsa Türkçe,
Türkiye’nin kalbine girer o kurşun.
*
Dil her şeydir,
Dim umuttur, dil mutluluktur.
İletişim kurmak zor değildir,
Yalnızca kendini tanıtır.
*
Benim dilim Türkçe,
Türkçe konuşmalıyım öyleyse,
Bu ülkeyi sefalete düşürmemeliyiz,
Türkçe’yi yok olan dile dönüştürmemeliyiz.
Nazlı AYKUT
(Arı Okulları, Sınıf:6-D, No:247-Ankara) ***
Burdur-Gölhisar’dan yeni bir türkü: Yaktın beni Irmızan
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur türküleri arasına yenilerinin dahil edilmesi için, gayret gösterenlerin başında, Gölhisar ilçemizde oturan, çağdaş halk ozanı, araştırmacı-gazeteci Osman Akkoç gelmektedir.  Gölhisar Gündem Gazetesinin 11 Mart 2011 tarihli sayısındaki köşesinde Osman Akkoç, yeni bir Gölhisar türküsünden, “Yaktın beni Irmızan”dan sözetti, öyküsüyle ilgili anlatımlarını sütununa aktardı. Buyurun buradaki anlatımlara bir göz atalım:
            Gölhisar yöresinde yas türü şeklinde okunan, son mısraları kıvrak olarak nakaratlarla süslenen, yöre müziğine uygun ritimde olan “Yaktın beni Irmızan” adlı türkünün şiiri yıllar önce mahalli sanatçılarımızdan birine Osman Akkoç tarafından verilir. Bu mahalli sanatçımız vefat eder. Osman Akkoç birgün bir vesileyle rahmetli bu sanatçının evine gider. Rahmetli sanatçının eşi Osman Akkoç’a; “Kocamın sana vermek istediği fakat veremediği bir şiir var, sana verilmesini çok istiyordu”der ve şiiri Osman Akkoç’a verir. Osman Akkoç; “Ben bu şiiri mahalli sanatçımızı verdiğimi unutmuşum” diyor.
            Osman Akkoç bu türkünün hikâyesini şöyle anlatır: 1961 yılında Gölhisar’ın önde gelen eşraflarından Hacı Hatip Mustafa amcamızın, bir düğün ziyaretinde bu türküden sözettiğini, yıllar sonra İbecikli Emin Demirayak’la bir sohbet sırasında bu türkünün şiirini okuyan Osman Akkoç’a, Emin Demirayak hoca; “Ben bu türküyü bazen okurum. Hatta albümümün içinde vardı. Plak şirketi nedense bu türküyü almak istemedi. Hadi eve gidelim de kasetimde var sana dinleteyim” diyerek Emin hocanın evine giderler. Türküyü dinlerler.
            Türkünün hikâyesi hakkında Osman Akkoç şu bilgileri veriyor: Horzum köyünden, şimdiki… ….. sülalesinin ferdi olan…. ……. isimli kişinin kızı……… sülalenin zengin, şımarık oğluna gönül verir. Kız, oğlanın kendisini kaçırması için ikna eder. Kız Ramazan isimli bu delikanlının evine varır. Pencereye tıklar, oğlan bakar ki Zeynep gelmiş, gönül eğlendirmek için kız ile iki gün beraber olurlar. Üçüncü gün Ramazan kızı bırakır kaçar. Zeynep kız ortada kalmıştır.
            Ramazan ertesi gün dul bir kadını kaçırır, ortadan yok olur. Zeynep ailesinin yanına gidemez. Orada bir ağaca ip bağlayarak intihar eder. Emin Demirayak’a göre ise Zeynep firar eder, göçer ailesinin erkeğinin ikinci karısı olur, bir daha o bölgeye dönmez.”Yaktın beni Irmızan” adlı türkünün sözleri:
Pencereden atladım,
Elma armut topladım,
Pencereni tıkladım,
Kaçtım sana Irmızan.
*
Her belaya katlandık,
Bahçelerde saklandık,
Her yerlerde yoklandık,
Kandım sana Irmızan.
*
Beni bırakıp kaçtın,
Başıma belâ açtın,
Dul birine yanaştın,
Yaktın beni Irmızan.
Kaynak kişi: Osman AKKOÇ
***
Abdülaziz Semin Bayatlı’dan:
Aynada İnsan
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Dr. Şemsettin Küzeci, Irak-Kerkük, Türkmenler, Türk Dünyası arasında bir köprü olma görevini başarıyla sürdürürken, aracılığıyla bana ulaşan kitapların sayısı giderek artıyor.
            Türkiye Türkçesine aktaran ve yayına hazırlayan Dr. Şemsettin Küzeci, Abdülaziz Semin Bayatlı’nın rubailerinden oluşan “Aynada İnsan” adlı 64 sayfalık kitapla, yeni bir yayının imzasını daha ortaya koymuş.
            Dizgi ve kapak tasarımının gerçekleştirilişinin altına koyduğu imzayla Aybeniz Küzeci, gelecek için ümit vadeden çalışmalarıyla göz dordurmaya başladığını tebriklerimizle kaydedelim.
            Kitap merkezi Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bulunan, Dünya Genç Türk Yazarlar Birliğinin Irak Şubesi tarafından günyüzüne çıkarılmış, bu kuruluşun yayınları arasında okurlarıyla buluşmuş, buluşturulmuş.
            Abdülaziz Semin Bayatlı okurlarına duygularını aktarıyor. Sunuş, önsöz anlamında. Rubailer numara verilerek sayfalara aktarılmış. İlk rubailer 7 nci sayfada başlıyor. Birinci rubai:
Gökyüzünde yıldızlar, her biri bir insandır,
Kimine can diyerler, ,kimi cana canandır,
Onlar göklerde mutlu, bizler kırbaç tutsağı,
Demek ki bu söylenti hep kökünden yalandır.
            Son ve 160 ncı rubai 60 ncı sayfada yeralıyor. Abdülaziz Semin Bayatlı’nın anlatımdaki rahatlığını görüyorsunuz değil mi?. Kutlayarak son rubaiyi de aşağıya alalım buyurun:
O çağın anıları kazılmış belleğinde,
Uçurum ağzındayım hasretim yüreğinde,
Ilık soluğun bir gün çekmedim ciğerimde,
Sen gittin ben de soldum, kaybettim dileğimde.
            Abdülaziz Semin Bayatlı: 1938 yılında Kifri’de doğdu. İlk ve ortaokulu Kifri’de, liseyi Tuzhurmatu’da bitirdi. Öğretmenlik kursuna katılıp, 1957 yılında Kerkük’te öğretmen olarak çalışmaya başladı.
***
GÜNÜN HABERLERİ:
1. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından yayınlanan “Türk Yurdu Dergisi” 100 yaşına merhaba dedi.
2. Eğitimci, şair, yazar ve araştırmacı Arzu Kök tarafından düzenlenip yönetilen “Kök Edebiyat Günleri’nin” ilk’ine; Mustafa Çelebi Çetinkaya, Alp Arpad, Müzeyyen Keskin, A. Çağrı Elgün, Şakir Susuz, İsmail Kara, İsa Kayacan, Hüseyin Önal, Kemal Özdemir, Adem Yazar, Yusuf Millidere, Cahit Bıldırcın ve Swetlara Bıldırcın katıldılar.
3. Onur belgesi: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; Okulumuzun düzenlediği öğrencilerimize doğru davranış kazandırma etkinlikleri çerçevesinde verdiğiniz “Tecrübe ve Gençlik” konulu konferanstan dolayı teşekkür ederiz. (Sami Bülbül, Cumhuriyet Anadolu Lisesi Müdürü, Burdur, 08 Nisan 2011)
4. 221. Plâket: Sayın İsa Kayacan; “Otuzuncu Yıl Anısına” (Prof. Dr. Nevzat Aypek, Türk Kooperatifçilik Kurumu Başkanı, 16 Nisan 2011 – Ankara)   
***
Çorum Sıla 19 Gazetesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Gazetelerimiz, dergilerimiz bir heyecanla yayın hayatına başlatılıyorlar. Zamanla kökleşenler, yayın dünyamızda önemli, anlamlı yer sahibi olurlarken, bazıları da görünüp kayboluyorlar.
            Merkezi Ankara’da bulunan, Kültür Ajans’ın sahibi, değerli dostum Prof. Dr. Hayrettin İvgin’den “Çorum Sıla 19 “Gazetesinin 1 ve 14 ncü sayılarının bir araya getirildiği, daha doğrusu gazetenin bu sayılarının tamamını bir tomar halinde aldım.
            Sekiz büyük sayfalık gazetenin genel görünümü, Anadolu Basını içerisinde bir yer sahibi olacak izlenimi veriyor. Haftalık, kültürel, siyasi gazete olarak yayınlanan “Çorum Sıla 19”un ilk sayısı 22 Ekim 2010 tarihinde günyüzü görmüş, okurlarıyla buluşmuş, buluşturulmuş, merhabalaşmış, merhabalaştırılmış.
            Gazetenin kimliğine bakıyoruz: İmtiyaz sahibi: Mehmet Ali Eröksüz, Yazı İşleri Müdürü: Erhan İvgin, Genel Yayın Yönetmeni: Ergülü Karipçin. Daha pek çok isim ve imza var kimliğinde. İletişim adresi: Konur Sok. No:66-9 Kızılay-Ankara
            Sayfalarda, Çorum çıkışlı, ağırlıklı manşetler, haberler dikkat çekiyor. İlk sayılarında “Neden sıla 19” sorusunun cevabı veriliyor, “Bir çok gencimiz neredeyse kendi öz kültürlerini unutmaya yüz tuttu. Ancak, bu konuda gençliği hiçbir zaman suçlamadım, hiç kimsede suçlamamalıdır” diyor Mehmet Ali Eröksüz.
            “Çorum Sıla 19”un ilk sayfalarında yeralan manşetlerden bazı seçmeler yaparak devam edelim:
            Yerel basında yeni nefes/Coşkulu Cumhuriyet kutlaması/Dekan Basan’dan iş dünyasına sitem/Hiç unutmadık/Tarımı topyekün ele almalıyız/Ahilik geleneği yaşatılıyor/Çorum önemli bir yer tutacak/Sungurlu’nun çehresi değişiyor/Çorum’da üç yılda 196 derslik/Teknokent, Çorum için uzak değil/Aşure birlik ve beraberliğin sembolü/vd.
            14 üncü sayısı 28 Ocak 2011 tarihinde yayınlanan “Çorum Sıla 19” Gazetesinin 13 ncü sayısının 5 nci sayfasında üç şiirin yeraldığı sütundan, Selahattin Ambarkütük imzalı “Memleketimi özledim” adlı, başlıklı, altı dörtlükten meydana gelen şiirin bir dörtlüğüyle noktamızı koyalım:
Terk ettim sılayı gurbete düştüm,
Elini özledim memleketimin,
İl, ilçe, bucak, köy demeyip geçtim,
İlini özledim memleketimin.
***
Şerife Çınar’dan iki şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İzmir ilimizden (Karşıyaka’dan) seslenen Şerife Çınar’ın iki şiiri var masamda. Bu şiirlerden bazı dörtlükler alalım. Genel bir değerlendirmeyle aldığımız, seçtiğimiz dörtlükler efendim. Buyurun birlikte okuyalım:
            Şiirin ismi: İçim hiç rahat değil. Yedi ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin üç ayrı dörtlüğü:
İÇİM HİÇ RAHAT DEĞİL (Şerife Çınar)
Dün Van’dan gelen dostum gözyaşları içinde
Kurulmuş diyor şimdi, vatan vatan içinde
Kardeş kardeşe düşman herkes panik içinde
Verir miyim bağrımdan, asla bir avuç toprak.
*
Kurtuluş savaşında vermedi mi dersini?
Bu millet öyle millet, gösterdi ya tersini
Alamazlar elinden ne Van’ı ne Kars’ını
Göz nurudur halkımın dolaştığın her sokak.
*
Kim kimden korkuyor da görmez oluyor gözler
Olan garibe olur, ötesi yalan sözler
Şehidimin anası, kansız bir günü özler
Nasıl ödenir söyle, bunca vebal bunca hak.
Şiirin adı: Kendini benden iste. Altı ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin de üç ayrı dörtlüğü:
KENDİNİ BENDEN İSTE (Şerife Çınar)
Duyulsun yürek sesim, okunsun her noktada
Adımıza destanlar, yazılsın her kıtada
Semaya yükselelim, varalım son kata da
Seninle yaşarım ben, senin için bu beste.
*
Kaç defa sorguladım, belki yalandır diye
Bir sünger çekebilsem, senle olan maziye
Gözümden iki damla, aksın sana hediye
Seninle yaşarım ben yankılansın her seste.
*
Fani dünya kısacık, sevmeye yetmez ömür
Gönül tahtım senindir, çık otur sefanı sür
Kokunu sakla tende, gittiğin yere götür
Seninle yaşarım ben, kendini benden iste.
***
Cumhur Turan’dan: Kirliydi zaman
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Cumhur Turan, birbiri ardına yayınladığı değişik konulardaki kitaplarıyla dikkat çekiyor.
            Merkezi Ankara’da bulunan, Payda Yayıncılık’ın yayını olarak günyüzü gören, yayınlanan “Kirliydi Zaman” 96 sayfalık bir şiir kitabı.
            Sunuş veya önsöz diyebileceğimiz iki sayfalık bir anlatım var ilk sayfalardan ikisinde. Bu sunuş veya anlatım “Şiirden önce” başlığını taşıyor. Bir yerinde:
            -“Kirliydi Zaman: Şiir kitabına da adını veren bu şiirin doğumu 2002 yılında Marmara Adasında oldu. O yıl, Marmara Malmüdürlüğü işlemlerinin denetimi için orada bulunuyordum” diye devam ediliyor. Şimdi merak etmez misiniz bu şiirde neler söyleniyor?, En azından girişinde:
            Kirliydi zaman adlı şiir bölümü uzunca. Bu şiirin girişi efendim:
Kirliydi zaman,
Zaman içinde yüzen,
Kahvenin masalları,
Sandalyeleri, camları, çay ocağı, sokağı taşları,
Uçuşup düşen sözcükler,
Kirliydi her şey,
Kirli akşamları,
Mekanında kumar oynayan bir dizi kişi..
            Cumhur Turan, Kansız ama yorgun, Bu göz müydü?. Ve ağlıyorlar şimdi, Bisiklet, Gözyaşına döndü karları, Rüya bu ya, gibi başlıklarla verdiği şiirleri, sayfalara aktardığı şiirleri, bir anlatım rahatlığı içinde oluşturulmuş, şekillendirilmiş. Cumhur Turan’ın sanat ve edebiyat dünyamızdaki, şiirimiz içindeki yeri burada saklı.
            Uzun soluklu şiirlerin mısralarının bütünleştirilmesi zordur. Cumhur Turan bu başarıyı yakalamış öncelikle. Kutluyorum.
            Sayfa 55’de başlayan “Bisiklet”ten:
Bir erkek, bir kadın,
Kadın önde, erkek ardında,
Daracık bir koridorda,
Gündüz bile ışık yakılan,
Yürüdüler sessizce.
***
Batı Akdeniz Bölgesi Yörükleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yıllarca, Kültür Bakanlığının il müdürlüklerinde, “Kültür Müdürü” olarak görev yaptığını bildiğimiz, folklor ağırlıklı, mahalli –yöresel araştırma ve yayınlarıyla takdir edilen bir isim ve imza: Musa Seyirci.
            Musa Seyirci hocanın İstanbul  “Der Yayınları”nın 262 ncisi olarak 204 sayfayla yayınlanmış “Batı Akdeniz Bölgesi Yörükleri” adlı kitabı, değerli hemşehrim Uzman Veteriner Hekim, araştırmacı, Bursa’da yaşayan Osman Köseoğlu tarafından;,, “Vatanına, milletine var gücü ile hizmetler sunan, düşün ve eylem insanı, değerli hemşehrim Prof. Dr. İsa Kayacan’a sevgi ve saygılarımla, Mart 2011” şeklindeki ithafıyla bana gönderdiği kitabın sayfalarında gezmek istiyorum öncelikle:
            Musa Seyirci hocanın bir önsözü var ilk sayfalardan birinde. Buranın bir yerinde; “Alacağın içinden gelen ve Yörük kökenli bir aydın olarak, 1978’li yıllarda belirtilen kültürü araştırmak için, Yörük köylerine gittiğimde, onların hangi Yörük aşiretinden geldiklerini sorduğumda, -biz Yörük değiliz- derlerdi bana. Onlara, ben Yörüğüm deyince gerçek mi söylüyorsun diyerek rahatlarlar, giderek sohbet koyulaşır onların Yörükçülük günleri akıllarına gelir, gözleri buğulanırdı” deniyor, ifade ediliyor efendim. Kitabın içindekiler sayfasından bazı satırlar aktarmak istiyorum:
            -Batı Akdeniz’de Yörükleri, Elmalı yöresindeki Yörükler ve Tahtacılar, Manavgat Yörüklerinin göç yolları ve aşiretleri, Bahşiş Yörükleri ve dokumaları, Afyonkarahisar Yörükleri, Bir Yörük anasıyla söyleşi, Yörüklerin çıktığı yaylalar, Yörüklerde boğaz havaları, Antalya Yörüklerinin kullandığı çalgılar vd.
            Sayfa 137’deki “Yörükler’de boğaz havaları” ana başlığı altındakilerden birkaç cümle: “Antalya Yöresinde yıllarca yaşayan bir Karakoyunlu Obası, yıllar sonra Mersin’e Adana’ya göçtüğü gibi, Mersin’de, Adana’da yaşayan bir Sarıkeçili Obası da Burdur’a, Antalya’ya , Afyonkarahisar’a göçmüştür. Belirtilen göçler, Yörük Aşiretleri arasında kültür alışverişini hep canlı tutmuştur”.
            Sayfa 143, başlık: Yörüklerde Alaçık. “Alaçık konusuna değinen araştırmacılardan Ali Rıza Yalman, Yörüklerde Karaçadır, adlı araştırmasında, gerçekten Antalya, Burdur’un Bucak, Tefenni, Gölhisar ilçelerinde, Denizli’nin Fethiye’ye sınır köylerinde ve Fethiye Yöresinde Alaçağı, geçimini büyük ölçüde hayvancılıkla sağlayan, geçmişte konar-göçer olan bugün ise toprağa yerleşmesine karşın, yazın yaylaya çıkan yarı köylüler kullanırlar. Ancak Naci Eren’in belirttiği Tahtacıların kullandığı meskenlere Alaçık demek pek mümkün değildir”.
Alaçık, Yörüklerin yaygın olarak kullandığı konaklanan alanda süratle kurulan, ayrıntısı fazla olmayan mesken tipidir.
***
Her mevsimin kenti: Rize
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Zümrüt Rize Gazetesinin sahibi Faik Bakoğlu, Rize’nin fahri elçisi, bu ilimizin tanıtımı için gece gündüz çalışıyor. Rize hakkında ne varsa topluyor, dostlarına gönderiyor. Sayın Bakoğlu’nun gönderdiği gazete, dergiler arasında Rize Valiliğince hazırlanan “Her mevsimin kenti: Rize” adlı belgesel yayın, kitapçık-kitapçıklar da vardı. Buralardan aldığımız Rize bilgileriyle bir değerlendirme, genel görüntü seyrimizi gerçekleştirelim. Buyrun efendim:
            Rize Valiliğince yayımlanmış, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün katkılarıyla hayata geçirilmiş, yayınlanmış bir rehber var elimizde. Buradan aldıklarımız:
            Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, rehberin sunuşunun bir yerinde: “Rize, Karadeniz’in en karakteristik özelliklerini yansıtan, endemik bitki türlerini barındıran, şelâleleri, termal kaynakları, Kaçkar Dağları Milli Parkı ile ülkemizin önemli bir turizm destinasyonu olma yolunda sağlam ve emin adımlarla ilerleyen bir ilimizdir” diyor.
            Rize’ye gelirken, Rize’nin yemyeşil yaylalarında ve Kaçkar Dağları’nın eteklerinde dolaşırken hangi mevsim olursa olsun yanınızda yağmurluğunuzu veya şemsiyenizi eksik etmeyin hatırlatmasında, uyarısında bulunuluyor.
            Türkiye’nin her tarafından ve her mevsim kolaylıkla ulaşılabilen bir il olan Rize, Kuzeydoğu Anadolu’da; Batıda Trabzon, güneyde Bayburt ve Erzurum, doğuda Artvin illeri kuzeyde ise Karadeniz ile çevrilidir.
            Rize, bol yağış alan Kaçkar Dağları’nı saran sıkı orman örtüsü, yaygın bir akarsu ağı ile ayrılmış vadiler, zirvelere uzanan Alpin buzullarıyla her defasında yeni bir şeyler keşfetmek isteyenlerin değişmeyen tatil bölgesidir.
            Rize çayın Başkenti’dir. Birinci Dünya Savaşının ardından yaşanan ağır ekonomik bunalım sonucunda sosyal ve ekonomik dengelerin bozulmasıyla Rize’den diğer illere göç hızlanınca yörede devlet desteğinde çay üretimine başlanması kararlaştırılmış ve bu amaçla 1924 yılında, “Rize ve Borçka’da Narenciye ve Çay Ziraatının Tatbiki hakkında yasa” çıkarılmıştır.
            Çay, Rize’de söylenen atasözü, deyim fıkra ve manilere konu olmuş, yörenin somut olmayan kültürel mirasında yerini almıştır.
            Rize’nin 12 ilçesi yanında, Bucak sayısı 4, Belediye sayısı 21, Köy sayısı 350, İl toplam nüfusu 365.938 olup, Merkez nüfusu 78.144, yüzölçümü 3920 km2, kuruluş tarihi (yılı) 1924 olarak bilinmektedir, kaydedilmektedir.
            Rize halk müziği, kemençe, tulum gibi çalgılar ve türküler etrafında şekillenmektedir. Türkülerde dört mısra vardır. Sevdalık türküleri, gurbet türküleri en çok görülenlerdir.
            ***
Veysel Kızlarkayası’ndan:
Adı yok sensizliğimin
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yayınlananlar.. Okurla buluşanlar, buluşturulanlar. Şiir kitapları, getirdikleri, getirdiklerinden sözedilenler.
            Merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajans Yayınlarının 99 ncusu olarak, 176 sayfayla günyüzü gören, Veysel Kızlarkayası’nın “Adı Yok Sensizliğimin” adlı şiir kitabının sayfalarında gezmek istiyorum efendim:
            Kitabın önsözü Hayrettin İvgin imzalı. İki sayfalık önsözünün bir yerinde Hayrettin İvgin: “Şair Veysel Kızlarkayası’nın şiirlerinde bir rengârenklik var. Konularını işlerken mısralarına anlam yüklemesini biliyor” diyor.
            Hecevezniyle yazılmış, yazıldıkları tarihleriyle sayfalara aktarılan şiirlerin birincisi, ilki “Maralım” adıyla karşımıza çıkıyor. Kitabın 5 nci sayfasında bu şiir. Bir dörtlüğü anılan şiirin:
Bir deli borandır bendeki sevda,
Seviyorum seni demem, elveda.
Beni bana yazmış kurbanı Hüdâ
El kırılsın, sen kırılma maralım.
            Veysel Kızlarkayası, ele aldığı konu üzerinde genel bir araştırma, değerlendirme yapıyor önce. Sonra bu değerlendirmelerini mısralara dönüştürüyor, sayfalara döküyor, gelecek için ümit vadeden şiirler ortaya koyuyor, koyabiliyor. Şiirlerimizin geleceği bakımından önemli olan anlamlı olan bu genel görüntülerle sevinmeliyiz, ümitlenmeliyiz efendim.
            Veysel Kızlarkayası, şiirlerinin başlıklarıyla, başlıklarının verdiği anlamlılıklar itibariyle de dikkat çekiyor: Aşk Eylülde öldü, Yüreğini koy da gel, Sevgili geliversen, vermek istediğimiz şiir başlıklarından.
            Sayfa 115 den “Yol oldum yoluna” adlı, başlıklı şiirden bir dörtlük alalım:
Veysel’in aklından çıkmıyor sevdan,
Dönüşü yok artık, ok çıktı yaydan,
Arı küsmüş güle, olmaz ki faydan,
Ballar sensiz masum, duruyor gülüm.
            Veysel Kızlarkayası: 1961 yılında Sivas Kangal Akçamağra köyünde doğdu. Liseyi Sivas Kongre ve Ankara Ulubey Liselerinde okudu. “Gözlerinden Vuruldum” adlı şiir kitabını yayınladı.
***
Ahmet Sevgi’nin insan
ve musiki sevgisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ahmet Sevgi, Milli Eğitim Bakanlığının değişik kademelerinde çalışmış, Müsteşar Yardımcısı olarak emekli olmuş, yurtdışındaki eğitim müşavirliği görevinde başarılı hizmetlere imza atmış, öğretmen kökenli bir eğitimcimiz.
            Ahmet Sevgi şairdir, Ahmet Sevgi TSM korolarında bulunur, TSM parçalarını vukufla icra eder. Yazardır, araştırmacıdır. İnsan sevgisiyle dolu, dopdolu bir gönlün sahibidir Ahmet Sevgi.
            Özel olarak düzenlediği “Sevgi Kültür Evi”nin sahibi, yöneticisi, musikiyle uğraşanların, şairlerin, yazarların, gönül insanlarının yakın dostudur Ahmet Sevgi.
            O’nun düzenlediği “Şiir ve Musiki” günlerinin sayısı hızla artarken, bestekârların, solistlerin, TSM saz ustalarının bir araya getirildiği, ciddi düzenlemelerle hazırlanan, sayfalara aktarılan TSM parçalarının makamları, müzik ve söz imzalarının (Müzik, söz, beste, güfte) gibi ayırımlarla hazırlanan, çoğaltılıp, davetlilere verilmesi, parçaların icra edilişleri sırasında, herkesin saz ve söz ustalarıyla birlikte seslendirmelerinin sağlanması gibi özellikler, güzellikler hep Ahmet Sevgi’nin düzenlemelerinde görülür, hazırladığı, gerçekleştirdiği toplantılarda, bir araya gelmelerde yaşanır…
            Bakarsınız, toplantıya katılanların, belirli aralıklarla tanıtılması, şairse şiirlerinden birkaç örneğin verilmesinin sağlanması gibi özelliklerin dillendirilmesiyle, okunan parçanın beste ve güfte sahipleriyle bilgilerin Ahmet Sevgi veya katılımcılardan biri tarafından anlatılması, gibi bilgilendirmeler, Ahmet Sevgi toplantılarının önemli ve anlamlı bölümleri arasında yeralır.
            Sonra, diyelim ki güftesi Orhan Seyfi Orhon’a bestesi Yusuf Nalkesen’e ait olan Muhayyer Kürdi Şarkı (Veda busesi) “hani o bırakıp giderken seni” adlı şarkı icra edildi. Hemen Ahmet Sevgi söz alır (zaten mikrofon ondadır), Kültür Bakanlığı klasik yayınlarından veya ansiklopedilerden aldığı bilgileri, salonda bulunanlara aktarır, ilginç gazete kupürleri veya fotoğrafların herkes tarafından görülmesini sağlar.
            Burada yapılan, yapılmak, ortaya konulmak istenen, Ahmet Sevgi’nin şiir ve musiki sevgisindeki yüksekliktir, pek çok insanda bulunmayan bir özellik ve Ahmet Sevgi güzelliğidir.
            Arşivi ve kitaplığı çok zengin olan Ahmet Sevgi’nin düzenlediği “Sevgi Kültür Evi”nde, 20 Mart 2011 tarihinde gerçekleştirilen “Şiir ve Musiki” adıyla hazırlanan 25 ayrı TSM parçasının yer aldığı sayfalardan.. Müzik: Fehmi Tokay’a Söz: Melâhat Akan’a ait olan Buselik şarkı “Geçti bahar hazan erdi bu yerde”nin sözlerini aşağıya alarak noktamızı koyalım, Ahmet Sevgi’yi bir kez daha tebrik ederek, sevgi ve saygılarımızı sunalım efendim:
Geçti bahar hazan erdi bu yerde,
Deli gönül yine dertte kederde,
Şakımıyor bülbül artık seherde,
Deli gönül yine zevkte kederde…

14 Nisan 2011 Perşembe

konuk yazar


İSA KAYACAN’DIR
ESASEN REKOR MENZİLİ
Bekir YALÇINKAYA
Gazeteci, Şair-Yazar, Yeni Güç Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Gönüllerimizin bahar rengine bürünmekte olduğu bu Nisan başında postacıdan sarı zarflı bir mektup aldım.
Kalem tutan ellerimiz klavyeye duçar olalı, almayı ve yazmayı unuttuğumuz mektuplardan birisiydi bu..
Zarfın dışında ‘Prof. Dr. İsa Kayacan’ kaşesi vardı. Bu demekti ki Kayacan üstat bize bir emanet tevdi ediyordu. Açtığımızda böyle olduğunu gördük.
O’ yıllarca Türk milletine gönül güzellikleriyle seslenen Millî Adam, mektubunda Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilmek için müracaat dönemine ayak bastığını, kendi milli çevresinden beynelmilel bir çevreye taşma azmi taşıdığını gerekçeleriyle uzun uzadıya anlatıyordu.
Bu Ginness Rekorlar Kitabı denilen cemiyet, bilindiği üzere dünyayı kucaklayan bir hükmü itibariyle hemen bütün sanat ve maharet ehillerinin içinde yer almaya fikir ve zikir gücü harcadığı bir cemiyetti.. Dolayısıyla da Prof. İsa Kayacan da kendisindeki muazzam potansiyelini, kendi milletlerinin teşekkül ettiremediği bir haricî cemiyet arasında ve yeniden dış dünyaya açmak istiyordu.
Profesörlüğü ve doktorluğu bir yana, bütün mesleklere üstünlük sağlayan sanat ve edebiyatın duayenlerinden olan İsa Kayacan, kendisiyle aşîna olduğumuz, edebiyatçılığı bir yana hemşehri kimliğiyle de hasbıhâlimizin gayet sıkı şekilde devam ettiği bir sima idi.
O’ özellikle Anadolu Basın Şefliği yaptığı dönemlerden itibaren ülkemizin bütün yerel ve genel basınında kalemini konuşturan sürekli basın kartı sahibi Millî Adam, nerede bulunsam orada bulunmayı kendisine adeta vazife kılarak çok mutmain ve çok itinalı olmaya devam etmiştir. Ne yazık ki son zamanlarda hükmünü yitirdiğine kani olduğum, bundan dolayı da gerçekten şair ve yazar yetiştireceği ve büyüteceğine mukallit ve yavan bir topluma hizmet veren Başkent’teki Edebiyat Kurumları’ndan soğuyan bendeki gönül gözü ve fikir özüne rağmen Kayacan ağabeyim, edebî şevkinden zerrece taviz vermeden inandığı yolda yürümeyi sürdürdü.
Zaman zaman kendisi hakkında biz kendi yerel basınımızda kanaat belirtirken, çoğu kerre O’nun da bizimle ilgili ülkemizdeki birçok gazetede makale yayınlatması hem dostluğumuzu teyid, hem de edebiyat mümessilliğimizin gereklerini yerine getirmede müessir omuştur.
Şakşakçı ve alkışçı bir cemiyeti asla hazzetmesem de, Prof. Kayacan için iyi niyetlerimi ve hakkındaki hissiyatımı belirtmem icap ediyor. Zira O’ kendi milleti kadar diğer Türk milletleri için de son devrin edebî elçisi olan tek muhterem zattır. Özellikle Azerbaycanlı dostlarının Fahri Doktora Elçisi ve haklarında en çok makale üreteni olması ne büyük fazilet ki, Azeriler kendisi için; “Sovyet dönemi ve bağımsızlık sonrası dönem dâhil, hiçbir yazar İsa Kayacan kadar Azerbaycan’la ilgili yazı yazıp yayınlamamıştır. Bu rekorun sahibi de İsa Kayacan’dır” notunu kendi tarihlerine düşmüşlerdir.
Memleketimiz Isparta’ya komşu, fakat 1530’lu yılların Kuyud-ı Kadime Arşivleri’nde Hamid Eli’nin İli Hamidâbâd’ın kazası olan Burdur’un Tefenni-Ece Köyü’nde doğan hemşehrimiz İsa Kayacan, 42 bin 65 makalesinin 3 bin 560 gazete ve dergide yer almasıyla bugüne kadar ülkemizde hiçbir yazarın kıramadığı rekoru kıran adamdır.
Bize gönderdiği müstesna kıymetteki mektubunda şayet şahsımıza veya Yazı işleri Müdürlüğümüze tâbi Yeni Ufuk, Sondakika, Sabır Dergisi, Hedef Ankara, Sonhaber ve Yeni Güç gazeteleri gibi mevkutelerden de bahsetmiş olsaydı 3 binin 560’ını, neredeyse 570’ine tamamlayabilirdi. Elbette bu kadar zengin ve baş döndürücü bir arşive hâkim olmak takdir edersiniz ki çok zordur.
İşte böylesine liyakat ve ehliyete tâbi değerli dostumuz şair ve yazar İsa Kayacan, önümüzdeki günlerde kurduğu “Gazeteci-Yazar Prof. Dr. İsa Kayacan’ın Çalışmalarını Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu” vasıtasıyla 1956’da attığı adımın yankılarını Guinnes Rekorlar Kitabı’nın çerçevesinden duymaya ve hissetmeye hazırlanıyor. Milli sıfatlarından ve manevi hissiyatlarından taviz vermeden yola devam etmiş yarım asırlık bir edebî çınarı, bizim Tekfur’lara nispet büyüyen hoşgörülü Söğüt Çınarı gibi kucaklamaya ve o kucaklamalarla büyütmeye hakkımız olduğu gibi, bu değerli edebiyatçımızı da Guinness’in Rekorlara imza atan kitabında görmeye hakkımız vardır.
Büyük edebiyatçı ve basın emekçisi bu güzel insanı işte bu duygularla selâmlıyor, gayesinde vuslata ermesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Eyy ehliyet mazharı insan! Sizi, selâmların en güzeliyle selâmlıyorum.

12 Nisan 2011 Salı

HABER... HABER...


İsa Kayacan’ın yeni kitabı Burdur Belediyesinin kültür hizmeti olarak “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adıyla yayınlandı
            ANKARA (Ece Ajans)- Gazeteci- Yazar, Araştırmacı Prof. Dr. İsa Kayacan’ın 129 ncu, Burdur Belediyesi’nin 12 nci kültür yayını, “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adıyla yayınlandı.
            432 sayfalık büyük boy Burdur’dan Kültür Yağmuru’nun önsözü, Burdur Belediye Başkanı Sebahattin Akkaya’ya ilk sunuş İsa Kayacan’a, 2 nci sunuş ise Vedat Fidanboy’a ait.
            Kitap içindeki sunuş ve önsözlerden bazı alıntılar şu cümlelerle karşımıza çıkıyor:
            Sebahattin Akkaya: Burdur ve Burdurlu’nun gururu, hemşehrimiz, araştırmacı gazeteci- yazar İsa Kayacan’ın bir başka araştırması olan; “Şiirlerle Burdur-2”bölümü başta olmak üzere, değişik Burdur çıkışlı eklerle yayınladığımız “Burdur’dan kültür Yağmuru”nda Burdur ve Burdurlu değişik yönleriyle geniş biçimde anlatmaktadır.
            Prof. Dr. İsa Kayacan: Kültüre büyük değer veren, Burdur Belediye Başkanımız sayın Sebahattin Akkaya’nın katkı ve kararlılığıyla yayınladığımız “Burdur’dan kültür Yağmuru”nun Burdurumuza hayırlı olmasını diliyorum.
            Vedat Fidanboy: Doğduğu kente vurgun, yok böylesi bir aşık / Söz ederken köyünden, canına canan gelir/ Leyla ile Mecnun’u, birlikte anmak gibi/ Burdur dendi mi akla, İsa Kayacan gelir.
İsa Kayacan’ın, “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adlı kitabının sayfalarında Burdur’dan, Burdurlu’dan seçilmiş bol fotoğraflı sayfalarda yeralan bölümlerdeki başlıkların sıralanışı şöyle:
Birinci bölüm: Birinci kitap “Şiirlerle Burdur”da yer almayan Burdur şiirleri,
İkinci bölüm: Birinci kitap “Şiirlerle Burdur’da” yer almayan Osman Akkoç şiirleri,
Üçüncü bölüm: Burdur tarihinin içinden,
Dördüncü bölüm: Burdur, Akdeniz ve Ege Bölgeleri şairlerinden “İsa Kayacan” şiirleri
Beşinci bölüm: 1850-1953 yılları arasında Burdur’u idare edenler - 1854 yılında “kaza” olan Burdur’un en eski ilçesi Tefenni/ 1955 yılının Burdur’u/ BMM’de I.dönem milletvekilleri, Valiler, Belediye Başkanları,
Altıncı bölüm: Burdurlu Gazi, ağır topçu Kademlioğlu İsmail Başçavuş/ İsa Kayacan’ın Burdur rüyalarından biri,
Yedinci bölüm: Burdur’da üniversite sevinci/ “Tefenni” kitabı 2009 yılında yayınlandı,
Sekizinci bölüm: Teke yöresi folklor araştırmaları,
Dokuzuncu bölüm: Hikâyeleriyle Teke yöresinin başkenti Burdur türkülerinden bir çeşitleme,
Onuncu bölüm: Haberler- kitap tanıtım yazıları,
Onbirinci bölüm: Burdur Destanı “Bensiz Olmaz”ın ilave bölümleri,
Onikinci bölüm: Kültürümüz içindeki Burdur doğumlularından bir genelleme/ Geçmişten geleceğe Burdur Halk Kültürü ve Turizm Sempozyumu başarılıydı,
Onüçünçü bölüm: Burdur Efsaneleri,
Ondördüncü bölüm: Burdur Halk fıkralarından örnekler,
Onbeşinci bölüm: Yazarların gözü ve kalemiyle İsa Kayacan,
Onaltıncı bölüm: İsa Kayacan’ın Burdur’u, Burdur’un İsa Kayacan’ı için (Burdur çıkışlı) yazılarından/ İsa Kayacan biyografisi/ Eski Burdur fotoğrafları/ Burdur milletvekilleri/ Bilim adamları, iş adamları, toplum öncüleri/ Sivil toplum kuruluşlarının başkanları/ Gazeteler- gazeteciler/ İsa Kayacan’ın yayınlanmış kitapları/ Rekorların adamı: İsa Kayacan (Şahin Ali Şen)-İsa Kayacan’ın yayınlanacak sıradaki kitapları..
 ***
Üç Şairden çocuk şiirleri:
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Üç şairimizin çocuklarımıza yönelik şiirlerinden örnekler vermek istiyorum. Şiirleriyle şairlerimizin isimleri aşağıda... Buyurun birlikte okuyalım:
AFACAN (Can AKIN) 
Sevdim seni ben afacan
Gözlerinde bin bir can
Yaramazsın çok  yaramaz
Sende neler bulunmaz
* 
Cebinde fındık fıstıklar
Elinde renk renk misketler
Uslanmazsın hiç uslanmaz
Sana asla güven olmaz
*
Kediyi attın sen dama
Sakın pantolonu yırtma
Bir çift spor pabuçla kot
Yetip de artıyor sana.
*
Seni gidi minik haylaz
Yaramazsın çok  yaramaz
Laftan sözden hiç anlamaz
Canımsın benim afacan.
***
ÇOCUK SEVGİSİ (Nilüfer DURSUN)
Yüreğime atılan
O küçücük tohum
Büyüdü, yeşerdi …
Sarıp sarmalamak istiyor
Tüm çocukları evrendeki…
***
ÇOCUK OLMAK (Nilüfer DURSUN)
Ne güzeldir çocuk olmak,
Bir elma şekeriyle mutlu olmak.
Haydi büyükler her şeyi boş verin,
Şimdi işimiz uçurtmalarla
Gökyüzünü boyamak.
***
İÇİMDEKİ ÇOCUK (Sevinç Doğancan GÜVEN)
Göğüs kafesimde bir çocuk,
Ağlıyor, susuz, uykusuz
Uçsuz bucaksız bir çölde,
Sorunlar karanlıklar içinde.
Çaresiz, umutsuz
Dili damağında, umarsız.
Onu göremiyorum
Dokunamıyorum ellerimle,
Silemiyorum gözyaşlarını,
Başak saçlarını
Badem gözlerini,
Öpemiyorum istesem de...
Gözleri ıslak ama
Biliyorum,
Her zaman ıslak kirpikleri
Göğüs kafesimdeki çocuk...
Yıkılmış düşlerini,
Zincire vurulmuş isteklerini,
İsyanlarının, sessiz haykırışlarını
Duyabiliyorum...
Yüreğimin kıyılarında
Dalga dalga çaresizliğini,
Kimsesizliğini anıyorum.
Bir çocuk içimde sessiz...
Haykırıyor perde perde ve...
Henüz onüçünde...

28 Şubat 2011 Pazartesi

KONUK YAZAR

İsa Kayacan Guiness Rekorlar Kitabı’na girmelidir.
                                                             Abdülkadir GÜLER
Ankara’da İsa Kayacan’la ile ilgili bir Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu kurulmuş. Gazeteci- yazar İsa Kayacan hakkında Guinness Rekorlar Kitabına alınması hususunda detaylı bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapordan bazı istatistiki bilgiler hazırlayıp, bana da 07.02.2001 tarihli bir mektupla göndermişlerdir. Önce böyle bir konuda bana da bilgi verdikleri için teşekkürlerimi sunuyorum.  Anadolu’nun basınında uzun yıllar uğraş ve çalışmalar yapan İsa Kayacan hakkında yararlı ve önemli bir konuya girdiklerini düşünüyorum.
            Ben şahsen gazeteci – yazar İsa Kayacan’ın Anadolu basınındaki çalışmalarını 1962’den bu yana izliyor ve onunla tanışıyorum. Yaklaşık 55 yıldır İsa Kayacan bu sanat ve kültür coğrafyasında çalışıyor. O sadece Ankara’da, Burdur’da değil Anadolu’nun her il ve ilçesinde çıkan yerel ve ulusal gazetelerde yazı yazıyor. Bıkmayan, yorulmayan ve usanmayan bir çabası vardır. Bunların bir yerde şahidiyim. Hatta bir ara bir yazımda Ankara’da yayınlanan Tasvir Gazetesi’nde şöyle demiştim: “İsa Kayacan sanatımızın elektronik beydir, bugüne değin yazdığı binlerce makalesiyle Türk kültürüne, Türk sanat ve edebiyatına karşılıksız olarak hizmet veriyor. Yazdığı yazıları ilgili kişilere PTT ile ilgililere dağıtıyor. Bundan da zevk alıyor. PTT’ye verdiği posta paralarıyla bugün Ankara’da bir kaç daire dahi alabilirdi.  Ben Ankara Belediye Başkanı’nın yerinde olsam, Kızılay Meydanı’na İsa Kayacan’ın  heykelini dikerdim “  diye vurgu yapmıştım….
            Hatta Yine İsa Kayacan’la ilgili elimdeki bazı yazılı belgelerle birlikte bir dilekçeyi PTT Genel Müdürlüğü’ne göndermiş, İsa Kayacan için özel posta pulunun çıkarılması konusunda dilekte bulunmuştum. Fakat ne yazık ki bana olumsuz yanıt (cevap)  vermişlerdi. Konuyla ilgili yazışmaların tarihleri benim arşivimde vardır. Gazeteci yazar İsa Kayacan yaklaşık yarım asırdan fazla Türk kültürüne Türk edebiyatına basın yoluyla hizmet veriyor.
            Kendisi 68 yaşında olmasına rağmen bugüne değin yaşının iki katı kadar kitap hazırlayıp, Türk kültürüne kazandırıyor. Sanat ve edebiyatın her türden hikâye, şiir, makale, röportaj, roman, öykü, masal, gezi, deneme, tiyatro, folklor, halk bilimi, araştırma ve inceleme gibi her hemen her konuda hazırlanan kitapları 129 adettir.. Bu eserler bile bir rekor değil midir? Yine 31.12, 2010 tarihi itibariyle Anadolu basınında 42 bin 075 makale, bu makalelerinde kendi ili olan Burdur’dan tam 65 bin 904 kez söz etmiştir. İsa Kayacan hakkında belki çok az kişiye nasip olan Türkiye ve Türkiye dışından 137 kişi şiir yazılmış ve bu şiirler 254 şiir halinde bir seçkide güldeste yer almıştır. Bu da bir rekordur.
            Yine Türkiye genelinde 2 bin 750 şairin, 11 bin 420 şiirine Anadolu’da yayımlanan gazetelerde kendi köşesinde bizzat yer vermiş ve bu gazeteleri yine PTT vasıtasıyla şairlerine gönderme nezaketini, fedakârlığını göstermiştir. İsa Kayacan’ın Türkiye dışında belki Azerbaycan en çok yazı yazan yazarlar arasında payesini kazanmış ve 1.674, Irak’taki Türkmenler için 805 makale yayınlamıştır. Azerbaycan’daki kişi ve kuruluşlara gönderdiği bütünlük içindeki gazete ve kesiklerinin  (kupür) sayısı 29 bin 445’e ulaşmıştır. Ayrıca İsa Kayacan’ın yazıları 1956’dan buyana Türkiye de yayımlanan yerel, ulusal gazete ve dergilerle birlikte 31. 12. 2010 tarihine kadar yazılarının yer aldığı yayın organlarının sayısı bizzat İsa Kayacan’ın hazırladığı tematik istatistiklere göre bu ramak 3 bin 560 sayısına ulaşmıştır.  Bu rakamda bir yazar için ulaşılması zor olan bir rekordur.
            Profesörlük payesi verilmiştir. Yine bu yazılarından dolayı İsa Kayacan, 18 Ekim 1977 yılında Anadolu Trakya Basınının Fahri hemşerisi seçilmiştir.
            İsa Kayacan yarım asırdan fazla yazı ve şiirleriyle sanat ve kültür çalışmalarıyla Anadolu basınında yer alıyor. Ankara’dan Burdur’da, Yozgat’a, Kırşehir’den Trabzon’a Gaziantep’ten, Kilis’e, Kilis’ten Van’a, Tokat’tan Adana’ya, Trakya’dan Edirne’ye, Ardahan’dan Sivas’a,  Kayseri’den Aydın’a, Söke’den İzmir’e,  Rize’den Borçka’ya kadar olan yayın organlarında İsa Kayacan’ı görmeniz mümkündür.  Bence bu da bir rekordur.
            Sonuç olarak:
Gazeteci ve yazar İsa Kayacan yerel ve ulusal basında yarım asırdan fazla kulaç atıyor. Yazılarından dolayı aldığı ödüllerin sayısını kendisi de bilmiyor. Birçok özel tüzel kurum ve kuruluşlardan onlarca plâket ve onur belgesi almaya hak almıştır. İsa Kayacan’ın Anadolu’nun her il ve ilçesinde yayınlanan yayın organlarında yazıları olduğu gibi, Kafkaslarda, Azerbaycan’da, Ortadoğu’da, Kerkük’te gibi yerlerde yazıları yayınlanmaktadır. Dışişleri Bakanlığı tarafından Fahri Konsolosluk unvanı verilmesi istenmiş, Üniversitelerde hakkında doktora ve yüksek lisans tezleri hazırlamıştır.
            Anadolu basınının duayeni, yerel basının ağabeyi, Anadolu basınının büyük ve deneyimli şefi, sürekli sarı basın kartı sahibi yazı fabrikatörü ve imparatoru unvanlarıyla anılmaktadır. İsa Kayacan bu nedenlerden dolayı GUİNNES REKORLAR KİTABINA aday gösterilmeli ve girmelidir.  İsa Kayacan; üretken, çalışkan sürekli yazan, yazdıklarını dağıtan ve azimli çalışmalarıyla hak ettiğine inanıyorum. 
            Aslında İsa Kayacan Guinness Rekorlar Kitabına girse de girmese de ben şahsen pek önemsemiyorum. İsa Kayacan Yurt içinde ve yurtdışında milyonlarca insanın gönlünde taht kurmuş bir yazın eridir. Kayacan bir edebiyat ve kültür elçisi ve bir gönül adamıdır. Heykeli dikilecek adamdır. Yani söz yerinde ise, Anadolu yerel basınının fahri hemşerilik unvanını almış ender kişilerden biridir, Türk kültürünün yeşeren ve dik duran koca çınarı, bir duayenimizdir.  Yani adam gibi adamdır. Kendisine uzun ömürler, sağlıklı günler diliyorum ve Söke’den selam, saygı ve sevgiler gönderiyorum. Her şeyin gönlünce olmasını diliyorum.
 ***          
KONUK ŞAİR:
Vedat Fidanboy’dan İsa Kayacan’a iki şiir daha…
            Çok Değerli hocam; Mektubunuzu büyük bir ilgiyle okudum. Takdir ve hayranlıklarımı ifade edecek söz bulamıyorum. Bir çoklarını biliyordum zaten bilmediklerim de varmış meğer!..  Bu konuda beni aydınlattığınız için ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir kez daha kalbimi ve gönlümü fethettiniz. Bildiğiniz gibi, fikir ve düşünce adamı değil; ben naçizane bir duygu eriyim..  Sizi anlatmak gerçekten zor. Bu görevi, çok değerli hocalarımızın üstlenmesi gerektiğine inanıyor ve bekliyorum.
Fethettiğiniz toprakların ürünü olarak, duygu pınarlarımdan fışkırıp gelen birkaç yeni dörtlüğümü (Güinness Rekorlar Kitabına adaylık başvurunuz dolaysıyla) değerli şahsınıza arz ediyorum. Yolunuz açık ve her şey gönlünüzce olsun. En derin saygı, sevgi ve muhabbetlerimle.
İSA KAYACAN USTA’YA
Değerli Hocam Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan’a Güinness Rekorlar Kitabı’na başvurusu dolaysıyla…
Ne olur bağışla, gel beni Usta;
Kolay anlatılmaz, o sendeki sır,
Henüz bir çırağım ben bu hususta,
Çoklara sığmazsın, az aciz kalır!
* 
Her rütbeye lâyık ey basın eri,
Hiç mi kurumadı alnının teri?
Nasıl yazdın bilmem, bunca eseri,
Okuyan şaşırır, göz aciz kalır..
*
Güneşi aratmaz içindeki kor,
Böyle âdem olmak, zor Allah’ım zor
Güinness’e sığmaz kırdığın rekor,
Sayfa yetmez sana, söz aciz kalır.
*
BİR DE DÖRTLÜK EFENDİM!
Sen geçmiş, sen ati ve de sen günsün,
Sen Türk’ün gönlünde en büyük ünsün,
Sen değil, seninle; girersen eğer,
Güinness adlı O, kitap ovünsün.
Vedat FİDANBOY (Ankara)

26 Şubat 2011 Cumartesi

KONUK YAZAR:

İrfan Ünver NASRATTINOĞLU
          Hayatını yayın ve yayıma adayan İsa Kayacan’ın, “Guinness Rekorlar Kitabı” nda yer alması son derece yerinde ve yararlı olacaktır…
 Prof. Dr. İrfan Ünver NASRATTINOĞLU
*İsa Kayacan’ın Çalışmalarını Araştırma Ve Değerlendirme
Komisyonu Başkanlığı’na, Ankara*
             Öncelikle, Sayın İsa Kayacan’ın Çalışmalarını Araştırma ve Değerlendirme adıyla bir komisyon kurmuş olmanızdan dolayı sizi kutlamak istiyorum. Zira Sayın Kayacan, batılıların deyimiyle “publisist”, yani çok yönlü kişiliği olan bir değerli insandır.
            Araştırmalarınızda göreceğiniz gibi, onun yayın ve yayım alanındaki faaliyetleri, son derece yaygın, yoğun ve adeta baş döndürücü niteliktedir.
            Sayın Kayacan, yarım asrı aşan bir süre içerisinde, gazeteci olarak kendisini kanıtlamıştır. Nitekim Başbakanlık Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nün kendisine verdiği “Sürekli Sarı basın Kartı” (eski adıyla “Basın şeref kartı”) ile de bu yönü belgelenmiştir. Onun gazeteciliği salt bir gazetede, şu veya bu görevle çalışmak biçiminde olmamış; pek çok ulusal gazetelerde, çeşitli konuları içeren yazılar yayımladığı gibi; Hakkâri’den Edirne’ye, Sinop’tan Antalya’ya, bütün Türkiye sathında yayımlanmakta olan süreli yayınlarda ve özellikle gazetelerde, yine değişik içerikli yazıları yer almıştır.
            İsa Kayacan, edebi değerini de ortaya koymuş olan bir yazın eridir. Nesirde başarılı olduğu gibi, şiir alanında da değerini ortaya koyan eserler vermiştir. Ayrıca, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde yaşayan genç şair ve yazarların ellerinden tutarak, onları edebiyatımıza kazandırmıştır. Bu işlevi önceleri bizzat yayımladığı Ece dergisinde, gerekse edebiyat sayfaları düzenlediği gazetelerde gerçekleştirmiştir.
            Kayacan’ın bir başka yönü ise, kooperatifçiliğidir. Atatürk’ün bizzat kurdurduğu Türk Kooperatifçilik kurumu’nun üyesi olup; özellikle basın ve yayın kurullarındaki görevleriyle, kooperatifçilik hareketinin vatan sathında yaygınlaşmasında rol oynamıştır. Anılan kurumun, Karınca adlı aylık dergisinde de çok sayıda yazıları yer almıştır.
            İsa Kayacan 100’ü aşkın kitaplarıyla, ulaşılması çok güç bir başarıya imza atmıştır. Bu kitaplar da çeşitli konuları içermekte olup, arasında, Türk Cumhuriyetleriyle ilgili olanlar da bulunmaktadır. Bu nedenle, Azerbaycan’da kendisine “Doktor” ve ”Profesör” unvanları verilmiştir.
            Komisyonunuzun bütün bu yönleriyle, Sayın İsa Kayacan hakkındaki enine boyuna araştırma çalışmaları yaparak; onun “Guinness Rekorlar Kitabı”nda yer almasını sağlaması son derece yerinde ve yararlı olacaktır. Yerinde olacaktır; çünkü hayatını yayın ve yayıma adamış olan bir değerli insana vefa borcu ödenmiş olacak; yararlı olacak, çünkü Kayacan’ın değerlendirilmesi, gelecek kuşaklar için de önemli bir örnek olacaktır.      

25 Şubat 2011 Cuma

KONUK YAZAR:


İsa Kayacan Rekorlara Koşuyor
Ünal Şöhret DİRLİK
*Kayacan için: “Guinness Rekorlar Kitabı’na adaylık çalışmaları ışığında: Türk Basın –Yayınındaki Yerim” adıyla kitap hazırlanıyor.*
 İsa Kayacan’ın yeni bir kitap hazırlığında olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Onun adı ve unvanı tam olarak şöyle:” Prof. Dr. İsa Kayacan; Gazeteci-Yazar” Ayrıca birçok kurum, kuruluş ve yazar dost ona: ‘Anadolu Basınının duayeni’ demektedir. Birçok il, içe ve bölgemiz de onu fahri hemşehri ilan etmiştir. Kayacan ayrıca sürekli basın kartı sahibi ve Anadolu Basınının duayenidir.
Bana sorarsanız İsa Kayacan çok değerli ve hatırnaz bir Ece köylüdür. Her şeyi unutur da köy çocuğu olduğunu unutmaz. Benim onu sevmemin bir sebebi de budur. Bizim İncirköy’de:”Pelit çıktığı kabuğu beğenmemiş” derler. Bu sözün tam tersi İsa bırakın kendi köyünü, kendi ilçesi Tefenni’yi, İli Burdur’u hiç unutmaz. Yazılarında bütün bunları dile getirir.”Ben Ankara’dayım ama, Burdur’da bir evin kiremiti kırılsa içim burkulur” der.
1956 yılında asın dünyası ile tanışan Kayacan, basından bir daha kopmadı. Yayınladığı ve uzun yıllar attı dergine köyünün adını verdi, “ECE”.Ece dergisi kapanıncaya kadar yazı ve şiir denemelerim yayınlandı. İsa Kayacan da bu dergide; İsa Kayacan, Ece köylü, ESE gibi değişi k imzalarla yazı ve şiirler yayınladı. Daha sonra Basın-Yayına girmiş, çeşitli bakanların Basın Yayın Danışmanlığını başarı ile yürütmüştür.
Bu arada “Ece Basın Ajansını kurulduğu yıldan bu yana başarı ile yürütmektedir.
Kısaca yazacak olursam: yayınladığı kitap sayısı 129’dur. Elinizdeki kitapla bu sayı 130 olacaktır. Bu hızla giderse kitap yayınında da rekora ulaşacaktır. Yayınladığı makalelerin sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur. “Kırk iki bin altmış beş” yazı makale ve şiir her gün Anadolu’nun bir çok yerleşim alanında yayınlanan gazetede, dergide yer almaktadır.
Eskiden Burdurlu sevecen bir milletvekilimiz vardı, adı da Mehmet Özbey’di. Allah rahmet eylesin. O derdi ki: “Burdur’un horozları her sabah “ Mehmet Özbey!” diye öterler. Şimdilerde Burdur’un değil, tüm Anadolu’nun gazeteleri İsa Kayacan yazıları ile çıkıyor. Horozlar duyarsa daha güzel ötecekler ve “İsa Kayacan!” diye ünleyeceklerdir.
Memleketinin taşına toprağına adını yazdırmış bir değerdir İsa Kayacan. Bir bakıyorsunuz Trakya’da, Keşan’ın Cumhuriyeti dediğim Önder gazetesinde, Söke’nin “Yeni Söke’sinde, Fethiye’nin Fethiye ve Beşkaza Postası’nda Marmaris’in Yeni Sayfa Gazetesinde, Dalaman Postasında, Güneyde Zafer gazetesine ve adını sayamadığım çok sayıda gazetede, kalburüstü dergide onun Gülümseyen bir fotoğrafı ile süslenmiş bir yazısına rastlamanız olasıdır. Fethiye’den Burdur’a doğru gidenler Tefenni İlçesinde bir mola verip, ilk gördükleri birisine “Ece Köyü” nü sorarsa; hemen yolu tarif ederler, köyün yolu asfalttır.
Şehrin bitişiğinde ve çok Yakınındadır. Üşenmeyin, kırın direksiyonu oraya doğru. Köy meydanında pırıl pırıl bir kütüphane göreceksiniz. Adı “Ece köyü İsa Kayacan Kütüphanesi” Doğduğu köye adını taşıyan kütüphane açılan ikinci Burdurludur İsa Kayacan. Daha önce de Fakir Baykurt’un Akça Köy’de adını taşıyan bir kütüphane’nin açıldığını duymuştum. İsa Kayacan Kütüphanesi’nde çoğunu kendisinin temin ettiği 7,500’ü aşan kitap var. Ayrıca çok sayıda okula ve kitaplığa bağışladığı kitap sayısı elli bine yaklaşmıştır. Eğer bütün kitaplarını kendi adına açılan kitaplıkta toplasaydı, altmış bini bulacak bir rakama ulaşırdı. Ama o kitaplarını çok yere dağıtarak bir özveri örneği göstermiştir.
İsa Kayacan şimdi “Guinness Rekorlar Kitabı’na adaylık çalışmaları ışığında: Türk Basın –Yayınındaki Yerim” isimli kitabının hazırlıkları içindedir. Yurt içi ve yurt dışındaki Türk Devletleri yayınlarında çıkan Yazıları, şiirleri, bu devletlerle ilgili kitapları ile de başarılar gösteren İsa Kayacan’ın yurt içi ve yurt dışından çok sayıda ödül ve paye almıştır. Onun Guinness Rekorlar Kitabına girmesi için hizmetleri pek çoktur.Yalnız ödül sayısı bile dikkati çekecek kadar fazladır.. Benim; İsa Kayacan’ın adı geçen rekorlar kitabına gireceğine inancım çok fazladır. O bunu çoktan hak etmiştir. Bu yolda yapılan çalışmalarında başarılar diliyorum. Fethiye’den selam ve sevgiler gönderiyorum.

23 Şubat 2011 Çarşamba

KONUK YAZAR

 Nice hizmetlere hazır duruşuyla gurur vesilemiz olan İsa Kayacan;
“Guinness Rekorlar Kitabı” nda yer almayı çoktan hak etmiştir.
                                                                         İsmet Bora BİNATLI
Bir gün arkamızdan biri merak edip yazdıklarımızı araştırmaya kalksa, bu dağınık ortam içinde nasıl ulaşabilir yazılanlara diye epeyce zamandır düşünüp dururken, kendi arşivini kendisi düzenleyen ve isteyen herkesin araştırmasına büyük kolaylıklar sağlayan sayın İsa Kayacan’ın çalışmalarını görünce aradığım ışığı bulduğumu anlamıştım.
            İsa Kayacan ki; Anadolu basınını başından beri önemsemiş bir yazar olarak, Ardahan’dan Edirne’ye, Sinop’tan Antalya’ya kadar ulaşabildiği her yerde mahalli basına yazılarını vermekle kalmamış kendisinin incelediği şair ve yazarları da Anadolu’nun her köşesine ulaştırmıştır, tanıtmıştır yazdıklarıyla.
            Orijinal çalışmalara imza atmakla kendi çalışma ekseninde bazı ilklere de vesile olmuş bir yazardır o.Mezarlık kültürümüzü kitaplaştırmak gibi yahut kendisi hakkında yazılan makale, tanıtım yazısı, şiir v.s. her ne var ise bunları derleyip kitap haline getirmiş olmak ta yine ona has enteresan bir buluş olsa gerektir.
            Sayın Kayacan için yayımladığım bir makalede; “Yorulmak bilmeyen kalem” ifadesini kullanmış ve eğer unvan dağıtmak gibi bir yetkim olsa idi kendisine “Atom karınca” adını takardım demiştim.
            Bütün bunlar onun kendi köyünde kurduğu ve dokuz bine yaklaşan kitap, dergi v.s. yayınla doldurduğu kütüphanesinin ölümsüz bir eser olarak duruşu yanında Türki devletlerde çok sayıda yazısının yayımlanması, oralarda Türkiye’yi ilk tanıtan kalemler arasında bilinmesi gibi nice hizmetlerinin sonucudur elbette. Otuz bin civarında kitap ve dergi bağışı ve toplamasıyla apayrı bir rekora da imza atmıştır.
            Kendi verdiği rakamlar dikkate alındığında; 42 bin makalesinin 3560 gazete ve dergide yayımlanmış olması elbette bir rekor hizmet göstergesidir. 2750 şairi tanıtmak, 129 adet çeşitli konuları havi kitap çıkartmış olmak ve özelliklede haklarında tanıtım azısı yazdığı kişilerle ilgili çıkan gazete nüshalarını parasını cebinden vermek suretiyle ilgili kişiye posta ile ulaştırmak, açıkçası hiçbir baba yiğidin harcı olmasa gerektir diye düşündürmektedir beni.
            Bütün bunları bir ömre sığdırma başarısını gösteren Kayacan’ın, hiç şüphe yok ki “Guinness Rekorlar Kitabı”nda yer almayı çoktan hak ettiği aşikârdır.
            Nice hizmetlere amade duruşuyla bir gurur vesilemiz olan Kayacan’ın adını orada görmek elbette bizleri mutlu edecektir.
            Umuyor, inanıyor ve sabırsızlıkla bekliyoruz.