19 Şubat 2011 Cumartesi

İLESAM ve Akçağ Yayınevi’nin düzenlediği Roman - Hikâye ve Şiir Yarışması sonuçları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Her yarışmanın içinde heyecan vardır, beklenti “acabaları” vardır. Kısa adı İLESAM olan, Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği ile, merkezi Ankara’da bulunan Akçağ Yayınevi işbirliğinde gerçekleştirilen Roman-Hikâye ve Şiir Yarışması-2010 (Kitap dosyası) değerlendirme sonuçları açıklandı.
            İLESAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’dan alınan bilgilere göre; Şiir dalında 178 dosya, Öykü (Hikâye) dalında 77 dosya, Roman dalında 39 dosyayla başvurulanlar; Mehmet Nuri Parmaksız, Ahmet Hikmet Ünalmış, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Prof. Dr. Nurullah Çetin, Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu, Doç. Dr. Mehmet Önal, İlter Yeşilay, Arif Bük, Pehlivan Uzun ve Ziya Demirel’den meydana gelen jüri tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonunda (rumuzlarla belirtilen eser sahipleri ve rümuzların) ortaya çıkan, ödül alanların sıralama tablosu şöyle:
            ROMAN DOSYASI: 1. Hüzeyme Yeşim Koçak (Konya), 2. Sevilay Uztutan (Manisa) 3. Seyyid Irmak (Adana), Jüri Teşvik ödülleri: Dr. Ahmet Çevik (Gaziantep), Gülşen Gazel (Gaziantep), Çelebi Öztürk (Kırıkkale),
            HİKÂYE DOSYASI: 1.Tarık Torun (Ankara), 2. Ramazan Yılmaz (Mersin), 3. Ahmet Ünal Çam (Ankara), Juri Teşvik Ödülleri: Ayşei Yasemin Yüksel (Ankara), Bülent Ağcabay (Gaziantep), Adil Akkoyunlu (Malatya),
            ŞİİR DOSYASI: 1. Mehmet Çevik (Ankara), 2. Nuray Alper (Ankara), 3. Serdar Öncül (Düzce), Jüri Teşvik Ödülleri: Mehmet Şamil Baş (İzmir), Osman Öcal (Kırıkkale), Şevki Dinçal (İzmir).
            İLESAM’ın Akçağ Yayınevi işbirliğiyle gerçekleştirilen, Roman-Hikâye ve Şiir  Yarışmasının önemli bir hizmet olduğu noktasından hareket ederek, özellikle katılımcılara ciddi boyutlarda teşvik sağladığı da dikkate alınırsa, gelecekte bu tür yarışmaların beklenilir hale geleceği kesinlik kazanmaktadır.
            İLESAM’ın bu çalışmaları, kalem sahipleri arasında “doğru” bir adım “sağlam” bir adım olarak görülmekte, takdirle anılmaktadır.
            İLESAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız, söz konusu yarışma sonuçlarıyla ilgili yaptığı açıklamasının sonunda şu görüşlere yer verdi:
            Roman-Hikâye ve Şiir dosyalarında 1.2. ve 3. olan kitap dosyaları Akçay Yayınevi tarafından kitap olarak yayımlanacaktır. Juri Teşvik Ödülleri, şartname ve sözleşmede olmayıp jüri tarafından teşvik maksadıyla belirlenmiştir. Kitap olarak yayımlanması Akçay ve tüm yayınevlerinin talebine bağlıdır.
            Yarışmanın ödül töreni 25 Mart-03 Nisan 2011 tarihleri arasında yapılacak 5. Ankara Kitap Fuarı içinde 02 Nisan 2011 cumartesi günü saat 14.00’te AKM-Ankara’da yapılacaktır.
            Yarışmaya katılan toplam 294 kitap dosyasından ilk üçe giren eserlerin kitap olarak basılması çalışmalarına başlanılmış olup, birincilere biner TL’de para ödülü verilecektir. ***
Beyza Civelek’in minik kaleminden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İlköğretim düzeyindeki öğrenciler, benim arkadaşlarım. Onlarla konuşmak, sevdikleri hakkında bilgi almak, varsa şiirlerinden denemelerinden örnekler istemek, okudukları kitaplar hakkında bilgi almak beni çok sevindiriyor.
Beyza Civelek, merkezi Ankara’da bulunan İMAJ A.Ş. nin iletişim uzmanlarından Sevgi Civelek’in minik kızı. Ankara Şinasi İ.Ö. Okulu 3-C sınıfının 63 numaralı öğrencisi. O’nunla zaman zaman annesinin çalışma yerinde karşılaşıyorum. Sohbet ediyoruz, konuşuyoruz. Beyza’nın iki şiir denemesi, iki de anlatımı var bana ulaşan. Başlıklarıyla, noktası, virgülüne dokunmadan aşağıya alıyorum. Buyurun birlikte okuyalım:
KAR (Beyza Civelek)
Bembeyaz bir kar yağar,
Ellerim üşür.
Yağmur yağınca,
Zarif ellerim buz toplar.
ÖĞRETMENİM (Beyza Civelek)
Öğretmenim, canım benim,
Her sabah seninle gülerim,
Her gün bir bilgi öğrenmeye,
Senin yanına gelirim.
ALİ’NİN GÜZEL GÜNÜ
Bir zamanlar Ali adında bir çocuk varmış. Bu çocuk çok çalışkanmış.
Yine bir Pazartesi sabahı Ali okula gidiyormuş. Daha sonra okuluna gelmiş ve sırasına oturmuş. Sonra öğretmen gelmiş. Derslerini işleyip evlerine gitmişler.  Aslında Ali’nin doğum günüymüş bugün. Ali’nin o yüzden anne ve babası Ali için hediye almaya gitmişler. Hediyeleri ise kırmızı bir bisikletmiş. Ali’nin buna çok sevineceğine eminlermiş.
Ali’de bu hediyeyi görünce çok sevinmiş zaten. Ali’de her gün bisikletine bir saat binmiş.
BREMEN MIZIKACILARI (ÖZET)
Bir zamanlar genç bir eşek varmış. Bu genç eşeğin sahibi de genç imiş. Bu eşek sahibinin sırtına verdiği yükü taşır, hiç üfff-püff demezmiş.
Aradan yıllar geçmiş. Bizim bu genç eşek yaşlanmış. Sahibinin verdiği yükü taşıyamaz olmuş. Sahibi eskiden eşeği ile çok övünürmüş ya, şimdi eşeğine yemek vermez olmuş. Birgün komşularından biri demiş ki:
-Sen bu eşeği halâ değiştirmedin mi?,
O anda eşek çok kötü olmuş ve,
-Artık buralardan gitsem iyi olacak deyip, gitmiş.
Daha sonra bu eşeğin yanına, kedi, köpek ve horoz gelmiş. Ve dört kafadar Bremen’e doğru yol almışlar.
Daha sonra akşam olmuş. Hepsinin de çok uykusu gelmiş ama, bide açlarmış. Sonra ileride bir ışık görmüşler, gidip bakmışlar. İçeride adamlar varmış. Adamlar bizim 4 kafadarı görünce, kaçıp gitmişler. Bizimkiler de içeri girip, karınlarını doyurup uyumuşlar. Ve Bremene gitmekten vazgeçmişler. 
HAYAL: Bütün insanlar hayal kurabilirler. Ama her kurulan hayal de gerçek olmayabilir. Keşke bir uçan halım olsa, keşke uçan atım olsa, keşke bir uçan sandalyem olsa vb.. gibi hayallerdir. Bu hayaller belki ilerde gerçekleşebilir. Ama şu anda imkânsız görünüyor.
RÜYA: Neyse şimdi de sıra rüya görmeye geldi değil mi? Bence geldi. Çünkü sıradaki konumuz rüya. Rüya görmeyi herkes sever çünkü rüyalarımızda bir çok görmek istediğimiz güzel şeyleri görürüz. Ve bu da bizi mutlu eder. Bazı insanlar da rüya görmüyorlar ama yine de bugün hiç rüya görmedim diye de ağlamıyorlardır inşallah. Ama ağlasalarda fark etmez zaten. Çünkü, o gün rüya görmemiş olsalar bile belki ertesi gün rüya görürler, o yüzden boşuna bugün rüya görmedim diye saçma bir şekilde ağlamazlar (THE END) Yazan: Beyza CİVELEK, Şinasi İ.Ö.O 3-C No: 63 (Ankara) ***
Berfin Civelek’in minik kaleminden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İlköğretim düzeyindeki öğrencilerimizle konuşup, onlarla sohbet etmek hoşuma gidiyor. Merkezi Ankara’da bulunan İMAJ A.Ş.nin iletişim uzmanlarından Sevgi Civelek’in minik kızı Beyza’nın ablası Berfin Civelek, Ankara Şinasi İ.Ö. Okulunun 7-A sınıfında 1839 numaralı öğrencisi. Berfin’in de bir denemesi var” İki arkadaş” başlıklı bana ulaşan.
İki arkadaş” başlıklı Berfin Civelek imzalı denemeyi, anlatımı aşağıda nokta ve virgülüne dokunmadan aynen sunuyorum. Buyurun birlikte okuyalım:
Aslı, mutfakta yemek yapan annesinin yanına gelip annesine üzgün üzgün baktı.
Annesi: -Ne oldu Aslı? Nedir seni bu kadar üzen?
Aslı ağlamaya başladı. Belli ki çok üzülmüştü. Ağlayarak konuşmaya başladı;
-Ben ablamın koltuğuna oturmuş meyve suyu içiyordum. Ablam odaya girip beni görünce bağırarak koltuğundan aşağı inmemi söyledi. Ben de çok korktum, ellerim titriyordu korkarak aşağı inerken birden elimdeki bardak yere düştü. Halıyla birlikte koltukta kirlendi.
-Olsun kızım ben temizlerdim.
-Bende ablama senin gibi söyledim. Annem temizler dedim. Ama ablam beni dinlemedi, bağırarak beni odadan kovdu. Of! Of! Ablam beni sevmiyor işte sevmiyor!
-Niye böyle düşünüyorsun Aslı. Ben şimdi ablanı çağırır, onunla konuşurum.
-Aysu… Aysu gelir misin?
-Tamam anne geliyorum.
Birazdan Aysu geldi. Annesi şaşkın şaşkın Aysu’ya bakıyordu. Annesi:
-Evet Aysu seni dinliyorum.
-Ne oldu ki anne?
-Aslı’ya bir kaza olduğu için bağırmışsın. Onu üzmüşsün. Aysu başı yere eğik bir şekilde konuşmaya başladı.
-Ben Aslı’yı üzmek istemezdim. Ama son günlerde her şeyi soruyor çok meraklı oldu. Derslerime mi çalışacağım onun sorularına cevap verip onun sıkıntısını mı gidereceğim bilemedim. Çok bunaldım. Sonunda dayanamayıp Aslı’ya bağırdım.
-Ama Aysu sende küçükken çok soru soruyordun. Çok meraklıydın.
-Bütün bunları düşünemedim. Özür dilerim.
-Benden değil Aslı’dan özür dilemelisin.
Aysu, Aslı’ya dönüp konuşmaya başladı:
-Özür dilerim Aslı. Bir daha sona bağırmayacağım.
-Bende meyve suyu döktüğüm için özür dilerim. Bir daha dikkatli olacağım.
Böylece iki kardeş sevinçle bahçeye çıktılar. Bu zamana kadar her şey güzel gidiyordu. Ama bahçeye çıkınca Aysu arkadaşlarının yanına koştu. Birlikte bir şey konuşuyorlardı. Aslı ise onları uzaktan izliyordu. Ama ne konuştuklarını duyamıyordu. Bu konuşmalar sona ererken Aysu ve arkadaşları kendi hallerinde oynamaya başladılar. Aslı onların yanına gidip:
-Bende oynayabilir miyim? diye sordu.
Aysu’nun bir arkadaşı: -Sen oynamayı bilir miydin? Hemde bizimle… Hah..Hay
Bir diğeri:
-Ablanı, annene şikayet etmeye utanmıyor musun? O senden büyük1
Aysu: -Haydi Aslı’cığım sen git kendi yaşıtın küçük arkadaşlarınla oyna!. Hepsi güldüler!
Aslı bu konuşmaların ardından kendini çok aşağılanmış hissetti. Ağlayarak hızlı adımlarla eve koştu
Aysu’nun arkadaşlarından biri:
-Eyvah! Seni annene şikâyet edecek Aysu!
Aysu: -En azından dersini aldı.
Aslı eve gitti ama Aysu’yu annesine şikayet etmedi. Günlerce Aysu ve arkadaşları ile oynamadı. Sonunda dayanamayıp Aysu’yu annesine şikayet etti.
Annesi: -Bu yetti artık! Bu kadar saygısızlık olmaz!
Aysu eve gelince annesi onu sorguya çekti
Annesi: -Neden kardeşine karşı çıkıyorsun?
-Çünkü onu sevmiyorum.
-Neden?
-Çünkü siz onunla çok ilgileniyorsunuz.
Annesi onu da çok sevdiklerini, anne ve babaların çocukları arasında ayrım yapmadıklarını Aslı’nın çok sıkıldığını, o yüzden onunla ilgilenmek gerektiğini anlattı. Artık iki kardeş birlikte oynuyorlar, birbirlerini çok seviyorlardı..
                Berfin CİVELEK, 7-A sınıfı – 1839, Şinasi İ.Ö.O (Ankara) ***
2010 yılında yazdıklarım, yayınladıklarım (1)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Aynı giriş: Yıllar itibariyle, gazete ve dergilerde yayınlanan yazılarımla ilgili yaptığım değerlendirmelere bakıyorum: Bu alandaki yayınlar dikkat çekici, ses getirici görünüyor. Bu anlayış ve bakışla inceleyerek 2010 yıllında, bu satırların yazarı İsa Kayacan olarak bendenizin yazdıkları, yayınladıklarıyla ilgili genel görünüme baktığımızda:
            İsa Kayacan olarak bendenizin kendimle ilgili gazete ve dergilerde yayınlanan yazılarımla ilgili tuttuğum notlarım, gün, hafta, ay ve yıl itibariyle yan yana, altalta getirilişinden ortaya çıkıyor.
            2010 yılında 940 ayrı yazı yazıp, 34 gazete ve 11 ayrı dergide toplam 44 ayrı yayınorganında 2 bin 436 kez okuyucu karşısına çıkmışım (bu rakam ulaşılan okuyucu sayısının artışıyla farklı bir sonuca ulaşabilir), okuyucuyla buluşmuşum. Bir başka ifadeyle 2010 yılında da ‘rekora’ giden yolda yürümüşüm, ayak izleri bırakmışım.
            Kayıt altına aldığım günlük, haftalık, aylık ve yıllık notlarımı 01 Ocak–31 Aralık 2010 arası, yani 12 aylık sürede, gazete ve dergi isimleri itibariyle değerlendirme, alt alta koyup sıralama, toparlama sonuçlarına göre;
1- Belde Gazetesinde (Ankara, 357 ayrı yazı),
2- Yarın  Gazetesinde (Ankara, 68 ayrı yazı),
3- Olay Gazetesinde (Ankara, 68 ayrı yazı),
4- Doğrudan (Ankara Gazetelerine uğramadan) Anadolu Basınına gönderilen, 447 ayrı yazı, olmak üzere toplam 940 (gün-yazı) ayrı yazımın günlük olarak yayınlandığı ortaya çıktı. Bu 940 ayrı yazımın değişik yerleşim birimlerinde yayın yapan, gazete ve dergilerde “gün-sayı olarak” 2 bin 436 kez yayınlandığı, okuyucu karşısına çıktığı, çıktığım, yıllık kayıtlarımın teker teker, satır satır değerlendirilişiyle anlaşıldı, görüldü.
Şimdi, yukarıda kaydedilen üç ayrı gazeteyle 4 ncü maddede kaydedilen açıklamaya ilave olarak İsa Kayacan’ın yazılarının yayınlandığı gazete ve dergilere, yayın-gün sayısı itibariyle şöyle bir göz atalım:
5- Sonsöz Gazetesi  (Ankara, 349 yazı),
6- Gündem Gazetesi (Ankara, 353 yazı),
7- 24 Saat Gazetesi (Ankara, 307 yazı),
8- Anayurt Gazetesi (Ankara, 156 yazı),
9- Yenigün Gazetesi (Burdur, 290 yazı),
10- Gaziantep’te Zafer Gazetesi (285 yazı)
11- Kent Gazetesi (Kilis, 236 yazı),
12- Van Postası Gazetesi (296 yazı),
GÜNÜN SÖZÜ:
Türkiye’de, İsa Kayacan gibi üretken bir yazar yoktur. O, Türkiye’nin dört yanında, her gün yazıları aracılığıyla, sevenleriyle buluşmakta, hasret gidermektedir. İsa Kayacan’ın Guinnes Rekorlar kitabına girmesi çok doğaldır ve bu O’nun hakkıdır (Yekta Güngör Özden)
GÜNÜN HABERLERİ:
1. Öz Yalvaç Gazetesi 03 Şubat 2011 tarihinde 43. yayın yılına merhaba dedi.  
2. İsa Kayacan’ın 2010 yılında değişik kişi ve kuruluşlara PTT aracılığıyla gönderdiği kitap, dergi ve gazete sayısı 3.500’e ulaştı.***
2010 yılında yazdıklarım, yayınladıklarım (2)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
13-Burdur Gazetesi (154 yazı),
14-Burdurlu’nun Sesi Gazetesi (122 yazı),
15-Pınar Gazetesi (Gölhisar, 44 yazı),
16-Tefenni’nin Sesi Gazetesi (Burdur-Tefenni, 39 yazı),
17-Ses-15 Gazetesi-Burdur-Bucak, 31 yazı),
18-Çağdaş Burdur Gazetesi (9 yazı),
19-Zümrüt Rize Gazetesi (67 yazı),
20-Babaeski Söz Gazetesi (55 yazı),
21-Oğuzeli Gazetesi (Bucak-Burdur, 24 yazı),
22-Şafak Gazetesi (Aydın, 23 yazı)
23-Yeni Söke Gazetesi (20 yazı)
24-Sorgun Postası Gazetesi (23 yazı)
25-7 Mart (Borçka), Hedef (Bucak-Burdur), Tekirdağ Yeni İnan, Bayburt Postası, Mücadele (Siirt), İleri (Ceyhan), Söke Ekspres, Eğitim Dünyası (Ankara), Aydınlanma Yolunda İmece (İzmir), Aydın Güzelhisar, Bakış (Aydın), adlı gazetelerde toplam 37 ayrı yazımın yayınlandığı görüldü.
Yayın (gün) sıralamasında ilk on’da yeralan Gazeteler: Belde, Sonsöz, Gündem, 24 Saat, Kent, Van Postası, Yenigün, Gaziantep’te Zafer, Anayurt, Burdur.
DERGİLER:
1-Defne Dergisi (Düzce, 1 yazı),
2-Kumru Dergisi (Gaziantep, 1 yazı),
3-Maki Dergisi (Mersin, 2 yazı),
4-Artvin Evi Dergisi (Ankara, 2 yazı),
5-Sarızeybek Dergisi/Söke, 1 yazı)
6-Kültür Çağlayanı Dergisi (Ankara, 2 yazı),
7-Kümbet Altında Dergisi (Tokat, 3 yazı),
8-Yeniden Diriliş Dergisi (Kayseri, 3 yazı),
9-Ihlamur Dergisi (Konya, 1 yazı),
10-Burdur Yöremizin Kültür Bülteni (2 yazı),
11-Ata Eğitim Dergisi (Ankara, 1 yazı).
***
Güzide Taranoğlu ve 
Melâhat Ecevit’den birer şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirimizin ustalarından, Güzide Gülpınar Taranoğlu, şiirleriyle Ankara’dan ses veriyor. Melahat Ecevit, Isparta ilimiz merkezinden okurlarıyla merhabalaşıyor. Bu iki şairemizin birer şiiri var sütunumuzda. Buyurun birlikte okuyalım:
ALANYA’DA İNCEKUM  (Güzide Gülpınar Taranoğlu)
Gökten pırlanta yağmış Akdeniz’in üstüne
Gözleri kamaştırır ışıl ışıl dalgalar
İster gir ister seyret zevk doldurur gözüne
Tanrım böyle güzellik acep daha nerde var.
Sayfiyeler yabancı turistlerle dopdolu
Sanki elenmiş kumlar çevirmiş sağı, solu
Hayat boyu insanın mutlak düşmeli yolu
Tanrım böyle güzellik acep daha nerde var.
Antalya Türkiye’min güneyinde bir cennet
İnsanlar mutlu olur böyle cennette elbet
Göksümü kabartıyor ülkemde bu memleket
Tanrım böyle güzellik acep daha nerde var.
                        DEME İSTERSEN (Melâhat Ecevit)
Selam söyle bizim ele gidersen
Sorana yakında gelecek dersin
Bir zalime düşmüş dersen de amma
Daha fazla bir şey deme istersen..
Yolda belde eşi dostu görürsen
Hiç bahsetme benden yana istersen
El eline düşmüş dersen de amma
Daha fazla bir şey deme istersen..
                        Sevdi sanıp gitmiş O’nun izinden
Uzak tutmamışken gözü önünden
Damla eksik değil dersen de amma
Daha fazla bir şey deme istersen..
Dışı eli yakmış içi kendini
Viran olmuş yakmış yıkmış bendini
Kan revan içinde dersen de amma
Daha fazla bir  şey deme istersen..
                        Kendini ateşten zincire vurmuş
Bir hain uğruna yanmış tutuşmuş
Beterin beteri dersen de amma
Daha fazla bir şey deme istersen…
Bir zamanlar O’nun baş tacıydı de
Şimdi layıksız bir yere koymuş de
Bir paspasa dönmüş dersen de
Daha fazla bir şey deme istersen..
                        Bu haline aklım şaşıyor dersin
                        Günden güne vurgun düşüyor dersin
                        Gençlik elden gitmiş dersen de amma
                        Daha fazla bir şey deme istersen..
***     
Duyguların içinden gelenler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Düşünen, yazan, yayınlayanlar. Şiirleriyle dikkat çekenler.. Gönderdikleriyle yayınları hakkında bilgi verenler. Bu noktalardan yola çıkarak, yazdıklarımızdan biri daha: Muhsin Durucan hocanın “Çevresel kirlilik” adlı, başlıklı şiiri beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin üç ayrı dörtlüğü efendim:
ÇEVRESEL KİRLİLİK (Muhsin Durucan)
Sepserin bir nefesti canlılara ormanlar
Bir yemyeşil örtüydü, belirgin özelliğim
Yaktı, kesti ve tüketti acımasız insanlar
İnsafsızca güzelliğimi bitirdiler benim.
*
Masmavi deryamız çöple zehirle doldu
Kıyılarda insanlar denizi göremez oldu
Renk ahenk doğada güzel çiçekler soldu
Acımasızca suyumu kirlettiler benim.
*
Koskocaman duvarlar örülüyor çevreme
Okşamak da, uzanmak da yok çimlere
Olanca yakınmam, besbelli eğitimsizlere
İsyandayım, çevremi kararttılar benim
            Şükrü Öksüz, sanat ve edebiyatın içinde… Özellikle şiirimize hizmetleriyle biliniyor, takdir ediliyor. Şükrü Öksüz’ün “Uğrunda ölürüm ya” adlı, başlıklı şiiri beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin üç ayrı dörtlüğü:
UĞRUNDA ÖLÜRÜM YA (Şükrü Öksüz)
Gel dediğin gün inan, gelirim koşa koşa
Böyle bir emir versen gerçekten gider hoşa
Yıllar yılı beklemem gitmiş olsa da boşa
Boşuna beklesem de uğrunda ölürüm ya.
*
Ayaktayım yıllardır kapılmadım selime
Bunca zaman hâkimim dilim, belim, elime
Seven gönüller için, beklemek ne kelime
Boşuna beklesem de uğrunda ölürüm ya.
*
Bana olan sevgini azar azar yesen de
Sanki ben içindeyim senin sevgi kesende
Ömür boyu beklerim sen bekleme desen de
Boşuna beklesem de uğrunda ölürüm ya.
            GELENLER
            Rize ilimiz merkezinden, Zümrüt Rize Gazetesinin sahibi Faik Bakoğlu dostumun gönderdiği yayınların yenileri şöyle sıralanmakta: 1- Magazin Deutschland. De Dergisi, 2-Stadyum Gazetesi (Sayı:61), 3- Selçuk Üniversitesi, kültür, sanat ve spor haberleri bülteni, 4-İnsani Yardım Vakfı bülteni, 5-Yeni Kıroba Gazetesi (Aydın, Sayı:13739), 6-Kerkük’ün Sesi Gazetesi (Bartın, Sayı:18), 7-Bartın Gazetesi (Sayı: 3616), Mersin Tercüman Gazetesi (Sayı: 360), 8-Tokat Gazetesi (Sayı:2568),
***
Nahçıvan Ağızları Söz Varlığı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan, Hayrettin İvgin yönetiminde faaliyetlerini sürdüren Kültür Ajans yayınları arasında günyüzü gören kitapların sayısı hızla artıyor.
Elimde bir kitap daha var Kültür Ajans yayınlarının 97 ncisi olarak günyüzü görmüş.
Adı: Nahçıvan Ağızları Söz Varlığı. İmza Sahibi: Prof. Dr. Ebülfez Amanoğlu Guliyev. 96 sayfalık kitap, bizim “Türkçe Sözlük” görüntüsünde, içeriğinde. Nail Tan-Hayrettin İvgin imzalı önsözde, kitabın yayınlanış öyküsü yeralıyor. Buradan yapacağımız alıntı ve değerlendirmelerle, Nahçıvan ağzı ve söz varlığı hakkında kısmen bilgi sahibi olabileceğiz. Buyurun:
1- Azerbaycan’ın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti topraklarında Azerbaycan Türkçesinin farklı ağızlarla konuşulduğuna ancak yazı dilinde standart Azerbaycan Türkçesine uyulduğunu görmekteyiz.
2- 1962’deki ilk araştırmalardan sonra Nahçıvan ağızları 1998 yılından itibaren Türkiye-Nahçıvan bilim adamlarınca da ortak incelenmeye başlandı.
3-Türk Dil Kurumunun kabul ettiği proje çerçevesinde Prof. Dr. Tuncer Gülensoy başkanlığında Yrd. Doç. Dr. Paki Küçüker’den oluşan ekip Nahçıvan’a gitti. O tarihte Doç. Dr. Bugün  Prof. Olan Ebülfez Amanoğlu Guliyev’in rehberliğinde ağızların tespitine yarayacak dil malzemesi derlerdi.
4- TDK’nın yayımladığı kitap “Nahçıvan Ağzı” adını taşımakla birlikte, eserde haklı olarak Nahçıvan ağızlarından sözedilmekte, bölgeler arası ağız farklılıkları da dile getirilmektedir.
Şimdi kitap içinden, alfabetik düzenlemeler içinde bazı örnekler verelim, kelimeler, anlamları itibariyle:
-Aba/aba (Ordubad): Ata, baba,
-Bekdane/bekdane (Ordubad): Ayva çekirdeği “Boğazım ağrıyor, bekdane suyu içeceyem”
-Hel/hel (Nahç.): Kadınların boyunlarına taktıkları romb şekilli (geometrik) altın boyunbağı, gerdanlık.
Prof. Dr. Ebülfez Amanoğlu Guliyev: 1950 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti Nahçıvan şehir merkezinde doğdu. 2003 yılından itibaren Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Nahçıvan Edebiyat, Dil ve Kültür Enstitüsü Müdürü olarak çalışmaktadır. Eserleri Azerbaycan dışında Türkiye, Rusya, Hırvatistan, Gürcistan ve İran’da da yayınlanan Prof. Dr. Ebülfez Amanoğlu Güliyev’in günyüzü gören 11 ayrı eseri bulunmaktadır.
***
Burhan Garip Şavlı’dan:
12 Eylül 1980 Darbesinden notlar
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burhan Garip Şavlı hocanın, “12 Eylül 1980 Darbesinden Notlar” adlı kitabı, Metin Turan arkadaşımızın yönetiminde Ankara’da faaliyet gösteren Ürün Yayınları arasında 96 sayfayla günyüzü görmüş.
            Kitabın ilk sayfalarından birinin altında, Burhan Garip Şavlı hocanın “Kaybettiğim bu notları, yıllar sonra buldum, okudum, bir yerine dokunmadım” şeklinde bir notu var efendim. Giriş:
            -Yataktan fırlıyorum:
            Hacı Selahattin Şavlı kapıyı yumrukluyor. Ev halkı, çoluk çocuk ayaklanıyor. Behçet’in açtığı kapıdan Hacı bağırarak, telaşla içeriye dalıyor:
            “Kalkın acele edin, ihtilâl oldu, siz hala yatıyorsunuz, her tarafı asker sardı” diyordu.
            -“Hani, Burhan nerede, onu arıyorlar” derken, önümde duruyordu. Gecenin köründe jandarmalar uykudan kaldırmışlar, beni yakalamak için kapı kapı dolaştırmışlar. Elbisesini giymeye vakit bulamamış. Üstünde mavi çizgili pijaması vardı.
            Büyüklerle vedalaştım, çocukları öptüm. Ferhat, bir tepki vermeden duruyordu. Balkona çıktım. Aşağıda jandarma araçları ve jandarmalar bekliyordu. Sabah ezanı okunuyordu.
            Giyinip aşağıya iniyorum. Beni almak için görevlendirilmiş astsubay, alay komutanı Albay Savaş selâmıyla bir çay içme davetini iletiyordu. Kapıda bekleyen askeri araca bindim. 12 Eylül 1980 Cuma..
            Burhan Garip Şavlı hocanın 12 Eylül 1980 darbesiyle ilgili notları arasında, notlar içerisinde, sonradan milletin vicdanında mahkum olacak 12 Eylül 1980 askeri darbesini yapanların, o gün için kurtarıcı gibi görünenlerin, gösterilenlerin yaptıklarının, yaptırdıklarının yanlışlıkları, işe yaramazlıkları, kendilerini kurtarıcı gibi göstermelerinin sahte belirtilerini görüyoruz, okuyoruz, yeni baştan yaşıyoruz.
            -Çok sigara içiyor, öksürüyorum üstelik. Deniz Baykal’ın dikkatini çekmiş olacak ki, uyarıyor beni, kendi üslubuyla, suçlama anlamına gelen haklı şeyler söylüyor. Bu yanlışı benimle bağdaştıramadığını anlıyorum. Üzülüyorum, sigara paketiyle çakmağı gidip çöpe atıyorum (Sayfa:60)
            -Yemekler düzelir gibi. Soğan en makbul, aranan ve ikram edilen nimet durumunda. Soğan yemeyen biri olarak hayretle izliyorum soğan bağımlılarını.
            Bizim koğuşta, yani G-10 koğuşundayız. Başka koğuşlardan gelenler de var. Memleketin genel durumu ve yaşanılmakta olan darbenin yorumu yapılmaya çalışılıyor. Değişik partilerden konuşan birikimli arkadaşlar var (Sayfa: 61)
***
Ankara ve Denizli’den birer şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bana yazılan, ithaf edilen iki şiir var gündemimde. Biri Ankara’dan, torunum Nazlı Aykut’dan, ikincisi Denizli’den, şair-yazar, araştırmacı Mithat Makal’dan.
            Nazlı Aykut,  Ankara Arı Okullarının 6-D sınıfında okuyan 247 numaralı öğrencisi. Zaman zaman denemeler yapıyor, şiirler yazıyor. Bana yazdığı bu ikinci şiiri:
DEDECİĞİM (Nazlı Aykut 03.11.2010)
*Dedem İsa Kayacan’a akrostiş
Dünyalar kadar değerlisin sen,
En yürekten sevilirsin sen,
Dediğim doğru dedeciğim,
En yürekten sevilirsin sen,
Cahillere öğretmen oldun hep sen,
İğne-ipliğe kadar her şeyi öğrendin, öğrettin,
Geldin Burdur’dan Ankara’ya,
İnan dedeciğim inan,
Muhabbet sevecek seni bütün insanlar…
İSA KAYACAN SEN BİR CANSIN (Mithat Makal 16.08.2010)
Yazan, araştıran, okuyan, okutan,
Anadolu Basını’nın köşe yazarı,
İli Burdur, ilçesi Tefenni, Köyü Ece’dir,
Can dostudur İsa Kayacan, bir hazinedir.
*
Yazdığı eserlerle kitaplıkları doldurdu,
Yorulmadan, bıkmadan yazdı hep yazdı,
Dili söyler kalemdir, yazar eli,
Candır İsa Kayacan, candır.
*
Ankara’dan tüm yurda ses verir,
Eserleri bir hazinedir, cevherdir,
Aşıktır kalemine, vatanına,
Naziktir İsa Kayacan, sen çok yaşa efendim.
Not: İsa Kayacan’a yazılan şiir sayısı Nazlı Aykut’la 247’e, Mithat Makal’la    
        248’e ulaştı.
***
RİSİAD DERGİSİ
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Zümrüt Rize Gazetesinin sahibi, değerli dostum Faik Bakoğlu’nun gönderdiği yayınlar arasında yeralan bir dergi: RİSİAD. Rize Sanayici ve İşadamları Derneğinin yayın organı olarak ilk sayısı Ağustos 2010’da günyüzü görmüş, ilgililerle buluşmuş, buluşturulmuş.
            Büyük boy, 56 sayfalık bir dergi RİSİAD. Dernek adına sahibi: Mustafa Külünkoğlu. Genel yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri Sorumlusu: Vedat Durmaz.
            Mustafa Külünkoğlu, başyazıda, sunuşta; “Ufku geniş, vizyoner işadamı ideali peşindeyiz” başlığıyla okurlarının, ilgililerin karşısına çıkıyor. Bir yerinde; “Belirttiğimiz konularla ilgili olarak üyelerimizin daha istekli olmasını arzularken, hayata geçirmeyi hedeflediğimiz birçok projemiz olduğunu belirtmekte yarar görüyorum” diyor.
            Rize Sanayici ve İşadamları Derneğinin kuruluş öyküsü anlatılmış 6 ncı sayfada.  Genel Sekreter Vedat Durmaz, dergilerinin ilk sayısı için görüşlerini ortaya koyuyor, 2004 yılından bu yana (2010 yılına kadar-Ağustos 2010) yaptıklarından örnekler veriyor uzun uzun.
            Değişik konularla ilgili, Derneğin çalışma alanında yeralanlarla ilgili haberler sergilenmiş sayfalarda. 14 ncü sayfada “Dünyanın en sağlıklı çayı Karadeniz’de üretiliyor” başlıklı sayfada, sayfalarda “Çayın kimlik kartı”ndan sözediliyor, bilgiler veriliyor. Çay’la ilgili verilen bilgilerden:
            Botanikte camellia sinensis adıyla bilinen çay, kışın yapraklarını dökmeyen bir bitkidir. Çok sayıda melezi bulunmakta birlikte, Çin çayı ve Assam çayı olmak üzere başlıca iki türü vardır. Serbest bırakıldıklarında birincisi 5, ikincisi 20 metreye ulaşabilecekken kolay ve bol üretim için sürekli budandığından 1-1,5 metre yükseklikte çalı biçiminde tutulurlar.
            Çayda tanen, kafein, tein, teofilin, uçucu yağ ve B vitamıni bulunur. Çok aşırı içilmediği sürece çayın pek çok yararı vardır. Bünyeyi diri, zinde tutar, uyarıcıdır, sindirimi kolaylaştırır, spazmları çözer, ishal giderir, soluk borusunu gevşetir, terletici olduğu için yüksek ateşe ve sıcaklığa dayanmayı sağlar, mikrop öldürücü etkisi vardır, dokuları pekiştirir.
            Dergi içinden (diğer) bazı başlıklar:
1- GAP’ın garantisi, Rize-Mardin otoyolu ile Karadeniz ülkelerine açılmaktan geçer,
2- Rize-Mardin sevgi yolu için 14 il bir arada,
3- Defterdar Tongül: Rizeli krizden psikolojik olarak etkilendi vd.
***
Osman Coşkun’dan:
Bereket versin
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Keşan ilçemiz merkezinden seslenen Osman Coşkun, Bereket Versin adlı şiir kitabıyla bizimle birlikte efendim.
            126 sayfalık “Bereket Versin”in önsözü Osman Coşkun’un kendisine ait.
            Merkezi Edirne’de bulunan Ceren Yayıncılık’ın yayınları arasında günyüzü gören kitap, Ali Ziya Çamur’un sunuş yazısıyla devam ediyor. Bir yerinde;
            -“Osman Coşkun’un bireysel duyarlılıkların şairi olduğunu vurguladık. Ama o toplumsal sorumluluklarından uzak biri değildir. Kimi şiirlerinde toplumsal olay ve durumlara bakışını yansıtır” deniyor..
            Serbest tür üzerindeki şiirleriyle dikkat çeken Osman Coşkun, seçtiği konular üzerine eğilmeden, derinlemesine iniş yapmadan, önce bir değerlendirme yapıyor, gördüklerini, tespit ettiklerini süzgeçten geçirdikten sonra kâğıt kalemle biraya gelerek sayfalara aktarıyor.  Bereket Versin’in 93. üncü sayfasındaki “Tükenmenin doruk noktası”ndan:
Geceler yarılmış,
Ne kadar yıldız varsa,
Yağıyor yeryüzüne,
Bitmek nedir bilmeyen,
Tükenmenin doruk noktasındayım..
            *
Tuzlu biberli bir sevdanın,
Yüreğinin tam onikisindeyim,
Çek aşk silahını,
Vur tam hedeften,
Öldür beni, diriltmek üzere.
            Kitabın adı olan “Bereket Versin” adlı şiir 63 ncü sayfada karşımıza çıkıyor.
            Buradaki sevgi, burukluk, kırgınlık üzüntü görünümü şiirin temelinden, çekirdeğinden sıyrılıp çıkıyor, bize, okura ulaşıyor. Bu şiirden:
Acı olan bu aşkın bitmesi değildi,
Gözyaşlarının ardın sıra ayak izlerine düşmesiydi,
Sen yalnızlığı perde gibi çekerken ömrüme,
Gidiş yollarının gelen trafiğini hiç düşünmedin,
Hangi aşkın sancısı bir ömür sürmüş.
Seni unuttum… üzgünüm!..
***
Mehmet Özdemir’den: Mihrican
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitapların bana ulaşma şekilleri farklılık gösteriyor. Postayla gelenler, aracılar vasıtasıyla gelenler olduğu gibi, şair veya yazarınca bizzat elden verilenler de var.
            Mehmet Özdemir Gülce Edebiyat akımının içinde yeralan, bu akımın üyelerinden, akımın yaygınlaşması ve anlaşılması için gayret gösterenlerden.
            128 sayfalık “Mihrican” adlı, isimli şiir kitabı bana yenilerde ulaştı. Arifiye (Sakarya) Anadolu Öğretmen Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapan Mehmet Özdemir’in bu kitabı Değirmen Yayınları arasında günyüzü görmüş.
            Merkezi Antalya’’da bulunan Gülce Edebiyat Akımının kurucusu, önderi, lideri Mustafa Ceylan’ın bir takdim yazısı var kitabın 4 ve 5 nci sayfalarında. Mustafa Ceylan burada, “Gülce”yi anlatıyor Mehmet Özdemir’in Gülce içindeki yeriyle ilgili bilgiler veriyor. Bir yerinde;
            -“Dünü bugüne ve bugünü de yarınlara, gelecek bin yıllara taşıyacak olan Gülce Edebiyat Akımı’nın en çalışkan ve başarılı mensuplarından Mehmet Özdemir, kelimelerin ruhuna inen, çizdiği söz mimarisiyle söz sultanı şiire gül yağdıranlardan, şiiri ciddiye alanlardan” diyor.
            Kitabın adı olan şiirden, Mihrican’dan:
Yâr
Sarışın anlardı,
Güle ateş, bülbüle gam düştü.
Gurbete hicran, gönlüme akşam düştü,
Gül kızıllığında yandım,
Bir gökyüzü yangınında,
Seni gördüm.
            Şiirler, Gülce Edebiyat Akımının türleri, dalları çerçevesinde yazılmış. Örneğin; Simurg adlı şiir; Buluşma, Yârdan geçtim adlı şiir; Gülistan, Gönlüme mihman ol adlı şiir; Üçgen, Mihrican (3) adlı şiir; Triyolemsi (cinaslı), Yeter artık adlı şiir; Yiğitçe türlerinde kaleme alınmış, bu çerçevede sayfalara aktarılmış. Yeter Artık 108 nci sayfada karşımıza çıkıyor. Bu şiirden bir dörtlük:
Hey yiğitler, bey yiğitler,
Harman verme düşmana hey,
Hep de aynı huy yiğitler,
İmkân verme düşmana hey..
            Mehmet Özdemir: 1964 yılında Erzurum’un Narman ilçesinin Toygarlı (Koşa) köyünde dünyaya geldi. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Şiirlerini hece, aruz ölçüsü ve serbest ölçüyle yazan Mehmet Özdemir, halen Sakarya Arifiye Anadolu Öğretmen Lisesinde Edebiyat Öğretmeni olarak görev yapıyor. Özdemir, Gülce Edebiyat Akımının yiğit askerlerinden, önde gelen neferlerinden…
***
Şükran Aydoğan’dan: 
GülceNaz bende yüreğin var
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İzmir çıkışlı bir gönderim. Mehmet Güven tarafından bana gönderilen kitaplardan birinin adı: GülceNaz Bende Yüreğin Var. İmza sahibi: Şükran Aydoğan. Merkezi İstanbul’da bulunan Sone Yayınları arasında 160 sayfayla günyüzü gören bir kitap.
            GülceNaz Bende Yüreğin Var, adlı kitabın adı olan şiir 7 nci sayfada başlıyor, sekizinci sayfada sona eriyor. Serbest ve hece vezni türüyle yazılan şiirlerden meydana gelen kitap içindeki serbest tarzdaki, türdeki şiirlerden biri “Bende yüreğin var”. Bu şiirin girişinden:
Bana bir sevda borcun var,
Gönlüme gül gibi sunduğun.
Kırmızı, beyaz, pembe..
Ne latif tattı sözcükler!
Bana bir açıklama borcun var;
Hani gizli cümlelere sıkıştırdığın!
Toy bir at/tı ruhum, alabildiğine özgür..
            Saklambaçlarla, “kal deseydin” lerle devam eden duygu aktarımları var Şükran Aydoğan’ın. Sayfa 80 ve 81 de yeralan “Kırgınım Gönül” başlığı altındaki dörtlüklerinden ikisinde şöyle sesleniyor şairemiz:
Deli gönül yanlış anlama beni,
Girmeden mezara, giydirdiler kefeni,
Yok mu kulun merde değer vereni ?,
Sahtekârı alkışlayan ellere kırgınım..
            *
Söyle gönül, teselli ver bana,
Bıktım riyadan, iğrendim yalana,
Tavşan postundakiler, dönmüş yılana,
Canımı yakan, acıtan dillere kırgınım.
                        Şükran Aydoğan: “Bilim cehaletin kılıcıdır” diyen Şükran Aydoğan, 17 Kasım 1955 tarihinde Yalova’da doğdu. 35 yıldır şiir yazıp, yayınlıyor. “GülceNaz” mahlasını kullanıyor. 1970’li yılların başında yerel bir gazetede başlayan sanat yolculuğu sürüyor.
***
Melâhat Ecevit’den iki yeni şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şairlerimiz, yazdıklarıyla, yayınladıklarıyla takdir görüyorlar veya unutulup gidiyorlar. Melahat Ecevit Isparta ilimiz merkezinde yaşıyor. O, unutulup gidenlerden değil. Hatırlanıyor, şiirleri bekleniyor. İki yeni şiiri var bugün sütunumuzda efendim:
            UMRUMDA DEĞİL (Melâhat Ecevit)
Duydum ki vefasız selamı kesmiş
Nerde hata yaptım aklım ermiyor
Hem suçlu hem güçlü incinip küsmüş
Küserse küssün be, umrumda değil..
            Ettiğim yemini bozdum diyormuş
Bir kara listeye yazdım diyormuş
Unuttum ben onu çizdim diyormuş
Çizerse çizsin be, umrumda değil..
Sır vermiş dost sanıp yüze güleni
Acımam demiş de köle olanı
Hiçe saymış da kıymet bileni
Sayarsa saysın be, umrumda değil..
            Kahrına katlanmam çekmem nazını
Düşmana vermesin zehri sızını
Al başına çal, çal bahar yazını
Ne olursan ol be, umrumda değil..
Gözüme görünme git bundan sonra
Sür Niğde’ye Bor’a sür bundan sonra
Yalnızlık neyimiş gör bundan sonra
Arama sorma be, zor bundan sonra..
            DÜŞÜNÜRKEN MAZİYİ (Melâhat Ecevit)
Düşünürken maziyi
Geri döndü giden anılar
Çıkageldi kapı arkası
Gurbet dediğimiz zamanlar..
Çekemedik sevginin
Kayda değer nazını
Yok saydık ömrümüzün
Baharını yazını..
            Mesafeler uzadıkça
Kâr bildik zararları
Dayanacak hal kalmadı
Katlettik öte zamanları..
Bundan böyle
Alalım pılımızı pırtımızı
Yolumuz açık olsun!
Öldürdük o masum sevgiyi
Başımız sağolsun!..
            Şimdi yarınlar daha ağır
Mevsimler sonbahar artık
Boşa harcanan nefesin
Hurdacısı oldu yalnızlık..

Hiç yorum yok: