26 Mayıs 2011 Perşembe

Irak'lı Faruk Faik........

Irak’lı, Faruk Faik Köprülü’den: 
Dr. Şemsettin Küzeci
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Irak’tan gelen bir ses. Anlamlı, gür. Dr. Faruk Faik Köprülü, Kerkük’lü Dr. Şemsettin Küzeci’yle ilgili yaptığı araştırma – incelemelerini geniş bir anlatım ve değerlendirmeyle kitaplaştırmış.
            Kitabın adı: Irak Türkmen Kültür Elçilerinden Dr. Şemsettin Küzeci.
            Kapakta, ön kapakta Dr. Şemsettin Küzeci’nin yakışıklı bir fotoğrafı (dörtlenmiş) yan yana gelmiş, getirilmiş yakışıklı dört fotoğrafı var. Kıskandığım fotoğraflar bunlar.
            İnceleme ve metinler Dr. Faruk Faik Köprülü imzasının taşıyıcısı. Dizgi ve kapak düzenlemesi Aybeniz Küzeci’ye ait.
            Kitap, merkezi Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de bulunan, Dünya Genç Türk Yazarlar Birliğinin Irak Şubesi tarafından günyüzüne çıkarılmış, yayınlanmış.
            Türk Dünyası edebiyatçılarına armağan edilen, ithaf edilen kitabın içindekiler bölümünde; Dr. Şemsettin Küzeci’nin edebi kişiliği, şiirlerindeki ustalığı, milliyetçi ve vatanperverliği, şiirlerindeki aşk temaları – heykel bütünlüğü, sembolizm yönleri, şairin yaşam felsefesi gibi başlıklarla kitabın sayfalarında (başlıklar altında) bizimle selamlaşıyorlar.
            Dr. Faruk Faik Köprülü’nün Kerkük’te yazdığı bir önsöz var uzunca. 9 ncu sayfadan bir bölüm –cümlede: Dr. Küzeci, son yıllarda göze batar derecede kültür alanında Irak Türkleri, Azerbaycan ve Türk Dünyası halklarıyla kültürel ve edebi ilişkilerinde yaratıcılık ve canlılık kazandıran, sevgi köprülerinin uzanmasında büyük rol oynamıştır” denilişi, gerçeklerin ortaya konulması bakımından önem taşıyor.
            Dr. Şemsettin Küzeci’nin “Aşkın unuttum” başlıklı şiiri 37 nci sayfada yeralmış. Bu şiirden iki dörtlük efendim:
            *
Anladım aşkımın birden sonu yok,
Dönme bana artık, aşkın unuttum,
Aşk diye içimde böyle duygu yok,
Dönme bana artık, aşkın unuttum.
*
Yürek acısına çare yapmazsın,
Bıraktığın gönlü dönüp kapmazsın,
Ben gibi soyluyu bir de tapmazsın,
Dönme bana artık, aşkın unuttum.
            ***
Irak’lı, Sami Yusuf Tütüncü’den: 
Mahpus Duygular
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Irak çıkışlı, Kerkük çıkışlı yayınların büyük bir bölümü, hatta tamamı Dr. Şemsettin Küzeci  tarafından bana ulaştırılıyor.
            Bu yayınlardan kitaplardan biri, Sami Yusuf Tütüncü imzasıyla 80 sayfayla yayınlanan, günyüzü gören bir şiir kitabı. Irak, Işık Edebiyatçılar Grubunun, Işık Yayınlarının 2 ncisi. Şiir dizisinin birincisi. Dr. Şemsettin Küzeci yayına hazırlamış, geleceğinden ümitli olduğumuz başarılı çalışmalarıyla göz doldurmaya başlayan Aybeniz Küzeci’nin dizgi, mizanpaj ve kapak tasarımıyla günyüzü gören kitabın, takdim, Sami Yusuf Tütüncü’nün biyografisinin verildiği iki sayfalık anlatım, eserlerinin yer aldığı değerlendirme Dr. Şemsettin Küzeci imzasının taşıyıcısı.
            Kitap üç ayrı bölümden oluşuyor. Bunlar; Serbest şiirler, Hece şiirleri, dini şiirler. Şimdi ilk bölümün, serbest şiirlerinin başına dönelim ve “Sakın unutma” adlı, başlıklı şiirden bir bölüm, ilk bölüm sunalım efendim:
-Uyu yavrum ağlama,
İşte bu da,
Bir gündür geçer,
İnsanlar acı çeker,
Yüreğinde gam eker,
İstemeden bavulunu,
Sırtına alır.
            Sami Yusuf Tütüncü’nün anlatımı yumuşak, anlaşılır ve kalıcılığı fazla olan duygulardan oluşuyor. “Sendedir dadım/, Ah’ım, feryadım/ Bütün muradım/, Canım.. Bağdat’ım”da olduğu gibi. Sayfa 30’daki “Kerkük’adlı şiirden bir dörtlük, ilk dörtlük aktaralım:
-Kerkük’te bulutlar dağınık olmaz,
Bu yüzden Türkmenler yağmur suyudur,
Bu sudan içenler daha aldanma,
Türkmenler Kerkük’ün canı ruhudur.
            Yukarıdaki dörtlük, hece şiirleri bölümünden alınmıştır efendim. Dini şiirler bölümündeki ilk şiir “Yarap cenneti” adıyla karşımıza çıkıyor. Buradan bir bölüm, ilk bölüm, ilk bölüm:
-Yarap cenneti nasibin eyle,
Cennet Muhammed’i şafiim eyle,
Yüce Kuran’ı tabibim eyle,
Yarap Cenneti nasibim eyle,
Can Muhammedi şafiim eyle.
            Tebriklerimi, sunuyor, Irak Işık Edebiyatçılar Grubu içindeki kardeşlerimi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. ***
Irak Türkmenlerinin Sesi: Erbil Gazetesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Elimde bir gazete var, adı: “Erbil Gazetesi”. İlk sayısı. Mayıs 2011 tarihinde 8 normal boyutla günyüzü görmüş.
            Aylık siyasi, kültür, tarih ve araştırma gazetesi. İmtiyaz sahibi: Himdat Bilal, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Eymen Khedher, Genel Koordinatör: Mehmet Ferid Erbiloğlu, Haber Sorumlusu: Ahmet Dağlı, Araştırma ve Makale Denetleyicisi: Erol İlhanlı, Muhabir: Muhammet Saffar, Spor Haberleri Sorumlusu: Dilzar Marf Selim. İdare Merkezi: Mithatpaşa Cad. Birlik apt. No:48-15 Kızılay- Ankara. Tlf: 0312- 432 41 59.
            İlk sayfada değişik haberler, iç sayfadan birkaç anons, Gazetenin imtiyaz sahibi Himdat Bilal’ın “Erbil’e hayırlı olsun” başlıklı başyazısı, sunuşu. Erbil’in tarihi, kültürü, örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri ile her zaman bir Türkmen şehri, kardeşlik ve barış kaynaşma ve paylaşma öncüsü olduğu Erbil tarihinin MÖ.6000’lere dayandığı hatırlatılıyor.
            Gazete logosunun solunda bir dörtlük var. Bu dörtlük şöyle:
            Nezan Erbil,
            Biraz gül bazen Erbil,
            Garibi besler, bekler,
            Öz ehlin ezen Erbil.     
            İkinci sayfada, Avukat Sanan Ahmet Ağa ile özel söyleşi yeralıyor. Muhabir Ahmet Dağlı’nın röportajı bu. 3 ncü sayfada, hayırlı olsun Erbil başlıklı bir şiir, Dilşat Terzi’nin anlatımının ilk bölümü. 
            4 ncü sayfada, ITC Temsilci Yardımcısı Av.Aydın Maruf Selim’in Erbil Gazetesine konuştuğu başlık olarak veriliyor. Burada, “Türkmen Vekiller bir kitle oluşturamıyorlar” ara başlığı dikkat çekiyor.
            5 nci sayfada, iki haber, bir deneme ve dört ayrı şiir yeralıyor. Şiirler, Adnan Kasapoğlu, Nesrin Erbil, Diyar Erbil, Diler Kasap imzalarının taşıyıcıları. Adnan Kasapoğlu’nun “Biz Türkmen’iz” başlıklı şiirinin girişi:
            İnsana saygı duyan, insanın özüyüz biz,
            Uygarlıklar yaratan, tarihin gözüyüz biz,
            O yıkılan dağların bitmeyen tozuyuz biz,
            Birikip tepelenir bir de dağ yaratırız,
            Tarihi şaşırtacak, altın çağ yaratırız.
            6 ncı sayfada Dr. Abdullah Ahmet’in “Estetik burun ameliyatı” başlıklı bilgi aktarımı, öteki sayfalarda haberler, spor haberleri dikkat çekiyor Erbil Gazetesinin. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
***
Rabia Gölbaşı’dan: 17. Şiir Şöleni
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Ülkemizde, şiir ağırlıklı etkinliklerin anlam ve önemi kalmadı artık. 100,150,200 kişinin katıldığı sözde etkinlikler, şairlerin veya şair görünenlerin bir araya geldiği, getirdiği toplantılardan öte gidemiyorlar, götürülemiyorlar.
Bu etkinliklerin bir kısmı da, derneklerin, vakıfların belediyelerin olanaklarıyla gerçekleştiriliyor ki, oralardaki hâkimiyetler, kişisel yakınlık, birbirini destekleme, öne çıkarma düşüncelerinin sergilendiği yerler oluyor.
            Rabia Gölbaşı, Ankaralı şairelerimizden. Yazarlığı, gazeteciliği var Rabia hanımın. Yıllardır tek başına “Şiir şölenleri” düzenleniyor, gerçekleştiriyor. Bu şölenler, aylar önce başlanılan hazırlıklar sonunda ortaya konuyor.
            Rabia hanımın 17.Şiir Şöleni, Ankara İLESAM Genel Merkezinde 21 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleştirildi. Bir düzen içinde, kürsüye çağrılanların, bir kıdem sistemi esas alınarak davet edilişleri, katılımcılara kitap, dergi ağırlıklı “hediyeler”in verilişi, Rabia Gölbaşı Şiir Şölenlerinin anlam kazanmasını, Ankara’da olursanız, koşa koşa gittiğiniz bir etkinlik olma özellik ve güzelliğini sürdürüyor. 21 Mayıs 2011 tarihinde de öyle oldu. Seve seve katıldım, koşa koşa gittim. Orada, “Yorulduk” adlı, başlıklı şiirimi okudum. Bu şiir 1980’li yıllarda yazdığım bir şiirimdi. Mısraları şöyleydi bu şiirin:
            Acemiler elinde,
            Kala kala yorulduk,
            Ne karmaşık olduk,
            Ne de durulduk,
            Ne hakim olup sorduk,
            Ne suçlu olup sorulduk,
            Acemiler elinde,
            Kala kala yorulduk.
            Rabia Gölbaşı titiz çalışıyor. Önceki yıllarda düzenlediği etkinliklerine, şölenlerine katılanlarla ilgili, telefonla kutlayanlarla ilgili, sponsorlarıyla ilgili listeler düzenliyor, ilgililere ulaştırıyor.
            Rabia hanımın 21 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleştirdiği 17.Şiir Şöleninde katılımcılara ulaştırdığı yayınlardan: Tuğra Yapı Denetim Ltd. Şti.’nin 2011 yılı ajandası, Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun yeni bir şiir kitabı “Akşamlar Yaklaştıkça” adlı olanı, Meriç Coşkun’un yayına hazırladığı: “Türk Dünyasından Seçme Türkülerimiz” yine Meriç Coşkun’un yayına hazırladığı “Onlardan Diridirler” adlı kitabı, “Yeşil Beyaz” adlı derginin 3 ncü sayısı. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımızı sunuyorum efendim.
            Teşekkür: Sayın İsa Kayacan; Her yıl Mayıs ayında düzenlediğimiz şiir şöleni geleneğini devam ettirerek, bu sene “17.Şiir Şöleni”ni gerçekleştirmenin onuru ve mutluluğunu birlikte yaşadık.. Gönül pınarınızdan akan duygu dolu mısraları, bizlerle paylaştığınız için teşekkürlerimizi sunuyoruz (Rabia Gölbaşı, şair, yazar, gazeteci- Ankara, 21 Mayıs 2011)
            Teşekkür Belgesi: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; şair, yazar, gazeteci, Sanat ve Sanatkârlar Topluluğu Kültür Derneğimizin, Türkiye genelinde düzenlenmiş olduğu, “Aşk ve Sevgi” konulu ödülü şiir yarışmasında jüri üyesi olarak katkılarınız nedeniyle teşekkürlerimizi sunarız. (Sevgi Eser, SAKÜDER Yönetim kurulu Başkanı, Şair, Yazar- Ankara, 21.05.2011)
***
Burhan Garip Şavlı’dan; Dört Yön Malazgirt
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitaplar.. Payda Yayıncılık’ın sahibi Gülendem Gültekin tarafından bana ulaştırılan kitaplar. Bunlardan bir yenisi, bir başkası; Burhan Garip Şavlı’nın “Dört Yön Malazgirt” adlı şiir kitabı.
            Merkezi Ankara’da bulunan, Metin Turan arkadaşımızın yönetiminde faaliyetlerini sürdüren “Ürün Yayınları” arasında günyüzü görmüş bir kitap elimdeki, masamdaki efendim.
            Kitabın ilk şiirinin adı: “Merhaba”. Burada; Işıl ışıl gözler/Sıcacık eller/Merhaba, dendikten sonra; Merhaba Dört Yön/Malazgirt/Merhabayla bitiriliyor.
            Şiirler, genelde kısa ve uzun soluklu olanlar olarak karşımıza çıkıyor, sayfalara aktarılmış. Sayfa32’de “Malazgirt Vatan” adlı şiirle karşılaşıyoruz. Bu şiirin bir bölümünde, ilk bölümündeki duygular:
Dört Yön’de,
Bin yılın anısıdır,
Selâma durduğumuz
Mazalgirt kutsal,
Malazgirt sonsuz.
            Serbest tarzdaki, türdeki şiirler yanında, hece vezniyle yazılmış olanlar da var. Sayfa 84’deki “Göçüp gitti”den:
Ova bayır kederlendi,
Ayrılıktan, yastan yana.
Bir seherde kanat açtı
Havalandı allıdurna.
            Dört yön, Mavi kurt, Malazgirt anıları, Allıdurna, Karanfillerde sevgi açar, bölümlerinden oluşan “Dört yön Malazgirt” adlı şiir kitabı içindeki şiirlerden “Toprak kokusu” adlı şiir 159 ncu sayfada bizimle selamlaşıyor. Bu şiir:
Yağmur yağı,
Toprak kokuyor hava,
Su değil dostlarım,
Ekmek değil,
Toprak kokusu
Bedava.
            Burhan Garip Şavlı: 1927 yılında Muş’ta doğdu. Diyarbakır Lisesi ve Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirdi. Liselerde öğretmenlik ve müdürlük yaptı. 1977 yılında Muş ilimizden Milletvekili seçildi, Parlamentoda görev yaptı.
***
Dersaadet’ten Haremeyn’e Surre-i Hümayun
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yusuf Çağlar ve Salih Gülen, hazırlamalarıyla, imzalarıyla yayınlanan büyük boy 304 sayfalık Bank Asya yayını olarak günyüzü görmüş, ciltli bir kitap.
            Bursa’da şair Nurten Emre’nin gönderdiği (teşekkür ediyorum) bir hattat özelliği ve güzelliğiyle bana imzalanarak kitaplığımdaki yerine yakışan “Dersaadet’ten Haremeyn’e, Surrei Hümayun” adlı kitabın hazırlayıcıları Yusuf Çağlar, Salih Gülen olarak görülürken, iç sayfalarda imzaları yeralanlardan, metinlerin imza sahiplerinden hareketle gördüklerimizin sıralanışı şöyle efendim:
            Yusuf Çağlar, O.Faruk Şerifoğlu, Hüseyin Özdemir, Salih Gülen, Selin İpek, Münir Atalar, Şakir Batmaz, Murat Kargılı, Hülya Tezcan, Esra Doğan.
            Tertemiz bir baskı, kuşe kağıt görünüş zerafeti, baskı güzelliğini ortaya koymuş. Bank Asya Kültür Hizmetlerinin 8 ncisi olarak günyüzü görmüş. Genel Yayın Yönetmeni olarak Dr. Reşit Haylamaz’ın ismi geçiyor, kaydediliyor.
            Yeryüzünün en büyük yardım kervanı Surre, başlığıyla veya bu noktadan hareketle ayrı ayrı yazılanlar, Ünal Kabaca, Yusuf Çağlar, Salih Gülen imzalarının taşıyıcıları olarak görülüyorlar. Bu imzalardan:
1- Her biri kendi alanında uzman birçok ismi bir araya getiren eserde, pek çoğunu belki de ilk defa burada göreceğiniz belge, fotoğraf ve gravürler yer alıyor (Ünal Kabaca),
2- Surre aynı zamanda ayrılık da demektir Mekke’den, Medine’den (Yusuf Çağlar)
3- Surre alaylarının sadece İstanbul’dan gitmediğini biliyorduk ve yalnızca İstanbul’dan gönderilen sure alaylarının hususan Mısır tarihine vefasızlık olacağını düşündük (Salih Gülen)
Kitabın dört bölümünden meydana geldiğini görüyoruz. Bölümlerin ana başlıkları:
I. Bölüm: Dersaadet’ten Mekke ve Medine’ye gönderilen Surre-i hümayun,
II. Bölüm: Mısır’dan Haremeyn’e Surre gönderilmesi,
III. Bölüm: Mekke ve Medine’ye Surre Alayı ile gönderilen örtüler,
IV. Bölüm: Osmanlı hac kervanları, hac yolu güzergâhı ve mevlid alayı.
Tarihi albümlerde yeralan fotoğraflar, kitabın zenginliğini bir kez daha artırmış. Koleksiyon sahipleri kaynak olarak unutulmamış.
            -Osmanlı Devleti’nin XVI. Yüzyılın başlarında Irak, Mısır ve Hicaz’ı hakimiyeti altına almasının ardından, İranlılar hacca gitmek ve hac farizasını eda edebilmek için Osmanlı Topraklarından geçmek ve orada ikamet etmek mecburiyetinde kalmışlardır. (Esra Doğan, Sayfa: 213)
***
Gümülcine’de yaşayan Füsun Suka’dan: Haykırış
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Yunanistan’dan, Batı Tarakya Bölgesinin bir tür başmerkez kenti konumunda bulunan Gümülcine (Komotini)’den seslenen Füsun Suka, ressam, şair, olarak ortaya koyduklarıyla takdir topluyor, beğenilip, alkışlanıyor.
            Çanakkale’deki şiir etkinliklerinde gördüğüm ve “Haykırış” adlı şiir kitabını,  (resim defteri şeklinde açılan – böyle düzenlenmiş) bana ulaştırdı.
            84 sayfalık Haykırış içinde, sayfalarda yeralan şiirler, yer yer resimlerle beslenmiş, zenginleştirilmiş.
            Haykırış içinde, şiirler var, yorumlar var. Yorumlar değişik imzaların kaleminden çıkmış.
            Birleşmiş Milletler UÖK Büyükelçisi imzalı Prof. Dr. Elçin İskenderzade hocamızın önsözü var kitabın ilk sayfalarından birinde. Elçin hoca önsözünün bir yerinde:
            -“Füsun Suka’nın şiirleri benim için büyük sürpriz oldu. Bu sürprizin sihiri ise, Füsun hanımın ressamlığında olduğu gibi, şairliğinde de, gerçek dünyamızı arzuladığı gibi betimlemeye dahil olmasıdır” diyor.
            Abdurrahim Subaşılar, Füsun Suka’nın özgeçmişi hakkında bilgiler veriyor. Füsun hanımın 1959 yılında Yunanistan’da – Gümülcine’de (Komotini) de doğduğunu öğreniyoruz.
            Prıl pırıl bir baskıyla şekillendirilen “Haykırış”ın sayfalarında, şiirler yanında Füsun hanımın fırçasından çıkma resimlerle de sayfalar zenginleştirilmiş.
            Sayfa 28’deki “Çocuklarımız” adlı şiirden bir dörtlükle devam edelim:
-Çiçekler sararmasın,
Çocuklar ölmesin,
Çocuklarımız acı çekmesin,
Ana – babaların yürekleri yanmasın.
DER MİSİN? (Sayfa 29)
-Sana sonsuz güvensem,
“Seni seviyorum” desem,
Kuşlar gibi kanat açsam,
Rüzgâr olup kalbine girsem,
“Seni seviyorum” der misin?.
            ***
Güzide Taranoğlu Gülpınar’ın Sevgi Denizi’nden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Sanat ve edebiyatımızın usta kalemlerinden, şiirimizin örnek alınan dünyasından Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun şiirlerinden bazı örnekler verelim istiyorum efendim. Bu örneklerimiz:
DİLENCİ (Güzide Gülpınar Taranoğlu)
Sonbahar sarısı yapraklar gibi,
Hayatın selini kapılmış gider,
Kurumuş çatlamış topraklar gibi,
Ümitsiz yollara herdem seferber.
*
Bir lokma ekmeğin peşine düşmüş,
Yaşamak zevki yok – hayata küsmüş,
Çevreye selâmı sabahı kesmiş,
Nereden gelmiştir –nereye gider.
*
Acımak – üzülmek yeterli midir,
Sormaya ne hacet kederli midir,
Yedikat yabancı – ya yerli midir,
Pejmürde – perişan ve çok derbeder.
*
Dilenci deyipte geçme o da can,
Kaderin elinde oyuncak insan,
Sevgiye – ilgiye muhtaç her zaman,
Üçkuruş yerine ona şefkat ver.
            Bir başka Güzide Gülpınar Taranoğlu şiiri “Aklını hemen topla” adının taşıyıcısı efendim. İşte bu şiir:
AKLINI HEMEN TOPLA (Güzide Gülpınar Taranoğlu)
Çare değil teselli bil ki her derde güzel,
Düşüncen senden uzak bilmem ki nerde güzel,
Korkarım düşmeyesin bir gün namerde güzel,
Aklını hemen topla biriksin serde güzel.
*
Düşenin dostu olmaz – ayağını sağlam bas,
Kişi düşmeye görsün asla tutanı olmaz,
Düşman denmese bile çevrede gerçek dost az,
Aklını hemen topla biriksin serde güzel.
*
Dedikodu ederler sonra çok üzülürsün,
Kimse farkında olmaz erirsin – süzülürsün,
El için yanma nare – lakin kendin bilirsin,
Aklını hemen topla biriksin serde güzel.
*
İnsanların öz rengi meydana çıkar er – geç,
Arkadaş diyeceğin kişiyi dikkatli seç,
Korkarım düşmeyesin bir gün namerde güzel,
Aklını hemen topla biriksin serde güzel
            ***
Güney şairlerinden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ülkemizin güneyinden, Güney Bölgesinden, Fethiye’den – Dalaman’dan şiirleriyle bize ulaşanlar var. Bunlar, Edebiyatımızın güney temsilcisi Ünal Şöhret Dirlik ve şiirimizin usta kalemleri arasına giren Birdal Can Tüfekçi. Ünal Şöhret Dirlik Fethiye’den, Birdal Can Tüfekçi Dalaman’dan sesleniyor şiirleriyle.
Ünal Şöhret Dirlik hocanın “Kör şeytanın kulağına kurşun” şiiri var masamda. Bu şiir:
KÖR ŞEYTANIN KULAĞINA KURŞUN (Ünal Şöhret Dirlik)
Kör Şeytan gibi / “Ben ben” demelerim / Boşuna değil
Kulağına / Bir şey söyleyeceğim / Azıcık eğil!.
*
Ben var ya / Bu ben / Yıllar yılı
Kaleme gelmez / İşlerle / Gönlünü avutan
Feleğin çemberinden / “Ha geçtim” / “Ha geçeceğim” diye
Uğraşıp duran,  / Benim sıkıntılarım / Hep senin yüzünden!
DUYDUN MU!..
Birdal Can Tüfekçi’nin iki şiiri var masamda. Birinci şiir beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. Adı: Git güle güle.. Bu şiirden efendim:
GİT GÜLE GÜLE (Birdal Can Tüfekçi)
Şansın hep bol olsun, yolunsa açık,
Gitmek istiyorsan git güle güle,
Dönüp gelme, sanma, kapım hep açık,
Gitmek istiyorsan, git güle güle!
*
Bu son gidişindir, dönüşün olmaz,
Zorlama istersen, aşkta zor olmaz.
Bil ki yüreğimde, sana yer olmaz!,
Gitmek istiyorsan, git güle güle!.
            Ve bir başka Birdal Can Tüfekçi şiiri. Adı: Yüzüm gülmüyor.. Altı dörtlükten meydana gelen bu şiirden:
YÜZÜM GÜLMÜYOR (Birdal Can Tüfekçi)
Yıkık viranedir, gönül sarayım,
Ne kadar uğraşsam, hiç tam olmuyor.
Ezelden yaralı bahtı karayım,
Nedense bir türlü, yüzüm gülmüyor!.
*
Görür görmez seni, aşkla dolmuşum.
Dilim tutulmuş da, donup kalmışım!,
Gözlerimden gönlüne, ateş salmışım,
Nedense bir türlü, yüzüm gülmüyor!
            ***
İzmir’li iki imzadan birer şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Bugün, sütunumuzda şiirleri yer alacak şairlerimiz: İzmir’den Aynur Avcı, Hava Köseoğlu. Bu şiirlerin, imzalarıyla birlikte sıralanışı şöyle efendim:
KORDON BOYLARINDA (Aynur Avcı)
Ay ışığı düşer dalgın sulara
Sanki gözlerimde aşkı heceler
Umutlarım vurur yakamozlara
Kordon boylarında bitmez geceler.
*
El ele tutuşur bütün aşıklar
Şiirlerde şarkılarda sevda var
Gönülde aşk, bakışta tat, dilde yar
Kordon boylarında bitmez geceler.
*
Bir başkadır dalgaların müjdesi
Günü bekler martıların şuh sesi
Zaman sessiz, sessiz alır nefesi
Kordon boylarında bitmez geceler.
ÖMRÜM (Hava Köseoğlu)
Bir resimdir ömrüm deniz taşında
Ah şimdi vakitsiz yılmış neyleyim
O candır ki özü gençlik yaşında
Bir çiçekken erken solmuş neyleyim..
*
Can huzursuz yine taşar bendinden
Zor zamandan gelir ki geçer kendinden
Yine tek şikâyet etmez fendinden
Gönül tasım dertle dolmuş neyleyim..
*
Teselli beklemez elin elinden
Hasret çıkar yârin tatlı dilinden
Saz da küser çalan gönül telinden
Vuslatım da gurbet olmuş neyleyim..
*
Karar müebbettir kader yazılmış
Kim bilir hangi an mezar kazılmış
Say ki içimdeki Necip Fazıl’mış
Mutluluk kısa bir yolmuş neyleyim..
***
Şükrü Öksüz şiirlerinden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Şairlerimizin şiirleri.. Bu şiirler içinden yaptığımız seçmeler.. Bu şiirler içinden seçtiğimiz dörtlükler. Şükrü Öksüz, Aydın ilimiz merkezinden sesleniyor. Gazetelerdeki sanat ve edebiyat köşeleri – sayfalarıyla, yayınladığı dergiyle dikkat çekiyor, şiirimiz için hizmet veriyor.. Şükrü Öksüz şiirlerinden:
            “Tadı Yok” adlı şiiri Şükrü Öksüz’ün beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin son iki dörtlüğü
TADI YOK (Şükrü Öksüz)
Yalnız başıma inan çıkılmıyor yamaçlar,
Sen yanıma gelince uyanıyor ağaçlar,
Sensiz işe yaramaz gerçekleşse amaçlar,
Sen yanımda değilsen hiçbir şeyin tadı yok.
*
Basit bir aşk sanmıştım aşıkmışım ben sana,
Bana ihanet edip gidemezsin yabana,
Acı, ekşi ve tuzlu geliyor her şey bana,
Sen yanımda değilsen hiçbir şeyin tadı yok.
            Ve bir başka Şükrü Öksüz şiiri “Hayırsız oldun” adıyla bize ulaştı. Bu şiir de beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. İlk iki dörtlüğü bu şiirin:
HAYIRSIZ OLDUN (Şükrü Öksüz)
Benden uzaklığın belki yüz arşın,
Buna rağmen yine kalbime doldun,
Delice yürekten sevmeme karşın,
Nasıl da bu kadar hayırsız oldun.
*
Gün yirmi dört saat aklımda senken,
Seni yüreğimde taşıyan benken,
Seninle birlikte her zaman şenken,
Nasıl da bu kadar hayırsız oldun.
            *
            “Dirin değil” başlıklı şiiriyle de bize ulaşan Şükrü Öksüz (bu şiir de beş ayrı dörtlükten meydana gelmiş ) duygularını birbir sıralarken, bu şiirin iki dörtlüğünde şöyle sesleniyor:
DİRİN DEĞİL (Şükrü Öksüz)
Aklımda ve kalbimde sen olduğuna göre,
Hiç ayrılmak olur mu böyle göz göre göre,
Ölüm cezası verir beyle vakaya töre,
Başkasına cesedin yar olur, dirin değil.
*
Gelin geldin severek cennet Aydın iline,
Mazideki sevgilin hemen bugün siline,
Son sevgilinim senin bu iş böyle biline,
Başkasına cesedin yar olur, dirin değil.
***
Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun iki şiiri
                                         Prof. Dr. İSA KAYACAN                                             
            Edebiyatımızın temel taşlarından, hizmetleriyle gönüllerde taht kurmuş, sevilip sayılan, isim ve imza olarak sıklıkla aranan kalem sahiplerimizden Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun iki şiiri var aşağıda. Buyurun birlikte okuyalım efendim:
HEYECANLAR (Güzide Gülpınar Taranoğlu)
Kaç türlü heyecan var,
Düşünür mü insanlar,
Sevmek ve sevişmekte,
Heyecan – tatlı anlar.
*
Korkudaki heyecan,
Derim çekmesin düşman,
Korkmam; diyorsa bir can,
Korksun, o zaman anlar.
*
Beklemek heyecanı,
Perişan eder canı,
Kavuşmaktır dermanı,
Asır olur zamanlar.
*
İmtihan heyecanı,
Zifir eder cihanı,
Varmıdır kurtulanı,
Bu işe giren anlar.
*
Yaşanmaz heyecansız,
Ancak, olmadan, cansız,
Duygusuzluk imkansız,
Canda can heyecanlar.
ŞAİRİM, TOPLUMDUR YERİM(Güzide Gülpınar Taranoğlu)
Dört yanı inceler görür gözlerim,
Yazarım – şairim toplumdur yerim,
Sevdim mi kalbimle – canla severim,
Şiir dünyasında yılmaz neferim.
*
Ben benden çıkmışım, toplum olmuşum,
Çevremde oluşan dertle dolmuşum,
Gelecek günlere aydın yolmuşum.
Toplumla bütündür düşüncelerim.
*
Şairim şiirim kendimden öte,
Kalemle katılıp her tür hizmete,
Sesimi veririm tüm memlekete,
Mantığım çobandır olay güderim.
*
En güzel duyguda bütünleşirim,
Hele AŞK – Sevgide şiirleşirim,
Gönül, kalp, kafa, göz tam birleşirim,
Şiirsiz yaşanmaz doğru söylerim.
***
Söke sanat edebiyat ve kitap günleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Maşallah, yerel yönetimlerimizin sanat ve edebiyata, kitap ve yayıncılığa verdikleri önem, yerleşim birimlerimiz itibariyle dikkat çekmeye devam ediyor.
            Eğitimci, şair, yazar – araştırmacı dostum Abdülkadir Güler’in gönderdiği bir etkinlik broşürü var masamda, elimde.
            Adı: 7. Söke Sanat Edebiyat ve Kitap Günleri. 20-22 Ekim 2010 tarihlerinde, üç günde gerçekleştirilmiş.
            Düzenleme: Söke Belediyesi ve Beşparmak Dergisi. Organize: Belediye Başkan Yardımcısı Levent Tuna. Beşparmak Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Talat Avcı imzalarıyla gerçekleştirilmiş.
            Düzenleme kurulunda: Levent Tuna, Hüseyin Akkaya, Nimet İncedal, Talat Avcı, Necati Maldar isimleri yeralıyor.
            Söke Belediye Başkanı Necdet Özekmekçi’nin “Kültüre ve sanata saygı” başlığı altında kısa bir sunuşu var. Bir yerinde: “Kent ve bellek, ana temasını kentin mimarisiyle; kentte yaşananların anılara dökülmesiyle; romanlara, öykülere, şiirlere yansımasıyla birleştirip buluşturup gözler önüne sermek istedik” diyor Necdet Özekmekçi.
            Söke ve çevresi, tarihi güzellik ve görünümleriyle, sayfalara aktarılmış. Katılımcılardan, onur konukları: Hıfzı Topuz, Vecihi Timuroğlu, M. Şerif Onaran, Leziz Onaran, şeklinde sıralanıyor.
            Sunum: Yunus Bekir Yurdakul olarak görülürken, konuk katılımcılar: Hüseyin Alemdar, Cengiz Bektaş, Gönül Çatalcalı, Oktay Ekinci, Ü. Yaşar Işıkhan, Ayten Mutlu, Hüseyin Peker, Latife Tekin, Bülend Tuna, Nalan Tuntaş, Ahmet Uysal, olarak sıralanıyor.
            Yerel katılımcılar var: Zeki Acet, Talat Avcı, Abdülkadir Güler, Ziya Gürel, A. Ziya Kabak, Halil Özşarlak, Ali Sarayköylü, Tülay Sarayköylü, isimlerinden, imzalarından oluşan.
            Söyleşi, şiir ikindisi, tanıtım, anma, fotoğraf sergisi gibi gündem başlıkları dikkat çekiyor.
            Broşürün ilerleyen sayfalarında, katılımcıların fotoğraf ve biyografileriyle karşılaşılıyor.
            Tebriklerimizi sunuyoruz efendim.
            ***
İzmir’den: Kurşun Kalem Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Dergilerimiz, gazetelerimiz. Yayınlandıkları süre içinde, geride kalan günlerdeki değerlendirmeleriyle önem kazanıyorlar veya gündemden düşüp, tarihin derinliklerine doğru akıp gidiyorlar.
            Kurşun Kalem Dergisi. İki ayda bir edebiyat dergisi olarak İzmir’de yayınlanıyor.
            Merkezi Ankara’da bulunan Payda Yayıncılık’ın sahibi Gülendem Gültekin aracılığıyla bana ulaşan “Kurşun Kalem” Dergisinin 16 ncı sayısı elimde, masamda.
            Kırk sayfalık derginin kimliğine bakıyorum: Sahibi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni: Emine Ömer. Yazışma adresi: P.K.25 Karşıyaka – İzmir.
            Kurşun Kalem’in sayfalarında (elimdeki sayının) imzaları bulunanlardan genel bir sıralama yapmak istiyorum: Arife Kalender, Ahmet Uysal, Ahmet Tüzün, Fergun Özelli, H. Avni Cinazoğlu, H. Cahit Kesre, Mustafa Durak, Yılmaz Arslan, Ahmet Yıldız, Ahmet Gündaş, Fadıl Oktay, Hüseyin Alemdar, A. Ömer Erdoğan, Nilüfer Altunkaya, Özgen Seçkin, Tuncer Uçarol, Baki Asiltürk, Hüseyin Cahit, R. Maria Rilke, Gönül Çatalcalı, N. Süer Sezgin, Ahmet Ada, Danyal Nacarlı, Hidayet Karakuş, Adil İzci, Nur Özalp, Hülya Soyşekerci, A.Kemal Hızıroğlu, Ahmet Çınar, Çev: Baki Yiğit, Gürgenç Korkmazel, Cüneyt Aryal, Fatma Akilhoca, Ersan Erçelik, Hüseyin Peker, Gökhan Arslan, Ayten Mutlu.
            Sayfa 13’de yeralan Nilüfer Altunkaya’nın “Anafor” adlı, başlıklı şiirinden:
Burada, bu aşkın tarihinde,
Batık bir gemide gibiyim,
Yüzeye vurmamı bekleme, git,
Avun biraz yağmurda, yolculuklarda,
Tortumu kazı, kehanetinden..
*
Çok dağıldım soğuk sulara böyle,
Düşleri birbirine karıştıran anafor,
Boyutlarını unutturuyor nesnelere,
Ve aklım almıyor bir türlü,
Bana sapladığın ölümün,
Adı aşk, niye?.
            ***
Duyguların getirdikleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Duyguların getirdikleri, duyguların harman olup savruldukları.. Şiirler, bu şiirlerin mısraları. Şairleriyle, yazıp-yayınlayanlarıyla dikkat çekenler, göz dolduranlar. Ülkemizin değişik yerleşim birimlerinden bizimle selamlaşan şair dostlarımız. Bunların sıralanışı, şiirleriyle karşımıza çıkıyorlar:
SEVDA ÇEKERİM (Ünal Şöhret Dirlik)
Parktaki ağaca adını yazdım,
Sonra etrafına kalbimi çizdim,
Bir ok deldi geçti yazılı kalbi,
O zamandan beri sevda çekerim.
*
Ne sen geldin, ne de selamın geldi,
Ne üç beş cümlelik kelamın geldi,
Bilmiyorum gayri meramın neydi,
O zamandan beri sevda çekerim
*
Ünal Şöhret, aylar, yıllar geçiyor,
Sırası gelenler öte göçüyor,
Gönlüm kanatlandı sana uçuyor,
O zamandan beri sevda çekerim.
AR ETTİM (Ünal Şöhret Dirlik)
Şurada bir güzel gönlümü çaldı,
Ar ettim geriye isteyemedim,
Canlarım eridi geri dönerken,
“Emaneti geri ver” diyemedim.
*
Yüzüne bakarken nutkum tutuldu,
Gönlüm bir hoş oldu boynum büküldü,
Yandı yüreciğim tel tel döküldü,
Dilimdeydi sözüm söyleyemedim.
BENİM BABAM (Abdülkadir Güler)
Ben Babamı
Hep tarlada görürdüm
Çalışkan ve güleçti harman yerinde
Kinden, nefretten uzaktı
Paylaşmayı severdi
Gönlünce zengin ak-paktı
El malına “domuz kanı gibi” derdi
Sevgiden yana aydınca eserdi
Ekim’de coşar, Ağustos’ta Güler’di
Alnında akan teri buğday sarısı
Bütün çabası
Bizi mutlu etmekti
Namerde muhtaç
Olmayın
Bütün derdi…
***
Anadolu’nun “Şiir Bahçesi”nden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Simav ilçemiz merkezinde 01 Aralık 1981 tarihinden beri yayınlanmakta olan, rahmetli Ali Abdülkerimoğlu ağabeyimizle özdeşleşen Anadolu Gazetesi 21 Ocak 2011 tarihinde yayınlanan 1158 nci sayısıyla 30 ncu yayın yılına merhaba dedi. Anadolu Gazetesi Arslan Abdülkerimoğlu tarafından yayınlanmaya devam ediliyor. Ali Abdülkerimoğlu ağabeyimizden miras kalan şiir sayfası “Şiir Bahçesi” adıyla Arslan Abdülkerimoğlu tarafından hazırlanıyor.
21 Ocak 2011 tarihli gazetenin şiir bahçesinde yeralan şiirlerden, bu şiirlerin mısralarından (dörtlüklerinden) seçtiklerimiz efendim. Ali Abdülkerimoğlu’nun Simavla ilgili bir dörtlüğü. Melahat Ecevit’in 7 dörtlükten meydana gelen şiirinden bir dörtlük. Engin Çır’ın üç dörtlükten meydana gelen şiirinden bir dörtlük ve Birdal Can Tüfekçi’nin beş  ayrı dörtlükten meydana gelen şiirinden bir dörtlük alacağız aşağıya. Buyurun:
BENZER (Ali Abdülkerimoğlu)
Ak duvak giyinmiş geline benzer,
Boyu posu ile sülüne benzer,
Tıpkı yediveren gülüne benzer,
Benim memleketim, Yeşil Simav’ım.
NERDESİN? (Melâhat Ecevit)
Uykusuz geceler göze çökerken,
Gelirsin sanmıştım, şafak sökerken,
Gün ola bu hasret tükenir derken,
Gelmedin bir tanem, nerdesin nerde?
ADINI KALBİME YAZMIŞ OLSAYDIM (Engin Çır)
Hüzünler içinde kalıp dudağın,
Son defa sarmazdı beni kucağın,
Ayrılık gecesi, yaşlı yanağın,
Veda busesiyle öpülür müydü?
GİT GÜLE GÜLE (Birdal Can Tüfekçi)
Bu son gidişindir, dönüşün olmaz,
Zorlama istersen, aşkta zor olmaz,
Bil ki yüreğimde, sana yer olmaz!,
Gitmek istiyorsan, git güle güle..

24 Mayıs 2011 Salı

KONUK YAZAR

Gönüller dostu, kültür aşığı Prof. Dr. İsa Kayacan ‘Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye layıktır

Doç. Dr. Tamilla ABBASHANLI
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi,
Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü, Öğretim Üyesi

Seneler önce Güzel Anadolu’muzun cennetmekân köşelerinden birinde, yüce Allah’ın özenerek yarattığı Burdur’umuzun Tefenni İlçesinin Ece köyünde bir erkek çocuğu dünyaya geldi. Anne-baba sevindi, nasıl olsa, erkek çocuğuydu bu. Kendi ekmeğini kendisi çıkaracaktı. Yüzünden nur dökülürdü çocuğun. Belki bu nura göre ismini İsa koydular çocuğun. Ve sonradan hayat gösterdi ki, anne-baba yanlış yapmamışlar. Bu çocuk dünyaya hayırhahlık için gelmiş. Herkese el uzatır, yardım ediyor, ülkesini, vatanını canı kadar seviyor. Bu gün sizlere o insandan-İsa Kayacan’dan konuşacağım:
Karşımda bir kitap var: -Bana Yazılan Şiirler. Kitaptaki şiirler gönüller dostu, kültür aşığı İsa Kayacan hakkındadır. “Gönüller dostu, kültür aşığı” ifadesi İsa Kayacan hocamızı çok güzel ifade etmiş. Bu ifadeyi Çukurovalı Halk Ozanı Aşık Ali Anbarcı “Üstat İsa Kayacan” şiirinde kullanmıştır:
Gönüller dostu, kültür aşığı,
Edebiyat yolunun parlak ışığı.
Sevginin yumağı, muhabbetin beşiği,
Üstatlar üstadı İsa Kayacan.
Bu dörtlükte İsa Kayacan’ın manevi dünyasını ne güzel ifade etmiştir Ali Anbarcı. Satırları ayrı ayrı alıp incelesek, her birinden İsa hocamız hakkında yazı yazmak olur. Gerçekten gönüllerin dostudur hocamız. Türkiye’nin dört bir köşesinde yaşayanların gönül dostudur. Sadece Türkiye’dekilerin mi? –Hayır! İsa hocayı Azerbaycan’da sadece üst düzeylerde- Cumhurbaşkanlığı’nda, Yazarlar Birliğinde, Milli Bilimler Akademisinde, Üniversitelerde, Devlet Kütüphanelerinde değil, şehirlerimizde, köylerimizde bile tanıyorlar. Azerbaycan’dan lise örgencileri ona mektup yazıyor, şiir ve makalelerini gönderiyorlar. İsa hocamızı Yakın Doğu ülkelerinde, Balkanlarda, Orta Asya’da, Rusya’da, Gürcistan’da, Moldova’da, Tataristan’da tanıyorlar. Herkes ona makale gönderir, onunla tanış olmağa, sohbetini dinlemeğe, değerli nasihatler almağa çalışırlar.
Yine sohbetimizi İsa Kayacan hakkında yazılan şiirlerle devam edelim. Kitapta sanki bir mucize var, hiç elinden yere koymak istemiyorsun, okudukça okumak istiyorsun. Şiirlerin her biri güzel ve İsa Beyin insani özelliklerini aks ettirir. Bu şiirleri okuduktan sonra bir daha anladım ki, İsa Beyi sevenler, onun yaratıcılığına saygı gösterenler çoktur. İzmir’den Özen Gülay Atacan’ın “Kayacan’ı tanımak” şiirini beğendim. Şair diyor ki:
İnci, mercan, sedeften mısraları büyüyor,
Sevginin, dostluğun tablosunu çiziyor.
Artıları, eksiden daha önde tutuyor,
Kayacan’ı tanımak bir onur, gurur bence.
Ö. Gülay Atacan’ın bütün fikirlerine biz de “evet, öyledir bizim İsa hocamız” diyoruz.
Adana’dan Mansur Ekmeçi’nin şiiri sanki benim dilimden yazılmış. Bu şiirde denilen fikirlerin hepsi benim İsa Kayacan hakkında düşündüklerimdir:
Yazarlar içinde bir benzeri yok,
Kovandaki arı İsa Kayacan.
Yokluğu yürekte saplanmış bir ok,
Gönüllerin yarı İsa Kayacan.
Yurdun dört yanında hizmet veriyor,
Yazara, şaire güller veriyor.
Mansur’lar yoluna başın veriyor,
Yanan kalbin karı İsa Kayacan.
“Yazarlar içinde bir benzeri yok” –diyor Mansur Ekmekçi. Doğru ve derin ifade edilmiş bir fikir. Gerçekten, İsa Kayacan’ın kimseye benzeri yok. Tabii ki, karakterini böyle benzersizliğini bir kaynaktan aldığı bellidir. Örneğin. Rahmetli Ahmet Tufan Şentürk hocamızdan. İsa Bey onunla çok iyi arkadaş idi. Doğal olarak en güzel hususiyetlerini Ahmet Hoca’dan almış ve kendini Mansur Ekmekçi’nin dediği gibi, geliştirerek kimseye benzetmemeğe çalışmıştır. “Kovanda arıdır İsa Kayacan” deyimi İsa Beyin karakterine tam uygun geliyor. Emekli olsa da emekliliğin bir gün bile tadını çıkarmadı. Kimseden teşekkür-filan beklemeden çalıştı, çalıştı. Gerçekten de Anadolu’muzun dört bir yanında tanınıyor, seviliyor. Herkes onun yazılarıyla Türk dünyasından haber tutuyor, Türkiye’nin edebiyat dünyasından haber alıyor. Türk dünyası kültüründen olan yazılarda sadece çağdaş edebiyat değil, Türk dünyası edebiyatına isimleri altın harflerle hek olunan şair ve yazarlardan sohbet açılır.
Ankara’dan şair İsmail Kara, İsa Beyin temiz kalpli, dost canlısı olduğunu şiirinde ne güzel ifade etmiştir:
Pırlanta yüreği dolmadı pasla,
Canını istesen veriyor dosta.
O kalem elinden düşmedi asla,
“Yüz otuz altın”ı yazdı Kayacan.
İnsanların çok hızlı maske değiştiği dünyada insanların kalbinde “pırlanta yürekli insan” fikrini oluşturmak herkese nasip olan mutluluk değil. Bunun için İsa Beyi “kıskanmak” olar.
Burdur’dan yeğeni Hüseyin Kayacan amcası hakkında fikirlerini böyle ifade ediyor:
Engin düşünce ve ince işleyişi,
Sanki sayfalar çiçek bahçesi.
Hayat yolunda tek kanat çırpan,
Benim amcam, İsa Kayacan.
Bence, Hüseyin Bey burada kederli bir nota dokunmuştur:-Hayat yolunda tek kanat çırpan. Evet, herkesin yarı oluyor, yarsız yaşamak çok zor. Sabahat hanım İsa Beyi yarı yolda koydu, gitti. Turnalar her koşa uçarlar. Sabahat hanım adlı bir turna desteden ve sevgili kocasından ayrıldı, ama İsa Beyin elinden kalemi düşmedi. Çünkü Sabahat hanımın ruhu dünyalar kadar sevdiği İsa Kayacan’ı yalnız bırakmadı, sağlığında olduğu gibi, bu gün de onun ilham perisidir. Hiç mezarda kalmıyor bu ruh. Her akşam kapını açan İsa’yla beraber bir zamanlar mutlu olduğu bu eve giriyor, onu yemeğe heveslendirir, o yazı masasının arkasına geçtikte bir köşede durup sevgilini yarını, dünyalar kadar sevdiği İsa’sını seyir ediyor, o uyuduktan sonra yeraltındaki “sarayına” uçuyor, yarın yeniden gelmek arzusuyla…
Türkiye’nin dünyaca ünlü ozanı Aşık Yoksul Derviş (Şemsettin Kubat) espri usulü ile İsa Kayacan’ı ne güzel tasvir etmiştir. Şiirde en çok hoşuma giden “-Seni anıyoruz biz de her zaman” ifadesidir. Sanki Yoksul Derviş bunu bütün Türk dünyası adından yazmıştır, çünkü Türk dünyası her zaman İsa Kayacan’ı anıyor:
Bizden selam olsun İsa Kayacan,
Lütfen gazetene bizleri de yaz.
Seni anıyoruz biz de her zaman,
Lütfen gazetene bizleri de yaz.
Azerbaycan’dan şair Simuzer Nüsretbeyli de İsa hocamıza şiir yazmıştır. Bu şiirde İsa Beyin insanlara hep yahşilik (iyilik) ettiğinden sohbet açılır.
Bu kitapta İsa Beyin çok sevdiği torunu Nazlı Aykut’un ve hemşehrisi 2.sınıf öğrencisi Seza Tutku Azaklı’nın da şiirleri dikkatimizi çekti. Nazlı İsa dedesini çok seviyor ve gelecekte onun gibi gazeteci olmak arzusundadır. Biz de Nazlı’yı uğurlar diliyoruz:
Kapılarımız her zaman açık sana,
Aralıktan bakarız sana.
Yazar-gazeteci olmak kolay mı?
Destanlar yazarsın dağlarda…
Bunu da Seza Tutku Azaklı yazıyor:
Sen iyi bir insansın
Şiir yazan şairsin.
İlimizin iftarısın,
Sen İsa Kayacan’sın…
İsa Kayacan hocamız hakkında yazılan bütün şiirler güzeldir ve onun manevi dünyasını içtenlikle, olduğu gibi gösterir. Üzülürüm ki, bu şiirlerin hepsinden örnek vere bilmedim. Bir de ona göre üzüldüm ki, neden şair değilim, neden bu kitapta benim de şiirim yoktur. İlk defa şair olmadığım için üzüldüm ve şair olmamağın üzüntüsünü bu yazı ile dile getirdim. Bilmiyorum İsa Kayacan Hocam yazımı beğenecek mi ya yok? Ama İsa hocamız çok sevdiğimi, onunla onur duyduğumu Sizlerle paylaşmak istedim. Keşke halkımızın onun gibi vatanı, milleti seven evlatlarının sayı çok olsaydı. O zaman Türk Milletinin sırtı yere gelmezdi. O vatan için, millet için yanan evlattır. Hepimiz onun gibi yanmalıyız, yanmasak:
Sen yanmasan,
Ben yanmasam,
Nasıl çıkar,
Karanlıklar aydınlığa…
Türk dünyasının tanınmış bilim adamı, araştırmacı-yazar, şair Prof. Dr. İsa Kayacan’ın bugüne kadar gördüğü işleri sizlerin dikkatine sunar ‘Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesini teklif ederek bu işte ona uğrular diliyorum. (Eskişehir, 21 Mayıs 2011)

18 Mayıs 2011 Çarşamba

KONUK YAZAR:

Ahmet Tufan Şentürk & Aysel Al
ŞAİR BABAM AHMET TUFAN ŞENTÜRK, NEREDESİN?..
Aysel AL
ayselal_2007@hotmail.com
Gözlerimde sisli bir gün ışığı sabahın dokuzu içimde bir hüzün takvimler 5 Mayısı 2005'i gösteriyorken başlayan yeni günün beni hüzne boğan bir gün olacağını bilemezdim.  Yeni bir gün yeni bir umut ışığı yeni bir başlangıçtır oysa. O gün öyle olmadı. Takvimler 5 Mayıs tarihini gösterirken şair babam Ahmet Tufan Şentürk sonsuzluğa uğurlanmıştı. Öğrendiğim o an en kısa zamanda evindeydim.  Yeğenleri vardı. Ve bir de Ulviye Savtur oradaydı. İsa Kayacan hocam yeni ayrılmıştı daha çalıştığı kuruma gidecek zamanı bile olmadan Tufan Baba sonsuzluğa uğurlanmıştı.  Eş, dost tanıdıklarına haber verildi telefonla arandı. Bazı dostları şiir etkinliğindeydiler. 
Tufan baba bir şiirinde  “Kim gelmek isterse gelsin gönülden. Öyle pis ölmek istemem”  diyordu. Aynen istediğin gibi oldu Tufan baba.  Aynen senin istediğin gibi gönülden gelen insanlar oradaydı.   Son bir kez çıktım ardından el salladım. Hani sen sana gelen her misafirin ardından el sallardın ya, hani her geleni sevgi ile kucaklardın ya.  Bu gün farklı oldu Tufan babam senin evinde senin balkonunda senin ardından el sallayan ben oldum.  Bir daha seni göremeyeceğim. Bir daha seninle konuşamayacağım. Öğütlerini duyamayacağım. Her şiir yazışımda veya içinden çıkılamaz bir hüzün içinde olduğumda arardım seni. Sende elinden geldiğince anlatırdın ne yapmam gerektiğini.  Artık arayacağım bir telefonun yok. Dertlerimi anlatacağım  bana şunu yaparsan şöyle olur bunu yaparsan böyle olur diye nasihat verecek bir ses yok Tufan babam neredesin?. Bak yuva sokağı sensiz çok boş.  Senden sonra hiç o sokaktan geçmedim. Niye geceydim sen yoksun ki.. 
Her bayram bir amacım olurdu. Bayramın ikinci günü sana gitmek.  Bayramları hiç ama hiç sevmezdin.  Sevgili eşini bayramda kaybetmiştin o yüzden bayramlar sana bir başka dokunurdu.  Son bayram günüydü yine senin evinin salonundaydık hep beraber.  Güzel ter temiz kıyafetlerini giydin ve bayramlaşmak için salona geldin.  O son bayram oldu son bayramımızdı. Başladın anlatmaya.  Anlatırken o anları hep yaşardın. “Bir tane simit yarısını bir cebime diğerini diğer yarısını diğer cebime koydum birini öğlen yemeği birini akşam yemeği yaptım, böyle zorluklar böyle yokluklar vardı” dedin.
Senden sonra hiçbir şey senin varlığın gibi olmadı ne danışabileceğimiz bize doğru yolu gösteren bir şair babamız var. Ne bayramlarımız anlamlı.  Şimdi ben kime gidip kimin elini öpeyim bayram günlerinde, hem benim babam da bayram günü rahmetli oldu. Bir anda iki babamı birden kaybettim.  
Hiç sevmezdin boyun bükmeyi çaresizliği hem derdin ki ” çaresizliğin de çaresi var” evet belki çaresizliğin çaresi var ama içimizdeki bu boşluk ve sevgisizlikle insanlar savruldu şairler savruldu.  Sen olsaydın onlara doğruyu, iyiyi gösterirdin. Seni dinlerlerdi Tufan babam dinlerlerdi böylesine bir başıbozukluk içinde olmazdı şiir dünyası.
Bir gün daha geçti ömürden bir gün daha senin yokluğunda bitti yeni gün. Ama yüreğimde sevgin verdiğin öğütler hem aklımda hem yüreğimde bazılarını yapabildim bazılarını yapamadım.  Sen olsaydın bana kızardın “mücadeleye devam”  derdin. Hiç sevmezdin başıboşluğu.  Verdiğin öğütler ve şiirlerinde, anılarında iyi ki varsın Tufan babam. İyi ki varsın... 
Seni sevgiyle anıyorum. Anıyoruz. Ruhun şad olsun sevgili Tufan babam seni çok özledim. 
***
ARKAMDAN (Ahmet Tufan Şentürk)
Nasıl olsa yolun sonu göründü
Aceleye, telaş etmeye gerek yok
Alın, neyim varsa sizlerin olsun
Dünya malında gözüm yok….
*
Nasıl olsa bir gün ölüm gelecek
Hangi haldeyken bulacak beni?
Şöyle elim tutar gözüm görürken
Bekliyorum gelmesini….
*
İstemem gözyaşı, acı ve tasa
Mevsimlerden bahar olsun isterim
Güneşli, güzel bir günde
Kim duyarsa, kim severse, kim isterse
Gönülden gelsin gelirse…

17 Mayıs 2011 Salı

‘Burdur Güneşi’ yeniden doğdu
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Burdur ilimiz merkez ve ilçelerinde gazete ve dergi yayımıyla ilgili hareketlerin izlenip sayfalara aktarılması gerektiği gerçeğinden hareketle, bu alandaki gelişme ve duraklamalar beni hep ilgilendirmiştir.
Burdur merkezde Hüseyin Kayacan tarafından 24.04.2003 tarihinde haftalık olarak yayınlanmaya başlayan ve 22.05.2004 tarihinde 27 nci sayısı yayınlanan “Burdur Güneşi” adlı gazetenin yayımı durdurulduktan sonra, bu gazetenin yayımı hakkındaki bilgilerimiz dondurulmuştu.
            Hüseyin Kayacan, bu satırların yazarı İsa Kayacan’ın yeğeni... Burdur’da, radyo, televizyon yayınlarını başlatan, Burdurlu’nun Sesi ve Burdur Güneşi adlı gazetelerin kurucusu, Kayacan Elkotronik bilgisayar kuruluşunun sahibi, kendi ölçeğinde bazı alanlarda “mucit” olarak bilinen, yazı araştırma ve şiirleriyle bizimle selamlaşan bir düşünce adamı, kalem sahibi. Burdur Güneşi Gazetesini tüm haklarıyla Gazeteci Hasan Türkel’e 1,5 porsiyon Burdur Şiş karşılığında devretmiş.
            Bu gazetenin, Burdur Güneşi’nin 45 nci sayısı 28 Nisan 2011 tarihinde, 46 ncı sayısı 06 Mayıs 2011 tarihinde 8 büyük sayfayla haftalık yayın periyoduyla okurlarının karşısına çıktı, çıkarıldı.
Haftalık siyasi süreli yerel yayın açıklamasının bulunduğu gazete kimliğinde yeralan isimlere bakıyoruz: Kurucusu: Hüseyin Kayacan, Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Hasan Türkel, Hukuk Danışmanı: Av. Barış Bulut. İrtibat adresi: 0535 9454443, Dostlar 2.sitesi, C-Blok Daire 1, Bahçelievler- Burdur.
            Burdur Güneşi Gazetesinin, İhlas Gazetecilik A.Ş. Serik Cad. No:38 Antalya, adresinde basıldığını görüyoruz. 45 ve 46 ncı sayılarda siyasi haber ve görüntüler, dikkat çekiyor. Hasan Türkel’in “Nerede kalmıştık?” sorusuyla birlikte sütunlara aktardıkları önemlilik içinde karşımıza çıkıyor. 45 nci sayısının “Şehirde Gündem”i konukları (ayrı ayrı) Harun Bilgiç, Sebahattin Akkaya. Sorular, verilen cevaplar var uzun uzun, sayfalar dolusu yer tutan. “Çınaraltı sohbetleri”nin ilki, gazetenin kurucusu Hüseyin Kayacan’la yapılmış.
Hasan Türkel, “Nerede kalmıştık” sorusunun altında, sütunda; “Burdur Güneşi gazetesi adına yakışır bir şekilde sıcakkanlı, güleç yüzlü ve samimi olacaktır. Burdur Güneşi’nde ısınacaksınız. Burdur Güneşi’nde kendinizi bulacaksınız. Burdur Güneşi’nde yalana, riyaya, dalkavukluğa, yandaşlığa yer olmayacak” diyor. Ayrıca, Burdur Güneşi’nde asık suratlı bir gazetecilik anlayışına yer verilmeyeceği, sertlikten ve gerilimden fayda uman bir üslup ve dilin asla yer almayacağı teminatı veriliyor.
            Burdur Güneşi Gazetesinin 46 ncı sayısında da Hasan Türkel, “Nerede kalmıştık?” diye sorarken, cevaplarını sütununda yer verirken, “Çınaraltı sohbetleri”nin ikincisine yer veriliyor.
            Bu ikinci sohbet, Hasan Türkel, Hüseyin Kayacan ikilisince, 20.Dönem Burdur Milletvekili ve ADD Burdur Şubesi Başkanı Kâzım Üstüner’le yapılmış. Yine 46 ncı sayıda “Şehirde Gündem”in konukları var ayrı ayrı. Bunlar: Görkem Demer, Hasan ve Orhan Şengezer..
Burdur Güneşi’nin yeniden doğuşunu kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.

16 Mayıs 2011 Pazartesi


Simav 16. Eynal Kaplıcaları Şairler Şöleni değerlendirmesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
             Ülkemizin pek çok kentinde (yerleşim biriminde- yerinde) şairler şöleni düzenleniyor. Çağrılanların sayısı, 100, 150 hatta 200 rakamlarının üstüne bile çıkıyor. Burada, şiirimizin, edebiyatımızın genel durumu konuşulmuyor, şiirimizle ilgili iki kelime- laf edilmiyor.. Geliniyor, bir curcuna içinde “herkes birer şiir okusun” diye yapılıyor ki, birileriyle (yarışmak) için, “her şey bedava” sloganıyla yola çıkan, sanat ve edebiyatımızın, şiirimizin köküne kibrit suyu dökenlere bile rastlanıyor.
            Kütahya ilimize bağlı, Simav ilçemizde 16 yıldır şairler Şöleni düzenleniyor. Bu şölenin 13’ü Osman Karaarslan arkadaşımız tarafından gerçekleştirildi, yani şairler şöleni binasının sağlam temelleri üzerine 13 kat çıkılarak, bu şölenlerin düzenlenmesi sanat ve edebiyat sevgisiyle, Simav sevgisiyle bütünleştirilerek, Simav Belediyesi bünyesine alındı. 14,15 ve 16.Simav Şairler Şöleni Simav Belediyemizce düzenlendi.
Simav 16. Eynal Kaplıcaları Şairler Şöleni, Simav Belediye Başkanlığı sorumluluğu ve ev sahipliğinde, İLESAM Genel Merkezi’nin katkılarıyla 13, 14,15 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleştirildi.
            Bu şölen, değişik yerlerde düzenlenenlerden farklıydı. Katılma oranı yüksek değildi. Simav ve Kütahya’dan katılanlar dışındakilerin sayısı 40 dolayındaydı. Simav Belediyesi, bir devlet kuruluşu ciddiyetiyle, katılımcıların tespitinden, çağrılmalarına, davetiyelerin gönderilmesine, program süresince, program tarihi saat, mekân, etkinlik yeri görevli Belediye kuruluşları teker teker önceden belirtilerek program akışı sağlandı. Programların gerçekleştirildiği yerlere tahsis edilen görevli ve Belediye otobüsleri aksaksız hizmet vererek, şölenin düzenli ve başarılı geçmesi için özen gösterildiği hissedildi, görüldü.
            En büyük gezginimiz olan Evliya Çelebi’nin Simav yöresini 1671 yılında gelerek intibalarını ünlü seyahatnamesinde;, “Dünya’da ve Anadolu’da birçok kaplıca gezdim, gördüm amma Simav Kaplıcaları gibisini görmedim, böylesi yeryüzünde yoktur” dediğini Simav Eynal Kaplıcalarının 1934 yılından itibaren Simav Belediyesince işletilmeye başlandığını hatırlattıktan, “Yerden fışkıran sağlık Simav Belediyesi Eynal Kaplıcaları” sloganını da satırlarımız arasında yer verdikten sonra, Simav 16.Eynal Kaplıcaları Şairler Şölenine dönelim:
            Şairlerin kürsüye çağrılışlarının bir düzen ve kıdem sırasına göre yapılması noktasından hareketle bazı gerçeklerin, kişilerin unutkanlık (!) anlayışları ve alışkanlığına bırakılamayacağını belirterek, söz konusu şölene katılanların isimleri üzerine şöyle bir göz atalım. Bunlar; Mehmet Nuri Parmaksız, Pehlivan Uzun, Mustafa Firengiz, İsmer Bora Binatlı, Abdullah Satoğlu, İsa Kayacan, Vedat Fidanboy, Murat Duman, İbrahim İmer, Gülten Ertürk, Durak Duran Düz, Ergün Veren, İsmail Tunç, Bahattin Karagöz, Necmettin Selçuk, Mustafa Ayvalı, Şemsettin Ağar, Abdülkadir Güler, Şükrü Öksüz, Temel Şahin (Aşık Turabi),
            Faruk Anbarcıoğlu, Emin Zeybek, Serdar Öncül, Yunus Kara, İbrahim Şaşma, Nedim Saatçioğlu, Yıldırım Katrancı, Pınar Atay, Halil Gürkan, Saadettin Kaplan, Yusuf Bilge, Şevki Dinçal, Engin Çır, Şerife Çınar, Yalçın Benlican, Alaeddin İkican, Esat Anık, Ö.Gülay Atacan, Hasan Akar, Sevil Mısırlıoğlu, İsa Kahraman, Kadir Güven, Osman Karaarslan, Asım Kısbet, Celal Oymak, şeklinde sıralandı.
Simav 16.Eynal Kaplıcaları Şairler Şöleni’nin gerçekleşmesinde emeği geçenler, yorulanlar var. Burada, Simav Belediye Başkanı Kasım Karahan, Kültür ve Sosyal Hizmetler Müdürü Mustafa Teneke başta olmak üzere, Ayşen Güzel, Esra Acaroğlu, Nezahat Mencik, Seda Karaince tebrik edilmeli, alkışlanmalıdırlar. Öyle yapıyor, tebriklerimi sunuyorum efendim.
            Teşekkür Belgesi: Simav 16.Eynal Kaplıcaları Şairler Şöleni… Sayın İsa Kayacan; 13-14-15 Mayıs 2011 tarihleri arasında geleneksel olarak düzenlenen “Simav 16.Eynal Kaplıcaları Şairler Şöleni”ne  katkılarından dolayı teşekkür ederiz (Kasım Karahan, Belediye Başkanı).