4 Kasım 2014 Salı

Anayurt Gazetesi sahibi ve Gazete Sahipleri Sendikası Başkanı “Duayen Gazeteci Naci Alan” dün gece (03 Kasım 2014, Pazartesi günü) Ankara'da vefat etti

Anayurt Gazetesi sahibi, Genel Yayın Yönetmeni ve Gazete Sahipleri Sendikası Başkanı “Duayen Gazeteci Naci Alan” dün gece (03 Kasım 2014, Pazartesi günü) Ankara'da vefat etti..
Medya'da abide isim olarak anılan Gazete sahipleri sendikası kurucu başkanı ve Anayurt Gazetesi sahibi Naci Alan dün gece Ankara'da vefat etti. Perşembe günü sabah saat: 09:00'da "Anayurt Gazetesi" önünde yapılacak törenden sonra, cenazesi Çorum'a götürülecek.
Anayurt Gazetesi genel yayın yönetmeni Naci Alan, geçirdiği rahatsızlık sonucu hayatını kaybetti. Basın camiasının yakından tanıdığı Alan, gazetecilik aşkı, iyilikseverliği, mütevazılığı ile   ‘Naci Baba’ olarak tanınırdı. Rüzgârlı sokakta, Türk Basını’nın efsane adı ve Yassıada Gazisi, gerçek Millet Vekili Turhan DİLLİGİL ile başlayan gazetecilik hayatını Anayurt Gazetesinin imtiyaz sahibi olarak sürdürdü.
Aramızdan, çok ani, beklenmedik bir şekilde ve zamansız ayrılan Üstat Naci ALAN, ardında birçok anılar, unutulmaz hatıralar, insanlık âlemine dersler ve ibretler bırakarak Rahmet-i Rahman’a yürüdü  
Naci Abi’mizi kaybettik
Naci Alan, 1955 yılında Çorum’un Ortaköy ilçesinde doğdu.
İlk ve ortaokulu Ortaköy ilçesinde, liseyi Amasya, Ticaret Lisesi’nde, yüksek öğrenimi Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde tamamladı.
Yüksek Öğrenimi ile birlikte Ankara Rüzgârlı Sokak’ta çeşitli gazetelerde, değişik görevlerde çalıştı. Evli ve bir çocuk babasıydı.
Anayurt Gazetesi imtiyaz sahibi, (Ankara-İstanbul, Bükreş’te günlük olarak basılan ve her gün Türkiye ve Romanya’daki okuyucuları ile buluşan tek Türk gazetesi) Gazete Sahipleri Sendikası Genel Başkanı, Gazeteciler Dayanışma Vakfı Genel Başkanı ve Genel Müdürü ve Dünya Eğitim, Çevre ve Sağlık Vakfı Genel Başkanıydı.
Merhumun cenazesi  06 Kasım 2014 Perşembe günü; Anayurt Gazetesi önünde, Sabah saat: 09.00'da  (Meşrutiyet Caddesi No: 31/14 – Kızılay /ANKARA adresinde) düzenlenecek törenin ardından; Memleketi Çorum- Ortaköy ilçesi Aşdağul köyünde, ikindi namazını müteakip ebedi istirahatgâhına tevdiî ve teslim edilecektir. (PHA-Haber Merkezi) 
***
Rahmet-i Rahman'a yürüyen Aziz Dostumuz, Kadim Dava Arkadaşımız; Hak yolunda, Millet hizmetinde; Demokrasi, Adalet, Hukuk ve Hakikat mücadelesi uğruna ömrünü feda eden Naci ALAN'a ALLAH (CC) rahmet ve mağfiret eylesin. Mekânı Cennet, makamı firdevs olsun. Nur, huzur, feyiz ve ışıklar içinde kalsın. Bilvesile öncelikle Kederli ailesi, Değerli mesai arkadaşları ve müstesna ANAYURT Camiası olmak üzere bütün dost, tanıdık, bildik ve meslek arkadaşları ile Türk Milletine sabırlar ve baş sağlığı dileriz...

3 Kasım 2014 Pazartesi

DENİZLİ ‘DE EGAY-DER VARDI; Ünal Şöhret Dirlik // İSA KAYACAN "ECE" HABER AJANSI, 03 KASIM 2014

DENİZLİ ‘DE EGAY-DER VARDI...
Ünal Şöhret Dirlik
Fethiye’ye en yakın alış-veriş merkezlerinin bulunduğu il Denizli’dir.Bu çok eskilerden beri sürmektedir. Osmanlı devrinde; Fethiye-İncirköy-Karaca Nif-Tuzla Beli(1440 m.)-Karabayır-Değne- Mınak-Sarıkavak-Kolak-Alcı-Kelekçi-Akalan-Acıpayam-Kızılhisar-Kazıkbeli-Cankurtaran yolu izlenerek ulaşılabilirmiş bu güzel ve hareketli kente.O zamanlarda Fethiye’den İzmir’e kara yoluyla gitmek çok meşakkatli olduğu için pek tercih edilmezmiş. Deniz yoluyla doğrudan İzmir’e giderlermiş tüccarlar ve yolcular.Ama alış-veriş için mutlaka Denizli tercih edilirmiş. Yol üzerindeki köy odaları, sevecen köylü ve kasabalılar, asayiş bakımından da iyi olan bu yolu seçmişler eskiler.
Şimdi İzmir’e doğru gidilen o ünlü deniz yolculukları yok artık.Haftada bir Fethiye’ye Uğrayan İskenderun’a doğru giden ve İzmir’e doğru giden vapurlar işlemez oldu. Oysa çok rahat olurdu vapur yolculukları. Şimdi İzmir’e de, Antalya’ya da, Denizli’ye de, Burdur’a da belli saatlerde orta boy minibüsler kalkıyor Fethiye Otobüs garajından.Denizli’ye Çameli üzerinden, Çavdır üzerinden ve Dirmil üzerinden gidilebiliyor.Görmediğiniz köyler, kasabalar ve gizemli manzaralar var yol üzerlerinde.
Üyesi bulunduğum Eğeli Araştırmacılar ve yazarlar Birliği (EGAY-DER)nin iki yıldan beri düzenlediği sempozyumların ikincisine katılmak üzere Fethiye’den 11.30’da kalkan ve Çameli üzerinden Denizli’ye ulaşan vasıtayı tercih ettik. Bu tercihin bir sebebi de Üzümlü’den sonra yol dolanı dolanı İncirköy’ün üstünden Arpacık’a(Nif) aşar gider de ondan.Hani yol İncirköy’ün üstünden geçsin de; “şöyle bir havasını koklayalım” dedik. Neden çoğul kullandım biliyor musunuz? Yanımda Dalaman’da eğleşen bir İncirköylü şair daha var, o da Egay-Der üyesi Birdal Can Tüfekçi. Denizli Garajında matbaacı Şair Mithat Makal’ın  oğlu Bilal  Makal karşıladı bizi. Biz Köy Hizmetleri Misafirhanesi’ne gitmek istedikse de Bilal bizi bayram yeri’ndeki İzmirlioğlu İşhanı’na, babasının yazıhanesine götürdü. En son “Denizli Atasözleri ve Deyimleri”ni yayınlayan Mithat Makal’ın ofisinde yorgunluk çaylarımızı yudumlarken epey sohbet ettik. Kitaplığındaki “Tahir Kutsi Makal” ve “Ünal Şöhret Dirlik” bölümlerini inceledik, eskilerden ve iki yıl önce kaybettiğimiz Tahir Kutsi Makal’dan söz ettik. Akşam yemeğini beraber yedik, bize çok güzel bir mekanda alabalık ziyafeti çekti. Geç saatlerde misafirhaneye getirdi bizi. Ben 106 numaralı odada kaldım. Yanımdaki yataklara iki arkadaş daha gelecekti, gelmediler. Yanımdaki odada Erdoğan Ünver ve Abdullah satoğlu ve bir ileri de İrfan Ünver Nasrattınoğlu kalacak. O Afyon’dan geç saatlerde çıkmış.12.00’den sonra kapıyı kilitledim ve deliksiz bir uyku uyudum.
Sabah 07.30’da Denizli Belediyesi’nin bize tahsisi ettiği otobüsle kahvaltıya gittik. Oradan da Oda Tiyatrosu’na. Orada EGAY-DER yöneticilerinin tamamı hazır ve nazırdı. Sıcak bir “Hoş geldin” safhasından sonra saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile sempozyum başladı. Sunucu Denizli Merkezdeki yönetim Kurulu üyemiz Sadık Dağdeviren’di. Açış konuşmasını EGAY-DER Kurucularından genel Başkan Şükrü Tekin Kaptan yaptı. Ardından konuşan Denizli Vali vekili Mehmet Büyükbaş, daha sonra Belediye Başkan vekili Fahrettin Ulusoy, davetlilere hoş geldin dediler. Âşık Şemsettin Kubat sahneye davet edildi. Ünlü ozan sazının tellerine vurdu; bakalım neler dedi:
“Coştu sazda tellerimiz
Sayın Vali vekilimiz,
Şiirlerle İllerimiz,
Bu şölene hoş geldiniz.
*****
Saygı, sevgi kuşağından,
Kardeşlik, dostluk bağından,
Yurdun dört bucağından,
Şairlerimiz hoş geldiniz.
****
Bizde yer yok ikiliğe
El ele verdik birliğe,
Can kurban böyle dirliğe,
Şairlerimiz hoş geldiniz.
****
Dostlar size doyamıyorum,
Sözüm çoktur diyemiyorum,
İsim isim sayamıyorum,
Teker teker hoş geldiniz.
****
Yoksul Derviş hoşça kelam,
Haktan gelir bize ilham,
Hepinize saygı selam,
Basın-yayın hoş geldiniz.
****
Deyip bitirdi ve Oda Tiyatrosu’nu dolduran dinleyicilerden ve sempozyuma katılan yazar ve şairlerden büyük alkış aldı.
Daha sonra sempozyum oturumları başladı. I.Oturumu Eski TRT Genel Müdürü Kerim Aydın Erdem yönetti. İlk konuşmacı *Başbakanlık Halkla İlişkiler Müşaviri İsa Kayacan’dı. Şiirlerle Burdur’u tanıttı. Burdur için kendi yazdığı şiirlerden örnekler okudu.
*Balkan yazarlar Birliği Başkanı, Şair-Yazar Osman Baymak;Yugoslavya-Kosova’da Türk Şiiri konulu ilginç bildirisini sundu. *Denizli’den Araştırmacı yazar Nurettin Aksakal;: Şiirleriyle Denizli’yi Aydınlatanlar- Üzüm Dedesi –Hulusi Efendi’nin şiir dilini anlattı.
II. Oturumu EGAY-DER Genel başkanı Şükrü Tekin Kaptan yönetti:
*Abdullah Satoğlu (Şair-yazar, Kayseri) illerimiz ve Şiirlerimiz bildirisini sundu.
*Abdülkadir Güler(Araştırmacı-yazar, Şair-Söke):Şiirleriyle Aydın’a gönül veren şairlerimiz konulu bildirisinde Aydın’la ilgili güzel şiirler sundu.
*Hukukçu Yazar Cihan Baykara: Acıpayam Kaymakamı Şair Eşrefle ilgili çalışmasını sundu.Eşref’in nükteleri salonun sıcaklığını unutturup tatlı gülümsemeler ve serinlik getirdi.
*Araştırmacı Yazar Muharrem Bayar: “Şiirlerimizde Gül Motifi” konulu bildirisini sundu.
III. Oturumu Folklor Araştırmaları Kurumu Başkanı Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu yönetti:Bu bölümde:
*Meryem Arslan(Eğitimci-Yazar) Halk Şiirinde Ana Motifi konulu bildirisini sundu. Ana konusu hepimizi ilgilendirdiği için alkış topladı.
*Egay-Der Yönetim Kurulu Üyesi Sadık Dağdeviren de şiirimizde Denizli konulu bildirisini sundu. Bu bildiride tanıdık şairleri de rahmetle anımsadık.Tahir Kutsi Makal’ın “Burası Denizli’dir / Kızları saz benizlidir” Dizeleri okunur da Tahir hatırlanmaz mı?
*Şair Yusuf Çıldır “XVI. Yüzyılda Pir Sultan Abdal’ın Bilinmeyen Yönleri” bildirisini başarı ile sundu.
*Şemsettin Kubat (Âşık Yoksul Derviş)Ankara,Bursa ve Malatya illerimiz üzerine söylenmiş şiirleri dile getirdi.
* Son olarak Ünal Şöhret Dirlik –(Şair Yazar-Muğla)Muğlalı şairlerin Muğla Şiirlerini içeren bildirisini sundu.(25.10.2003)
Bildirilerin sunulmasından sonra Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu, Dr. Kerim Aydın Erdem, Dr. İsa Kayacan, Osman Baymak ve Egay-Der Başkanı Şükrü Tekin Kaptan tarafından değerlendirme yapıldı. Genellikle tüm bildirilerin açık ve sade bir dille sunulduğu, bilhassa bildirilerin zamanlamasının başarılı olduğu belirtilerek bildiri sunan arkadaşlara teşekkür edildi.
ÖDÜL TÖRENİ (25.10.2003) Öğleden sonraki ikinci oturumda EGAY-DER’in 2002 yılı için vermeyi kararlaştırdığı “Türk Kültürüne Hizmet”ÖDÜLLERİ Töreni yapıldı. Bu ödülleri alanlara plaketleri, şeref belgesi, çiçek ve içinde Denizli ve Çevresi ile ilgili çeşitli eserlerin bulunduğu birer çanta armağan edildi. Ödül alanlar:
I-Abdülkadir Güler/ Söke-Aydın
2-Ali Vehbi Aykota(Merhum-Denizli)
3-Fahri Akçakoca (Merhum-Denizli)
4-Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu(Afyon)
5-Dr. İsa Kayacan (Ankara)
6-Dr. Kerim Aydın Erdem(Eski TRT Genel Md. -Denizli)
7-Şair Meral Gökkaya-(Denizli)
8- Ünal Şöhret Dirlik-(Fethiye-Muğla)
ŞİİR ŞÖLENİ (25.10.2003) 25.10.2003 Cumartesi gecesi; Sadık Dağdeviren yönetiminde 2. Uluslararası Türk medeniyetlerinde Sözlü Kültür Geleneği Şiirlerle İllerimiz Sempozyumundan sonra şiir şöleni yapıldı.Bu şölende şiir okuyan şairlerimizin isimleri alfabetik sıraya göre şöyle:Abdullah Satoğlu, Abdülkadir Güler, Birdal Can Tüfekçi, Erdoğan Ünver, Fatma Uçarlar, Hüsamettin Tat, İlknur Mersin, Dr. İsa Kayacan, Dr. Kerim Aydın Erdem,Memiş Acar,Meral Gökkaya, Mithat Makal, Muharrem Bayar, Musa Elitaş, Mustafa Demirci, Mustafa Karapınar, Nurullah Tuksal, Osman Baymak, Sadık Dağdeviren, Şemsettin Kubat, Şevket Uysal,Ünal Şöhret Dirlik, Yusuf Çıldır ve Süleyman Kara.
PAMUKKALE GEZİSİ 26.10.2003
Pazar günü EGAY-DER sempozyumuna katılanlar, belediyenin tahsis ettiği otobüsle Pamukkale’ye gittik.Bizi orada bir sürpriz bekliyordu. Günlerden beri sıcak giden hava birden bozdu ve Pamukkale’ye ayak bastığımızda yağmur başladı.Epey süren yağmurdan sonra Pamukkale Müzesini gezmek, şifalı sıcak suları görmek nasip oldu.Kırk yıl önce Denizli’de askerliğimi yaparken o havuzda yüzmüştüm; ama şimdi daha bakımlı.
Egay-Der otobüsü bizi Denizli garajına kadar kadar getirdi. Dostum Mithat Makal ve değerli eşi ise bizi otobüs kalkıncaya kadar beklemek nezaketini gösterdiler.
Sağ ol Egay-Der, sağ ol Denizli Belediyesi, bizi ağırlayan oteller, lokantalar, misafirhanelerini bize tahsis eden kuruluşlar. Bana sorarsanız Egay-Der’in 2003 yılı çalışmaları başarılı geçmiştir.Muğlalı Şairlerin Muğla Şiirlerini araştırmak benim daha sonraları yapacağım bir çalışma idi. Ama Egay-Der için bu çalışmayı yaptım. Okuduğumuz şiirlerin ve sunduğumuz bildirilerin bir kitapta toplanması da ilimiz ve bildirideki iller için kaynak oluşturacaktır.
Ayrıca Halk Kültürü araştırmalarımın Denizli’de değerlendirilerek ödüle layık görülmem de benim için sevinç kaynağı ve itici güç oldu.teşekkürler.
 EGAY-DER VE 2014 
*Daha sonraki yıl Denizli’de “Fıkralarımız” konulu sempozyum yapıldı. Yine çok sayıda katılımcı vardı. Yalnız geçen yıl ödül alan, eski TRT Genel Müdürü kerim Aydın Erdem’in koltuğunda bir çiçek demeti vardı..Sempozyumdan bir hafta önce Ankara’da vefat etmiş ve Denizli’de toprağa verilmişti. Şair Fatma Uçarlar, kerim Aydın Erdem için yazdığı mersiyeyi okudu.
*2005 yılında etkinlik bir şiir şöleni şeklinde HONAZ’da yapıldı. Honaz Belediye Başkanı gelen konukları ağırladı. Halk Kültürüne Hizmet Ödülleri de orada verildi. EGAY-Der’in onur konuğu Fethiye Belediye başkanı Behçet Saatcı idi. Fethiye Kültürüne Hizmet lerinden dolayı, Egay-Der’in Halk Kültürüne Hizmet Ödülleri'nden biri de Behçet Saatcı’ya verildi.
*2006 yılında Egay_Der’in Sempozyumu Fethiye’ye taşındı. Fethiye Kültür merkezi’nde üç gün süren Sempozyumda Manilerimiz konulu Bildiriler sunuldu. Bu sempozyum bildirileri de kitap haline getirilmiş ve katılımcılara gönderilmiştir. Sempozyumdan sonra Egay-Der Başkanı Şükrü Tekin Kaptan; Ramazan bayramında İran’a gitti. İlk bayram günü orada geçirdiği bir kalp krizinde hayatını kaybetti. İkinci bayram günü Denizli’ye getirilerek toprağa verildi.Onunla ilgili bir yazımı Milliyet Blogda yayınladım.
Başkanın ölümü derneğin çöküşü oldu. Hiçbir yönetim kurulu üyesi derneğin çalışmalarıyla ilgilenmedi.2006 yılı EGAYDER’İN, değişen adıyla YAZAR BİR’in kara yılı oldu. O zamandan beri de hiçbir etkinlikte ası sanı duyulmaz oldu. Bu dernek Egeli Yazarları bir çatı altında toplamıştı.
Şimdi Mithat Makal ve arkadaşlarında bir kıpırdanma var.İnşallah bu değerli arkadaşlarla derneği canlandırırlar.dERKEN mİTHAT MAKAL DA HAKKA YÜRÜDÜ. Şimdi eski genel sekreterimiz Abdülkadir Uslu'nun derneğin başına geçmesi bekleniyor. saygılarımla.
Sevgili Hocam, bir zamanlar ben de Denizli'deki Egay- Der'in üyesi olmuştum,Allah rahmet eylesin merhum Mithat Makalın yardımı olmuştu, nur içinde yatsın. İzmir'deyim sanırım bu sene buradayız bazı nedenlerden dolayı.Selam ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ
nahide çelebi  01.11.2014 18:32
Cevap: İZMİR DE KIŞ İÇİN ELVERİŞLİDİR.EGAY-DEWR YENİDEN YAPILANIYOR. MİTHAT DEĞERLİ BİR ARKADAŞIMIZDI. ALLAH RAHMET EYLESİN. sAYGILAR CÜMLENİZE SELAMLAR. üşd  02.11.2014 13:37
***
Diline sağlık sevgili Ünal Bey, evet bir zamanlar Denizli'de bir EGAY-DER vardı. Kurucusu ve Genel Başkanı Dr. Şükrü Tekin Kaptan Bey'di. Bizi 12 yıl önceki yıllara götürdünüz. Ne yazık ki şimdi Şükrü Tekin Kaptan, Kerim Aydın Erdem, Mithat Makal ve yakında aramızdan ayrılan Prof. Dr. İsa Kayacan'da yok aramızda.Bunların hepsi anılarda kaldı... Mekanları cennet olsun... EGAY-DER kayda değer hizmetler yapmıştı. Sonradan YAZAR-BİR oldu...Bir daha canlanmasını diliyorum...Tüm Denizlilerden ilgi bekliyorum.. Hatırlatmanıza sevindim. Teşekkürler ve selamlar...
Abdülkadir Güler   01.11.2014 16:07

25 Ekim 2014 Cumartesi

SON YAZILAR, 25 EKİM 2014 - CUMARTESİ

   Hüseyin Çiftçi’den Örüm
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitapların bana gelişleri sürüyor.
Sağlığım elverdiğince, onların sayfalarındaki gezintilerim devam edecek inşallah.
Eğitimci şair, yazar ve araştırmacı Hüseyin Çiftçi, Nevşehir ilimizin Avanos ilçesinden seslenmeye devam ediyor.
Şiiri Özlüyorum Dergisinin ek yayını ve Hüseyin Çiftçi’nin kendi yayını olarak 48 sayfalık farklı bir kitap boyutuyla, sevimli boyutuyla bizimle selamlaşan “Örüm” adlı şiir kitabı Hüseyin Çiftçi’nin altıncı kitabı olarak okurlarıyla buluşturuldu.
1945 Mucur-Kırşehir doğumlu olan, Gazi Üniversitesi Fransızca Bölümü mezunu Hüseyin Çiftçi, değişik eğitim kurumlarında (liselerde)Fransızca ve Türkçe öğretmenliği yaptı.
Gül Dalında Güzel (1979), Eğrilikler (2007), Derinlikler (2009), Derinti (2010), Obruk (2011) adlı kitaplarıyla dikkat çekti Hüseyin Çiftçi hoca.
Masamdaki ‘Örüm’ kitabındaki şiirler farklı bir anlatımla karşımıza çıkıyor. Birer ikişer, üçer kısa mısralardan meydana geliyor bu şiirler. Hüseyin Çiftçi’nin kendine özgü duygu anlatımları bunlar. Zaten yıllardır izlediğim Hüseyin Çiftçi hoca, hep başkalarından bir farklılık sergilemiş, dikkat çekmiştir.
Şimdi kitap içinde yeralan kısa mısralardan söz olarak kabul ettiğimiz Hüseyin Çiftçi duygularından, mısralarından örnekler verelim, bakalım nelerle karşılaşacağız:

Kibriyle büyüyor/varlığını suskunluk,
Ben’i ayıran yerde/Tüy alıyor gayret,
Kemik doğuruyor/Ezikliği emziren/Güven,
Dengenin ağzında/Yalanıyor kanat,
Her boşluğun ipi/Kendi bağında,
Zamanı eyerlemedi,
Özgürlüğü gerektiren/Yapıda boy atmalısın/Tarih,
Çatlağının elinde/sivriliyor bilişler,
Sosyal ağların/Ördüğü saflıktır/Kabullenme,
Düzen kaşıklarıyla/Eritiliyor ahlak/Kemikleri,
Sallanmadan gıcırdar/Beşik, susturuldu mu /Ninniler,
Doğurma, aslında/Zihinsel devrim,
Sineklerin kemikleştiğini /gördüm,
Arıca teknesinde/Küflenmiş devir,
Kemik görse/Yalanıyor dış,
Uzuyor pıhtı/Şiir uzuyor.
***
Bayat ve Afyonkarahisar çevresi söylenceleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Mehmet Aydın, eğitimci, usta bir şair, yazar ve araştırmacı.
Yeni bir kitabı bana ulaştı.
Değerli dostum, merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajansın sahibi ve yöneticisi Prof. Dr. Hayrettin İvgin tarafından bana ulaştırılan kitabın 2. baskısı masamda.
Kültür Ajans yayınlarının 221. olarak Günyüzü gören, Mehmet Aydın hocanın bu kitabı, Bayat ve Afyonkarahisar çevresi söylencelerinden örnekler getiriyor.
Söylencelerin yanı sıra, Bayat ilçesi çocuk masallarından, derlenmiş özgün Nasrettin hoca fıkralarından seçmeler de sayfalarına aktarılmış ilgili kitabın.
Bayat ilçesinin tarihçesiyle söze başlanılmış. Uzunca bir araştırma ve anlatım var burada. Sonra Bayat ilçesinin geçmiş dönemlerdeki eğitim, öğretim ve kültürel etkinlikleri anlatılmış, sayfalara aktarılmış. Sonra, Bayat (Afyonkarahisar) çevresinde yaşayan halk söylenceleri (Halk efsaneleri) bölümüne geçilmiş. Buranın bir yerinde;
-“Yazın (edebiyat) tarihlerine göre, bir toplum seylencelerinin içinde saklı olarak tarih, şiir, dram, anlatı zenginliği ve yaşama felsefesi gibi ögeler bulunur. Söylencelerin bütünlüğü ise onu yaratan halkın kültür birikimini yansıtır” deniyor.
Ara başlıkların sıralanışını şöyle görmekteyiz:
Yaratılış inancı, Kızıl elma, Fırın köseğinin yeşermesi, Ahir zaman belirtisi, Cinin insana askıntısı, Guguk kuşları, Eyerli Dağı ve Osman pınarı söylencesi, Yılanın iyilikçiliği, İlençli kargalar, Bayatçayı, Gümüş saban ve boyunduruk, Her derde katlanan varlık, Garip dede, Hakkın teslimi, Makasla ekin biçme vd.
Anlatım başlıkları, söylenceler, efsaneler sürüp gidiyor. 30 ayrı kaynak kişiyle görüşülmüş, onların isimleri, doğum ve ölüm yılları, medeni halleri, meslekleri, bitirdikleri okullar, ana ve baba adları, adresleri de kaydedilmiş, araştırmanın ciddiyeti ortaya konulmuş.
Bayat ilçesi çocuk masalları:
Öcünü alan sarı inek, Periler Padişahının kızı, üvey ana, Bilgi şöleni, Yedi karalı gibi başlıklarla verilmiş ve devamı var bu başlıkların
Deneyimli ve usta edebiyatçı, araştırmacı Mehmet Aydın hocamızın ortaya koyduğu, edebiyatımıza kazandırdığı onlarca kitap dan biri olan bu yayınından dolayı kutluyor, tebrik, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
***
Edebiyat Ortamı Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ülkemizde yayınlanan dergi sayısı bir hayli fazla maşallah…
Bunun genel kültürümüz açısından, sanat ve edebiyat dünyamız açısından önemli olduğu belirtmeliyiz öncelikle.
Edebiyat Ortamı adlı dergi…
Ankara’da iki ayda bir yayınlanıyor.
34. sayısı bize ulaşan derginin, Servet Vakfı adına sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü: Mehmet Ali Bulut.
Yöneten: Mustafa Aydoğan.
Üç kişilik bir yayın kurulu var.
Yönetim ve yazışma yeri: GMK Bulvarı No: 24-7 Kızılay-Ankara. Tlf: 0312 229 82 44
Edebiyat Ortamından başlıklı bir sunuş yazı var 3. sayfada.
MA imzasının taşıyıcısı bu yazı. “Dünyada değişimin gongu çalındı. Dönüş yok artık. Türkiye’nin değişimden nasıl etkileneceği ise belirsizliğini koruyor” diye söze başlanılmış anılan yazıda.
Edebiyat Ortamının masamda bulunan 34. sayısında imzaları bulunanlar:
Zeynep Tuğçe Karadağ, Beytullah Kılıç, Onur Bayrak, Hasan Hüseyin Çağıran, Mustafa Engin Kılıç, Bilal Söylemez, Sadık Yalsızuçarlar, Sadık Yemni, Hüseyin Yorulmaz, Hüseyin Alemdar, İrfan Çevik, Yunus Emre Altıntaş, M. Ragıp Karcı, Erdem Beyazıt, Muhammed Ali Öztürk, Tülay Berberoğlu, Berat Seyda, Sevin Cezooğlu, vd.
Araştırma ağırlıklı yazılar, analizler, röportajlar dikkat çekiyor dergi sayfalarında.
Yer yer şiirlerle de karşılaşılmakta Edebiyat Ortamı Dergisinin sayfalarında. Bilal Söylemez’in “Yağmur” adlı başlıklı şiiri vermek istediğimiz örneklerden biri.
Bu şiirden mısra örnekleri verelim:

Bilmez hiç kimse,
Yağmur yağdığında,
Gökyüzünün ağladığını,

Bir kitabın kapağı açılınca,
Kuş olup, bizi,
Başka dünyalara götürdüğünü.

Ya da, dünyanın,
Bir masal kitabı olduğunu.

Kısacası,
Dünyanın her şey olduğunu,
Fakat her şeyin,
Bir dünya olamadığını.
***
Osman Akkoç’un giden yolları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimizin Gölhisar ilçesinde yaşayan, buradan seslenen, şair, yazar, araştırmacı, halk ozanı Osman Akkoç’un uzayıp giden yolları vardır.
Değişik yerleşim biriklerimize doğru uzanır bu yallar. Bazen, Gölhisar’dan Burdur’a bazen Gölhisar’dan Denizli’ye doğru yönlenir gidişleri ozanımızın, Osman Akkoç’un.
Gölhisar ilçemiz merkezinde haftalık yayınlanan “Gölhisar Gündem” Gazetesinin bir sayısındaki “Üstadın kaleminden” köşesinde Osman Akkoç, giden yolunun bulunduğunu Gölhisar’dan Denizli’ye doğru uzandığını şiirle anlatıyor.
Bu şiir 10 ayrı dörtlükten meydana gelmiş.
İlk iki dörtlüğü şöyle bu şiirin:

Her saatin başında binilir otobüse,
Gölhisar’la Denizli arası bütün şose,
Birbuçuk saat sonra gerçekleşir bu buse,
Giden yolumuz vardır, Gölhisar’dan Denizli’ye.

Yolcuyum, gidiyorum büyük bir otobüste,
Kadın erkek yığılmış, oturmuşlar üst üste,
Ben birinci kattayım, ikinci kat üstte,
Giden yolumuz vardır, Gölhisar’dan Denizli’ye.

Gölhisar-Denizli yolculuğu sürdükçe, Osman Akkoç anlatımları da devam eder.
Geçilen güzergâhlar anlatılır isim, isim…
Yusufça, Çamköy, Belkaya, Acıpayam, Yassıgüme derken Denizli’ye ulaşılır. Şiirin sonunda Osman Akkoç şu duygularıyla çıkar karşımıza:

Garaj karmakarışık, olduğu yer biraz dar,
Denizli’nin timsali, ortasında horoz var,
Gölhisar ve Denizli yolculuğu bu kadar,
Giden yolumuz vardır, Gölhisar’dan Denizli’ye.
***
Ahmet Z. Özdemir’den:
Gün gördüm, günler gördüm
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan, eğitimci, yazar, şair, araştırmacı Metin Turan’ın sahibi ve yöneticisi olduğu Ürün yayınları arasında Günyüzü gören kitaplardan birisinin sayfalarındaki gezintimle merhaba.
Bugün masamda bulunan, sayfalarında gezeceğim kitap Ahmet Z. Özdemir imzasıyla, “Gün gördüm, günler gördüm” adıyla 168 sayfayla Ürün yayınları arasında Günyüzü gören, anılar ve gözlemler demeti olarak hazırlanıp, yayınlanan kitap dikkat çekici anlatımlarla dolu.
Yedinci sayfada başlayıp 11. sayfada sona eren uzunca bir sunuş var.
Burada ülkemiz genel fotoğraf kareleri üzerindeki görüşlerle çıkılıyor okurun karşısına.
Bir yerinde:
“Gün gördüm, günler gördüm, yetmiş beş yıl süren bir yolculukta ortaya çıkan bir anılar ve gözlemler demetidir. Bu yolculukta akılla duyguların, bilimle safsatanın birbirine karıştırıldığını da gördüm” deniyor.
Anlatım başlıkları, içindekiler sayfasındaki başlıklardan bazıları şöyle karşımıza çıkmakta:
Yöreye kuşbakışı, doğduğum köy Karayurt, İlkokula başlıyorum, Kur’an kursuna gönderildim, Havada uçan mektup, Ver elini Kars, Vatan borcu, Ve Ankara vd.
İlk anlatım, “Yöresel kuşbakışı” başlığıyla 12. sayfada başlıyor.
Buranın girişinden:
“Toros Dağları, Çukurova’nın uzun bir yay çizip doğuya doğru uzanırken bir koluda Kozan ile Karaisalı arasından Seyhan nehrini içine alarak Tufanbeyli üzerinden Tahtalı Dağları adıyla Uzunyayla’ya çıkar. Tahtalı Dağları’nın doğusunda Binboğa Dağları” bulunur.
Pazarören Köy Enstitüsü başlıklı anlatım 47. sayfada başlıyor.
Uzunca bir anlatım bu. 56. sayfasında” döndü’den bize onun söylemiş olduğu şu türkü kaldı”nın altındaki mısralar şöyle:

Mercimekten aşım var,
Ne belalı başım var,
Şu dağların ardında,
Öğretmen kardaşım var.

Beri taraftan artık iyiyi kötüden ayırmanın farkına daha net anlamaya başlamıştım.
***
A. Erkan Fişenk’ten: Bir sokağın hikâyeleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan, eğitimci, şair, yazar ve araştırmacı Metin Turan’ın sahibi ve yöneticisi olduğu Ürün Yayınları arasında Günyüzü gören kitaplardan birinin adı:
A. Erkan Fişenk imzalı, Bir Sokağın Hikâyeleri.
Birinci baskısında 42 olan öykü sayısının 2 nci baskısında 56’ya çıkarılarak yayınlanan masamızdaki kitabın önsözü O. Nuri Poyrazoğlu’na ait.
Poyrazoğlu önsözünün bir yerinde;
“Onun öykülerini okurken sıradan insanların görünmeyen dünyasında nice büyük dramların yaşandığını görür, şaşarsınız” diyor.
Öykü isimlerinden bazılarının sıralanışı şöyle:
Kezban teyze, Bakkal Yusuf, Altın dişler, Sedir yastıkları, Kavga Sinema, Kooperatif, Armut, Cebeci Orta okulu, Saat, Teneke kutular, Zehra teyze, Karacabey hamamı ve Berber Emin ve Nazmiye Teyze, Kilim, Hırka, Terzi, Zehra Hanım Ayva hikâyesi vd.
A.Erkan Fişenk’in çocukluğu, Ankara’nın Hacettepe semtinde geçmiş.
Biz de Hacettepe’nin komşusu Hamamönün’de uzun yıllar oturduğumuz, yaşadığımız için Fişenk’in öykülerinden anlatımlarla yakınlık duyduğumu belirtmeliyim, doğrulamalıyım.
İlk öykünün adı “Sisli ağaçlara doğru”.
13. sayfada başlıyor.
İlk satırları şöyle:
Hocam Osman Nuri Poyrazoğlu, resimlerimde neden yalnız bir kadın yaptığımı sordu defalarca. Tek bir cümle ile yayınlayacak bir şey değildi bu.
Ben de edebiyatçı hocama bunun nedenini yazdım.
A.Erkan Fişenk anlatımlarındaki akıcılığıyla dikkat çekiyor.
Zaten konu bulmadaki rahatlığı, zorluk çekmeyen zenginliği anlatımlarının, yazdıklarının geleceğe taşınması bakımından önemlilik taşıyor, anlam ifade ediyor.
Sayfa 84’deki “Karacabey hamamı ve Berber Emin ve Nazmiye Teyze” başlıklı öykünün girişindeki anlatımlar:
Hacettepe’nin Samanpazarı’na uzanan kısmına “Hamamönü” adını veren, kubbesinde küçük otların bittiği Karacabey hamamı bugün de kullanılıyor.
Ortasında büyük bir köbek taşının yeraldığı Karacabey hamamı, bir sıra küçük kubbenin ana kubbeye bağlandığı, ufak bir sesin bile yankılandığı.
1300’lü yıllarda inşa edilmiş mabet görünümünde bir yapı.
***
Metin Turan’dan gelenler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan, Ürün Yayınlarının sahibi, yöneticisi, onlarca önemli eserin yayınlanmasının teşvik edicisi, yazar, araştırmacı, eğitimci Metin Turan’dan bana ulaştırılan kitaplar;
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi merkez kütüphanesine gönderilmek üzere gelenlerdi.
Hazırladığım demirbaş listelerinin 4321-4377 numaralar arasına kaydedilen Metin Turan’dan gelen kitaplardan bazılarıyla ilgili özet bilgiler şöyle sıralanıyordu:

-Kağızmanlı Hıfzı (Sait Küçük), Aşkence (Aydan Yalçın),
Türkiye ve Güney Kafkasya gerçeği (Levent Şen), Kırmızı hayaller (Ayşe Akay),
-Başka doğsun yarınların güneşi (Sait Küçük),
Üşüyen Düş (M. Emin Acun),
Gün gördüm, günler gördüm (Ahmet Z. Özdemir),
Yeni Rübailer (Recep Bulut),
-Bir sokağın hikayeleri (A. Erkan Fişenk),
Ankara Dostları 2007 yıllığı,
Enerji Sektöründe ipotekli yaşam (Fatih Kaymakçıoğlu),
Bizim Masallar ve efsaneler (Arslan Bayır),
Kağızmanda yaşanan Rus zulmü ve Ermeni mezalimi (Sait Küçük Lemin Gülderen),
-Titanic Orkestrası (Hristo Boyçev, Çev: Hüseyin Mevsim),
12 Eylül 1980 darbesinden notlar (Burhan Garip Şavlı),
Benim bildiklerim bu kadar (Mehmet Ertüzün),
Antalyalı bilge hekim el-Antaki (Hzl. Mehmet Karasu),
İçimizdeki Türk (Zihni Şenol),
Mehtabı yalnız seyreden kadına mektup (Hakan Karcı),
-Lıttera-Edebiyat yazıları (Hzl. Cengiz Ertem),
Kıbrıs Türk Milli Mücadelesi ve Mücadelede TMT’nin yeri (Sempozyum bildirileri, Cilt: 1 Lefkoşa)

Metin Turan arkadaşımıza, bu yayınların bize ulaşmasıyla ilgili gösterdiği hassasiyet ve titizlik için teşekkürlerimizi sunarız efendim.
***
Ali Gözütok’dan bana
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ali Gözütok, Burdurlu hemşehrilerimden.
Eli kalem tutan, düşünen, yazıp yayınlayanlardan…
Bu satırların yazarı İsa Kayacan’a yazdığı şiirleri var Ali Gözütok’un Bu şiirlerin bir kısmı, Haziran 2010’da Ankara’da yayınladığım “Bana yazılan şiirler” adlı kitabımda yer aldı. 07 Temmuz 2007 tarihinde kaleme alınan “İsa Kayacan’a” adlı, beş ayrı dörtlükten meydana gelen Ali Gözütok şiirinin ilk üç dörtlüğü:

Yazma icazetini aldım elinden,
Şiirin ustası, anlar dilinden,
Göller yöresi, Burdur ilinden,
Dumansız bir közdür, İsa Kayacan.

Ne zaman yazdımsa, alıp okudu,
Gönül tezgahında, sevgi dokudu,
Şimdi rehber bana, önce yoğudu,
Şiirimde özdür, İsa Kayacan.

Her sözü bir hikmet, dosta ulaşır,
Usanıp bıkmadan, il il dolaşır,
Kabuk kozda değil, özde buluşur,
İçimdeki özdür, İsa Kayacan.

Antalya ilimiz merkezinde yaşayan, Burdurlu hemşehrim Ali Gözütok’un ‘İsa Kayacan’a” adlı, başlıklı şiirinin son iki dörtlüğündeki anlatım duygularıyla şöyle sıralanmakta:

Ne geldiyse çektim, şu garip başa,
Ulaştım sonunda olgun bir yaşa,
Örnek aldım onu, gezmedim boşa,
Elimdeki sazdır, İsa Kayacan.

Dinleyip sözünü, hep feyiz aldım,
Yeşerdim sonunda, kuru bir daldım,
Gönül ırmağımı, gönlüne saldım,
Gözütok’da gözdür, İsa Kayacan.
***
Ümit Kayaçelebi duygularının içinden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Van ilimiz merkezinden seslenen, şiir, yazı ve araştırmalarıyla bilinip alkışlanan, Türkiye Radyolarının vefalı sesi, duygu zenginliği içinde dostlarıyla selamlaşan Ümit Kayaçelebi’nin şiirleri, 61. yayın yılı içerisinde bulunan günlük olarak okurlarının karşısına çıkmaya devam eden ‘Van Postası’ Gazetesinde yayınlanıyor.
“Fasl-ı Muhabbet” sütununda şiirleriyle okurlarının karşısına çıkan Ümit Kayaçelebi, şiirimizin, sanat ve edebiyatımızın usta kalem ve isimleri arasında yer alıyor.
Van Postası Gazetesinin 17 bin 867, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74 ve 17 bin 875. sayıları masamda.
Gazetenin bu sayılarındaki köşelerinde yer alan Ümit Kayaçelebi şiirleri değişik konularla kaleme alınmış, mısralaştırılmış duygular.
Ümit Kayaçelebi’nin Van Postası gazetesinin anılan sayılarından birinde yer alan “Van Sevdalısıydı” ve “Yol Göründü” başlıklı şiirlerin mısraları arasında bir gezinti yapmamız gerekirse:
Beş ayrı dörtlükten meydana gelen “Van Sevdalısıydı” adlı, başlıklı şiirde “Fevzi babanın” özelliklerinden, güzelliklerinden söz ediliyor ve bir dörtlüğünde şöyle sesleniliyor:

Yüzü güleç, dili tatlı biriydi,
Van sevdalısıydı Fevzi Babamız.
Hem Van’ı hem Vanlıyı severdi,
Van sevdalısıydı, Fevzi Babamız.

Fevzi Babanın 2012 yılının şubat ayında vefatla aramızdan ayrıldığı da kaydediliyor sonraki mısralarda.
Ümit Kayaçelebi, Ağlayalım, Aç yazar ve yol göründü başlıklı şiirleriyle, bir usta görünümüyle çıkıyor okurlarının karşısına.
Beş ayrı dörtlükten meydana gelen “Yol göründü” adlı şiirin bir dörtlüğüyse şöyle:

Bir gün veda edeceğiz,
Ol şerbeti tadacağız,
Tıpış tıpış gideceğiz,
Gayrı bize yol göründü.
***
İsmet Bora Binatlı’dan gelenler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesine bağış olarak gönderdiğim kitap ve dergilerin toparlanışında katkıları bulunan isimlerden biri de şair, yazar ve araştırmacı İsmet Bora Binatlı.
İsmet Bora Binatlı’dan gelen kitap ve dergiler, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi merkez kütüphanesine bağışladığım kitaplarla ilgili hazırladığım demirbaş listesinin 4117 – 4315 numaralar arasında kaydedildiler.
Teşekkürlerimi sunuyorum.
İsmet Bora Binatlı’dan bağış olarak gelen kitap ve dergilerin bazılarıyla ilgili bilgiler şöyle sıralandı:

Silinmesin izlerin (İ. Bora Binatlı),
Dertler (İ.Bora Binatlı),
Bendeki seni yaşa (Halise Tek baş),
Yüreğimden tren geçti (S. Unur Özdemir),
Diyarbakır dört kapı (Recep Acay),
Kalanlar (Tezer Özlü)
Bu yazar yalan söylüyor (Esin İnan),
Aşığım sana Kırşehir (Aşık Derviş Ekim),
Kırşehir Anekdotları (Duran Erdoğan),
Üsküdar masalı (Nur Ersun),
Hoş geldin gülnare (Nur Ersen),
Güz günleri (Ali Haydar Karahacıoğlu),
Sefil Savaşçılar (Vedat Fidanboy),
Mabet (Vedat Fidanboy),
A’dan öncesi (Vedat Fidanboy),
Kardelensin kalpte açtın (Vedat Fidanboy),
Sevdaların resmi (İhsan Şola),
İşittiklerim, bildiklerim, gördüklerim (Münevver Ayaşlı),
Çankaya 1997 (Süleyman Demirel), Demirel ve Dünya.
Harvard Business Review: Mess yayınları (Değişik isimlerle yayınlananlar)
Rüzgara karşı (Halis Yeşil), Maki Dergisi (Mersin),
Meş’ale dergisi (İst.),
Türk Yurdu Dergisi (Ank.)
Erciyes Dergisi (Kayseri),
Çağrı Dergisi (Ank.),
Nefes dergisi (İst),
Diyanet Dergisi (Ank.)
Yeni Maliye Dergisi (Ank.),
Kardeş kalemler dergisi (Ank),
Mavisu dergisi (Ank),
Bizim külliye dergisi (Elazığ),
İlesam bülteni (Ank),
Öğretmen evlerimiz dergisi (Ank).
Türk dünyası tarih dergisi (İst.). vd.
***
M. Emin Acun’dan: Üşüyen düş
Prof. Dr. İSA KAYACAN
65 sayfalık bir şiir kitabı.
Mehmet Emin Acun imzalı, merkezi Ankara’da bulunan, eğitimci, şair, yazar ve araştırmacı Metin Turan’ın sahibi ve yöneticisi olduğu Ürün yayınları arasında Günyüzü gören bir kitap.
Acılar uyumaz bölümündeki şiirlerden ilki, kitabın adı olan şiir “Üşüyen Düş”, “Uyumaz/Acılar uyumaz/Kalbim battı batacak gibi” mısralarıyla başlıyor.
Sonra ‘Seni, beni’ adlı, başlıklı şiirle karşılaşıyoruz.
Arkasındaki sayfalardan birinde 18. sayfada, “Gülden gittim” adlı şiir çıkıyor karşımıza.
Bu şiirin girişi:

Kuşlar geçiyor sözlerinden,
Gözlerin bulutlu,
Gözlerin göçebe gibi, gurbette gibi,
Hani abansın varsın,
Yollarına yazıl ki,
Kimin vatanı değil ki yaz.

İkinci bölümde, Güneş arka çıktıkça bize, başlığıyla karşılaşmaktayız.
Kısa ve orta boyuttaki şiirleriyle Mehmet Emin Acun mesajlarını veriyor, sayfaları aktarıyor.
Sayfa 46’da başlayıp 47’de devam eden, bu sayfada sona eren” öleyazdım gözlerinde” adlı şiirin mısraları arasına bir göz atalım, ilk bölümden mısra örnekleri verelim efendim:

Sobada güğüm,
Çulda soluklanan uçurum çiçeği,
Üstünde kıvrık bir kedi,
Saat su,
Erincin saçağından taşıma,
Damlayan.

Mehmet Emin Acun: 1954 yılında Kütahya’nın Şaphane ilçesinde doğdu. 1972 yılında Çanakkale İlk Öğretmen Okulunu bitirdi. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü resim bölümünü 1978 yılında bitirdi.
Değişik dergilerde şiirleri yayınlandı.
İlk şiir kitabın adı: “Yüreğim Ayakta” adının taşıyıcısı.
***
Coşkun Mutlu’dan:
2. Baskılı Yusuf ve Züleyha
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Coskun Mutlu, Ankara’da yaşayan, şair ve yazarlarımızdan, araştırmacılarımızdan. Kısa sürede, Türk edebiyatı içerisinde, yolunda aldığı mesafenin önemliliğini belirtmeli, kaydetmeliyiz.
Merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajansın kurucusu, sahibi, yöneticisi değerli dostum Prof. Dr. Hayrettin İvgin aracılığıyla bana gelen kitaplardan birinin adı “Yusuf ve Züleyha” adının taşıyıcısı.
Coşkun Mutlu imzalı, 192 sayfalık bu roman Kültür Ajans yayınlarının 212. olarak Günyüzü görmüş.
“Firari gecenin çaresiz sürgünü” adlı şiir kitabıyla dikkat çeken Coşkun Mutlu “Yusuf ve Züleyha”nın 2. baskısını da yayınlayınca, edebiyat alanındaki yolculuğu dikkat çeker boyutlara ulaştı.
Aşkın yalnızlığından söz ederek yola çıkıyor Coşkun Mutlu.
Buradan bir iki cümle, alıntı: Aşk, umutsuz dokunuştur yüreklere, Aşk, bazen çaresiz sokaklarda yürümektir, Aşk Züleyha olmaktır, Mal, mülk, şöhret ve güzelliğini kaybetmektir.
Sonra kitap içindeki başlıklara ara başlıklara bakıyoruz, kitap hakkında bilgi sahibi oluyoruz onlarla birlikte.
Bunlardan bazıları:
Yusuf’un rüyası, Bir rüyadır Züleyha, Züleyha’nın falı, Bir düğün gecesi, Yakub’un hayatı, Bir ağıttır Züleyha, hala dillerde söylenir, Yusuf’un doğuşu ve bereketin gelişi vd.
Coşkun Mutlu’nun “Yusuf ve Züleyha” adlı romanında, yer yer çizme resimler, tahmin edilerek şekillendirilmiş görüntülerle zenginleştirilen sayfalarda var.
Bunlardan:
Yusuf’un çobanlık yapması (sayfa:62), Esir pazarında satışa çıkarılan Hz. Yusuf’u Firavun satın alır (Sayfa: 76)
Arka kapakta yer alanlardan:
Yakup Peygamberin oğlu, Yusuf Peygamberin hayatı, Kur’an-ı Kerimden Yusuf suresinde ayrıntılı ve Allah kelamı olarak anlatılmaktadır.
Mısır’ın hazine bakanı Potifar’ın pazardan satın aldığı bir köle olarak ergenlik çağına kadar efendisinin evinde kalır.
Efendisinin karısı Züleyha’nın karşılıksız Yusuf’un güzelliğine olan aşkı ve ondan sonraki olaylar, İslam ve Türk edebiyatında hikâye olarak işlenmiştir.
***
Rıza Akdemir’den Ahmet Tufan Şentürk’e
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şairlerimizin, yazarlarımızın sevdiklerine karşı ortaya koyduğu duyguları birbirlerine ithaf ettiği şiirleri vardır.  Bu şiirlerin yıllar sonra bile anlam zenginliklerinin muhafaza edildikleri görülür.
Her ikisi de rahmetli olan, Rıza Akdemir’in, Ahmet Tufan Şentürk için yazdığı, ithaf ettiği bir şiri var dört ayrı dörtlükten meydana gelen. Bu şiirin iki ayrı dörtlüğü şöyle karşımıza çıkıyor efendim.
Birlikte okuyalım:

Onda insanlığı bir kardeş sayan,
Mevlanaca seven, Yunusca duyan,
Sevgi mabedine gönlünü koyan,
Güneşi aşk olan bir imam vardır.

Çiçek hastalığı yüzündeki çil,
Kimsenin önünde eğilmiş değil,
İçinde sevgiyle yanan bir kandil,
Kalbinde köpüren bir umman vardır.

Rıza Akdemir, inandığını yazan, sayfalara aktaran, sevdiğini, takdir ettiğini sonuna kadar savunan, anlatan, dile getiren bir kalem sahibidir, yazardır, araştırmacıdır, şairdir.
Rıza Akdemir hocanın, Ahmet Tufan Şentürk hocayla ilgili duygularının, şiirle anlattıklarının son iki dörtlüğü de şöyledir:

Onda en güzeli yalın sözlerin,
Onda gariplerin ve öksüzlerin,
Boynu büküklerin, soluk yüzlerin,
Üstüne titreyen bir vicdan vardır.

Onun şiirinde şafaklarıyla,
Gökleri, ayları, bayraklarıyla,
Dağları, taşları, ırmaklarıyla,
Baştanbaşa bütün bir vatan vardır.
***
Kültür dünyamızın ışıkları, dergilerimiz
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kültür dünyamıza ışık olanların başında, dergilerimiz gelmektedir. Bu dergilerden önceki değerlendirmelerimizde pek çok kez sözettik, sözetmeye devam ediyoruz. Bunlar:
KARINCA DERGİSİ:
Merkezi Ankara’da bulunan Türk Kooperatifçilik Kurumu tarafından aylık yayınlanıyor. 921. sayısı bize ulaşan Karınca Dergisinin sahibi: Prof. Dr. Nurettin Parıltı.
YENİSES DERGİSİ:
Osmaniye ilimiz merkezinde aylık yayınlanıyor. 214. sayısı bize ulaşan ‘Yenises’in sahibi: Hasan Bölük.
YESEVİ DERGİSİ:
İstanbul’da aylık yayınlanıyor. 238. sayısı yayınlanan ‘Yesevi’nin sahabi: Erdoğan Aslıyüce.
KIBATEK BÜLTENİ:
İzmir’de yayınlanan bültenin 2013 yalına ait Sonbahar sayısı bize ulaştı. Sahibi: Leyla Işık.
SENCE DERGİSİ:
Ankara’da Türk Büro-Sen tarafından yayınlanıyor. Sahibi: Fahrettin Yokuş. 2. sayısı bize ulaştı bu derginin.
ALKIŞ DERGİSİ:
Kahramanmaraş ilimiz merkezinde iki ayda bir yayınlanıyor. 72. sayısı bize ulaşan’Alkış’ın sahibi: Dr. Oğuz Paköz.
NEVZUHUR DERGİSİ:
Antalya ilimiz merkezinde aylık yayınlanıyor. 36. sayısı bize ulaşan ‘Nevzuhur’un sahibi: Mustafa Akbaba.
YAĞMUR DERGİSİ:
İstanbul’da yayınlanıyor. 68. sayısı bize ulaşan ‘Yağmur’un sahibi: M. Talat Katırcıoğlu.
EKOLOJİ MAGAZİN DERGİSİ:
İzmir’de üç ayda bir yayınlanıyor. 39. sayısı bize ulaşan derginin sahibi: Prof. Dr. Osman Yüreklitürk.
ERCİYES DERGİSİ:
Kayseri ilimiz merkezinde aylık yayınlanıyor. 429,430 ve 431. sayıları ayrı yayınlanan ve bize ulaşan Erciyes Dergisinin sahibi: Nevzat Türkten.
KÜMBET ALTINDA DERGİSİ:
Ankara’da üç ayda bir yayınlanıyor. 54. sayısı bize ulaştı bu derginin sahibi: İrfan Yıldız.
***
İsmail Kara’dan bana
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ankara’da yaşayan, buradan seslenen, şair, yazar ve araştırmacı İsmail Kara’nın bu satırların yazarı İsa Kayacan’a ithaf ettiği, duygularını ortaya koyduğu şiirlerinden bazıları, Haziran 2010’de Ankara’da yayınladığım “Bana yazılan şiirler” adlı kitabımda yer aldı.
Bu şiirlerden “İsa Kayacan adlı, başlıklı 16 Ocak 2001 tarihinde yazılan Karozan-İsmail şiir altı ayrı dörtlükten meydana geliyor.
Anılan şiirin ilk üç ayrı dörtlüğü:

İsa Kayanca dost, sanat güneşi
Ankara’dan yurda ışık saçıyor.
Her yere ulaşır, bulunmaz eşi,
Sayısız kalblere girip yaşıyor.

Bilgisayar gibi yazar durmadan,
Yazıları parlar, sanki sırmadan,
Seslenir insana pek de kırmadın,
Beyefendi tavrı, ondan taşıyor.

Kendine sorsan, yaptığı azmış,
Onbinin üstünde yazılar yazmış,
Yüzotuz kadar da kitap yazmış,
Rekordan rekora gidip koşuyor.

Karozan, İsmail Kara İsa’yı sevdiğini, yıllardır yazdığı tahta masayı gördüğünü, takdir ettiğini, kaleminin bir asayı andırdığını anlatıyor uzun uzadıya.
Sonra “İsa Kayacan” adlı şiirinin son iki dörtlüğünde şöyle sesleniyor, duygularını şöyle anlatıyor:

Elinden bırakmaz, hiç de nodulu,
Onun çizdiği yol, insanlık yolu,
Basından ismini tüm Anadolu,
Görür, duyar; ünü yurdu aşıyor.

Burdur’da caddeye verildi adı,
Tefenni’de oldu bir de sokağı,
Kayacan durmuyor, yoktur durağı,
Yere sığmıyor da, göğe uçuyor.
***
Güzide Gülpanır Taranoğlu’nun yazdıklarından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şairlerimizin, şairelerimizin yazdıklarından, yayınladıklarından okudukça, onların satır ve mısraları arasında gezdikçe duygularımız daha bir değişiyor, onlarla ilgili bilgilerimiz genişliyor, artıyor.
30 Aralık 2013 tarihinde vefat eden Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun şiirlerinin mısraları arasında gezintilerimiz arttıkça, duygularımızdaki zenginlik oranı artıyor.
Rahmetli eşi, Dr. Bilal Taranoğlu’na yazdığı şiirlerden ikisi, Canım Benim ve Merhamet yok yıllarda adlı şiirler var masamda.
Bu şiirlerden ilki, Canım Benim adlı olanı 4 ayrı dörtlükten oluşuyor.
Gül ve goncadan daha ince olduğunu anlatarak yola çıkan Güzide Taranoğlu, aşkının kalbinde renklendiğini, nakış nakış, desen desen işlendiğini ifade ediyor ve bir dörtlüğünde de şöyle sesleniyor:

Sonsuz aşkım, canım benim,
İlhamısın her güftemin,
Nağme nağme dinlenirsin,
Notasında her bestenin..

Ve Merhamet yok yıllarda başlıklı üç dörtlükten meydana gelen şiir..
Bu şiir de Dr. Bilal Taranoğlu’na hitaben yazılmış.
“Dalda gördüğün gonca açacak gül olacak” mısrasıyla başlanıyor.
O güllerin bir gün gelip solacağı dökülen yapraklara hasretle bakılacağı, ortada kurudalar ve dikenlerin kalacağı gerçeğinden yola çıkılıyor.

Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun özlü sözleri var birbirinden anlamlı.
Bunlardan üçü:

1-Her bahar bir düğün telaşındadır doğa,
Çünkü çok iş düşüyor toprağa.
2-Ebedi yaşamaktır ölümün diğer adı,
Beyhudedir bu yüzden insanların feryadı,
3-Müziğin üç rüknünü kabul etmek gerektir,
Bestekârlar, söyleyenler-ille de güfte yektir.
   ***
Sistem Ofset’ten gelenler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Merkez Kütüphanesine bağış olarak gönderdiğim kitap ve dergilerin bana ulaşmasında katkısı bulunan dostlarımın, kuruluşlarımızın yöneticilerinin gösterdikleri gayretleri için teşekkür ediyorum.
Bu kuruluşlarımızın başında, merkezi Ankara’da bulunan Sistem Ofset, Basım-Yayın. San. ve Tic. Ltd. Şti. Yöneticileri geliyor.
Sistem Ofset’ten aldığım ve demirbaş listemin 4674-4770 numaralar arasına kaydedilen kitap ve dergilerin bazılarının sıralanışı şöyle bir tablo oluşturuyor.
Teşekkürlerimi sunuyorum öncelikle:
Açık hava mızıkacıları (M.Zekai Eryalaz),
Açık Öğretim Okulları ders notları (Milli Eğitim Bakanlığı,
Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü yayını),
YGS inceleme kitabı, konu özeti, test sorusu, boşluk doldurma (Maltepe Dersaneleri)
İslam düşünce ekolleri tarihi (Ankara Üniversitesi Uzak. Eğt. yayını),
Kutlu mağara (Fatma Balcı Yürür),
YGS Coğrafya soru bankası (Sistem 41, Deneme yayınları),
Eskişehir gençlik meşale dergisi (sayı:2),
Çanakkale unutulmasın (Sezgin Çevik),
Aşk sultanı Mevlana (Baki Yaşa Altınok),
Peygamberimizin hayatı (İrfan Yücel),
Açıklamalı dualar (Dursun Dede),
Belediyeler için pratik bilgiler (TBB-yayını),
Anne seccadem (Sergül Vural).
Şeyh Bedreddin ve Varidat (Baki Yaşa Altınok),
Türk Eğitim tarihi (Yrd. Doç.Dr. Mustafa Önder),
Tenha Sözler (M.Akif İnan),
Yunus Emre Divanı (Eskişehir 2013),
Nasihatlar kitabı (Yunus Emre),
Sıdkı Baba Divanı (Baki Yaşar Altınok),
Parlamento kararları ve yabancı basında Ermeni sorunu (Yıldız Deveci Bozkuş),
Türk dünyası dergisi (Güz dönemi-2008)
Kazak destanları (prof.Dr. F.Türkmen),
Milyarlarca ve milyarlarca (Carl Sagan),
Belediye organları meclis encümen başkan (Hayrettin Güngör),
Ahilik (Cilt, 11-12 Dr. Yusuf Ekinci).
-Türk Kızılay’ı kan hizmetleri,
Arapça dini çağdaş Latinler (Editör: Prof.Dr. Sönmez Kutlu),
İslam düşünce ekolleri tarihi (Editör: Prof. Dr. Hasan Onat),
Din ve ahlak felsefesi (Editör: Prof. Dr. Recep Kılıç),
Kur’an hadis ilimleri (Editör: Prof. Dr. M.Paçacı),
Atatürk ilke ve inkılapları (Editör: Prof. Dr.Temuçin F. Ertan),
Uluslar arası sendikal hareket ve kamu hizmetleri paneli, Dil ve anlatım-Türk edebiyatı soru bankası (11.sınıf).
***
Ahmet Tufan Şentürk’ün anlatım zenginliği
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Güçlü mısralarıyla, şiirimizin zirvesine bağdaş kurup oturan, buradan seslenen, şiirimizin beş yıldızlı çınarı rahmetli Ahmet Tufan Şentürk ağabeyimizin güçlü şiirlerinden ikisinin daha mısraları arasında gezmek, mısra örnekleri nakletmek istiyorum efendim:
Bu şiirlerden birinin, ilkinin ismi “Özgür-Tutsak”. Ankara’da 1965 yılında kaleme alınmış.
Üç ayrı bölümden oluşuyor.
Bu şiirin iki bölümü:

İkiye böldüm evreni:
Biri kara, birisi ak.
Yüreğimde bir tutku var,
Taze-sıcak.

Geride bıraktım kara günleri,
Üzerine ölü toprağı serptim,
Aydın sabahlara açtım gözümü,
Yarınlar güzel olacak..

Ve güçlü şiirleriyle tanıdığımız, takdirlerimizle alkış tuttuğumuz Ahmet Tufan Şentürk ağabeyimizin, masamda bulunan ikinci şiiri “Söyle Türkan” adıyla karşımıza çıkıyor.
Bu şiir de üç ayrı bölümle oluşmuş, oluşturulmuş.
Bir türkü söylensin isteniliyor ilk mısralarda, bilinen dillerde söylenenler arasında seçilmesi isteniyor bu türkünün. İçinde ‘hicran’ın olmaması isteniyor.
‘Söyle Türkan’ın öteki bölümlerindeki mısralardan naklettiklerimiz:

Bir dağ köyünde doğmuşum,
Öyle bir dağ köyü ki şehirden uzak,
Sen bilemezsin, ben anlatamam,
Yüksektir dağları, başı dumanlı,
O dağların çocuğuyum,
Benim de başım dumanlı,
Dumanlı Türkan.

Bir türkü söyle unuttur bana,
Yokluğu, hasreti, çocukluğumu,
Bir dağ türküsü olsun, pervasız, hoyrat,
Su sesi, kuş sesi ve senin sesin,
Başlasın şöyle keyfimce,
İçinde olmasın “hicran, yine hicran” söyle Türkan.
***
Şanlıurfa Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şanlıurfa’dan “Şurkav Şanlıurfa” Dergisinin 16. sayısı masamda.
Aylık olarak okurlarının karşısına çıkan, çıkarılan “Şurkav Şanlıurfa” Dergisi, “Şanlıurfa İli Kültür, Eğitim, Sanat ve Araştırma Vakfı” tarafından yayınlanıyor, gün yüzüne çıkarılıyor.
Ortalama 64 sayfa olarak yayınlanan Derginin;
Sahibi, Şanlıurfa Valisi (ŞURKAV Başkanı) Celalettin Güvenç.
Yazı İşleri Müdürü Vakfın Genel Sekreteri Şükrü Üzümcü.
Editör: S.Sabri Kürkçüoğlu.
Yayın ve yönetim kurulları var değişik isim imzalardan meydana gelen.
Derginin iletişim merkezi (Şurkav İdare Merkezi):
Balıklıgöl Civarı 1252 sk. No:10 Şanlıurfa, şeklinde kaydediliyor. Tlf: 0414 215 6527
Onaltıncı sayıda imzaları bulunanları sıralanışı:
Celalettin Güvenç,
Abdullah Ekinci,
Mehmet Önal,
A.Cihat Kürkçüoğlu,
Ahmet İnan,
İzzet Aran,
Abdullah Balak,
Selahattin E. Güler,
Mehmet Erdem,
Halil Altınöz,
Abdurrahman Dindarzade…
Şanlıurfa Valisi Celalettin Güvenç imzalı, Şanlıurfa’dan selam başlığı altında yazılanlardan: Medeniyetin beşiği, huzurlu ve güvenli bir şehir olan Şanlıurfa’yı gezmeye gelen misafirlerimize ev sahipliği yapmaktan ve ağırlamaktan mutluluk duymaktayız.
Bürokrat, diplomat, fotoğraf sanatçısı ve şair Zeynel Yeşilay ile S. Sabri Kürkçüoğlu’nun yaptığı bir röportaj dikkat çekiyor Şanlıurfa Dergisinin 16. sayısının 29. sayfasında başlayan. Buradan aldığımız bazı cümleler:
1. Etrafımda gördüğüm her şey benim için bir fotoğraf ve her kare de turizme hizmet eden bir vasıtadır.
2. Ben bir turizm fotoğrafçısıyım. Benim için hareket eden her obje bir fotoğraftır. Yanlış anlaşılmasın hareketsiz objelerin fotoğrafını çekmiyorum sanılmasın. Ama turizm bir harekettir.
***
Tekirdağ Yeni İnan Gazetesinde
Cahide Ulaş Aytar’ın sanat sayfası
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Tekirdağ ilimiz merkezinde günlük yayınlanan, rahmetli Cahit Çelebi dostumun yayınını sürdürdüğü Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi günlük yayınlanışıyla 61. yayın yılı içerisinde.
Eğetimci, şair, yazar, araştırmacı Cahide Ulaş Aytar hanımefendinin “Pembe Panjurlu Pencere” adlı sanat sayfası var.
Belirli aralıklarla yayınlanan okurlarının karşısına çıkan, çıkarılan bu sayfada, güncel olayların yorumu, değişik şiirlerin yeralışı yanında, zaman zaman Cahide Ulaş Aytar imzalı şiirlerden örnekler veriliyor.
17 bin 928 sayılı Tekirdağ Yeni İnan Gazetesinin 8 nci sayfasındaki Cahide Ulaş Aytar’ın şiirlerinden seçilip, verilenler var. Yedi ayrı şiir verilmiş.
Bu şiirlerden Kızı Esra’ya ithaf edilen “Tatlı Karam” adlı, başlıklı olanı 4 ayrı bölümden meydana gelmiş.
Girişi bu şiirin:

Tatlı karam, maskaram,
Sevdiğimsin benim,
Kara sevdam!
Sevginle dönüyor başım,
Sen: Tanrıdan bana armağan.

Bir başka Cahide Ulaş Aytar şiiri ‘Korkarım’ adıyla ilgili gazete sayfasında yer alıyor.
“Şimdi biliyorum çok sevdiğini” mısrasıyla başlayan bu şiir, beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. ‘Ara bul beni’ başlıklı şiir üç ayrı dörtlükle şekillenmiş.
Bu şiirin ilk dörtlüğü:

Sözüne ortak olayım, gönlüne değil,
Yaz boz, mısralarında ara bul beni,
Sazına ortak olayım, bestene değil,
Çal söyle nağmelerde, ara bul beni.

Cahide Ulaş Aytar duyguları zenginlik içindedir. İnadına yaşamaklarda vardır, Yıldızlar geçidiyle sayfalara dökülenler vardır mısra mısra. ‘Anlamadın mı daha?’ sorusu altında yazılanlar, şiirleşen mısralar, duygular vardır.
Bunlar:

Kapılık gidince,
Bahtının rüzgarına,
Bulutların üzerinde dolaşırken,
Burun üstü çakılmak da var.

Uçurumlara,,
Sevgi dolu eller uzansa da,
Tekrar ayağa kalkmak,
Ne kadar zor,
Anlamadın mı daha?.