21 Eylül 2016 Çarşamba

ÖNEMLİ DUYURU & HABER // Prof. Dr. İsa KAYACAN "Vefatı’nın İkinci Yıldönümünde" Ankara’da Anılacak


Prof. Dr. İsa KAYACAN
Vefatı’nın İkinci Yıldönümünde
Ankara’da Anılacak

Türk, edebiyat, sanat, basın ve kültür dünyasının değerli isimlerinden; 15 Ekim 2014 tarihinde aramızdan ayrılan Prof. Dr. İsa KAYACAN; Ailesi, dostları, sevenleri, arkadaşları, hizmet verdiği çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından vefatının ikinci yıldönümünde; Kurucu üyesi olduğu “Kerkük Kültür Derneği” ve “Türk Dünyası Kültür - Sanat Plâtformu” öncülüğünde gerçekleştirilecek özgün etkinliklerle anılacak. Ayrıca, Kerkük Kültür Derneği tarafından, bu yıl ihdas edilen ve zamanla geleneksel bir sürece dönüştürülmek üzere: “İsa Kayacan Türk Kültürüne Hizmet Ödülleri” verilecektir.

Bu Yılın Anma Toplantısı İLESAM’da
Prof. Dr. İsa KAYACAN’ı anma toplantılarının ikincisi 15 Ekim 2016 – Cumartesi günü, Saat: 14.00 – 17.00 arası: İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) Genel Merkezi, İzmir 1. Cadde No: 33 / 16 – Aydın Apartmanı, Kat: 4, Kızılay / Ankara adresinde yapılacaktır.

Belirtilen tarih, yer ve saatte sizlerle birlikte olmaktan onur duyacağız.


                                                                                                        Dr. Şemsettin KÜZECİ
                                                                   Kerkük Kültür Derneği
                                                                     Yönetim Kurulu Başkanı
İLETİŞİM;
(0533 255 26 60) & (0541 336 62 68)
İLESAM; Tel: 0 312. 419 49 38 – Faks: 0 312. 419 49 39

29 Ağustos 2016 Pazartesi

“Tigranizm Hocalı`da” & TÜRK DÜNYASININ USTA KALEMİ ELUCA ATALI’DAN DEV ESER!

[SWE-TURK29 AĞU 20160 COMMENT]
Ömrünü Türk Dünyasına adamış bir yazar, araştırmacı ve Tarihci.Can Azerbaycan’dan orta Asyaya Türkiyeden avrupaya yazdığı eserler ile kendini kanıtlamış, aldığı ödüller ve yazdığı kitaplarla Türk dünyasının gurur olan Eluca ATALI son eseri  “Tigranizm Hocalı`da” adlı dram tütündeki kitabı ile kitapseverler ile buluşuyor!
Eluca Atalı`nın “Tigranizm Hocalı`da” adlı kitabı dram türünde yazılmış, 5 perde 9 kısımdan oluşuyor. Eserde ermeni hasleti(soykırımı), onun yüzyıllar boyunca komşuları türklere karşı yaptıkları ihanet ve amansızlık, tarihi olgulara dayanarak akıcı bir tarzda sanat  şeklinde ve uslubunda verilmiş. Kitabın ilk perdesi olan “Tigran sürüldü, tigranizm sürünüyor” da özellikle bizim çağın yani 50-60 lı yıllarında ermenilerin Roma ve Parfiya devletlerinde yaptıkları ihanet ve amansızlığın ilkin tezahürleri canlandırılıyor.
TİGRANİZM HOCALI'DA...
Cani Andronik`in çar Rusya`sı tarafından satın alınıp, hülyasında denizden denize gemi yüzdürerek Türkiye, Nahçıvan, Batı Azerbaycan, Güney Azerbaycan, Karabağ`da yaptığı aklasığmaz vahşetler yüzyılda ileri seviyde edebi çözümünü bulmuştur.
Olayların bu gidişatı tigranizmin yaşadığını ve bir milletin ruhuna hakim olduğunu ispatlıyor. Olaylar XX yüzyılın 70li yıllarında Karabağ`da Azerbaycan`a ait Alban anıtlarının ermeni kilisesi Eçmiedzin tarafından nasıl çalınmasıyla devam eder.
Temeli Tigran tarafından konulan “Büyük Ermenistan” hülyasının gerçekleşmesi için Karabağ`ın ermeniler tarafından benimsenmesi maksadıyla o zamanki SSRİ KP-nın baş katibi Mihail Gorbaçov`un karısı Raisa`ya ermeniler tarafından rüşvet olarak verilmiş pırlanta yüzük orataya çıkar.
Eserin başındaki bölümlerde ise “Büyük Ermenistan” için yaratılmış “Ermeni can vergisi fonduna” her ay ermenilerin gelirlerinin yüzde beşi kadar para yatırılması ve bu vergiyi ödemeyen ermenilerin Azerbaycan`ın Sumgayıt şehrinde evlerindeyken katledilmesi açıklanıyor.
Hocalı soykırımıyla doruğa ulaşan olaylar, Hocalı olayları zamanı meydana gelmiş yüzlerle vahşetten yalnız biri – Hocalı sakini Ferhat`ın ailesinin şahsında tasvir edilir.
O da açıklanır ki, o aileyi gaddarlıkla mahv edenlerden biri Ferhad`ın kendi çocukluk arkadaşı ve kirvesinin oğlu, Hankendi sakini Seyran Ohanyan`dır.
Roma komutanı Tigran`ın ihanet ve amansız hareketlerinin tasvir edildiği sahneler aynı şekilde Xocalı`da devam ettirilir.
Ermeni kimliği ve hasletiyse Serj Sarkisyan`ın Hocalı faciasından sonra yabancı gazetecilere verdiği basın toplantısında inceliğine kadar gösterilir.
Bir nefeste soluksuz okuyacağınız ve kitaplığınızın baş köşesinden ayırmayacağınız Eluca Atalı`nın “Tigranizm Hocalı`da” adlı kitabını aşağıdaki adreslerden edinebilirsiniz:
http://www.dr.com.tr/Kitap/Tigranizm-Hocalida/Eluca-Atali/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000686211

3 Haziran 2016 Cuma

IŞİD'in Irak Türkmenlerine uyguladığı kimyasal soykırım Ali Kerküklü

IŞİD'İN IRAK TÜRKMENLERİNE UYGULADIĞI KİMYASAL SOYKIRIM
Ali Kerküklü
Irak’taki Türkmenlerin Sessiz Çığlığı Kitabının Yazarı
Bölgeyi kan gölüne döndüren terör örgütü IŞİD, Irak’ın Kerkük kentine bağlı ve Türkmenlerin yaşadığı Tuzehurmatu kasabasına sivillere yönelik kimyasal silah ile saldırdı. Kimyasal silahlarla yapılan saldırı, yaklaşık iki yıldır IŞİD terör örgütünün işgal ettiği Türkmen Köyü Beşir üzerinden gerçekleşti. Terör örgütünün hedefinde ise Türkmen kasabası Tuzehurmatu ve Türkmenler vardı.
Kerkük'ün Tuzehurmatu kasabasının 5 kilometre güneyinde bulunan (Kerkük'e 20 kilometre mesafede) Türkmenlerin yaşadığı Beşir köyüne 2014'te terör örgütü IŞİD militanlarının havan topları ile saldırmış ve Beşir köyünü ele geçirmişti. IŞİD militanları Beşir köyünde yüzlerce masum Türkmen’i hunharca katletmişti.
Terör örgütü IŞİD, Tazehurmatu kasabasına kimyasal madde içeren yerel yapım füzelerle saldırıyor. Sadece son iki ay içerisinde yüzlerce füze Türkmen kasabası Tazehurmatu’yu hedef aldı. Özellikle havanın kararmasıyla birlikte Türkmen kasabasına çok ağır füze saldırıları gerçekleşiyor ve onlarca füze kasabaya düşüyor. Füze saldırılarının ardından füzelerin düştüğü yerlere insanlarda nefes darlığı ve pek çok kişinin vücudunda ağır yanık izleri göründü. Terör örgütü IŞİD’ın attığı füzelerin bazıları kimyasal silah taşıyor.
Kerkük Valisi Necmeddin Kerim, yaptığı açıklamada IŞİD’in Tuzehurmatu kasabasına fırlattığı bazı havan mermilerinin içerisinde bir tür kimyasal maddenin tespit edildiğini açıklamıştı. Söz konusu saldırı sonucu çok sayıda Türkmen nefes darlığı ve cilt yanığı şikayetiyle hastaneye kaldırıldı.
YETKİLİLER ÖN İNCELEMELERİNDE KLOR VE HARDAL GAZI KULLANILDIĞI SONUCUNA ULAŞTI. 
Reuters haber ajansına konuşan Irak Başbakanlığına bağlı İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Masrur Asvad:  " Tazehurmatu’ya yapılan saldırıda şu anakadar  2'si çocuk, 3 kişi hayatını kaybetti. IŞİD tarafından kullanılan hardal gazının neden olduğu solunum yolu komplikasyonları ve akut böbrek yetmezliği nedeniyle hayatlarını kaybettiler. Yaralıların sayısı ise 2 bin civarında. Bunlar azımsanacak rakamlar değil. Tazehurmatu'da insanlığa karşı bir soykırım işlendi" dedi. 
Bu hain saldırıda üçü çocuk, biri kadın olmak üzere, 4 Türkmen hayatını kaybetti, iki hamile Türkmen kadın bebeklerini düşürdü, 2114 yaralı var. Yaralananların yüzlerinde, ellerinde ve vücutlarında çok ciddi yanıklar meydana geldi. Kimyasal silah saldırısından etkilenerek durumu kritik olan yaralıların Türkiye’nin Başkenti Ankara Polatlı Devlet Hatanesinde tedavileri sürüyor. IŞİD terör örgütünden en büyük zararı Irak ve Suriye’deki Türkmenler gördü. 
IRAKTAKİ TÜRKMENLERİN VARLIĞI TEHDİT ALTINDA.
Iraktaki Türkmenlerin varlığı tehdit altında. Türkmen kasabası Tazehurmatu, sessiz sedasız, hiçbir yerden yardım almadan  IŞİD’in tehdidine karşı kahramanca direniyor ve bir destan yazıyor. Dünya Irak Türklerine karşı yapılan kimyasal silah saldırısı karşısında sessiz. Tek bir insan hakları örgütünün bu menfur saldırıyı kınadığını duymadık. Hani Avrupa Konseyi, hani Birleşmiş Milletler, hani Uluslar arası Af Örgütü, hani İnsan Hakları İzleme Örgütü? Kobani (Ayn el-Arap) için BM dahil kıyameti koparanlar, Türkmen kasabası Tazehurmatu için üç maymunu oynuyorlar. Türkmenler mağdur olunca hiç kimse umursamadı. 
Neden mi?
SAHİPSİZ TÜRKMENLER İNSAN SAYILMIYOR! 
Şimdi bu kimyasal saldırıyı tüm uluslararası platformlarda dile getirmek lazım. Türkmen kasabası Tazehurmatu’da o masumlar değil, aslında insanlık yandı.
NEDEN Mİ?... ÇÜNKÜ !...
Iraktaki Türkmenlerin varlığı tehdit altında. Türkmen kasabası Tazehurmatu, sessiz sedasız, hiçbir yerden yardım almadan  IŞİD’in tehdidine karşı kahramanca direniyor ve bir destan yazıyor. Dünya Irak Türklerine karşı yapılan kimyasal silah saldırısı karşısında sessiz. Tek bir insan hakları örgütünün bu menfur saldırıyı kınadığını duymadık. Hani Avrupa Konseyi, hani Birleşmiş Milletler, hani Uluslar arası Af Örgütü, hani İnsan Hakları İzleme Örgütü? Kobani (Ayn el-Arap) için BM dahil kıyameti koparanlar, Türkmen kasabası Tazehurmatu için üç maymunu oynuyorlar. Türkmenler mağdur olunca hiç kimse umursamadı. 

1 Nisan 2016 Cuma

IRAK’TA TÜRK YAYINCILIĞI., Prof. Dr. İsa Kayacan & Dr. Şemsettin Küzeci

IRAK’TA TÜRK YAYINCILIĞI
Prof. Dr. İsa Kayacan
Irak’la ilgili her gelişme, daha doğrusu bu ülkeyle, bu ülkede yaşayan Türkmenlerle ilgili her haber beni ilgilendiriyor.
Merkezi Ankara’da bulunan, Avrasya Yazarlar Birliğiyle, Milli Kütüphane Başkanlığının ortaklaşa düzenlediği, “Irak’ta Türkmen Edebiyatı” konulu toplantı, 9 Şubat 2008 tarihinde Milli Kütüphane Konferans Salonunda gerçekleştirildi.
Ala-el Tayyar Mahshid Ghaznami, Prof. Dr. A. Biran Ervilasun K. Fahir Genç Lütfi Şehsuvaroğlu ve pek çok davetlinin katıldığı, Zeynep Köşker’in sunduğu toplantı, Milli Kütüphane Başkanı Tuncel Acar ve Avrasya Yazarlar Birliği Başkan yardımcısı Ali Akbaş’ın konuşmalarıyla açıldı. Protokol konuşmaları çerçevesinde, Türkmeneli Vakfı Başkanı Fatih Türkcan, Irak Cumhurbaşkanlığı Divanı Müşteşarı Dr. Muzaffer Arslan, Irak’ın Ankara Büyükelçiliği Kültür Ateşesi Abdullah Tütüncü birer konuşma yaptılar. Şükran belgeleriyle, plaketler verildi.
Kerkük’ten konuk olarak gelen Araştırmacı-Yazar Faruk Faik Köprülü, Ankara’dan Gazeteci-Yazar Şemsettin Küzeci, yine Ankara’dan Araştırmacı-Yazar Dr. Mustafa Ziya, Türkmen edebiyatıyla ilgili tesbitlerini, görüşlerini ortaya koydular. Şemsettin Küzeci “Irak’ta Türk Yayıncılığı” konulu konuşmasında, Irak’ta yayınlanan ilk gazeteden başlayarak dönemler itibariyle genel bir değerlendirme yaptı ve bilgisayar çıkışlı görüşlerini görüntülerle ortaya koydu.
ŞEMSETTİN KÜZECİ
O bir gazeteci-yazar, araştırmacı, eğitimci, TV program yapımcısı ve sunucusu. Medya iletişim alanındaki bilgi ve tecrübeleriyle göz dolduruyor, dikkat çekiyor. Türkmenlerin sorunlarıyla içiçe yaşayan, çözüm yollarının bulunması için gayret gösteren, sarfeden bir kalem erbabı.
IRAK’TA TÜRK YAYINCILIĞI
Şemsettin Küzeci’nin anlatımına göre; Irak’ta ilk gazete 1869 yıllında Mithat Paşa’nın Bağdat’a Vali olarak atanmasıyla yayınlanmaya başlıyor. Bazı kaynaklar, Irak’ta ilk gazetenin Zevra değil, Jurnal Irak gazetesi olduğunu yazıyor. Ama bu yayınla ilgili fazla bilgi yok. Sonra, Musul’da ‘Nemce’ gazetesinden söz ediliyor.
15 Haziran 1869 tarihi, Osmanlı döneminde Irak Basın tarihinin başlangıcı. Aynı zamanda ‘Basın Bayramı’. Zerva gazetesi 48 yıl yayınlanıyor. Son sayısı 11 Mart 1917 tarihini taşıyor.
24 Şubat 1911 tarihinde Kerkük’te yayınlanan ‘Havadis’ Gazetesinin Basra vilayetinde yayını başlatılıyor. Osmanlı döneminde Basra’da toplam 12 ayrı gazete yayınlandığı görülüyor.
Sonra:
— Tezhip, Seda el, Yeni Feyz, Basratul Feyha, El Basriye gazeteleri. Osmanlı döneminde 1869–1917 yılları arasında Irak’ta 51 gazete, 11 derginin yayınlandığı görülüyor. Irak’ta ilk radyo 22 Mart 1932 tarihinde yayınına başlıyor.

28 Ocak 2016 Perşembe

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşad Salihi: "Kürtler, Kerkük’ü de hendeğe aldılar"

E. SALİHİ: Kürtler, Kerkük’ü de hendeğe aldılar!..
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşad Salihi, Kuzey Irak Özerk (!) Kürt Bölgesel Yönetimi’nin hendek kazarak, Kerkük vilâyetinde Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri IKBY bölgesinin içine dahil etme endişelerinin gerçekleştiğini söyledi. 
Hürriyet’e konuşan Salihi, “Kerkük’ü Irak’ın bütününden ayıran hendek kazma çalışması tamamlandı. Kazma işlemi yine Türkmenlerin yoğun olduğu Tuzhurmatu’yu da içine alacak şekilde Süleyman Beg bölgesine doğru devam ediyor” dedi. Salihi şunları söyledi:
‘KİMSEYE HABER VERMEDİLER’: 
“(IKBY Başkanı Mesut) Barzani yönetimiyle IŞİD’e karşı alınması gereken önlemleri her fırsatta konuştuk. Ancak bu görüşmelerimizin hiçbirinde hendek kazılması gündeme gelmedi. Irak’ın kuzeyinde yaşayan Türkmenlere, Araplara, Şiilere ve diğer hiçbir gruba haber vermeden hendek kazmaya başladıklarını gördük. IŞİD bahane edilerek hendek kazılan yerlere bakıldığında, bir Kürt bölgesi haritasının çizildiğini görüyoruz. Arapların, Şiilerin yoğun olduğu yerler dışarıda tutuluyor. Türkmenlere hiçbir şey sorulmadan, Türkmen nüfusun yoğun olduğu bazı bölgeler Kürt bölgesine dahil ediliyor, bazıları edilmiyor. Örneğin Şii Türkmenlerin yoğun olduğu Amirli’yi almıyorlar.
‘TÜRKMENLER HASSAS’: 
Kerkük, Türkmenler için son derece hassas bir kenttir. Kerkük’ün etrafında hilal şeklinde hendekler kazılarak işlem tamamlandı. Bize göre Kerkük’ü Kürt bölgesine katma işlemini hayata geçirdiler. Hendek kazma işlemi Kerkük’ten sonra yine Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Tuzhurmatu’yu da içine alacak şekilde Süleyman Beg bölgesine doğru devam ediyor.
‘IRAK BÖLÜNDÜ DİYEBİLİRİZ’: 
Irak hükümetine durumu bildirdik. Kimse bu krize yanıt vermiyor. Hendeklerle Türkmen bölgelerinin yüzde 80’e yakını Kürt bölgesine dahil edildi. Suriye sırındaki Rabia’dan başlayıp, İran sınırındaki Hanakin’e kadar gidecek bu hendeklerle Irak’ın artık sahada fiilen bölündüğünü söyleyebiliriz.” Bu iddialara ilişkin IKBY, IŞİD’le cephe hattını güçlendirdiklerini kabul ettiğini ancak siyasi amaç gütmediğini ileri sürmüştü.
PETROL ZENGİNİ
Kerkük, IŞİD’in Irak’ın kuzeyinde başlattığı harekât öncesinde merkezi Irak hükümetinin denetimindeydi. Ancak Irak ordusunun IŞİD saldırısı sonrası kuzeydeki kentlerden (Kürt peşmergelerinin baskısıyla) çekilmesinin ardından kent 12 Haziran 2014’te IKBY’nin askeri gücü Peşmerge’nin denetimine geçti. Şehri de IKBY’nin atadığı vali yönetiyor.
SALİHİ, ‘İBADİ TUTUMUNU  NETLEŞTİRMELİ’ DEMİŞTİ
ITC Başkanı Erşad Salihi, geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada Irak Başbakanı Haydar el İbadi’nin hendek konusundaki tutumunu netleştirmesini istemişti. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Salihi, konuyu Irak parlamentosunda gündeme getireceğini söyleyerek, “Bunu Irak’ın bölünmesinin başlangıcı olarak görüyoruz. Sahada yeniden çizilmiş jeopolitik bir haritaya gerçeklik kazandırıyor” uyarısında bulunmuştu. Erşad Salihi, “Biz bu hendek kazma hamlesini şüpheli buluyoruz” diyerek hendeklerin batıda Rabia’dan başlayıp İran sınırına yakın Hanakin’e kadar uzandığını söylemişti.
Uğur ERGAN

1 Aralık 2015 Salı

Bu makale, İsa Kayacan anısına ithaf edilmiştir. "Azerbaycan Türklerinin Mehmet Akif Ersoy Sevgisi"

Azerbaycan Türkleri'nin M. Akif Ersoy Sevgisi
Prof.Dr.Tamilla Abbashanlı Aliyeva
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Sona Çerkez Kuliyeva
Bakı Devlet Üniversitesi, Rus Dili Bölümü, Öğretim Görevlisi
Bu yazı Mehmet Akif Ersoy’u çok seven, yazılarında hep onu anan, ölmez sanatkarın yoluyla giden Türk Dünyası medyasının güzide yazarlarından biri unutulmaz insan İsa Kayacan’ın anısına ithaf olunur.
      Bildiğimiz gibi, Türkiye’nin istiklal şairi Mehmet Akif Ersoy bütün Türk dünyasında olduğu gibi, Azerbaycan’da çok sevilir ve eserleri her kesin diller ezberidir.  Bunu kanıtı olarak Azerbaycan Milli Elmler Akademiyası Ord.Prof.Ziya Bünyadov’un adını taşıyan Doğuşünaslık Enstitüsünün  İlmi Şurasının kararı ile Bakı’da yayımlanmış Mehmet Akif Ersoy’un Yaratıcılığında İçtimai Problemlerin Bedii Tecessümü kitabını göstere biliriz. Kitabın yazarı Kafkas Üniversitesinin Öğretim Üyesi Doç.Dr.Seriyye Gündoğdu’dur. Seriye Hanım Azerbaycan’da Türk edebiyatının tanınmasında, tebliğinde büyük emeği olan bilim insanlarından biridir.  Kitabın ilmi editörleri Prof.Dr.Gövher Bahşeliyeva, Dr.Elmira Memmedova’dır, kitab hakkında ilmi fikirleri Prof.Dr.Aydın Abıyev, Prof.Dr.Asger Rasulov, Prof.Dr.Penah Halilov yazmışlar.
       S.Gündogdu kitabın ilk sayfalarında Mehmet Akif hakkında şöyle yazmıştır: “Mehmet Akif Türk gençliğine, vatanı canı kadar sevenlere, aydınlara eserleri ile ciddi etki göstermiştir. Buna göre de şairin şöhreti Türkiye sınırlarını aşarak Türk halkları arasında büyük nüfuz kazanmıştır.”
      Kitaba Azerbaycan’ın çok ünlü Türkologları  Prof.Dr.Gövher Bahşeliyeva ve Prof.Dr.Aydın Abıyev ön öz yazmışlar.  Gövher Hanım genç bilim insanı araştırmacı Seriyye Gündogdu’nun  konu üzerinde titizlikle çalıştığını, Türk Dünyasının önde gelen şairlerinden olan Mehmet Akif Ersoy’un azatlığın, özgürlüğün sesi olduğunu dile getirmiştir. Aynı zamanda şunu da demiş ki, bu eser Mehmet Akif şahsiyetine sonsuz sevgi ile yazılmıştır, bu sevgi sadece eser müellifinin değil, bütün Azerbaycan Türklerinin şaire olan sevgisidir.
       Mehmet Akif Ersoy hakkında yazılmış bu güzel araştırma hakkında kitabın editörü Prof.Dr.Aydın Abıyev şunları yazmaktadır:  S.Gündogdu  M.Akif Ersoy’un yaşamı ve yaratıcılığı hakkında Azerbaycan edebiyatı tarihinde ve Doğuşünaclık bilim alanında geniş, etraflı araştırma yapmıştır. O, şairin edebi, sosyal ve felsefi idealarını ışıklandırmış, yaşadığı dönemin sosyal problemlerine onun münasebetini aydınlatmaya çalışmıştır.   S.Gündogdu M.A.Ersoy’la ilgili Türkiye ve Türkiye dışında yayımlanmış bol malzemeden , edebiyat ilmi ile uğraşan ünlü bilim insanlarının teorik-estetik eserlerinden istifade etse en fazla dikkatini Mehmet Akif’in eserlerine yöneltilmiştir. O Mehmet Akif Ersoy’un fikir ve düşüncelerinden bol bol istifade etmiştir.
            Prof.Dr.A.Abıyev’in fikrince, S.Gündogdu Mehmet Akif Ersoy hakkında şunları  dikkatimize iletmiştir: M.Akif Ersoy hakkında yazılmış bu değerli eser istiklal şairine ithaf olunsa da geniş anlamda XX. asır Türkiye edebiyatının öğrenilmesinde, Azerbaycan-Türkiye edebi ilişkilerinin gelişmesinde önemli kaynaklardan biri olacaktır. Eserde okurların dikkatine sunulan ilmi fikirler ve söylenilen değerli düşünceler bu kanaate gelmeğe esas vermektedir.
         Bakı’da faaliyet gösteren Kafkas Üniversitesinin Öğretim Üyesi S.Gündoğdu’nun Mehmet Akif Ersoy’un Yaratıcılığında Sosyal Problemlerin Bedii Tecessümü adlı eseri giriş, üç fasıl, sonuç, son söz ve kaynaktan oluşmaktadır.
         Giriş bölümünde yazar eserde değineceği konulardan genel olarak konuşmaktadır: Zengin kültüre malik olan her bir milletin tarihinde ünlü fikir ve sanat adamları olmuştur, Türkiye edebiyatı tarihinde böyle insanlar çoktur. Onlardan biri de vatanı, milleti için canını feda eden azatlık mücahidi şair Mehmet Akif Ersoy’dur. Yazar şairin yaşadığı o dönemin önemli siyasi, içtimaı ve kültürel problemlerini gösteren, karışık bir döneme “şahitlik” eden Safahat eserinden söz açıyor ve der ki, edebiyat teorisi ile ilgili araştırmalar yapan bazı bilim insanları bu eseri o dönemin içtimai siyasi manzarasını dolgunluğu ile gösteren manzum roman adlandırırlar. S.Gündogdu eserinin giriş bölümünde M.Akif’in eserlerini bir bir tahlil ederek onlar hakkında birkaç kelime ile okurlarına bilgi vermiştir.  Şairin kaleme aldığı İstiklal Marşı’ndan konuşurken Türk milletinin birlik be beraberliğinin gayesini, milli mücadelenin ruhunu gösteren eser gibi bizlere takdim ediyor. Müellifin fikrince, M.Akif Ersoy hiçbir eser yazmasaydı bile İstiklal Marşı şiiriyle dünya edebiyatı tarihine altın harflerle yazıla bilirdi. M.Akif’in halkı düşünen fikirleri S.Gündoğdu’nun dikkatini celp etmiştir. O şairin bu fikrini esas alıyor:-Gülden, çiçekten aşktan yazmaktansa halka yol göstermek, yaralarına melhem sürmek lazımdır”. Milletini canı kadar seven şair şahsi dertlerini, duygularını kenara atıp halkının derdine derman olmaya çalışıyor. Araştırmacının fikrine göre, Sovyet kuruluşu çökene kadar M.Akif’in yaratıcılığını incelemek yasak idi. Onun azatlık fikirleri Rusya’nın esareti altında inleyenlerin, Rusya’nın esaretine karşı çıkanların ekmeğine yağ süre bilirdi. Ona göre de Azerbaycan’da M.Akif’in eserleri yasak idi. Hatta Sovyetlerin ilk yıllarında Türkiye’ye gelip M.Akif’in konuşmalarını dinleyenler, bu konuşmaları alkışlayanlar Rus şovinistlerinin eliyle buzlu Sibirya’ya gönderildi, komünist terörünün kurbanı oldular. Bunların içinde azatlık idealarını Mehmet Akif’in eserlerinden alarak yola çıkan Hüseyin Cavit, Ahmet Cavat var idi. S.Gündogdu M.Akif’in Türkiye’nin istiklali ve arazi bütünlüğü uğrunda ölüm dirim savaşında kalemi ve silahı ile ön sıralarda olmasından söz açmaktadır. Şair hem ön, hem de arka cephelerde halkın psikolojisini derinden öğrenmiş, yüzleştiği problemlerin nedenini açık aydın görmüştür. Şair problemlerin hallini İslami ve milli değerlerde görüyordu. Eserlerinin kökünde İslami ve milli değerler olduğu için onun eserleri ve bu eserlerin araştırılması Rusya’da yasaklanmıştı. Hatta şairin kendi memleketinde bile ona kötülük yapanlar olmuştur, onu retorik fikirler yayan, sanatkârlık değeri az olan, zayıf eserler yazan idealist şair demiştiler.
          S.Gündogdu M.Akif Ersoy hakkında Türkiye’de yapılan araştırmalardan da söz açmaktadır. İlk araştırma eseri şairin sağlığında ışık yüzü görmüştür, bu eser Süleyman Nazif’in “M.Akif – şairin zatı ve eserleri hakkında bazı malumat ve tahkikat” eseridir. Böylece, sıra ile o biri eserlerinin de ismini çekiyor ve birkaç cümle isle eserin içeriğini anlatmaktadır. Örneğin, yazar-şair Orhan Seyfi Orhon’un Mehmet Akif’in hayatı ve eserleri adlanan eseri 1937 yılında İstanbul’da Cumhuriyet matbaasında basılmış, şairi seven okurlara takdim edilmiştir.
         S.Gündogdu bir önemli meseleyi de dikkatimize ulaştırmıştır. Yazıyor ki, Sovyetler Birliği döneminde ciddi anti-Türk rejimine bakmayarak Azerbaycan’ın bilim insanları hayatlarını tehlikeye atarak M.Akif hakkında değerli eserler ortaya koymuşlardır. O insanlardan bir kaçının ismini söylemek makbule geçer. Örneğin; Ord.Prof.H.Araslı, Prof.Dr.P.Halilov, Prof.Dr. A.Abıyev, Prof.Dr.A.Nebiyev, Prof.Dr.K.Paşayev, Prof.Dr.V.Arzumanlı, Prof.Dr.A.Musayeva,, Prof.Dr.E.Cafer, Prof.Dr.C.Nagıyeva, Prof.Dr.A.Babayev vs. isimlerini söylemek mümkündür. 2005 yılında Türkiyeli yazar A.Tüylü Mehmet Akif’de Sosyal Problemler adlı eserini Azerbaycan Türkçesine çevirerek Bakı’da yayımlamıştır.
      M.Akif hakkında bu değerli eserin Birinci Faslı Edebi-İçtimai Muhit ve Mehmet Akif Ersoy adlanmaktadır. Eser müellifinin fikrince, Mehmet Akif’i daha iyi anlamak için onun yaşadığı döneme gitmek lazımdır. Bu fasılda yazar küçük başlıklara yer vermiştir. Örneğin Şairin hayatı, Edebi-İçtimaı Muhiti; bir de Şairin Yaratıcılığı.
          İlk küçük başlık altında verilen malumatta şairin hayatının en ince detayları ile tanış oluyoruz. Şairin annesi, babası yaşamı, ilk eğitimi vs.
               S.Gündoğdu’nun M.Akif’in yaratıcılığından söz açarken onun eline kalem alıp ilk eserlerini yazmasından konuşmuş ve demiş ki, şair ilk şiirlerini 17 veya 18 yaşlarında kaleme almıştır. Edirne’de baytarlık müfettişi olarak işe başladığında ilk gazellerini yazmıştır. Şairin ölümünden sonra yapılmış araştırmalarda yazılır ki, onun birçok şiirleri Safahat’a salınmamıştır.  Araştırmacı S.Gündogdu’nun yazdıklarından belli oluyor ki, Mehmet Akif ilk şiirlerini yazarken Bağdadi Ruhi’den etkilenmiş, Fars şairleri Sadi ve Hafiz’in, Türk şiirinin önde gelen isimlerinden olan Muallim Naci ve Abdulhak Hamit’in yaratıcılığına özel bir ilgi göstermiş, özel ve dini duyguları ifade eden şiirler yazmıştır. Yazar M.Akif şiirinin halk arasında bu kadar sevilmesini şöyle dile getirmektedir:  “M.Akif azim ve metanet sahibi, korku bilmeyen, oldukça mütevazi bir insan idi. Kendisini göze sokmayı bilmezdi, sözü ve ameli aynı idi. Yalanı sevmezdi, yalancılara karşı mücadele ederdi. Onun bu karakterini Safahat eserindeki Asim şiirinde görmekteyiz:
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım.
-Boğamazsın ki,
Hiç olmazsa yanımdan kovarım…
           Seriye Hanım Safahat’ın birinci cildinin edebiyat âleminde çok ses getirdiğini söylemiş ve bu hakta geniş makale yazan H.Sübhi Tanrıöver’in makalesinden söz açmıştır: “Safahat’ın en büyük değeri bize hasretini çektiğimiz benliğimizi göstermesidir.”.S.Gündogdu Akif’in 1914 yılında Belin’e gedmesinden, o seyahatle ilgili notlarından, Doğu ile Batı hayatının özelliklerini mukayeseli şekilde anlatan “Berlin Hatıraları” eserinden söz açmıştır. Yazar şairin Berlin’den sonra Mısır’a seyahatinden, onun Hz. Muhammet Peygamber’in mezarını ziyaret etmesinden, şairin kaleme aldığından söz açmıştır. Bu bölümün sonunda S.Gündogdu ölmez şairin edebiyat hakkında her dönem için önemli olan fikirlerini dile getirmiştir: “Edebiyat bu gün için içtimaiyatın gözünü açacak, ahlakını süsleyecek, bize edep dersi verecek özellikte olmalıdır. “ Kitabın yazarı M.Akif’in fikirlerine uygun olarak bu cümleleri dile getirmiş ve bununla da “Şairin Yaratıcılığı” bölümünü şöyle toparlamıştır: “Edebiyat “edeb” sözünden geliyor, bir terbiye aracıdır. Millet kendi şairinden çok şey umuyor. Eğer şair milletin derdini dile getirmezse, halkın derdiyle ağlayıp sevinci ile gülmezse böyle şairin yaratıcılık ömrü kısa olur. M.Akif’in bütün Türk Dünyası tarafından sevilmesinin sebebi de onun millet aşkı ile yanıp tutuşması olmuştur.
                S.Gündoğdu’nun eserinin 2’ci bölümü İçtimai Problemlerin Koyuluşu ve Edebi Yönden Araştırılması adlanmaktadır. Seriye Hanım bu bölümü aşağıdaki başlıklar halında vermektedir: 1. Eğitim meseleleri; 2. Cemiyette manevi değerler; 3. Avrupa ve Avrupa “kültürüne” münasebet; 4. Savaş ve milli mücadelenin edebi yönden tahlili;  5. Devletçilik ve Devlet idaresi.
           Yazar şairin eğitim hakkındaki fikirlerinden konuşurken onun dediği ölmez fikirlere müracaat ediyor: “Maarif… Maarif… Bizim için başka bir çare yoktur. Eğer yaşamak iste yirikse her şeyden önce maarife bakmalıyız. Dünya da maarifle, din de maarifle,  ahret de maarifle. Her şey maarifle bağlıdır.  Yazar diyor ki, M.Akif’in altıncı kitabı olan  “Asim” eserinde onun ilme, maarife, irfana verdiği değer göz önündedir:
Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.
    Kitap yazarının fikrince şair milli mücadele yıllarında halka hitap ederken, camilerde vaazlar verirken, yazdığı şiir ve makalelerde maarifçiliğin ne kadar önemli olduğundan söz açmıştır. Şaire göre, ilimsiz ve cahil milletin geleceği yoktur.
         Mehmet Akife sevgi ve saygı yazılmış bu kitabın şairin eğitime verdiği değerle bağlı bölümünde önemli meselelere dikkat yetirilmiştir. Örneğin: aile-mektep-çocuk üçlüğü içerisinde geçirilen telim-terbiye meselesi. M.Akif’e göre çocuğu eğitmek küçük yaştan başlamalıdır. Şair cemiyetteki cahilliğin nedenini okulların yetersizliğinde görüyordu. Şair milletin cehaletten kurtulmayın yolunu ilimde ve öğretmende görüyordu. Şaire göre, öğretmen milleti ileriye götüren güçlü bir ordudur. Okulları dikkatten kenarda kalan, öğretmeni zayıflayan, ihtiyaç içinde yaşayan millet uçuruma yuvalanmaktadır. Şair diyor k, okul ve öğretmenlerin vazifesi öğrencilerine ilim vermektir. Kitabın yazarı M.Akif’in eğitim meseleleriyle bağlı fikirlerini ele alırken şairin aydın ve halk fikirlerine de dikkat yetirmiştir. M.Akif’e göre aydın fikirli insanlar halka onun anlaya bileceği şeylerden konuşmalı, onun duygu ve düşüncelerini ezip geçmemelidir. Kitapta şairin bu fikirlerine önem verilmiştir: Bizi kurtaracak yegâne çare maariftir, gerçek ve hakiki maarif. Ülkemize bun u getire bilsek, o zaman kurtuluruz. Maalesef, maarif ülkemize giremedi. Cahil halk yazıp okuyamıyor, yazıp okuyanlar ise ne dünyaya, ne de ahrete yaramayan bir sıra teori ile uğraşmaktadır”.
       Eğitim meselelerinden konuşan M.Akif bu işte komşu ülkelerin tecrübesinden söz açmayı da unutmuyor. Örneğin; Rus milletinden konuşurken onların ne kadar çalışkan olduğunu, Rus aydınlarının halkın menafiyi uğrunda gördükleri işlerden konuşmuştur. M.Akif’in aydın ve halk fikrinden yola çıkan S.Gündogdu burada da M.Akif’in Rus aydın fikirli insanlarından örnek getirdiğini söylemiştir ve onun bu fikrini aşağıdaki gibi özetlemiştir:  “M.Akif’e göre Rus halkının yüzde yetmiş faizi okuma-yazma bilmiyor, ama Rusya’daki aydınlar ısrarla halka taraf yönelmiş, onlarla yakından ilgilenerek sosyal bütünlüğü korumak yönünden halkı bilgilendirmeğe çalışmışlardır. Sonuçta Rus halkında belli bir ilerleyişin oluştuğunu, durumun değerlendirile bilecek bir duruma geldiğini söylemiştir.” M.Akif’in fikrince, ülkesinde aydın fikirli insanlar halkı göz ardı ederek faaliyet gösterir. Onun fikrince, halk için yazılan eserler başa düşülür şekilde yayımlıyor, halkın eğitim alması için istenilen yardım gösterilmiyor, aydınlar toplumun duygularına tercüman olamıyorlardır.
         S.Gündogdu  M.Akif hakkında yazdığı eserinde şairimizin  cemiyetteki manevi değerlere münasebetini bildiren fikirlerine de yer vermiştir. Kitap yazarının fikrince, M.Akif  “Fatih Kürsü” eserinde ahlak, marifet, fazilet konularını daha dolgun, ardıcıl şekilde göstermiştir. M.Akif ahlakın ve faziletin kaynağını dinden görmektedir. M.Akif’e göre, milletleri yaşatan esas amil milli ahlakı besleyen milli ruhtur, eğer ahlak çökerse millet mahıv olur. Şaire göre, cemiyette negatif hallerin çoğalması, cahillerin çoğalması ile ilgilidir.
        Kitap yazarının fikrince, M.Akif cemiyetteki manevi değerlerden konuşsa da kendisi de manevi yönden zengin bir insan olmuştur. Şair vefat eden arkadaşının beş evladını kendi evlatlarından ayırmamış, onları büyütmüştür. Bir de “İstiklal Marşı” için aldığı parayı kimsesiz çocuklar vakfına hediye etmiştir. Bunlar M.Akif’in manevi yönden ne kadar temiz bir insan olduğunu kanıtlamaktadır.
        M.Akif hakkında Azerbaycan’da basılmış bu kitaptan okuyoruz ki, şair cemiyetin temeli olan aile hayatına büyük önem vermiştir. Ona göre, mutluluk ve rahatlık yalnız aile hayatında mevcuttur. S.Gündogdu şairin aile münasebetlerine, kadın hukukuna ithaf olunmuş eserlerinden söz açmaktadır. Kadının dövülmesini, boşanmamı “Emri İlahi” olarak kabul edenlere karşı çıkmakla cemiyeti kurtarmaya çalışan M.Akif kadına yüksek değer vermiştir.
      S.Gündogdu’nun kitabının 2’i faslındaki bölümlerden biri de M.Akif’in Avrupa ve Avrupa “kültürüne” karşı münasebeti adlanır. Seriye Hanım asıl konuya –yani M.Akif’in Avrupa ve Avrupa “kültürüne” karşı münasebeti adlı konuya girmeden önce o dönemin Türkiye’sine kısa bir seyahate çıkıyor ve şunları dile getirmektedir: “Osmanlı İmparatorluğunun zayıflaması Avrupa’yı çok sevindirdi. Bir zamanlar Osmanlı padişahlarını gezdiren atların üzengisini öpmeği kendine şeref bilen Avrupalılar bu gün onun karşısında güçlü biri gibi durmuştur. Osmanlı Padişahının bir işaretinden korkuya düşen Avrupa kralları şimdi Osmanlı’nın zayıfladığını görüp onun iç işlerine müdahile ediyordular. Şimdi Avrupa’nın karşısında güçlü Osmanlı yok idi. “Medeniyet” maskesi altında “Savaş labüttür”, “Güçlü zayıfı ezer”, “Medeni milletler böyle olmalıdır” vs. siyasi sloganlar altında dünyanın dört yanında soykırımlar yapıyordular”. M.Akif Avrupa’nın İslam ülkelerindeki bu zulme karşı “Hakkın Sesleri” adlı kitabında hak sesini yüceltmiştir. Şair Fransızlarla savaşan Almanların çalışmakla uğur kazandığını ve bunun aynı zamanda halkla aydın fikirli insanların sağlam münasebet sonucunda olduğunu dile getirmiştir. S.Gündogdu yazıyor ki, M.Akif ilim ve teknolojiden konuşurken ilkin olarak milli ruha üstünlük vermiştir. Bu hakta o Japonların gördükleri işlere değer vermiştir. Şairin fikrince, Japonlar Batının elim ve teknolojisinden istifade etmişler, fakat taklit etmemişler. Onlar bunu manevi değerlerine esaslanarak ona uygun şekilde hayata geçirmişlerdir. Şair “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı eserinde Japonların uğur kazanmaları ile eşit olarak Türklerin geri kalmalarının nedenini de açıklamıştır.
         S.Gündogdu’nun kitabında M.Akif’in bu günle çok sesleşen bir bölümü de var. Rusya’nın elinin altında inleyen Müslümanların durumu.  Kitabın yazarı şunları söylemektedir: Şair “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı eserinde vaizin dilinden Rusya’yı tasvir etmiştir. Düşünen başlar kesilir, “medeni” Avrupa ise görmemezlikten geliyor. Bütün bunları M.Akif manzum şirinde böyle ifade etmektedir;
O zaman Rusya’da hâkimdi yaman bir tazyik,
Zulmü sevdirmek için var mı ya bir başka tarik?
Düşünen her kafanın mutlak ezilmekti sonu!
Medeni Avrupa bilmem, niye görmezdi bunu?
           Evet, bu mısralar içimizi sızlattı. “Medeni” Avrupa bu gün Müslümanların, Türklerin hem sevinçli, hem kederli günlerine karşı sorumsuz olmaları bizi çok üzdü. Hocalı soykırımı Avrupa’nın umurunda değil, ama Avrupa Ermenilerin olmayan soykırımına “gözyaşı” dökmektedir. Keşke Mehmet Akif yasasaydı ve bunları görseydi…
          M.Akif’e ithaf olunmuş bu kitapta M.Akif’in yaratıcılığında savaş ve milli mücadelenin edebi yönden yansıması da vardır. Şaire göre, Osmanlı toplumunu sosyal çöküşe uğratan faktörlerden biri yoksulluk ve bir de devleti zayıflatan savaşlar idi. Birinci Dünya Savaşı, Balkan Savaşı vs. felaketler şairin şiirlerinde gösterilmiştir. Bildiğimiz gibi, 1914 yılındaki I.Dünya Savaşında Osmanlı Devleti zorla savaşa sürüklenmişti. Bu fırsatı elinden kaçırmayan Rusya Doğu Anadolu’ya hücum ederek orada çok yerleri işgal etti. Batı Devletleri de Rusya’dan geri kalmadılar, onlar da Çanakkale Boğazına girmeğe çalıştılar. 1918 yılında Mondros sözleşmesi ile Osmanlı İmparatorluğu çöktü. O günlerde Prof.Dr.M.Ergin yazıyordu: Kılıcın simgesi şanlı Türk Ordusu adına Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Atatürk, kalemin simgesi ise “Şehitler Destanı”, “Çanakkale Destanı” ile Mehmet Akif idi. S.Gündogdu yazıyor ki, o zorlu günlerde  Mehmet Akif Batıcıları, İslamcıları, Türkçüleri ve bütün aydınları milli birlik uğrunda birleşmeğe çağırıyordu. O günlerde M.Akif o günlerde Osmanlı’nın acı günlerini kaleme alıyordu. Şair yazıyordu ki, Osmanlı yeni ayrılmış balkan devletlerine mağlup olmuş, o günlerde Rumeli adlanan topraklarda yaşayan binlerce Türk’e soykırım yapılmıştı. O günlerde Vardar nehrinin suları kandan kıpkırmızı idi. Dağlar, taşlar “kırmızı ufukların altında her şey kıpkırmızı idi”.
          O günlerde Sırplar, Hırvatlar camileri hayvan ahırına çevirir, binlerle Müslüman Türkünün imzasını taşıyan şah eseri yok ediyordular. Balkanlardaki dehşete sabır edemeyen Mehmet Akif “bu insanlık dramını” yürek ağrısı ile kaleme almıştır.  M.Akif hakkındaki kitabın yazarı S.Gündoğdu XX.asrın başlarında Balkanlarda Türklerin başına getirilen bu olayları XX. Asrın sonlarında Karabağ’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin başına getirilen olaylarla karşılaştırır. Biz de ona cevap olarak diyoruz ki, her zaman M.Akif’in dediği gibi, Batılıların kışkırtmasıyla başlayan bu olaylar Her zaman Türklerin faciasıyla sonuçlanmıştır, her dönemde de Batı bu olayları kenardan sakince seyir etmiş, müdahile etmemiş, bir kelime de söylememiştir.
         M.Akif ise bu olaylara sorumsuz kalmamıştır, yaşasaydı bu gün de kalemini kalbinin kanına batırarak ülkesinin ve Türk Dünyasının derdini dünyaya iletirdi.
         Seriye Hanım Çanakkale müjdesinin alan M.Akif’in sevincini güzel, anlamlı cümlelerle ifade etmiştir. Yazar der ki: “Çanakkale Destanı” eseri bu savaşta şehit ve gazi olan askerlerin hatırasına yüceltilmiş en büyük abide idi:
-Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana iki aguşunu açmış duruyor Peygamber!
              M.Akif hakkında bu değerli eseri yazan S.Gündogdu şairin İstiklal Marşı’ndan söz açarken şunları söylemektedir:-Bu eserde köke bağlılık, birlik, hem fikir olmak, Türk-İslam maneviyatı, vatan, millet, bayrak sevgisi vardır.
        Yazar M.Akif’in devletçilik ve devlet idaresi fikirlerini bir başlık altında toplamıştır. Şairin bu mefhumlar hakkında fikirlerini anlatırken yazar şairin Kuranı Kerim’deki devletçilik ve devlet idaresi hakkındaki fikirlerine istinat etmiştir. Şair devletten konuşurken devlet başçısının en önemli vazifelerinden olan adaletin yerini bulmasından konuşmaktadır. Gündoğdu yazıyor ki,  M.Akif “Asim” mesnevisinde şunları yazmaktadır: Sadece idarenin başında duran insan dürüst olmamalıdır, etrafındaki insanlardan da bunu talep etmelidir. M.Akif’in fikrince, devletin temel görevlerinden biri de vatandaşlarının kanuna uygun davranmaları için şerait yaratması, cemiyete zarar veren şahıslar hakkında gereken hukuki tedbirler görmesidir.
       S.Gündogdu’nun M.Akif hakkında yazdığı eserinin son bölümü M.Akif’in İçtimai-sosyal Konulu Şiirlerinin Sanatkârlık Özellikleri hakkındadır.  Yazar bu fasılda ilk önce şairin şiirlerinin içerik, forma ve türlerinden, İstifade ettiği aruz formalarından, Dil ve üslup özelliklerinden sohbet açmaktadır.
      Seriye Hanım il önce şairin “Sanat cemiyet içindir” fikrine önem vermiş, şairin sözleriyle bu fikri bir daha onaylamıştır: “Cemiyete, insanlara hayır vermeyen sanat yerin dibine batsın”. S.Gündogdu der ki, şair ömür boyu bu düşünce ile yaşamıştır, aynı zamanda şair edebiyatın cemiyetteki rolünü yüksek değerlenmiş, onun etki gücüne inanıyordu. M.Akif’e göre, konunun seçilmesi ve düzgün istifade edilmesiyle beraber fikrin etkili tasviri de yaratıcılığın önemli şartlarından biridir.  Tasvirlerde esas maksat olayı eşyalar aracılığı ile vermektir. Örneğin, dilencinin sefaletini göstermek için o zavallının evindeki bütün çıplaklığı ile merhamet uyandıracak ne kadar eşya varsa onları göstermek daha etkili olacaktır.
     S.Gündogdu’nun fikrince M.Akif eserlerini en çok sevdiği aruz vezninde yazmıştır. M.Akif’in şiirlerinin dil ve üslup özelliklerinden konuşan S.Gündoğdu bu konu ile ilgili şunları yazmaktadır:  M.Akif’in yaratıcılığında Türk dili bütün güzelliği ile öz aksini bulmuştur. M.Akif Türk dilini aruza en mükemmel uygunlaştıran sanatkâr idi. M.Akif dilde sadelik taraftarı idi. İlk şiirlerinde Arap, Fars kelimeleri kullansa da çağdaş şairlerden farklı olarak şiirlerini halk arasında istifade olunan konuşma dilinde kaleme aldığını görmekteyiz. Aynı zamanda M.Akif büyük sevgi ile ömrü boyu sanat felsefesine sadik kalmış, şiirlerinde işlediği bedii ifade vasıtalarının tabii ve gerçekliğe uygun olmasına çalışmıştır. O eserlerinin daha etkili ve güzel olması için bedii ifade vasıtalarından maharetle istifade etmiştir.
       Genç araştırmacı Seriye Gündogdu Türk Dünyasının büyük şairi Mehmet Akif’e sevgi ve saygı ile yazdığı bu eser üzerine çalışırken çok sayıda çeşitli dillerde edebiyattan istifade etmiştir. O Azerbaycan ve Türkiye Türkçesiyle, Rus ve İngiliz dillerinde çok sayıda edebiyattan kaynaklar almıştır. Eserin sonunda M.Akif’in hayat ve faaliyetini aks ettiren resimler de vardır.                                  
            Sonuca gelmeden onu da diyelim ki, Bakı’da faaliyet gösteren Kafkas Üniversitesi 2013 yılının Mayıs ayında Türk Dünyasını Işıklandıranlar: M.Akif Ersoy ve Hüseyin Cavit konulu Uluslararası sempozyum düzenlediler, o sempozyuma dünyanın dört tarafından Mehmet Akif Ersoy ve Hüseyin Cavit sevdalıları gelmişti. Bu sempozyum bir daha kanıtladı ki, Azerbaycan Türklerinin M.Aki’fe dünya boyda sevgisi ve saygısı vardır. Sempozyumun düzenlenmesinde Mehmet Akif Ersoy kitabının yazarı Dr.Seriye Gündoğdu’nun büyük emeği vardır.
                  Eserin “Sonuç” bölümünden sonra “Son Söz Yerine” isimli yazını Dr.Raşit Tahmezoglu yazmıştır. Bilim insanı Mehmet Akif’ten sevgi ile konuşuyor ve bunları dile getirmektedir: Azerbaycan okurları M.Akif’i şimdiye kadar “İstiklal Marşı” şairi gibi tanıyordularsa, Türkoloji’mize kazandırılan bu eser sayesinde Mehmet Akif’e Safahat ışığında bakacak, onu saygı ile anacaklar. Bu sevginin yolu ebediyete kadar uzayacaktır.
          Biz de bu fikirlere ortak olduğumuzu söylüyoruz ve diyoruz ki, öyle eserler Türk dünyasını kaynaştıracak, dünyada yaşayan Türklerin kalbinde Mehmet Akif’e büyük bir sevgi ateşi yakacaktır. Ne kadar ki, Türk Milleti var onun büyük şairi, azatlık mücahidi Mehmet Akif Ersoy da vardır. Artık Mehmet Akif Azerbaycan Türklerinin de evladıdır, o Azerbaycan şairidir.

20 Kasım 2015 Cuma

Suriye'de Bayırbucak Türkmenleri ateş altında...

ÖZ KARDEŞLERİMİZ; SURİYE TÜRKMENLERİ HAİN ATEŞ, KALLEŞÇE ZULÜM, İŞKENCE VE BASKI ALTINDA
Bayırbucak Türkmen köyü, cinnet getiren insanlık düşmanlarının ihanetine maruz. Türkmen kardeşlerimiz karadan ve havadan saldırıya uğradı. Türkiye, neden ve niçin "hain saldırıya" müdahale etmiyor?.. 
HATAY'ın Yayladağı İlçesi'nin karşısındaki Suriye'nin Bayırbucak Türkmenleri bölgesine dün; Suriye Devlet Başkanı eli kanlı Beşşar Esad'a bağlı birliklerin karadan, Rusya'nın ise havadan ve denizden düzenlediği “Türkmen Bölgesini hedef alan” saldırılar bölgede büyük bir tedirginlik, korku ve bombardımanlar sonucu oluşan yıkım yarattı.
SALDIRILARIN BİLİNEN İLK BİLÂNÇOSU
Saldırıların bilinen ilk bilançosu ise Hatay'a getirilen 4 yaralı Türkmen'den 1'inin hayatını kaybetmesi oldu. Dün gerçekleşen saldırıda patlama sesleri Yayladağı İlçesi'nden de duyulurken Rusya'nın saldırılar sırasında, Akdeniz açıklarında demirlemiş gemilerinden de çok sayıda atış yaptığı bildiriliyor. Saldırıda çok sayıda Türkmen'in yaralandığı belirtilirken, 3 yaralının Mustafa Kemal Üniversitesi sağlık ve Uygulama Araştırma Hastanesi'nde tedavisi sürüyor. Esad güçlerinin kontrolündeki Yayladağ sınırımızla komşu olan Lazkiye'nin Bayırbucak bölgesine hâkim tepeleri de rejim güçlerinin kontrolü altına aldığı belirtiliyor.
ESAT GÜÇLERİ MEVZİ KAZANIYOR
Bu takdirde Esad güçlerinin mevzi kazanmış olacağına dikkat çekiliyor. Daha önce de zaman zaman PYD ve Özgür Suriye güçleri aynı bölgeyi kontrol altına alarak denize bir kapı açmaya çalışmış, bu nedenle muhaliflerle rejim güçleri arasında çatışmalar yaşanmıştı. Sınırımızdaki Yayladağ halkı, bu sıcak gelişmelerde kullanılan silahların kendilerine zarar vereceği endişesini  taşıyor.
20 BİN TÜRKMEN ÇADIR KENTLERE SIĞINDI
Suriyeli yerel kaynaklar, Bayırbucak Türkmenleri bölgesine 3 gün önce başlayan saldırılarda çok sayıda Türkmen’in hayatını kaybettiğini, çok sayıda yaralı bulunduğunu bildiriyor. Saldırılar nedeniyle 18 Türkmen köyünün boşaltıldığı ayrıca can güvenliği nedeniyle binlerce kişinin Yayladağı İlçesi’nin karşısındaki Lazkiye’nin Yamada Köyü’nde bulunan çadır kentlere sığındığı, çok acil gıda ve çadıra ihtiyaçları olduğu belirtiliyor.
İDLİB’E HAVA SALDIRI DÜZENLENDİ
Öte yandan Esad’a bağlı uçaklar bugün de İdlib’in muhaliflerin kontrolündeki Albara ve Mart Alnoaman köylerine hava saldırısı düzenledi. Saldırıda çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği kaydedildi. (Ankara: Ulusal Haber & Ulusal Ajans)