9 Mayıs 2015 Cumartesi

Barzani ve Talabani'yi DOST edinenler KAHROLSUN!... "Silâhla İstifası Alınan Türkmen Rektör!..."

Kalleş, ihanet şebekesi, işbirlikçi zalim, hain düşman barzani'ler ve Silâhla istifası alınan Türkmen rektör faciası!..
Riyaz SARIKÂHYA ve Ahmet TAKAN
Ahmet TAKAN
Seçim gündemli iç kavgalarla meşgulüz!.. Kan çanağına dönen yakın coğrafyamızda Türkmenlerin perişan halini, devam eden Türk soykırımını yine ıskalıyoruz. 
Ankara oldum olasıya kapı duvar.
Sessiz sedasız bir yiğit dava adamı geldi Irak’tan önceki gün başkente. Çeşitli temaslarda bulundu. Geldiği gibi sessiz sedasız gece yarısı da ayrıldı öz vatanından. Bir fırsat buldu YENİÇAĞ’ı ziyaret etti. Türk dünyasının en büyük gazetesine, avazına, teşekkür etti. Türkmeneli’nin acılarını anlatmaktan çayını yudumlayamadı. Sinsi oyunun acı gerçeklerini dile getirdikçe Ankara’da yaşayan bir Yörük olarak ezildim büzüldüm. Ne demek istediğimi anladınız!.. Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Riyaz Sarıkahya ile yaptığımız geniş söyleşiyi 2-3 günlük dizi halinde sizlere aktaracağım. 
Önce söyleşinin flaşı;
Riyaz Sarıkahya, Kerkük Üniversitesi’nin Türkmen Rektörü Abbas Taki’nin, Barzani güçlerince silah zoruyla televizyonda canlı yayına çıkartılarak istifa ettirildiğini söyledi. Sarıkahya, Türkiye dahil hiç kimsenin de buna ses çıkartamadığını kaydetti.
10 ay öncesinden anlatmaya başladı Riyaz Sarıkahya;
“Geçen sene Haziran ayında IŞİD örgütü Irak’ın yüzde 40 toprağına el koydu. Bunu da 3-4 gün gibi kısa süre içerisinde yıldırım hızıyla yaptı. Bu da gösterdi ki büyük bir senaryonun yeryüzünde uygulanmasıdır. Irak ordusu ve Irak devleti, IŞİD örgütüne hiç karşı koymadı, hemen  teslim etti. Hatta Irak Savunma Bakanı, bizim milletvekili kardeşimize  demiş ki; ’27 milyar dolarlık silah, Irak ordusundan IŞİD örgütünün eline geçti.’En azından ordu çekilirken kendi silahını yok eder.  Bankada milyonlarca dolarlık paralar kaldı. Demek ki; büyük bir senaryo. Irak’taki birçok politikacı da bu işin uygulamasında rol aldı.  Farklı farklı roller aldılar. 
IŞİD’in bölgede Irak’ı yeni baştan yapılandırmaya yönelik bir olgu olduğu, bunun en etkin bir araç olduğu artık gözden kaçmamaktadır. IŞİD gelirken Sünni bölgede aylarca ortam hazırlandı. IŞİD gelince halk da IŞİD ile birlikte hareket etti. Polis silahını bıraktı asker de geri çekildi. 
ABD diyor ki; ’Irak 3 bölge olarak yapılandırılsın.’ Irak’ın yeni baştan bölgesel yapılandırılmasına biz Türkmenler olarak prensipte karşı değiliz. Tabii Türkmenler de göz ardı edilmezse eğer. Yani Arap, Kürt, Türkmen, Şii, Sünni böyle bir yapılanmaya gidilirse karşı değiliz. Ama sadece ana unsur olarak Irak anayasasında da Türkmenleri göz ardı ederek, 2 unsur olarak Irak’ın yapılandırılması, Türkmenlerin yok olması demektir. 3 milyon Türkmen’in yok olması demektir. Bin yıldır orası bizim yurdumuz. Onun için, bu şekilde bir yapılanma bizim için ölüm fermanıdır. Böyle değerlendiriyoruz. Türkmenlerin de tabii ki çıkarını gözeten diğer milletler ile birlikte yeni projelere biz açığız. Bizim de önerimiz var elbette; Kürdistan’ın yanında bir Türkmeneli bölgesinin kurulması. Türkmenler için bu hayati bir ehemmiyet taşımaktadır. Çünkü Irak devletinin 95 yıllık bir tarihi var. Bu bölge içinde bu tarih içerisinde Türkmenlerin yüzde 50’si asimile oldu. Ama Türkmen bölgesi oluşturulursa bu bölge tabii eğitimde, dairelerde Türkçe konuşacaklar, asimile olma şansımız çok daha azalacak. Kaldı ki bugün Kürdistan’daki bir çok Kürtçü partiler de Türkmeneli bölgesindeki topraklarımıza göz dikmektedirler. Çünkü toprağımızın altında petrol var. Bu yüzden de bir an önce bölgelerimizi Kürtleştirmek yönünde projelerini uygulamaya döküyorlar.”
Bu söylediklerine biraz daha açıklık getirmesini istedim Sarıkahya’dan;
 “Kerkük; düşününüz bundan 12 sene önce yüzölçümü şehir olarak 16 kilometrekareydi. Nüfusu da 850 bindi. Şimdi nüfus 1 buçuk milyon, yüzölçümü de 40 kilometrekare kare oldu. Bu ilavelerin hepsi Kürt’tür, dışarıdan gelen Kürtler. Kerkük’ün kuzey bölgesini bir de doğu bölgesini, Süleymaniye, Erbil’den bağlantısı olan bölgeler Kerkük’ten daha fazla arttı. Bazı Kürtler hatta Türkiye’den, İran’dan da gelip yerleştirildiler. Çünkü Kerkük’ün petrolü çok önemli bir yer tutmaktadır Orta Doğu için. Bize göre de Kerkük salt bir Türkmen şehriydi ama şimdi demografik değişim, Saddam da yıllarca Araplaştırmak için Arap getirdi. Kürtler de son yıllarda 12 sene içerisinde çok sayıda Kürt’ü getirip Kerkük’e yerleştirdiler. Bizim dışarıdan getirecek Türkmenimiz olmadı. Her bölgemiz, kritik hassasiyet vardı diğer şehirlerde. Telafer’de öyle, Erbil’de öyle. Bizim Kerkük’e bu insanları transfer etme şansımız olmadı çünkü bu imkân da ister. Devletle orada yönetimi kontrol ederseniz bunu yaparsınız. Kaldı ki, bu dönem içerisinde bütün Kerkük’teki kamu kuruluşlarının hepsini Amerikalılar, gelir gelmez Kürtlere verdi. 12 tane ana kuruluş var Kerkük’te. 
İki üç gün önce bir hadise yaşandı Kerkük Üniversitesi’nde!.. 
Geçen hafta bir Türkmen rektör yardımcısının rektörlüğü onaylandı Başbakanlıktan. 3 gün önce Kürt bölüm başkanını kendisi ile birlikte Kürt partilerin gençlik şeyi ile televizyonda götürdüler adamı (Abbas Taki) silah zoruyla istifasını aldılar, görüntüsünü de verdiler. Adam istifa etti. Tabii silahı televizyonda göstermediler adam ’ben istifa ettim’diyor. Ama tabii kamera arkasında silah var. Abbas Taki, Türkmen kardeşimizi, Irak Yükseköğretim Bakanı Hüseyin Eş Şehristani atamıştı. Ne Türkmen hareketi ne Bağdat’taki Şii hareketi, Irak devleti, ne Türkiye’nin ağırlığı. Bir adamı 3 günden fazla rektör tutmaya yetmedi. Demek ki Türkmen toplumu şu anda tehlikededir. Bir çok iş adamı dedi ki; biz de neyimiz varsa ucuza satıp gideceğiz, bölgede kalmayız. Demek ki sıra yarın bize gelir.” 
Bunu yapan Barzani’ye bağlı güçler mi?
 “Birlikte yaptılar. Vali izne gitti. Amerika’da zaten şu anda. Vali yardımcısı Arap. Aramışlar vali yardımcısını. O da polis müdürünü aramış, o da ’biz önleyeceğiz, bir şey yok ortada’ demiş. Hepsi tiyatro. Sonra facebookta da yayınlandı gizli görüntüleri. Kürtler silah zoruyla adamı görevden aldılar.” (KİŞİSEL GELİŞİM; Ahmet TAKAN, 08 Mayıs 2015)

1 Mayıs 2015 Cuma

SURİYEDE EL- NUSRA ve İSLAM CEPHESİ TERÖRİSTLER TARAFINDAN YAPILAN ALEVİ SOYKIRIMINI LANETLİYORUZ

SURİYE'DE EL- NUSRA ve İSLAM CEPHESİ TERÖRİSTLER TARAFINDAN YAPILAN ALEVİ SOYKIRIMINI LANETLİYORUZ!.. (*)
25. Nisan 2015 tarihinde İdilip ve Halep Kırsalında bulunan Cisr eş-Suğur ve İstibork kentlerine, Uluslarası düzeyde terör örgütleri olarak resmi anlamda kabul edilen,  El- Kaidenin Suriye Kolu olan El- Nusra, İslam Cephesi militanları tarafından yapılan saldırılarda, sırf Alevi oldukları için, aralarında büyük çoğunluğu, kadın, çocuk ve ihtiyarlarında bulunduğu  300 e yakın Suriye yurttaşı, hedef gözetilerek katledilmişlerdir. 
Bu durum, tüm internet sitelerindeki ve bölgeden gelen haberlerlede teyit edilmektedir. Bir grubu, sırf Alevi olduğu için hedef alıp, planlıyarak grup üyelerini katletmek ve bunun  delilerinin olması, 1948 Birleşmiş Milletler Soykırımı önleme ve cezalandırma sözleşmesi, 2. Maddedeki şıklar uyarınca soykırım suçudur. Bunu planlıyanlar, işleyenler her kim olursa olsun uluslararası Soykırım Sözleşmesine göre, Soykırımın işlendiği ülkede, bu konudaki yetkili bir mahkemede yada uluslararası yetkili bir mahkemede yargılanır ve cezalandırılır.
Soykırım suçunu işleyenlerin, Türkiyedeki,  Serinyolda Eğitilen (Eğit-Donat, BOP projesi çerçevesinde), El Nusra ve İslam Cephesi  teröristleri olduğu belirtilmektedir.  12. 000 tane teröristin Türkiye üzerinden bu bölgeye sırf bu  tıp operasyonlar için gönderildiği iddası ve 28 Nisan 2015 de Suriye Devletininde bizzat Cumhurbaşkanı Esad tarafından, Hükümet ve  Türk Silahlı Kuvvetleri desteğinde bu harekatın yapıldığı bilgisini dünya kamuoyuna açıklaması,  Türkiye açısından durumu iyice vahim hale getirmiştir. Çünkü bu, Uluslararası; insanlık, Savaş ve Soykırım Sözleşmeleri ve Terörizmle mücadele protokollerine  hukukuna göre suçtur ve bedelide ağırdır.
Türkiye Cumhuriyetinin  mevcut Cumhurbaşkanı ve Hükümetinin, Suriye, Mısır  ve Irak bağlamında, bu tip terörist gruplarla ilişkisi olduğu ve desteklediği dünyada yaygın kanıdır. Bu durum,  Turkiyedeki Suriyedeki ve Iraktaki belgelerlede kanıtlanabilir düzeydedir. Türk istihbaratının en son Adanadaki tırlar ve silahlar olayı, Musul Konsolosluğunun basılış ve rehine şekli, Türkiyedeki bu gruplara ait terörist eğitim kampları vs. buna birer örnektir. Türkiye Cumhuriyeti  Hükümetinin, İstihbaratının,  Türkiyedeki sözde yardım kuruluşlarının, mezhepçi bir yaklaşımla bu Terör örgütlerine yardım ettiği, dünya basınında bizzat teröristlerle, Suriye ve Türkiyede, bulundukları yerlerde yapılan  röportajlarlada mevcuttur.
Türkiye Cumhuriyetinin yetkililerinin, bu tip terör örgütlerini desteklemekten vazgeçmeleri bizce elzemdir.  Acilen gerekli sorumluluk gösterilmez  ve tedbirler alınma ise, komşudaki yangının Türkiyeyede sıçraması nın an meselesi olduğu bilinmelidir. Mezhepçilikle bir yere varılamayacağı bilinmelidir. Mevcut iktidarın Mezhepçi yaklaşımları ve gerginlik politikaları Türk Milletinin milli birliği, dirliği ve geleceği için tehlikelidir. Türk Milletinin bu konuda uyanık olması, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun bir birlerine kenetlenmesi ve Suriyedeki Alevi soykırımını lanetlemesi , bugün her zamandan daha çok önem taşımaktadır. Sorun Türkiyenin bekası sorunudur. Her Türkü bu konuda sorumluluğa çağırmayı bir görev addediyoruz.
 Türkiyede mezhepsel gerginliğin yaşanmaması ve bu tip mezhepçi soykırımcı bir yangının Türkiyeye sıçramaması için, basta her resmi ve garı resmi yetkili olmak üzere, bizzat sorumluluk alanı tüm Türkiyeyi kapsayan, Medya, Aydınlar, Siyasi Partiler, Sendikalar, Kitle örgütlerininde katkilari ile, TSK, MİT, Hükümet ve Polis teşkilatları kendine hızla çeki düzen vermelidir. Terörizme karşı aktif mücadele etmeli, bölge ülkeleriyle yoğun işbirliği ve iç işlerine karışmadan, bu gelişen vahim durumu  hızla çözüme ulaştırmalıdır.
Her halukarda, 25 Nisan 2015 tarihinde Alevi oldukları için bölgede soykırıma tabi tutulan, Cisr eş-Suğur ve İstibork kentlerindeki halka karşı işlenen bu suçlardan dolayı, sınırın Türkiye tarafında veya Suriye tarafındaki tüm bu Soykırıma iştirak edenler, planlıyanlar ve destek verenler, konumları ne olurlarsa olsunlar, uluslararası yetkili bir mahkemede hesap vermek zorundadırlar.
Bunun için biz HTK- Hollanda Türkleri Konseyi olarak, bu Alevi soykırımının suçlularının, belirlenip, yakalanıp,Türkiye Cumhuriyetindeki yetkili bir Mahkemede, Suriyedeki Yetkili bir Mahkemede  veya BM oluşturacağı yetkili bir mahkemede yargılanmalarını, BM Güvenlik Konseyi üyelerinden ve Uluslararası yetkili organlardan acilen ve önemle talep ediyoruz.  Yüce Turk Milletinin evlatlarını  bu konuda cok duyarlı  olmaya, sorumluluğa, mezhep catışmalarına karşı mücadele etmeye ve bu soykırımı  lanetlemeye  davet ediyoruz. Saygılarımızla,
HTK-Hollanda Türkleri Konseyi adına; 
Sefa Yürükel ve Mustafa Cingöz.
(*)Hollanda Türkleri Konseyi-HTK, Lahey, 30.04.2015 - BASIN ACIKLAMASI & Konu: Suriyede Alevi Soykırımı.// [publicize twitter] [publicize facebook] [category duyuru] [tags Basin Açıklaması, El Nusra, İslam Cephesi, Alevi Soykırımı]

13 Nisan 2015 Pazartesi

KALLEŞ BATI Ermeni yalan ve iftiralarına ALÇAKÇA sahip çıkıyor ve Yüce TÜRK Milleti'ne menfur tuzaklar kuruyor...

Ermeni Soykirimi Iftirtasindan dolayi,Hollanda Türkleri Konseyi (HTK), Hollanda parlamentosunda 127 Milletekiline ve Avrupa Parlamentosu üyelerinden bir kısmını mahkemeye verecek.‏ Yuce Turk Milletinin  Onurlu Evlatlari ve Turk Dostlari,  Bazi Hasim Avrupalilarin Turk Milletine karsi sozde Soykirim iddalarina ve Parlemento ve Hukumet kararlarina karsi Turk Milletinin onurunu cignettirmiyecegiz. Dik Duracagiz,

Saygilarimla, Sefa M. Yurukel; Lahey Turklere Soykirimlari Arastirma Vakfi Baskani, HTK Yonetim kurulu uyesi - TEL:  0031(0) 634371012
HTK, 127 Hollandalı vekile dava açıyor!
(13 Nisan 2015 Pazartesi 11:26)
Hollanda Türkleri Konseyi (HTK), Hollanda parlamentosunda bazı vekilleri ve Avrupa Parlamentosu üyelerinden bir kısmını mahkemeye verecek.
Hollanda Türkleri Konseyi başkanı Sefa Yürükel ve Mustafa Cingöz Hollanda Parlementosunda geçtiğimiz hafta gündeme gelen ve 13 ret oyuna karşılık 127 oyla kabul edilen 1915 yılında Türkler tarafından yapıldığı iddia edilen Sözde Ermeni Soykırım önerisinin Türk toplumuna karşı ilenmiş bir iftira suçu olduğunu söylediler.
Hafta sonu düzenledikleri basın toplantısında Yürükel ve Cingöz Hollanda Parlamentosunda öneriye ‘Evet‘ diyenlerin aldıkları kararla Hollanda yaşayan 500 bin Türk’ü rencide ettiklerini vurgulayarak öneriyi sunan ve buna destek veren partiler ile milletvekilleri hakkında davalar açacaklarını belirttiler.
2002 yılında Avrupa Parlamentosu’nda onaylanan ve 2005 yılında Türkiye ile AB arasındaki müzakerelere kriter olarak eklenen kararın oluşturduğunu öne süren Yürükel ve Cingöz, “Avrupa Parlamentosu üyeleri hakkında da dava açacağız. Hem Hollandalı, hem de Avrupalı parlamenterler hakkında prosedürün tamamlanması sonrası açılacak davalar emsal teşkil edebilir. 
Benzer davaların diğer ülkelerde de açılacağını umuyoruz. Biz kendi milletimize hakaret ettirmeyeceğiz. Kendisine ‘Türk’üm’ diyeni kimseye kurban ettirmeyeceğiz. Kimseden korkumuz yok, hiçbir güç bizi engelleyemez” ifadesini kullandılar.
“Tarihçiler ve parlamenterler bizim hakkımızda karar veremezler’ diye konuşmalarını sürdüren Yürükel ve Cingöz, Hollanda parlamentosunun uluslararası hukuku tanımadıklarını ileri sürdüler.
Yürükel ve Cingöz, açılacak davalarla ilgili olarak hem Türkiye’de, hem de Hollanda’da önemli hukukçularla görüştüklerini ifade ederek, “Lahey’de, Lüksemburg’da ve Strasburg’da adaletli hakimlerin olduğuna inanıyoruz” dediler
Türkiye’de ve Hollanda’da önemli hukukçularla görüştüklerini ifade eden Cingöz ile Yürükel, “Lahey’de, Lüksemburg’da ve Strasburg’da adaletli hakimlerin olduğuna inanıyoruz” diyerek bu hafta içinde davanın açılacağını belirttiler.
Bilindiği üzere Ermeni Diaspoarası bir asırdır iddia ettikleri Sözde soykırım için Nisan ayının 24’ünde 100. Yıl anma etkinlikleri için dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye ve lobicilik faaliyetleri yürütmekteler.
© SONHABER.NL

Ergun KULA / (İnterAjans) – Hollanda Türkleri Konseyi, 1915 olaylarıyla ilgili olarak Hollanda parlamentosunun alt kanadını oluşturan Temsilciler Meclisi üyeleriyle Avrupa Parlamentosu üyelerini mahkemeye vermeye hazırlanıyor.
Geçtiğimiz Perşembe günü Temsilciler Meclisi’nde oylanan ve 13’e karşı 127 oyla kabul edilen 1915 olaylarıyla ilgili önergeyle Türk toplumuna karşı iftira suçu işlendiğini belirten Hollanda Türkleri Konseyi yöneticileri Sefa Yürükel ile Mustafa Cingöz, düzenledikleri basın toplantısında, “Tarihi çarpıttıkları ve aldıkları kararla 500 bin Türk’ü rencide ettiklerinden dolayı önergeyi sunan ve buna destek veren partiler ile milletvekilleri hakkında davalar açacağız” dediler.
Sefa Yürükel
Hollanda parlamentosunun alt kanadında onaylanan önergenin temelini 2002 yılında Avrupa Parlamentosu’nda onaylanan ve 2005 yılında Türkiye ile AB arasındaki müzakerelere kriter olarak eklenen kararın oluşturduğunu öne süren Yürükel ve Cingöz, “Avrupa Parlamentosu üyeleri hakkında da dava açacağız. Hem Hollandalı, hem de Avrupalı parlamenterler hakkında prosedürün tamamlanması sonrası açılacak davalar emsal teşkil edebilir. Benzer davaların diğer ülkelerde de açılacağını umuyoruz. Biz kendi milletimize hakaret ettirmeyeceğiz. Kendisine ‘Türk’üm’ diyeni kimseye kurban ettirmeyeceğiz. Kimseden korkumuz yok, hiçbir güç bizi engelleyemez” ifadesini kullandılar.
Yürükel ve Cingöz, açılacak davalarla ilgili olarak hem Türkiye’de, hem de Hollanda’da önemli hukukçularla görüştüklerini ifade ederek, “Lahey’de, Lüksemburg’da ve Strasburg’da adaletli hakimlerin olduğuna inanıyoruz” dediler.
Mustafa Cingöz
Soykırımın suç tanımı olduğunu, bunun da yalnızca mahkemeler kanalıyla yapılabileceğini belirten Sefa Yürükel ile Mustafa Cingöz, “Tarihçiler ve parlamenterler bizim hakkımızda karar veremezler. Hem Avrupa Parlamentosu’nun kararı, hem de Hollanda parlamentosunda onaylanan önergeyle uluslararası hukuk tanınmamaktadır. Hukuk terörizmi yaşanmaktadır. Bu durumda ‘güçlünün hukuku’ söz konusu. Bundan herkes zarar görür. Uluslararası hukukta söz namustur, anlaşmalara attıkları imzaları kendileri çiğnemektedirler” ifadesini kaydettiler.
KABUL EDİLEN ÖNERGE
1915 olaylarıyla ilgili önerge Hollanda Temsilciler Meclisi’nde yapılan açık oylamada 13’e karşı 127 oyla kabul edildi. CU’nun (Hıristiyan Birlik) o dönem lideri olan Rouvoet’un, “Hükümetten, Türkiye ile ilişkilerde Ermeni soykırımının kabul edilmesi konusunu sürekli ve özellikle gündeme getirmesi istenmekte” şeklindeki Temsilciler Meclisi’nin 2004 yılında oybirliği ile kabul ettiği önergesine işaret edilen değiştirilmiş önergede, parantez içinde “netlik için belirtilmiştir: bu soykırımın kurbanları Süryaniler, Rum Pontus ve Aramiler de buna dahildir” ifadesinin kullanılması dikkati çekmişti.
Önergede, “Türkiye ve Ermenistan’ın tarihleri konusunda bir uzlaşı sağlamaları çok önemli. 1915 olayları hakkında iki tarafın karşılıklı görüşleri kabul etmeleri, aralarındaki ilişkilerin bir adım daha ilerletilmesi açısından gereklidir. Hollanda ve dışındaki yerlerde yapılacak olan Ermeni soykırımı 100’üncü yıl anma törenlerinin iki toplum arasında saygı ve kabule katkıda bulunmasını arzu ediyoruz. Hükümetten, Rouvoet önergesinin devamı olarak ikili ilişkilerde ve AB kapsamında Türkiye hükümetinden Ermenistan ile yakınlaşmaya yeni ivme kazandırmasını ve Ermenistan hükümetiyle barışı hedeflemesinin istenmesi rica edilmekte” ifadesi kullanıldı.

23 Mart 2015 Pazartesi

Türkmen Milletvekili Hasan Özmen: "130 ŞEHİT Türkmenlere sahip çıkan yok"

130 ŞEHİT Türkmenlere sahip çıkan yok
IŞİD işgalindeki Kerkük’ü geri almak için operasyon düzenleyen Türkmen birlikleri yine ortada kaldı. Türkmen Milletvekili Hasan Özmen, hava desteği, tank, panzer ve topçu ateşi desteği sözü verildiğini, ancak bunların yerine getirilmediğini söyledi.
Özmen, “Mücadelemizi sürdürmek istiyoruz.
Ancak son saldırıda 130 soydaşımız şehit oldu” dedi.
Terör örgütü IŞİD’in işgal ettiği Kerkük’ü geri almak için operasyon düzenleyen Türkmen birlikleri yine ortada kaldı. Sağlam mevzilerde savaşan IŞİD’li teröristler 130 Türkmen’i şehit etti. Türkmen Milletvekili Hasan Özmen, IŞİD’li teröristlerin tahkim edilmiş mevzilerde savunma yaptıklarını belirterek, “Türkmenlere hava desteği verilmiyor.
MÜCADELE SÜRECEK
Türkmenler mücadelelerini sürdürüyor. Bu sefer kayıp çok oluyor. Son saldırıda 130 Türkmen şehit oldu” dedi. Hasan Özmen, saldırıdan önce Türkmenlere hava desteği, tank, panzer ve topçu ateşi desteği sözü verildiğini, ancak bunların yerine getirilmediğini söyledi. Türkmenlerin elinde ağır silah bulunmadığını açıklayan Özmen şöyle konuştu: “Ağır silah ve hava desteği olmayınca ilerleme ağır oluyor. 
IŞİD’li teröristler  mevzilerini sağlamlaştırdı. Savunma yapıyorlar, dolayısıyla topçu ateşi, panzer, tank, ya da hava desteği gerekiyor. Bunlar Türkmenlerde yok. Peşmerge bu konuda avantajlı, hava desteği alıyor.”
Türkmen kuvvetlerinin Selahaddin ve  Kerkük’ün güneyinde  operasyonlarını sürdürdüklerini ifade eden Özmen, yavaş da olsa ilerleme sağladıklarını belirtti. Türkmenlerin Bağdat’a bağlı Haşid birliklerinden bağımsız güç oluşturmak istediklerini de  kaydeden Özmen, “Çalışmalar bu yönde. Komuta merkezi ayrı olacak.
Peşmerge ve Haşid ile birlikte çalışacak komuta merkezi olacak. Irak Türkmen Cephesi bu çalışmaları sürdürüyor. Bununla ilgili Bağdat ve Erbil ile görüşmeler sürüyor” diye konuştu. Irak merkezi hükümetinin ABD öncülüğünde oluşturulan uluslar arası koalisyon gücünün kara harekâtı yapmasına karşı olduğunu anlatan Özmen, bunun yerine lojistik destek istendiğini söyledi.

6 Şubat 2015 Cuma

TÜRKMENLER’DEN ÇOŞKULU VE MUHTEŞEM AVRUPA BULUŞMASI; Eşref KERKÜKLÜ Hollanda Türkmenleri Birliği (HOLLANDA TÜRKMENLERİ) Türkmeneli Öğrenci ve Gençler Birliği (TÖĞB) Hollanda Şube Başkanı

TÜRKMENLER’DEN ÇOŞKULU VE MUHTEŞEM AVRUPA BULUŞMASI
Hollanda Türkmenleri Birliği’nin Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da Şehit Türkmen Lideri Dr.Nejdet Koçak’ın anılması ve anlaşması temasıyla düzenlediği “Hollanda Türkmen Konferansı”, büyük ilgi gördü ve yoğun katılımla geçti.
5 yıldır geleneksel olarak Hollanda Türkmenleri Birliği tarafından düzenlenen muhteşem buluşmada bu yıl, halkı tarafından Türkmen Beğ sıfatıyla hitap edilen Hollanda Türkmenleri Birliği Başkanı Eşref Kerküklü’nün moderatörlüğünde önemli bilgilerin verildiği ve değerlendirmelerin yapıldığı doyumsuz ve coşkulu bir akşam yaşatıldı. İstiklal Marşı’nın okunmasından sonra Türkmen Milli Marşı okundu ve Şehitler için saygı duruşuna geçildi, ardındansa program başladı.
Konferans’ta ilk konuşmayı yapan Irak Türkmen Cephesi (ITC) Avrupa Birliği/Brüksel Temsilcisi Dr.Hassan Aydınlı yaptığı konuşmasında “Türkmenler büyük Türk dünyasının önemli bir parçasıdır. Şu anda karşılaşmakta olduğumuz problemlerin başında mezhep üzerinden bölünmemiz tehdidi gelmektedir. Mezhep taasubuna karşı önlem alıyoruz ve her yerde bunun doğru bir davranış olmadığını dile getiriyoruz.” dedi ve özellikle Türkmenler, Hıristiyanlar ve Yezidiler’de büyük bir duyarlılığın olduğunu ifade ederek Irak’ta ezilen tüm kesimlerle birlik içinde olduklarını söyledi. Dr.Aydınlı’nın ardından konuşan Hollanda Türkmenleri Birliği Başkanı Eşref Kerküklü, “Bu buluşmayı yapmak için elimizden gelen gayreti sarf ettik. Fakat bu gayretli çalışmalarımız karşısında ‘Karşı-Devrim’ adı verilen olgu boş durmayarak etkisiz bir gayretin içine girdiğini görüyoruz. Biz Türkmenler olarak kararlı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. Yolumuz, Önderimiz Ata Hayrullah’ın ve Yolbaşçımız Nejdet Koçak’ın yoludur. Bizler Nejdet Koçak’ın deyimi ile “idealist insanlar geri dönmemek üzere yola çıkarlar” sözüne uygun davranan milletin fertleriyiz. Yönetici arkadaşlarımız ile üyelerimizin de bildiği gibi Önderimiz Nejdet Koçak, ilk Hollanda Türkmenidir. 
Çünkü rahmetli Önderimiz, yüksek tahsil için 1964’te Hollanda’ya geldi ve ziraat alanında, pancar sökme makinası gibi yeni buluşlara imza attı. Önderimizin, bizim bugün yaşadığımız Hollanda topraklarına ayak basması ve bunda da ileri, burada Türkmen meselesine uluslararası bir boyuta taşımış olması; bizim onun devamı olduğumuzu perçinleştiren önemli bir noktadır. Bu nedenle Önderimizin bizim için ayrı bir yeri vardır. Zira Önderimiz Nejdet Koçak, yüksek bir milli his yanı sıra bilimsel alanda da çağdaş gelişmelerin takipçisi bir bilim insanıdır. Biz Türkmenler olarak bu sorumluluğun bilincinde ve farkındayız. Şu anda yaptığımız araştırmaya göre sevgili Önderimiz, Noord-Holland eyaletinde bulunan Nieuw-Vennep kasabasında Hollanda’lı bir ailenin yanında bizzat 4 yıl ikamet etti. Biz bu kutlu mirası üzerimizde taşıyoruz ve Hollanda‘yı da çok seviyoruz. Zira kendi yurdumuz olan Irak’ta insan muamelesi görmediğimiz için Hollanda’yı yeni yurt bildik ve Hollanda Türkmeniyiz.” diyerek sözlerini sürdürdü. Türkmen Beğ Eşref Kerküklü, konuşmasının devamında “Irak’ta, Türkiye’de, Avrupa’da ve dünya’da Türkmenlerin çektikleri sıkıntının en büyük nedeni bir kurtarıcı beklemeleri, birde birleşmemeleridir.” şeklinde görüşlerini ifade etti.
Konferansın konuşmacılarından Hollanda Türk Gençlik Kuruluşları Federasyonu (HTGF) Kadın Kolları Başkanı Özlem Kardeş Sancar, toplumda meydana gelen olumsuzluklara dikkat çekerek, Türk gençliğine sahip çıktıklarını ve sahip çıkmaya devam edeceklerini, toplum önderlerine görev düştüğünü, bu çerçevede görevlerini layıkıyla yaptıklarını ve toplumsal değerlerin yol gösterici olduğunu belirtti. HTGF Kadın Kolları Başkanı Sancar “Bugün toplumumuzun yüzleşmekte olduğu tehlike ve tehditler göz önünde tutulduğunda Mustafa Kemal'in neferleri olarak ne kadar haklı olduğumuz bir kez daha görülmektedir. Türkmen Önderi Şehit Nejdet Koçak’ın geleneksel olarak anmasını ve anlaşılmasını esas alan Türkmen Konferansı’nın Hollanda Türklüğüne hayırlı ve uğurlu olmasını dinlerken, tüm soydaşlarıma ve yoldaşlarıma Hollanda Türkmenleri Birliği nazarında başarılar diler ve Büyük Atatürk gibi hep beraber tekrar and içeriz; Ne mutlu Türk'üm diyene!” diyerek sözlerini tamamladı. Ortadoğu’daki Kürt ve Kürdistan olgusuna değinen Türk Araştırmalar Enstitüsü (ITS) Başkanı ve Tarihçi-Türkolog Drs.Armand Sağ konuşmasında “Ne acıdır ki Koçak bey yeterlice bilinmiyor. Koçak bey Türk tarihinde önemli bir önderdir. “Türkçülük” suçlamasıyla dönemin Irak rejimi tarafından öldürülen Nejdet Koçak’ın birlik çağrısı suç oldu. Dış güçler ne yazık ki Türklerin birliğini istemiyor. Stalin örneğin Türkleri bölmek için çalışma yapmış, Türkleri bölgeler esasına göre ayırmıştır. Türk’le Türkmen arasında bir fark yoktur.” diyerekTürkmen kavramının nasıl ortaya çıktığını anlattı.
Konferansta konuşmacı olan ancak 28 Ocak’ta Strazburg’ta bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülecek sözde “Ermeni soykırımı” iddialarını içeren İsviçre-Perinçek davası öncesi İstanbul’da bazı toplantılara katılmak ve temaslarda bulunduğu için konferansa katılamayan Türk Gençlik Önderi, Hollanda Türk Gençlik Kuruluşları Federasyonu (HTGF) Genel Başkanı Oğuzhan Kılıç’ın konferansa tebliğ anlamında yazılı mesaj gönderdi. HTGF Kadın Kolları Başkanı Özlem Kardeş Sancar, HTGF Genel Başkanı Kılıç’ın tebliğini okudu. Türk Gençlik Önderi Kılıç tebliğinde Avrupa’da ortaya çıkan radikalizm, terörizm, İslam karşıtlığı ve ırkçılık tehdidinin dengeli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini, terörle mücadele edilmesi gerektiğini, kaynağını meşru kamu hukukundan alan devlet güçlerinin din'i ve dinsel obje ve öğeleri azınlıklarla iletişim kurmak için bir iletişim aracı olarak kullanmaya kalkmalarının Anayasa’da yeri olmayan uygulamalar olduğunu, yanlışa düştüklerini, hukukun ve laik yaşamın tehlikeye sokulduğunu ve yurttaşların 2.sınıf yurttaş statüsüne sokulduklarını belirtti ve Büyük Atatürk’ün yaklaşan olayları çok çok önceden gördüğünü ve onun yoluna sımsıkıya sahip çıkılması gerektiğini dile getirdi. HTGF Genel Başkanı Kılıç’ın tebliğinde Türklük değerlerini ayağa düşürdüğünü söylediği mafya’ya yüklendiği gözden kaçmadı. 
HTGF Genel Başkanı Kılıç, “Bizler bu zorlukları görerek ve çileyi çekerek Türk milliyetçiliği’ne yaraşır ve yakışır olgunluğu ve çalışmayı ortaya koyarken birileri bu ulvi değerleri ırkçılık, gericilik, çek-senet tahsilatçılığı, kara para aklama, uyuşturucu ticareti, çeşitli kaçakçılık yaparak ve mafyacılık oynayarak ayaklarının altında pas pas etmiş, kutlu değerlerimizi hoyratça kötüye kullanmıştır. Ne acı'dır ki (manevi varlığında) Büyük Atatürk ve tüm Türklük değerleri de bundan nasibini almıştır. Mafyavari yapıların Büyük Atatürk’ü ağzına sakız etmesi kadar utanç verici bir durum olamaz!” şeklinde konuya değinerek, tebliğinin devamında “Türklük, milliyetçilik ve İslam bir kutup hareketine dönüştürülemeyecek kadar üst değerlerdir. Bunun aksine yeltenenler halkımızın zekâsıyla alay eden anti-demokrat, militarist, özgürlük düşmanı, baskıcı, faşist yapılardır. Türkiye'deki siyaseti Türk toplumunu birbirine düşürecek ve kutuplaştıracak şekilde Hollanda'ya taşımanın adı ne zamandan beri milliyetçilik olmuştur? Onlar bıraksınlar bu üstün değerleri çekiştirmeyi de toplumumuz için yeni olan hangi hakların kazanımı için mücadele verdiler, onları söylesinler. Bu noktada görülecek ki, gençlimizle ve halkça bozduğumuz oyunu birileri devam ettirmeye çalışmaktadır. Mafya yöntemleriyle güç toplamaya çalışan ırkçı-gerici kriminal güçler her ne kadar fütursuzca ve göz görerek ortada takla atıp kendi kendini ifşa etseler de boşuna çabalıyorlar; Türk gençliği uyanıktır, vakurdur ve oyunların farkındadır.” diyerek “Öncümüz ve yol göstericimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Onun ülküsü olan milletimizin ve insanlığın barış ve esenlik yolu, gençliğimizin büyük ülküsüdür. Onun ileri'den de öte ufkun ötesini gösteren yüce düşünceleri dayanağımız, kaynağımız ve yaşam biçimimizdir.” görüşlerine yer verdi.
Konferansın konuşmacılarından Türkolog Tonyukuk Erol Ersoy, Irak’ta Türkmenlerin (Irak Türklerinin) konuştukları ‘Türkmence’ adı verilen lehçe’de kullanılan sözcükler ile Türkiye’de konuşulan Türkçe’de kullanılan sözcüklerin karşılaştırıldığı bilgilendirici bir sunum yaptı. Ersoy’dan sonra konuşan Hollanda Irak Türkmenleri Danışma (NİTAR) Başkanı Sabah Merdan yaptığı konuşmada “Türkmenlerin tarihten bugüne değin temel özellikleri dürüst olmaları ve haktan sapmamaları olduğu”nu dile getirdi. Merdan konuşmasının devamında Türkmen tarihinden örnekler sunarak “Ne zaman ki, Irak kuruldu o günden bugüne Irak Türkleri (Türkmenler) Türkiye’den ayrı düşmüştürler. Türkmenlere karşı en büyük katliam 1959’da Komünistler tarfından yapıldı.” dedi ve Irak Türklerinin zulüm altında olduklarını dile getirdi. Merdan, “Sürekli, çok değerli ve kaliteli insanları bir araya getirerek onlara davamızı en iyi şekilde anlatan ve benimsettiren, Türkmen toplumumuzun öncü gücü olan Hollanda Türkmenleri Birliği ve bu birliğin Başkanlığını başarıyla sürdüren Sayın Eşref Kerküklü’yü özellikle emeğinden ve başarılarından ötürü kutluyor, Allah’tan başarılar diliyorum ve her zaman yanında olacağımızın sözünü veriyorum.” diyerek büyük takdirini dile getirdi.
Buluşmanın son bölümünde katılımcılara ikramlar yapıldı. Hollanda Türkmenleri Birliği Başkanı Eşref Kerküklü milli duyarlılıkları ve Türkmenlere yaptıkları katkılardan ötürü, alkışlar eşliğinde Irak Türkmen Cephesi (ITC) Avrupa Birliği/Brüksel Temsilcisi Dr.Hassan Aydınlı, Hollanda Türk Gençlik Kuruluşları Federasyonu (HTGF) Kadın Kolları Başkanı Özlem Kardeş Sancar, Türk Araştırmalar Enstitüsü (ITS) Başkanı ve Tarihçi-Türkolog Drs.Armand Sağ, Hollanda Irak Türkmenleri Danışma (NİTAR) Başkanı Sabah Merdan, Türkolog Tonyukuk Erol Ersoy, Fetihce Uluslararası Sosyal Projeler Derneği Başkanı Fetih Coşkunsu ve Hollanda Türkmenleri Birliği yönetimi tarafından “2014 Yılının En Aktif Türkmen Kadını” olarak seçilen Dr.Aydınlı’nın değerli eşi Europe-Turkmen Friendships  (Avrupa-Türkmen Dostluğu) girişiminin Başkanı Merry Fitzgerald’a şükran plaketi sundu.
***
Eşref KERKÜKLÜ
Hollanda Türkmenleri Birliği  (HOLLANDA TÜRKMENLERİ)
Türkmeneli Öğrenci ve Gençler Birliği (TÖĞB)
Hollanda Şube Başkanı  
 
      

2 Ocak 2015 Cuma

"VURUN YÖRÜKLERE", Kudret HARMANDA // 31 Aralık 2014

VURUN YÖRÜKLERE
Kudret HARMANDA 
Türklerle ilgili en eski kayıtlara Çin Devlet arşivlerinde rastlamaktayız.  Bazı bilim adamları, antik Çin yazılarında sözü edilen "Tue'kue" kelimesinin “Türk” demek olduğunu kabul ederler ki, bu bazı batılı bilim insanlarının kasıtlı olarak Türk Tarihini Gök Türklerle başladığı tezini çürütmektedir.(1)  Antik Çin  kayıtlarında Türklerin “Kuzeyde savaşçı ve göçebe kültüre sahip olduğu, M.Ö. 1700 yılları sonrasında kitleler halinde Altay Dağları ile Tanrı Dağları arasındaki bölgeye yayıldığı” yazılıdır. (2)
Göçebelik (konar göçerlik) Türk Milletinin yazılı tarihinin başından bu yana devam eden, daha dün diyebileceğimiz 1965 yılına kadar da süren bir olgudur. Antik Çin kayıtlarından ve yapılan arkeolojik kazılardan Türklerin göçebe ve savaşçı oldukları, yazlık ve kışlık yerleşim yerleri olduğu, hayvancılık ve avcılıkta çok ileri teknikler geliştirdikleri, bakırdan ve taştan aletler kullandıklarını öğreniyoruz. (3)
Bozkır kültüründe konar göçer (göçebe) ve savaşçı olmak bu kültürün alın yazısıdır. Yazılı tarihte bir devlet olarak ilk kez Büyük Hun İmparatorluğu ile tarih sahnesinde görülen Türk Milleti, devlet sahibi olmasına rağmen “Göçebe Kültürünü” aynen muhafaza etmiştir. Büyük Hun İmparatorluğunun parçalanması ile ortaya çıkan “Kavimler Göçü” esnasında da bu kültürün devam ettiğini görmekteyiz. Karadenizin Kuzeyinde varlık gösteren Uz, Kuman ve Peçenek boylarında da konar–göçer kültürün aynen devam ettiğini görmekteyiz. Yerleşik hayata geçen Hun (Macar), Hazar ve Bulgar Türkleri kısa süre zarfında kültürel olarak benliklerini kaybetmişler, Bulgarlar komşuları Slavlar ile karışarak Türklüklerini unutmuşlardır. (4)
Türk Milletinin tarihi süreçte kurduğu bütün beylik, atabeylik, hanlık, hakanlık, sultanlık ve imparatorluklarda genel olarak konar göçer kültür dediğimiz göçebe kültürü canlı tuttuğunu görmekteyiz. Bu davranış bir yerde cesur ve savaşçı bir millet olan Türklerin daima harbe hazırlıklı olmasını da sağlamıştır.
Yörük terimi ilk defa Osmanlı kayıtlarında, tahrir defterlerinde görülmektedir. Kelime anlamı olarak kabul gören tanımı yürüyen, konar, göçer Türkmen demektir. Hepsi de Türklerin Oğuz boyundan olup, Anadolu, Trakya ve Balkanlarda önemli bir nüfusa sahiptir. Osmanlı devleti Balkanlarda gerçekleştirdiği fetihlerin sonucunda ele geçirdiği toprakların Türkleşmesi için Yörüklerden yararlanmıştır. Özellikle Yörükler ve Türkmenler Balkanlara gönderilmiş, bu toprakların Türkleşmesi için çaba gösterilmiştir. Yörüklerin sade yaşantısı, yerli halka davranışları neticesinde fethedilen yerlerde kısa sürede devlet hakimiyeti tesis edilmiştir. Yörükan Taifesi olarak kayıtlarda rastladığımız Yörükler Osmanlı Devleti için önemli bir asker ve vergi kaynağıdır aynı zamanda.
Osmanlı devleti kendisi için hayati öneme haiz Yörükleri ne hikmetse askerlik ve vergi haricinde pek hatırlamaz. Daha doğrusu hatırlamak dahi istemez. Koskoca Devleti Alî Osman’ın yönetiminde pek çok millete mensup kişiler memuriyet alırken, Yörükleri ve Türkmenleri görememekteyiz. Söğüt’ten kendisini ziyarete gelen Yörükleri “Benim has hemşerilerim, kandaşlarım!” diye karşılayan Sultan II.Abdülhamit’ten çok değil 9 yıl önce Fırka-i İslahiye Ordusu tarafından sözde asayiş  adı altında Çukurova’daki Yörüklere nasıl davranıldığı ve iskana zorlandığı tarihlerde acı bir hatıra olarak mevcuttur. Osmanlı padişahları kendilerinin Oğuz’un Kayı boyundan Yörük  olduklarını söylemelerine karşın yaptıkları eylemler ile hiçte bu yönde değildir. Şöyle ki; Osmanlı döneminde göçebeler, yerleşik ahali gibi devletin kayıtlı tebaası durumunda idiler. Bu bakımdan onların yaşadıkları hayat tarzının bir gereği olarak yaylak-kışlak mahalleri arasında hareket halinde olmalarına rağmen başıboş diyebileceğimiz bir hayat tarzına sahip oldukları söylenemez. Konaklamaları için tahsis edilmiş yaylak ve kışlakları arasındaki gidiş gelişleri sırasında bir yerde geçici olarak üç günden fazla konaklayamamaları kanunnamelerde belirtilmiştir.(5) Osmanlı konar göçer Yörüklere sanıldığı gibi çokta merhametli değildir. Yaylaklara giderken veya kışlaklara inerken alınan vergiler bile doğrudan defterdarlık kayıtlarına alınmıştır.
İmparatorluğun son zamanları hep savaşlar ve bunların neticesinde Anadolu’ya tersine göç ile geçmiştir. Sadece Balkanlardan Anadolu’ya tersine göçte 11 milyon Türk yerinden olmuş yada katliamlara maruz kalmıştır. Justin McCarthy, 1821 - 1922 yılları arasında yaklaşık beş buçuk milyon Müslümanın Avrupa'dan sürüldüğünü ve beş milyondan fazlasının öldürüldüğü yada kaçarken hastalık veya açlık sonucu öldüğünü tahmin etmektedir. (6) Burada bahsedilen Müslüman kimliğinin %95 i fütühatla oralara yerleştirilmiş olan Türk unsurlar, yani Yörükler ve Türkmenlerdir. Özellikle Balkanlardan geri dönen bu insanlar yerleştirildikleri yerlerde Avrupai tarımı yerli halka öğretmişler, Aydın Söke, Muğla Dalaman, Burdur Çavdır, Gölhisar, Denizli Acıpayam ve Antalya Aksu gibi yerlerde bataklıkları kurutarak tarıma kazandırmışlardır.
Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilmesi ile Yörüklerin yaşam şekillerinde çok büyük değişiklikler ortaya çıkmıştır. Özellikle genç Cumhuriyetin millet mektepleri  ile Yörük çocuklarının hızla okur yazar kimliğinin öne çıktığını görmekteyiz. Yüzyıllar boyu asli unsuru olduğu devlet tarafından göz ardı edilen Yörükler, sadece dağda çoban, hudutta asker, sırtında heybesi, elinde devesi, bayırda kıl çadırı  ile dağ adamı olmadıklarını, bu devletin de asli unsuru olduklarını göstermişlerdir.
1965 yılına kadar konar göçer yaşam tarzına devam eden Yörüklerin karşısına bu seferde göç yolları üzerinde bilinçsizce hareket edenler, hiçbir kimseye zararı dokunmayan, bilakis geçtikleri yerleri ekonomik olarak canlandıran Yörüklere yerleşik düzende bulunan kişilerce düşmanlıklar yapılmıştır. Oysa Yörükler gittikleri her yerde ekonomiye, tarım ve hayvancılığa katkı sağlamışlardır. Devletin ormanları koruma adına Yörüklerin hayvancılık yaptıkları yerleri kısıtlaması, orman sahalarını yasaklamasının sonuçları bu gün daha iyi görülmektedir. Düne kadar et ihraç eden ülkemiz bu gün et ithal eder duruma gelmiştir. Yörükler yaşam kaynakları olan ormanları korumakta en az devletimiz kadar bilinçli ve hassas davranmışlar, gittikleri yaylaklarında ve kışlaklarında hayvanlarının barınaklarını bile işe yaramayan çalı çırpı tabir edilen ağaç artıklarından yapmışlardır. Neden mi? Çünkü Yörük vatana sahip çıkmanın bir yurttaşlık vazifesi olduğunu daha 5 yaşındayken öğrenirde ondan!  Kadim Türk inancından dolayı  doğayı anası olarak bilir. Onu korumanın millete hizmet olduğunu, millete hizmetin sadece askerlik yapmakla, vergi vermekle olmadığını, vatan toprağında biten her türlü nebatatı korumanında Türklük bilinci ile hareket etmek olduğunu bilir!
1991 yılından itibaren unutulmaya başlanan Yörük kültürünün tekrar canlandırılması ve yaşatılması için Türkiye’nin çeşitli illerinde “Yörük Türkmen Dernekleri” kurulmaya başlanmıştır. Bu derneklerin hepsinin de ortak amacı unutulmaya yüz tutmuş Yörük Türkmen kültürünü hatırlatmak ve yaşatmaktır. Bu yolda özellikle Adana, Antalya, Bilecik, Burdur, Bursa, Eskişehir, Isparta, İzmir, Konya,Kırşehir, Kayseri, Mersin  ve Muğla illeri epey bir mesafe kat etmiş, yaptıkları dernek çalışmaları ile bu kültürün yaşatılması için epey ter dökmüşlerdir. Bu derneklerin her sene yaptıkları “Birlik ve Dayanışma Şölenleri” adeta bayram havasında insanları bir araya getirirken; Türklüğün özü ve hamuru olan Yörük Türkmen kültürünün yaşatılmasında önemli bir yer edinmektedir. Bilecik Söğüt ilçesinde yapılan Ertuğrul Gaziyi Anma Etkinlikleri, Antalya Yörükler Derneğinin Birlik Şöleni, İzmir Yörükler Derneğinin Kültür Şöleni bunlardan sadece bir kaçıdır.
Eski bir Türk atasözü şöyle der; “Börü, kardım toysun dep it bolboyt ! “ ( Kurt, karnım doysun diye it olmaz !) Bunu yazmaktaki amacımız şudur ki, birileri sırf başarılı oldu diye belli bir kesimi yada grubu hedef almak son derece yanlıştır. Bu gün Yörük Türkmen kültürüne hizmet etmek gayesi ile kurulan derneklerin, vakıfların amacı bellidir. Özellikle 1990 larda yükselen Türk gayrı unsurlara karşı gerçek Türk Milliyetçiliğini yaşatmak, unutulmak üzere olan kadim Türk gelenek ve göreneklerini hatırlatmak adına kurulan bu kuruluşların amacı ayrı bir millet yada ırk yaratmak değildir! Ayrı bir dil, ayrı bir bayrak, ayrı bir toprak değil, özü olduğu Türk Milletinin bekası için çalışmak, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin selameti için ter dökmektir.
Şu özellikle akıllara kazınmak zorundadır; Yörüklerden ve Türkmenlerden hain çıkmaz!
Türkün Ulu Başbuğu gazi Mustafa Kemal ATATÜRK daha milli mücadeleye başlarken şu sözü boşuna söylemiyordu: “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez!”
Bu milletin geleceği, kültürel mirasının korunması ve gelecek nesillere aktarılmasına, kadim Türk gelenek, görenek ve ananelerinin yaşatılmasına bağlıdır. Bu nedenle Yörüklerin sahip çıktığı milli kültürel mirasın yaşatılması, bunlara sahip çıkılması her Türkün vazifesidir. Sırf birileri memnun olacak diye Yörüklere ve Yörük kültürüne saldırmak, sadece Türk düşmanlarının işine yarar.
O nedenle bir Peçenek Türkü olarak bu yazıyı okuyan sayın okur  son söz şunu diyorum; Yörüklük bu milletin en önemli kültürel değerlerinden birisidir, lütfen yaşatalım!
Siz değerli okurlarıma mutlu bir yeni yıl diler, 2015 yılının ömrünüzdeki en güzel yıllardan birisi olmasını temenni ederim.
31.12.2014 // Kudret HARMANDA
DİPNOTLAR:
1-    Roux, Jean Paul. Türklerin Tarihi, Büyük Okyanus'tan Akdeniz'e iki bin yıl. AD. ISBN 9755060189.
2-    Büyük Larousse, Türkler maddesi, İnterpress-Türkler Ansiklopedisi (İngilizce:The Turks)
3-    Kurot ve Kuyum kurganlarından çıkan buluntular, bu kültür çevresinde yaşayan     insanların at, sığır ve deveyi evcilleştirmiş oldukları, bakırcılığı bildikleri, avcı ve savaşçı bir topluluk oldukları anlaşılmaktadır. (Afanasiyevo Kültürü)
4-    Prof. Dr. Talat Tekin, Tuna Bulgarları ve Dilleri, s. 1, 1987, Ankara
5-    Selahaddin  Çetintürk,  “Osmanlı  İmparatorluğu’nda  Yürük  Sınıfı  ve  Hukuki  Statüleri”, Dil  ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi,11/2, Ankara 1943, s.114
6-    McCarthy, Justin (1995), Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslim 1821-1922     Darwin Pres
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma]
[tags ARAŞTIRMA DOSYASI, KUDRET HARMANDA, YÖRÜKLER]