17 Aralık 2010 Cuma

Dr. Yusuf Ekinci’den: Ahilik
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitaplar, dergiler.. Yayınlandıkları günlerde veya sonraki günlerde bize ulaşanlar. Ulaştırılanlar bunlar içinden, arasından.

Hemşehrim Dr. Yusuf Ekin
ci’nin “Ahilik” adlı araştırması, genişletilmiş 10. baskısıyla bana ulaştı. 494 sayfalık kitabın ilk sayfası, Dr. Ekinci’nin biyografisiyle başlıyor.
Sonra önsöz var hocanın kendine ait olsa gerek. Bir yerinde, “Kitabı yeniden düzenlerken eleştirileri ve önerileri değerlendirdim. Ahilik ve Ahi Birliklerini günümüzle daha fazla ilişkilendirmeye çalıştım” deniliyor.

Beş bölümden oluşan “Ahilik” adlı kitabın içinde yer ala
nların ana başlıkları, şöyle karşımıza çıkıyor: Ahilik, Ahi Birliklerinin kuruluşu, Ahi Birliklerinin faaliyetleri, Ahi Birliklerinin çözülmesi, TKY-Standardizasyon.
Ana başlıklar altındaki ara başlıklara bakıyoruz. Bunlardan, dikkat çekenler:

-Değişim karşısında Ahilik, Ahilik ve insan, Ahilik ve toplum, Ahilik ve ekonomi, günümüz görgü kurallarıyla, Ahilik görgü kurallarının karşılaştırılması, Ahi Birlikleri ve loncalar, Orta Sandıkları, Ahi Birliklerinin yönetimi, Esnaf Şeyhi, yönetim kurulu, Büyük meclis, İş hayatının düzenlenmesi, Dayanışma, sosyal faaliyetler, yamaklık, çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemleri, Çıraklık, kalfalık, ustalık merasimleri, Katılımcı liderlik, Kalite, standart ve Ahilik, Standardizasyonun önemi,.. Ahilikle ilgili verilen bilgilere bakıyoruz. Bunlar:

Ahinin üç şeyi açık, üç şeyi kapalı olmalıdır.

Açık olanlar: 1- Eli açık olmalı; Yani cömert olmalı, 2- Kapısı açık olmalı; Yani konuksever olmalı, 3-Sofrası açık olmalı; Yani aç geleni tok döndürmeli,

Kapalı olanlar: 1-Gözü kapalı olmalı, Kimseye kötü bakmamalı, kimsenin ayıbını görmemeli, 2-Dili bağlı olmalı, Yani kimseye kötü söz söylememeli, 3- Beli bağlı olmalı, Yani kimsenin ırzına, namusuna, haysiyetine
ve şerefine göz dikmemeli.
Peki “Ahilik” deyince ne anlıyoruz? Bu sorunun cevabı 15. sayfada veriliyor: Günümüzde Ahilik esnafa özgü bir kavram olarak algılanmakta, Ahilik denilince esnaf, esnaf denilince de Ahilik akla gelmektedir. Ancak, bu kavramın günümüze ve geleceğe ışık tutan daha derin ve geniş anlamı da vardır.

Ahiliğin, Türklerin İslamiyeti topluluk halinde kabul ettikleri yıllarda, Türk örf ve adetleri ile İslam inancını kaynaştırmak amacıyla geliştirilen bir düşünce sistemi ve yaşama tarzı olduğu söylenebilir.

Dr. Yusuf Ekinci: 21.03.1943 tarihinde Burdur’da doğdu. Isparta Gönen İlk Öğretmen okuluyla, Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünden mezun oldu. 1987 yılında doktorasını verdi. İlkokul, ortaokul, lise ve dengi okullarda öğretmen ve idareci olarak çalıştı.

Milli Eğitim Bakanlığında, Şube Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı, Daire Baş
kanı, Müsteşar Yardımcısı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı olarak çalıştı.
1995 yılında Burdur Milletvekili olarak seçildi. Türk-İş Genel Başkan Danışmanı olarak görev yapan Yusuf Ekinci’nin 11 ayrı kitabı yayınlandı. ***

Mustafa Ceylan’dan:
Bir yanardağ fışkırması
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Edebiyatımızın Antalya merkezli baş temsilcisi Mustafa Ceylan.. Önderliğinde yürütülen Gülce Edebiyat akımı çalışmaları hızla yayılırken, yurdumuzdan ve dünyanın değişik ülkelerinden ses getirirken mola verip, yeni yayınlarıyla da karşımıza çıkıyor Mustafa Ceylan. Mustafa Ceylan, izlenmesi zor başarıların altına imza atar.
Yenilerde bana ulaşan bir kitabı “Bir Yanardağ Fışkırması” yıllardır ilgiyle, izlediğimiz, dinlediğimiz bir şiirin adı. Kitap yenilerde bana ulaştı, ulaştırıldı.
72 sayfayla “Gülce şiirler” çerçevesinde yayınlanan kitap da yer alanlar, yine gülce edebiyat akımındaki şiir anlayışı çerçevesindeki bir anlayışla yazılmış, sayfalara aktarılmış.
Örneğin, sayfa 29’daki “Asker oğul” başlıklı, adlı şiir, Gülce edebiyat akımının yiğitçe, tarzında ele alınmış kaleme alınmış. Bu şiirin girişinden:
Anaların ağıdını,
Dindir gayri asker oğul!,
Dağ başından paçavrayı,
İndir gayri asker oğul!..
Bir yanardağ fışkırması adlı kitapda yeralan şiirler, Gülce edebiyat akımının örnekleriyle şekillenmiş, şekillendirilmiş, sayfalara aktarılmış. Mustafa Ceylan’ın büyük emek verdiği bir edebi alan çalışması. Kutluyor, sevgi ve saygılar sunuyorum.
Yıllardır, Mustafa Ceylan okuyuşlarıyla alkışladığımız, bildiğimiz, tanıdığımız kitabın adı olan şiir “Bir yanardağ fışkırması” kitabın arka sayfasında karşımıza çıkıyor. Bu şiirden iki dörtlük alalım ve noktamızı koyalım efendim.
Bir yanardağ fışkırması,
Benim gönlüm, deli gönlüm.
Ceylanların hıçkırması,
Benim gönlüm, deli gönlüm.
***
Kanatlanıp göğe uçar,
Kendisinden kendi kaçar,
Hasret hasret çiçek açar,
Benim gönlüm, deli gönlüm. ***
Mustafa Ceylan’dan: Anadolu Efsaneleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Sanat ve edebiyatımızın yaşayan ustalarından, gülce edebiyat akımının baş mimarı, yöneticisi, yıllarla birlikte eskimeyen bir sevgi bağını yaşattığımız Mustafa Ceylan.
Antalya’dan sesleniyor. Yazdıkları, yayınladıkları beğeniliyor. Alkışlanıyor, izlenmeye devam ediliyor.
Yenilerde bana ulaşan kitaplarından birinin adı: “Anadolu Efsaneleri” Gülce yayınları arasında 130 sayfayla okurlarına ulaşmış, ulaştırılmış.
Mustafa Ceylan, Antalya’da oturuyor ya.. Kitap Antalya Efsanesiyle başlamış. (Gülce-bahçe)den sözedilerek, kaydedilerek yola çıkılmış. “Yaralı Ceylan ve Avcısı”ndan sözediliyor. Şöyle başlıyor.
Dinleyin ağalar, dinleyin beyler,
Eritir zamanı bu halkın gücü.
Özlem duyuyorsa kahramanına,
Diriltir mezardan bu halkın gücü.
***
Dilsize söyletir, gösterir köre,
Aminle, duayla dertlere çare,
İsterse indirir doruktan yere,
Çürütür tahtları bu halkın gücü.
(Gülce-Bahçe)-Balıkesir Kız Efsanesi, Burdur adının efsanesi, Ankara-Elmadağ gelin kayası efsanesi, Bayburt efsaneleri, Burdur Salda Gölü efsanesi, Edirne Kırkpınar efsanesi, İzmit-Dil iskelesi efsanesi, Kayseri ağ gelin efsanesi, Ordu Asarkaya efsanesi şeknesi, İzmit-Dil iskelesi efsanesi, Kayseri ağ gelin efsanesi, Ordu Asarkaya efsanesi şeklinde devam edip gidiyor efsaneler, efsanelerin anlatımları.
Mustafa Ceylan, edebiyatımız için en zor olanların seçiminde önde, bunların yazılıp, değerlendirilip anlatım sıralamasında önde.. Kısacası Mustafa Ceylan her yerde ve her zaman önde.
Sayfa 39’da başlayan Burdur Salda Gölü Efsanesi’nin giriş bölümü, girişi efendim:
Rengini topraktan,
Gökyüzünden ve sudan,
Alan doğa harikası,
Güzeller güzeli bir göldür,
Dünyanın ikinci temiz suyu,
Mars ile örtüşür toprak yapısı,
Türkiye’nin ikinci derin gölü Salda,
Yaşıyor dipdiri efsanede, masalda.**
GÜNÜN SÖZÜ: Mustafa Ceylan; her yerde her zaman açık farkla önde.. ***
Mustafa Ceylan’dan: Kapadokya güneşleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bir tahlil uzmanı, araştırmacı, şair-yazar Mustafa Ceylan’ın birbiri ardına yayınladığı kitaplarından biri daha: Kapadokya Güneşleri. Tahlil..
66 sayfalık kitap da; Sabit İnce, Rasim Köroğlu, Nedim Uçar ve Mümün Uluç’un şiir dünyaları ve Kapadokya sevdaları tahlil ediliyor, inceleniyor..Mustafa Ceylan sonuçları ortaya çıkarılıyor, sayfalarda sergileniyor.
Önsözün sonundaki cümleler: Rasim Köroğlu’nun o külüstür “arabası”na dolaşıp, şiir akrabalarımla nice cihanları ve nice dolunayları dolaştım.
Sabit İnce’nin “Anadolu derdi” derdimiz oldu da, en çok Nedim Uçar’ın dağ başlarına bağdaş kuran yıldızlarına ve sislerine tutundum.
Ve bir anda karşıma müthiş bir enerji santralı çıktı ki, Mümün Uluç isimli bir fırtınanın etkisinden kurtulamadım. EN çok da bu etki ile bu kitabı çıkarma gayretine giriştim…
Aşağıya imzalarıyla birlikte alacağım şiirler, Mustafa Ceylan’ın inceleme ve tahlilleri sonunda “Kapadokya Güneşleri” adlı kitabının sayfalarına aktarılanlar arasından seçilen dörtlükler olacak efendim. Buyurun:
SABİT İNCE’DEN
Kim ne derse varsın desin,
Benim derdim Anadolu.
Dost düşmanım bunu bilsin,
Benim derdim Anadolu.
RASİM KÖROĞLU’NDAN
Sanmayın ki felek hoş tuttu beni,
Ne doldurdu, ne de boş tuttubeni,
Düşmanın attığı değmeden geçti,
Hep kendi attığım taş tuttu beni.
NEDİM UÇAR’DAN
Vadilerin yeşil kuytularında,
Vişne çürüğüne çalan akşamlar.
Sahillerin mavi sığ sularında,
Pembe hülyalara dalan akşamlar..
1- Nihayet kesesini doldurmaya ve milletin sırtından para kazanmaya niyetli olmayan bir kültür elçisi, bir sanat sevdalısı, bir koca yüreke rastladım. Çok şükür! Bu kültür ve sanat sevdalısı, Kapadokya tutkunu abide bir şahsiyetin adı: Mümün Uluç. (Mustafa Ceylan, sayfa:55)
2- Ortaokul yıllarımdan 1993’lü yıllara kadar şahsen benimle ilgili bir araştırma yapacakların ağabeyim, hocam İsa Kayacan’ın anılarla yüklü dev kitaplarına başvurmalarını önermekteyim. Kayacan usta ile sanat-kültür-edebiyat yolculuğumuz hep ağabey-kardeş ilişkisi içinde geçmiştir ve son nefese kadar da devam edecektir (Mustafa Ceylan, Kapadokya Güneşleri, sayfa: 12)
***
İsa Kahraman’dan, İsa Kayacan’a
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bazen, iki isimle yan yana gelen, adaşlıklarıyla yan yana gelenler olabilir. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Kütahya’dan İsa Kahraman, Ankara’dan İsa Kayacan. İsa Kahraman’ın bu satırların yazarı İsa Kayacan’a bir mektubu ve arkasından, bendenizin “Bana Yazılan Şiirler” adlı kitabında (kitabımda) yeralamayan, baskı sonrası yazılan bir İsa Kahraman şiiri var. Buyurun birlikte okuyalım:
Muhterem hocam, Prof. Dr. Sayın İsa Kayacan; Son kitabınız olan (128.kitap) “Bana Yazılan Şiirler” adlı eserlerinizi bendenize göndermek lütfunda bulundunuz. Bin teşekkür, bin dua. İhya ettiniz. Öylesi bir kitapta benim bir çalışmamın olmaması, beni üzdü. O ha’let-i ruhiye ile kaleme aldığım şiirimi ekte sunuyorum. Kayda değer bulursanız, uygun bir yerde değerlendirirsiniz, nihai karar sizindir.
Bu vesile ile: Şiirimde de bahsettiğim gibi, garip Anadolu’mun garip şairlerine kol, kucak açarak onların elinden tutmaya devam edeceğinizden eminim. Bu sizin karakteriniz.
Bana düşen: “Allah size hayırlı, sağlıklı, uzun ömür versin. Siz de bu manada Türk kültürüne hizmet etmeye devam edebilesiniz” duasını size (Halisane) yollamaktır. Allah kabul buyursun.
Sevgili hocam, hoşça kalın, Allaha emanet olun efendim (İsa Kahraman, Kütahya, 18.07.2010)
İSA KAYACAN’A
Garip Türkiye’mde nice şairin,
Kalbine tercüman, dili Kayacan.
Tutunacak dal ararken nicesi,
Uzanıp kavrayan, eli Kayacan.
***
Ece’den Tefenni, sonra Burdur’a,
Yörük yola girmiş, mümkün mü dura,
Çarık varsa şükür, nerde kundura,
Dinler mi yağmuru, seli Kayacan.
***
Ece Dergisiyle yaktı ocağı,
Süslüyor kaç kitap, köşe bucağı,
Herkese açıktır, kolu, kucağı,
Sevdiğine bağlar, beli Kayacan.
***
Az yardım etmedin, adaşım bana,
Halis dua, hiç gider mi yabana,
Rahmet olsun, anan ile babana,
Yaptırmıştı köye, yol, Kayacan.
***
Demir attın Ankara’ya varmakla,
Mücadelen kutsal, dişle, tırnakla,
Aran da çok iyi Cenab-ı Hak’la,
Yedirmez mi sana, balı Kayacan.
***
Şair, yazar, katip, otelci, hancı,
Hem maddi, manevi, çektin çok sancı,
İkimizde olduk sonra ormancı,
Sevdik hem ağacı, gülü Kayacan.
***
Dile kolay rakam: Yüzyirmidokuz,
Kaç kişi yazmıştır, boş lafa tokuz,
Bunca kitap yazdın, “oku”da yokuz,
Yeri; desem sana, Deli, Kayacan.
***
Bir İsa’dan, bir İsa’ya selam var,
Aramızda boş laf değil, kelam var,
Hem adaşın, birde torun balam var,
Oda bir Allahın, kulu Kayacan..
İsa KAHRAMAN (18.07.2010-Kütahya)
Not: Bu şiirle, İsa Kayacan’a yazılan şiir sayısı 244’e, şiir yazan şair ve ozan sayısı 131’e yükselmiştir.
***
Hemşehrim Emine Önal’ın üç şiiri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Antalya’da yaşayan, Burdurlu hemşehrim Emine Önal’ın üç ayrı şiiri var masamda yenilerde gelen. Bunlardan ilki:
MEÇHUL KÖY (Emine Önal)
Ta orda bir ağaç gördüm uzakta,
Kurumuş dalları, dibinde üç yapraklı bir yonca.
Su görmemiş besbelli, bakılmamış, büyümemiş benim gibi.
Ta orda bir ev gördüm uzakta.
İçinde, zavallı ak sakallı bir insan,
Ağaca bakıyor durmadan.
Gücü yok ki sulasın o ağacı
Tutmuyor ki elleri, toplasın meyveleri.
Orada güneş doğar, uzaktan uzağa batar.
Yaşlı adamın tepesinden iner,
Kaybolur zaman zaman.
Tıpkı senin kayboluşun gibi,
Her zaman.
İkinci şiir “Kimsem yok” başlığının taşıyıcısı. Bu şiirdeki Emine Önal duygularına bakalım
Buyurun:
KİMSEM YOK (Emine Önal)
Arpayı erdirdim, buğdayı biçtim.
Koyunu ayırıp kuzuyu seçtim.
Yavrular derdinden gurbete düştüm.
Gurbet elin zerre kadar tadı yok.
Göç ettim gurbete yok ki hiç param.
İmrendim ellere sosyete olan,
Köyümde yediğim bir kuru soğan.
Gurbet elde baklavadan farkı yok.
Sabah olur, herkes gider işine.
Gamın sefaletin düştüm peşine.
Gurbet elde bir iş gelse başına.
Kapını açacak hiçbir kimsem yok,
Son Emine Önal şiirinin adı: “Ana”. Sekiz ayrı mısradan meydana gelen “Ana”nın mısralarına dönelim, bakalım. Nelerle karşılaşacağız:?
ANA (Emine Önal)
Ham doğurup besleyen, hem giydirip süsleyen,
Kanadında gizleyen, anadır o anadır.
Sen ağlarken ağlayan, sen gülerken o gülen,
Evlat yoluna ölen, bir melek insandır o.
Analar baş tacıdır, baba dert ilacıdır.
Meyveler ağacıdır, kırılmaya gelmez o.
Analı kuzu hey kuzu, anasız kuzu vay kuzu.
Hem oğlanı, hem kızı doğuran anadır o anadır.
***
Gölhisar Gündem Gazetesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur merkez ve ilçeleriyle ilgili her türlü haber beni yakından ilgilendirdi, ilgilendirmeye devam ediyor.
Halk ozanı, araştırmacı, yazar ve gazeteci Osman Akkoç’tan bir ‘tomar’ gazete aldım. Kendisinin de yazarları arasında bulunduğu “Gölhisar Gündem” Gazetesiydi gelenler.
Burdur ilimize bağlı, Gölhisar ilçemizde haftalık yayınlanan bu gazetenin, yani Gölhisar Gündem’in, Kurucusu: İbrahim Nanecioğlu, Sahibi: Bülent Okunakol, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: İbrahim Erbay, Hukuk sorumlusu: Av. Mustafa Demirörs, Sayfa editörü: Halil Sanlı, Muhabir: Serkan Bilgiç.
Küçük boy 12 sayfayla, haftalık olarak okurlarının karşısına çıkan, çıkarılan Gölhisar Gündem’in, 240,41,44,45,46 ve 248 nci sayılarının sayfalarına şöyle bir göz atalım:
Köşe yazılarıyla okurla merhabalaşanların, ilk sayfalardan anonslarında; Eyüp Ersoy, Bülent Okunakol, Osman Akkoç, Necdet Ergün, isim ve imzalarıyla karşılaşıyoruz. İlk sayfalar, Gölhisar yerel haberleriyle şekilleniyor. Bazı haber başlıkları:
-Gölhisar’da başarılı sera modeli, Burdur’da parlayan iki yıldız: “Kibyra ve Sagalassos”, Çavdır’da Anadolu Öğretmen Lisesi yapılıyor, Altınyayla çevre yolu inşaat çalışmaları devam ediyor, Lütfen tarlanızdaki anızları yakmayın, Dirmil’de anıt ağaçlar tescilleniyor, Yusufça çevre yolu ve Çamköy yolları hizmete girdi, Gölhisar sanayi sitesinin bitmeyen çilesi, Gölhisar şehir stadyumu modern tribüne kavuşuyor, Yüksekokul öğrenci sayımız düştü, vd.
İç sayfalarda, Osman Akkoç’un hazırladığı yöresel bulmaca, değişik haberler, araştırma yazıları, makaleler, Şimdi makalelerden, imza sahiplerinden de sözederek bazı cümleler alalım, nakledelim efendim:
-Yaklaşık 20 yıl önce yapımına başlanan peyderpey bitirilerek sanayi esnafımızın Gölhisar ve çevre halkının hizmetine giren bu sanayi sitemize halâ modern bir görüntü verilememiş, yerüstü ve yer altı alt yapı çalışmaları bitirilememiştir (Bülent Okunakol, Sayı: 246)
-Varken bir şeyin kıymetini anlamamak, yok olduğu zamanda biz niye bu işin kadrini bilemedik deyip, ahlar-vahlar çekeriz (Eyüp Ersoy, Sayı:240)
-Ev sahibi, eğlence bitti, haydi gidin artık diyemez. Ama, davul ve zurnalar yada sazlar, bunun bittiğini halkımıza anlatmayı başarmıştır. Ancak, bunlar bundan 30-40 yıl öncesine kadar yapılıyordu. Şimdi zaman zaman yapılsada değeri kalmamıştır. Çünkü hoparlör ile söyleniyor (Osman Akkoç, Sayı: 244)
-Bu dünyada kimseye güvenmeyecek miyiz?. İnsanlık öldü mü? Yazışmaya ne gerek var? sözleri ne yasal olarak, ne de dinen geçerli değildir (Necdet Ergün, Sayı: 246)
***
Güzide Gülpınar Taranoğlu’dan
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirimizin, sanat ve edebiyatımızın duayenlerinden Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun şiirleri, duygu zenginliği içinde karşımıza çıktı yıllardır. Güzide hanımın iki şiirinden, bazı dörtlükler vermek istiyorum aşağıda efendim. Bunlardan birincisi, Sen Gövermezsin başlığının taşıyıcısı. Bu şiir üç dörtlükten meydana geliyor.
Şiirin tamamı:
SEN GÖVERMEZSİN (Güzide Gülpınar Taranoğlu)
Kış geçer bahar gelir
Zaman zamanda erir
Yine dallar göverir
Niçin sen gövermezsin?
***
Kulak duyar göz görür
Rüzgar eser ses verir
Dünya hep yenilenir
Niçin sen gövermezsin?
***
Gecenin ardında gün
Acı gıda beş öğün
Aşkıyla övündüğüm
Niçin sen gövermezsin?
İkinci Güzide Gülpınar Taranoğlu şiirinin adı “Ben”. Altı dörtlükten oluşturulmuş bu şiir. Üç ayrı dörtlüğü anılan şiirin:
Kötülük bilmedim, nedir, nasıldır
İnsanda iyilik özdür, asıldır
İnsanlar çiğ sütle büyümüş kuldur
İkiyol, şeytani, rahmani yoldur.
*
Doğruyu bulmalar zormudur sanki
Allah’ı bilmekle olur inanki
Din-iman ayarlar canda ahengi
Allah’ım, adınla ömrümü soldur..
*
Kul kula etmesin asla eziyet
Meydana fışkırır o kötü niyet
Herkesin sonları aynı nihayet
Allah’ım daima huzuru buldur..
***
GÜNÜN SÖZLERİ:
Her gecenin ardında insan yeniden doğar/Sevgi cennet bağının bir ilahi yoludur/Sevgiliden uzakta haz yaşanmaz (Güzide Gülpınar Taranoğlu)
***
Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun Duygu harmanından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Edebiyatımızın bilinen, önde gelen isim ve imzalarından Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun rahmetli eşi Dr. Bilal Taranoğlu için yazdığı şiirler içinden, “Duygu Harmanım” adlı şiir kitabından seçtiklerimizden efendim. “Yarabbi” adlı şiir dört dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin iki dörtlüğü:
Bunaltma Allah’ım mümin kulları,
Işısın hayıra giden yolları,
Helalın elinden olsun malları,
Şeytana hiç fırsat verme Yarabbi.
***
Adını anmadık anım yok benim,
Sensiz gücüm yok dermanım yok benim,
Bilirim sayende karnım tok benim,
Ömrümü zamansız dürme Yarabbi.
***
Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun dörtlükleri var, duygu yüklü, anlamlı.
Bu dörtlüklerden ikisini de aşağıya alalım.
Buyurun:
Dün yanımda, bu gün sade canımda,
Kurduğumuz güzel dünya boşaldı,
Adı dilde aşkı her an kanımda,
Tutuştukça canım ona yol aldı..
***
Güzel düşler bilinmezler yolunda,
Yaşamanın tadı bitti sonunda,
Senden başka her şey bana yabancı
Ruhum kalbim acıların kolunda..
GÜNÜN SÖZLERİ:
1-Gözyaşı kulların kaderinde var / Zira insanoğlu, doğarken ağlar.
2- Pek çok insanın yüreği yıldızsız geceye benzer (Güzide Gülpınar Taranoğlu)
***
Cumhur Turan’dan: Anadolu Gemisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Cumhur Turan-Payda Yayıncılık kuruluşu, bir bütünlük içinde görünüyor, böyle değerlendiriliyor.
Merkezi Ankara’da bulunan Payda Yayıncılık kuruluşunun sahibi ve genel koordinatörü Gülendem Gültekin, bir yayın uzmanı. Dizgi ve sayfalara yerleştirme, düzenleme profesörü. Öncelikle kutluyorum, alkışlıyorum.
Cumhur Turan’un 10 rakamının üzerinde kitabı, Payda Yayıncılık kuruluşunun yayınları arasında bir arada günyüzü gördü. Bu kitapların sayfalarında gezmek kolay değil. Epeydir Cumhur Turan hocanın kitaplarının sayfalarında gezme gayreti içindeyim
Bir yeni kitap, roman “Anadolu Gemisi” adıyla Cumhur Turan imzalı. 140 sayfayla günyüzü görmüş.
Üçüncü sayfanın girişi, romanın başlangıcı:
-İki arkadaş Karşıyaka’da bir bankın üzerine oturdular. Bir süre suskun İzmir körfezini seyrettiler. Karşıyaka iskelesinden Konak iskelesine gidecek gemi kalkmak üzereydi. Geminin motorunun manevra yaparken çıkardığı görüldü, çırpındığı suyun hışırtısı ile karışarak onlara kadar geldi. Bir hafta önce karneler dağıtılmış, ikisi de sınıflarını geçmişlerdi. Yeni öğrenim yılında, ilköğretim yedinci sınıfa devam edeceklerdi. Uzun bir yaz tatili onları bekliyordu”
Bu Cumhur Turan hocanın, Anadolu Gemisi için yaptığı giriş. Sonraki sayfalarda anlatım-anlatımlar devam ediyor. Olaylar gelişiyor, zaman zaman çıkmazlara girilir gibi görünse de, bir çıkış yolu mutlaka bulunuyor.
Anadolu Gemisi adlı kitabın bir anlamda özeti şeklinde görülenler, kitabın arka kapağına konulmuş. Buradan aldıklarımız:
-Murat ile Oğulcan, martılara simit atmayı bir anda bırakarak; Burcu ise, aynı anda yerinden bir yaya gibi fırlayarak, Özge’nin parmağını uzatarak gösterdiği gemiye doğru baktılar. Bir anda hepsinin bakışları Özge’nin gösterdiği gemide toplandı.
Güvertede olan diğer yolcularda; “ne oluyor” dercesine bir merakla o noktaya bakmışlardı. Bu bakış anının sessizliğini Murat bozarak;
“Anadolu… Anadolu”…
Geminin bordasında yazılı adını üst üste iki kez sesli olarak okumuştu. Bu okuyuş diğerlerini de ateşleyince, dördü birden:
“Anadolu.. Anadolu”, diye yineleyip, ellerini çırparak zıplamaya başladılar. Birden o gemi ile aralarında bir gönül bağı kuruluvermişti…
***
Mektubun satırlarından, şiirin mısralarından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bana gelenler.. Mektuplar, şiirler. Bunların genel bir değerlendirme içinde ele alınışları, sayfalara aktarılışları. Mektubun satırlarından, şiirin-şiirlerin mısralarından seçtiklerimiz, sıraladıklarımız:
Değerli dost, Sayın İsa Kayacan; Sizin aklınıza gelen, başkalarının aklına esmiyor. Bizim insanlarımız, menfaat dünyasını seviyor galiba!. Bana öyle geliyor. Son kitabınız “Bana yazılan şiirler” in arkasına son söz yazan dostumuz Mansur Ekmekçi’nin yazısı hala kafamı kurcalıyor. O yazıyı arka sayfaya almanın tam yerine isabet etmesi beni çok memnun etti. Her okuyanın gözlerinde bir soru işareti bırakacaktır o yazı. Bilirim ki siz, benim gibi normal yaşantınızın yanında paraya yüz vermeyensiniz. Doğal bir görüş düşüncesiyle hareket etmenizin size çok şeyler kazandırdığına, ruh sağlığıyla söylüyorum.
Ben, bunca yıl Avrupa’da yaşadığım halde, yetmişli yıllardan sonra dost edinemedim. Sizi de keşke o zamanların içinde tanısaydım. Gazetelerden tanıyordum ama, demek ki irtibat kuramamışız. Şimdi sizi tanımış oldum. İyi niyet sahibi değerli bir şahsiyet heryerde, her adımda tanınan tertemiz kişiliğe sahip bir yüreksiniz. (Kemal Petricli Köln-Almanya, 15.09.2010)
ŞİİRLERİMİZ BİRDAL CAN TÜFEKÇİ’DEN
İki şiirimiz, daha doğrusu Birdal Can Tüfekçi imzalı iki şiir var masamda, elimde. Bu şiirler 5 dörtlükten oluşan “El Beni”, yine beş dörtlükten oluşan “Görmek İsterim” adlarının taşıyıcıları. Bu şiirlerden ikişer dörtlük alalım, nakledelim efendim:
EL BENİ (Birdal Can Tüfekçi)
Kaçılmıyor bu kaderin önünden,
Canan usandı, can koptu teninden,
Bir garibim, kimse bilmez halimden,
Acımadan dile koydu el beni.
**
Birdal der; bak hayaller oldu yalan,
Savruldu harmanım bağlarım talan,
Gurbet ellerinde, oldum perişan,
Öldürmeden, sala koydu el beni..
***
GÖRMEK İSTERİM (Birdal Can Tüfekçi)
Çiçek açsan yapraklanan dalımda,
Aklım kaldı al yanağın alında,
El ele çıkıp da, hayat yolunda,
Yar, yanımda seni görmek isterim.
***
Söylediğin sözler, cana, batınca,
Günü aya, ayı yıla katınca,
Hasta olup yataklara yatınca,
Yar, yanımda seni görmek isterim.
***
Birdal Can Tüfekçi Duygularından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Muğla ilimize bağlı, Dalaman ilçemizde yaşayan, buradan seslenen Birdal Can Tüfekçi’nin şiirlerindeki olgunluk, şiir yolculuğunda alınan mesafenin uzunluğu ve sağlamlığı hissediliyor, görülüyor artık. Tebriklerimi sunuyorum. Önce, dört ayrı dörtlükten meydana gelen “Divane aşık gibi” adlı, başlıklı Birdal Can Tüfekçi şiirinden iki dörtlük alalım, nakledelim:
Kağıdı kalemi, alıp da elime,
Bütün dertlerimi, yazasım geldi.
Sevda şarkılarını, salıp dilime,
Divane aşık gibi, gezesim geldi.
**
Söner mi yazmakla yürek yangını!
Koymam kimselerde, alcam ahdımı.
Beni ateşlerde, yakan zalimi.
Kör kurşunlara, dizesim geldi!.
Yazımızın son bölümünde veya ikinci-son bölümünde “Gözlerin” adlı, altı dörtlükten meydana gelen Birdal Can Tüfekçi şiirinin mısraları arasında yaptığımız gezinti sonunda, üç ayrı dörtlük nakledelim buradan:
Güneşli havada, şimşek çaktırır!
Baktığı her yeri, yakıp; yıktırır1
Beni benden alır, candan bıktırır1
Esir eder beni, senin gözlerin.
***
İçime kor düştü, sevgiden yana!
Ela gözlü o yar, bakınca bana.
Gülerdi, oynardı, şakırdı ama.
Ömrümden nice yıl, çaldı gözlerin.
***
Sanırsın bakınca, sever sayardı!
Dağları eritir, taşı oyardı.
Suskun duruşuyla, cana kıyardı!
Dermansız dertlere, saldı gözlerin.
***
Engin Çır’dan: İki şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İzmir’de yaşayan, Devlet Sanatçısı, şair – betsekâr Engin Çır’ın iki şiiri var masamda. Bunlar, “Bitti güzelim” ve “Yine bahar sensiz oldu” başlıklarının taşıyıcıları efendim. İlk şiir “Bitti güzelim” beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. Üç ayrı dörtlüğü bu şiirin:
BİTTİ GÜZELİM (Engin Çır)
Çözüldü gönlümün sevgi bağları
Engel görür oldum küçük dağları
Aslıyı düşündüm geçen çağları
Uzayan yollarım bitti güzelim.
***
Kor oldu içimi yaktı gözlerin
Gözümden özüme aktı gözlerin
Gitme kal der gibi baktı gözlerin
Uzayan yollarım bitti güzelim
***
Derdimi içimden atmak istedim
Aşkın şerbetini tatmak istedim
Uzanıp dizinde yatmak istedim
Uzayan yollarım bitti güzelim.
Ve Engin Çır hocanın “Yine bahar sensiz oldu” dört ayrı dörlükten oluşan şiirinin tamamı ise şöyle karşımıza çıkıyor, bizimle selamlaşıyor. Buyrun birlikte okuyalım:
YİNE BAHAR SENSİZ OLDU
Yine bahar sensiz oldu nazlı yar
Yollarına otağ kurdum geçmedin,
Hasretinle gönlüm doldu nazlı yar
Pınarımdan bir yudum su içmedin.
***
Sevdim dedin uzak kaldın yıllarca
Günlerimi benden çaldın yıllarca
Her çeşmede nasip aldın yıllarca
Pınarımdan bir yudum su içmedin.
***
Gelir diye yollarına bakmıştım
Senin için ne türküler yakmıştım
Aşkın için seller gibi akmıştım
Pınarımdan bir yudum su içmedin.
***
Nicelere ne ümitler bağladın
Nice günler eller için ağladın
Kimi görsen aşık oldun çağladın
Pınarımdan bir yudum su içmedin.
Engin ÇIR - İzmir
***
Tefenni Ortaokulu mezunlarından bazıları ve Mithat Erden’den bir şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimize bağlı, Tefenni ilçemiz ortaokulundan 1950’li yılların sonunda mezun olanların bazıları.. Bunların isimleri, görev yaptıkları yerler..
Mithat Erden, eğitimci, araştırmacı-yazar ve şair. 1960 öncesi, Tefenni ortaokulunun Müdürü.. Tefenni sevdalısı bir usta. 23.10.2010 tarihinde, Ankara’daki evinde yaptığım ziyaretim sırasında Tefenni Ortaokulundan mezun olanların isimleri ve görev yaptıkları yerler itibariyle bir liste verdi bana. Bunlar şöyle sıralanıyor. (Görev yerleri sonradan değişmiş, bu isimler emekli de olmuş olabilirler):
1-Abdurruhman Özboyacı (Hakim Albay), 2- Hikmet Özbağcı (İst. Vali Muavini), 3- Ali İhsan Yüksel (Avukat), 4- Ramazan Erçiftci (Albay-Rusca Öğrt) 5- İsmail Çiftci (İzmir Savcısı), 6- Ali Çiftci (J. Albay), 7- İhsan Barın (Dusseldorf-Üniversitesi-Prof.), 8- Hüseyin Alper (J.Albay), 9- Mehmet Sunar (J.Albay), 10- Mehmet Yıldırım (J.Albay), 11- Veysel Yıldırım (J. Albay), 12- Yalçın Erten (Korgeneral, J. Gn. K.lığı), 13- Şali Çağlar (Prof. Hacettepe Ünv.), 14- Mehmet Kekeli (J.Albay), 15- Dr. Ali Sümer (İnegöl Hast. Baş. Tbb), Kadir Akın (Bakırköy Kaymakamı), 16- Kadir Uysal (Aydın Valisi), 17- Ömer Selimoğlu (Banka Müdürü), 18- Hulusi Selimoğlu (DYP Karamanlı ilçe Bşk).
BEN BUYUM (Mitat Erden)
Ben bir Türk’üm, ben bir Kürd’üm, ben Çerkez’im, ben Laz’ım
On beş dilden çalar, söyler ince telli bir sazım,
**
Köroğluyum, Rüstemi Zal, Dedekorkut, Kava’yım,
Ben dünyaya ışık saçan güneş, yıldız ve ayım.
**
Ben onurum, ben şefkatım, ben sevgiyim ben insan,
Ben yüzyıllar ötesinden gelip tarihler yazan.
**
Türkiye’yim, uygarlığın temellini atanım,
İnsanlığa özgürlüğü, kardeşliği katanım.
**
İster “he” de, ister “yok” de, ne dersen de ben buyum,
Ha Kabil’den, ha Habil’den gelmiş olsa da soyum.
**
Bildiğim şey, vurulmuşum tatlı şeker diline,
Zeybeğine, Lorkesine, kınalı ellerine.
***
Bildiğim şey sevdalıyım, toprağına, taşına,
Bildiğim şey adamışım canımı bu vatana.
**
Türkiyem bu anam, bacım, ilk göz ağrım kardeşim,
Türkiyem bu, has yavuklum, ışıl ışıl güneşim.
**
Kibele’yim, Afrodit’im, Ayzıt’ım ben, Gök Tanrım,
Onun için yaşıyorum, onun için bu dünyada ben varım.
**
Ben Ahmedi Yesevi’yim, Mevlana’yım, Pir Sultan’ım,
Her zerresi şefkat ile sevgi ile dolu kanım.
**
Dolamışım kollarımı güzel ince beline,
Anadolum, kurban olam yediveren gülüne.
**
İster “he” de ister “yok” de, ne dersen de, ben buyum,
Ha Kabil’den, ha Habil’den gelmiş olsa da soyum.
Mithat ERDEN (2003)

4 Aralık 2010 Cumartesi

Atatürk ve Ağaçlar
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Devletimizin kurucusu yüce Atatürk’ün ağaçlarla ilgili sevgi ve kararlarıyla ilgili onlarca anlatım vardır, yazılıp sayfalara aktarılanlar, tarihe düşülen notlar vardır.
Bunlardan üçünü, Salim Savcı hoca’nın 2010 yılında yayınladığı “Atatürk’e Göre” adlı kitabının 19, 21, ve 22 nci sayfalarında yeralan anlatımlardan örnekler verelim. Bunların, Emekli öğretmen Birsel Oğuz’un “Güneşi Görebilmek” adlı kitabından alındıklarını da kaydederek, buyurun birlikte okuyalım:
ATATÜRK VE İĞDE AĞACI
Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Ankara, başkent olarak seçilmiş.
O günün Ankara’sı
- Kurak,
-Çorak bir yerleşim yeridir.
Atatürk, Çankaya’dan T.B.M.Meclisine gelirken yol üzerinde sadece bir tek iğde ağacı görür. Arabasını durdurtur, arabadan iner, o iğde ağacını selamlar. Çevresindekiler atılırlar:
-Aman Paşam böyle ne yapıyorsunuz? derler. Şu karşılığı alırlar:
-O ağaç, yediğim meyvenin,
-Sığındığım gölgenin,
-Soluduğum havanın bir neferidir (Askeridir). Onun da en az diğer neferler kadar selama hakkı var. Yani neden şaşırıyorsunuz onu anlayamadım der.
Günlerden bir gün buradan geçerken yanında bulunan arkadaşına;
-İşte bu benim.. der. Birkaç gün sonra iğde ağacının bulunduğu yerden geçerken, arabayı durdurtup arabadan iner:
-Ne yaptınız bu ağaca? der. Şu cevabı alır:
-Paşam, yolu genişletmek için mecburen o ağacı kestik, derler. Atatürk söz alır:
-Bir kez de bana sormuş olsaydınız, bu ağacı kurtaracak bir yol bulurdum diye ekler. Atatürk daha fazla dayanamaz. Arabasına biner. Şoförün ve yanındaki arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlar.
Bu olay o günden beri kuşaklardan kuşaklara anlatılır, durur.
KÖŞK VE ÇINAR AĞACI
Yıl 1930. Atatürk Yalova-Termal’dedir. Köşke doğru çıkmaktadır. Birde bakar ki, bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir.
-Yahu, sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki? Neden kendini bu ağacı kesmeye muktedir görüyorsun? der.
-Paşam, çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı. Ayrıca yaprakları da pencerelere müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz, ya da ağacı keseceğiz. Kusura bakmayın ama onun için çınarı keseceğiz cevabını verir.
Atatürk bir an düşünür:
-Hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız emrini verir.
Bu emir üzerine ilgililer İstanbul’da ki köprü altındaki rayları Termal’e taşırlar. Köşkü hiç yıkmadan raylar üzerinde çınardan 4.80 cm. kenara çekerler. Atatürk yok ama bu köşk Cumhuriyetimiz gibi dim dik ayakta yaşıyor.
Bu da bu satırların yazarından:
Ah bir de ağaçlar konuşabilseydi!
SÖĞÜTÖZÜ VE ATATÜRK
Atatürk, Ankara’da dinlenmek istediği zaman 80 kadar söğüt ağacının hayat bulduğu Söğütözü’ne gider.
-Ah, keşke burada bir kulübem olsaydı, der. Çevresini selamlar:
-Paşam, istediğiniz kulübe olsun. Hemen şuraya bir kulübe yaparız derler.
Atatürk duramaz:
-Peki buradaki söğüt ağaçları ne olacak? der.
Oradakiler:
-Paşam buradakiler söğüt ağacı. Bunlar gönülsüz ağaçtır. Sökeriz, başka yere dikeriz. Birde su verdik mi onlar kesinlikle, tutarlar derler.
Atatürk bir an duraklar:
-Bu önerinizi tek bir şartla kabul ederim. Yeteri kadar söğüt ağacı var. Bunları kendi ellerimle sökeceğim. Yeni yerlerine kendi ellerimle dikeceğim. Önce onların tuttuklarını göreceğim. Sonra kulübenin yapılmasına izin vereceğim, der.
Sonra da kulübe yapılır.
İşte bu olay; bugün betonu yeşile tercih edenlere örnek gösterilecektir.
***
2008 yılında okuyucuyla buluşma sayım; 4 bin 132’ye ulaştı (1)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Zaman geçiyor, günler, aylar, haftalar aylar derken yıllar gerilerde kalıyor. Geride kalan bu yıllar içinde yaptıklarımız nelerdir?, kalıcılıklarıyla ilgili neler söyleyebiliyoruz?.
Bu satırların yazarı İsa Kayacan’ın yazıp yayınladığı yazılarının genel sayılarıyla ilgili yapılan değerlendirmeler nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor?. Bu sorunun cevabı çerçevesinde, 2008 yılında İsa Kayacan’ın yazdıkları yayınladıklarıyla ilgili rakamlara bakalım:
2008 yılında yazdığım gazete ve dergi sayısı, bu yayın organlarındaki yazı-yayın sayımda tuttuğum günlük notlarımın genel değerlendirilişiyle ortaya çıkmış oldu. 2008 yılı kayıtlarımla ortaya çıkan genel yayın görüntüm şöyle bir tablo ortaya koydu:
2008 yılında 968 ayrı yazı yazıp, 51 gazete, 12 dergide toplam 63 ayrı yayın organında 4 bin 132 kez okuyucu karşısına çıkmışım (bu rakam ulaşılan okuyucu sayısının artışıyla farklı bir sonuca ulaşabilir), okuyucuyla buluşmuşum. Bir başka ifade şekliyle 2008 yılında da ‘rekora’ giden yolda yürümüşüm, ayak izleri bırakmışım.
Kayıt altına aldığım günlük, haftalık, aylık ve yıllık notlarımı 01 Ocak – 31 Aralık 2008 arası, yani 12 aylık sürede, gazete ve dergi isimleri itibariyle değerlendirme, altalta koyup, sıralama, toparlama sonuçlarınma göre;
1-Belde Gazetesinde (Ankara, 365 ayrı yazı-yıl içinde ara verilmeden tam gün)
2-Olay Gazetesinde (Ankara, 303 ayrı yaz›)
3-Tasvir Gazetesinde (Ankara, 278 ayrı yazı)
4-Yarın Gazetesinde (Ankara, 22 ayrı yazı),
Olmak üzere, toplam 968 (gün-yazı) ayrı yazımın, günlük olarak yayınlandığı ortaya çıktı. Bu 968 ayrı yazımın, değişik yerleşim birimlerinde yayın yapan, gazete ve dergilerde “gün-sayı” olarak 4 bin 132 kez yayınlandığı, okuyucu karşısına çıktığı, çıktığım, yıllık kayıtlarımın teker teker-satır satır değerlendirilişiyle anlaşıldı, görüldü.
Şimdi, yukarıda isimleri kaydedilen 4 ayrı gazeteye ilave olarak İsa Kayacan’ın yazılarının yayınlandığı gazete ve dergilere, yayın-gün sayısı itibariyle şöyle bir göz atalım:
5- Anayurt Gazetesi (Ankara, 159 yazı)
6- Sonsöz Gazetesi (Ankara, 301 yazı)
7- Gündem Gazetesi (Ankara, 261 yazı)
8- 24 Saat Gazetesi (Ankara, 282 yazı)
9- Burdur Gazetesi (175 yazı)
10- Zümrüt Rize Gazetesi (155 yazı)
11-Hürfikir Gazetesi (Lüleburgaz, 113 yazı)
12-Burdurlu’nun Sesi Gazetesi (196 yazı)
13-Van Postası Gazetesi (222 yazı)
14-Gaziantep’te Zafer Gazetesi (212 yazı)
15-Kent Gazetesi (Kilis, 171 yazı)
16-Çoruh’un Doğduğu Yer Gazetesi (Bayburt, 88 yazı)
17-Yeni Söke Gazetesi (54 yazı)
18-Fethiye Gazetesi (139 yazı)
19-Sorgun Pastası Gazetesi (42 yazı)
20-Önder Gazetesi (Keşan, 58 yazı)
21-Yenigün Gazetesi (Burdur, 30 yazı)
**
2008 yılında okuyucuyla buluşma sayım;
4’bin 132’ye ulaştı
(2)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
22- Oğuzeli, Gazetesi (Bucak-Burdur, 76 yazı)
23- Tefenni’nin Sesi Gazetesi (Tefenni-Burdur, 44 yazı)
24- Pınar Gazetesi (Gölhisar-Burdur, 41 yazı)
25- Şafak Gazetesi (Aydın, 35 yazı)
26- Babaeski Söz Gazetesi (42 yazı)
27- 7 Mart Gazetesi (Borçka-Artvin 37 yazı)
28 -Kuşakkaya Gazetesi (Gümüşhane, 46 yazı)
29 -Söke Ekspres Gazetesi (28 yazı),
30 -Samandağ Gazetesi (Hatay, 10 yazı)
31-Özden Gazetesi (İstanbul, 11 yazı)
32- İleri Gazetesi (Ceyhan-Adana, 10 Şiir),
33-Anadolu Gazetesi (Simav-Kütahya, 10 şiir)
34-Günlük Gazete (Fethiye-Muğla, 10 yazı)
35- Bakış Gazetesi (Aydın, 13 şiir)
36- Aydın Güzelhisar Gazetesi (14 şiir)
37- Ses-15 Gazetesi (Bucak-Burdur), Beşkaza Postası Gazetesi (Fethiye), Gündem Gazetesi (Bucak-Burdur), Devrek Postası Gazetesi, Ege Gazetesi (Fethiye), Bodrum Ekspres Gazetesi, Demokrat Eğirdir Gazetesi, Yozgat Gazetesi, Gazete Evrim (Adana), Türkay Haber Gazetesi (Adana), Zirve Gazetesi (Adana), Hürışık Gazetesi (Manisa), Yeni Soluk Gazetesi (Bursa), Gazete Hürsöz (Aydın), Mühakime Gazetesi (Bakü-Azerbaycan), Gerbil Azerbaycan Gazetesi (Bakü), adlı gazetelerde toplam 38 yazımın yayınlandığı görüldü.
Yayın (gün) sıralamasında “İlk on” da yeralan gazeteler: Belde, Olay, Sonsöz, 24 Saat, Gündem, Van Postası, Burdurlu’nun Sesi, Kent, Burdur, Fethiye.
DERGİLER:
1-Çağrı Dergisi (Ankara, 5 yazı),
2-Tuna Boyu Dergisi (Bulgaristan, 3 yazı),
3-Sarızeybek Dergisi (Söke, 3 yazı),
4-Sevgi Yolu Dergisi (Salihli-3 yazı),
5-Pamukkale Güneşi Dergisi (Söke, 2 yazı),
6-Kümbet Altında Dergisi (Tokat, 2 yazı),
7-Dikili Ekin Dergisi (1 yazı),
8-Maki Dergisi Manisa, 1 yazı),
9-Akpınar Dergisi (Niğde, 1 yazı),
10-Burdur, Yöremizin Kültür, sanat ve edebiyat bülteni (1 yazı),
11-Taşoyad Kümbet Dergisi (Tokat, 1 yazı)
12-Yeni Size Dergisi (İstanbul, 1 yazı).
YAZILARIMIN YAYINLANDIĞI GAZETELERDEKİ TESPİT EKSİKLİĞİ
Yazılarımın yıllar itibariyle, süreklilik içinde yayınlandığı pek çok gazetenin gün, ay ve yıl tespitinde eksiklikler olduğunu gördüm. Burada, ya örnek yayın-yazı seçimi yapmışım ya da (o gün için önemsememişim).. Yazılarımın yayın tespitlerinin yapılmadığı (yapılamadığı) gazetelerden bazıları:
Doğu Ekspres Gazetesi (Erzurum), Bandırma Gürses Gazetesi, Gündem Gazetesi (Ankara, Basın-İş Sendikasının Gazetesi), 4 Eylül Gazetesi (Sivas), Ferman Gazetesi (Düzce), Haberci Gazetesi (Yalova), Demokrat Gazetesi (Isparta), İki Nisan Gazetesi (Van), Bugün Gazetesi (Ankara), Anadolu Gazetesi (Sivas), Hakimiyet Gazetesi (Kayseri) Hakimiyet Gazetesi (Mersin), Hürsöz Gazetesi (İzmit-Kocaeli), Hamle Gazetesi (Muğla), Yeni Alanya Gazetesi, Milletin Sesi Gazetesi (Erzurum), Niğde’nin Sesi Gazetesi, Savaş Gazetesi (Ankara), Tasvir Gazetesi (Ankara), Ticaret ve Ekonomi Gazetesi (Denizli), Ankara Ticaret gazetesi, Serhat Gazetesi (Van).
***
Yazılarımın gazete sütunlarına aktarılışı
ve gazetelerin adreslere gönderilişi
(1)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İsa Kayacan olarak benim, 1960’lı yılların başından itibaren Anadolu Basınıyla ilgilenmem, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünde Anadolu Basını Şubesinde sorumlu olarak görev yapmam nedeniyle, Anadolu’da yayınlanan gazete sahipleriyle, gazetelerle ilişkilerimin başlangıcı uzun yıllara dayanıyor.
Buralarda yayınlanan gazetelerde yıllarca günlük veya belirli zaman diliminde yazılarım yayınlandı. Bu gazetelerin Başyazarı, yazarı (yazar kadrosunda) olarak yazdığım için makalelerimin yayınlandığı gazeteler bana sürekli olarak gönderildi (gönderilmeye devam ediliyor).
Önce, yazılarımı nasıl ulaştırdım, ulaştırıyorum?. Bu sorunun cevabını vererek devam edelim: 1976 yılında, Ankara’da günlük yayınlanan Tasvir Gazetesinde günlük yazmaya başlıyorum.
O günden sonra, eskiden müsvette hazırlayarak kaleme aldığım yazılarımı, müsvette hazırlamadan daktilomun başına geçtiğimi, küçük tashihlerle yazılarımı şekillendirdiğimi hatırlıyorum.
Ankara’daki gazetelere (Tasvir’e) önceleri elle yazılmış, sonraları daktilo edilmiş yazımın bir örneğini veriyorum, orada diziliyor. O günlerde gazeteler kurşun dizgiyle dizilip, hazırlanıyor. Bu yazılarımın birer örneğini, kaç gazeteye göndereceksem, o kadar fotokopi çıkartıyor, zarf içinde postayla gazete adreslerine gönderiyorum. Bu yazılarımdan bazıları, fazla nüsha çoğaltılmak istenilenler, mumlu kâğıda yazılıp teksir tekniğiyle teksir kağıtları üzerine çoğaltılıyor.
Anadolu’ya gönderilen yazılarım, orada dizilip, basıldığı için, sıklıkla dizgi hatalarıyla karşılaşıyoruz.
Sonraki yıllarda bilgisayar teknolojisi içine girilince, yine Ankara’daki gazetelerde dizilen yazılarımın ferahlamışlığı görünüyor gibiyse de, dizgi sıkıntım devam ediyor. Çünkü ben istenilen düzeyde bilgisayar kullanamıyorum. Belde Gazetesindeki arkadaşlarım imdadıma yetişiyorlar. Yazılarım orada diziliyor, öncelikle orada yayınlanıyor. Sonra, öteki gazetelere aktarma yolu görünüyor, işletiliyor.
Önceki yıllarda, Belde Gazetesi yanında, Tasvir (Yarın) ve Olay gazetelerindeki yazılarım da bu gazetelerde dizildi. Burada, usta gazeteci Ahmet Tekeş arkadaşımıza teşekkür etmek isterim. Yine önceki yıllarda, yazılarımın Anayurt ve 24 Saat Gazetelerinde de dizildiğini kaydetmeli ve teşekkürlerimi iletmeliyim.
Anadolu’ya e.Mail adresleri aracılığıyla gönderilen toplu yazılarım, gazetelerde yayınlanıyor. Bana posta yoluyla gönderiliyorlar. Gazeteler teker teker bakılıyor, yazılarımın yayınlandığı sayılar ayrılıyor, hangi gazetenin hangi tarihinde-tarihlerinde yazılarım yayınlanmışsa, aylık-yıllık olarak gazete isimleri itibariyle tarihler kaydediliyor. Her yazıdan bir örnek A4 kağıdı üzerine yapıştırılıyor. Bir yazı, kaç gazetede yayınlanmışsa, gazeteler geldikçe, örnek (son yıllarda) olarak kesilen kupür üzerindeki boş yere, sıra numarası verilerek gazetenin adı, yayın yeri ve tarihi kaydediliyor.
***
Yazılarımın gazete sütunlarına aktarılışı
ve gazetelere gönderilişi
(2)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bu kupürler, yıl sonunda yani 12 aylık dönem sonunda, tasnif edilip, gruplara ayrılarak ciltlettiriliyor. Yani yayınlanmış yazılarım, gruplar halinde cilt olarak muhafaza ediliyor.
Örnek olarak kesilen kupürdeki makale, birden fazla gazetede yayınlanmaya başlayıp, bana geldikçe, örnek kupür üzerindeki kayıtdan sonra, o yazıda adı geçen, ilgilisi kimse, O’na posta yoluyla gönderiliyor. Gazete, belirli bir düzen içinde kıvrılıyor, üzerine kuşak geçiriliyor, kuşak yapıştırılıyor, ilgilinin adres defterimdeki adresi elle yazılıp, üst tarafına İsa Kayacan kaşesi basılarak, posta yoluyla gönderiliyor.
Gönderilerimdeki titizliği ve hassasiyeti nedeniyle, PTT A. Ayrancı şubesinde görevli Aytekin Aydın’a da teşekkürlerimi iletmeliyim. Bana gelen gönderilerin zaman zaman, geliş-dağıtım kazalarıyla karşılaştıklarını da burada not olarak kaydetmeliyim.
Bu arada, adreslerine gazete (kitap vb) postaladığım şair ve yazarların adresleri değişiyor. Üst tarafda PK adres kaşem olduğu için, gönderilenler dönüp geliyorlar. Bu konuda, adı geçenlerle irtibata geçmek için araştırmaya giriyorum, telefonla arıyor, bulmaya çalışıyorum. Bulabildiklerimin yeni adreslerini alıp, dönüp gelenleri ikinci kez kuşak geçirerek veya zarflayarak gönderiyorum. Burada zaman harcanıyor, gönderi ücreti tekrarlanıyor.
Bu postayla gönderme, hem zaman alıyor, hem de ekonomik gider gerektiriyor. PTT kayıtlarına göre, yılda ortalama 5 bin dolayında gönderimin, PTT aracılığıyla gönderildiği bilgi ve belgeleri beni hem yoruyor, hem de sevindiriyor.
Postayla gönderdiğim, gazeteler dışında, Ankara’daki arkadaşlarımla Ankara dışındaki etkinliklere gittiğimde ilgililerin gazetelerini elden götürdüklerimi de bu hizmetlerim arasına dahil etmeliyiz.
Prof. Dr. İsa Kayacan, sitesinin 2007 yılının başında faaliyete geçmesiyle okuyucu sayımın gazetelere ilave olarak arttığını ifade etmeliyim. Bu sitemin faaliyete geçmesi, işletilmesi ve yazılarımın Anadolu’ya gönderilmesinde araştırmacı- yazar Mustafa Nevruz Sınacı’nın gayretlerinin büyük olduğunu kaydetmeliyim. Ayrıca, bir başka sitemin kuruluş ve işletilmesindeki gayretleri nedeniyle Mustafa Ceylan’a da teşekkür borçlu olduğumu belirtmek istiyorum.
***
Bir bülten, bir şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara’da bulunan Server Basın-Yayın İlim ve Sosyal Dayanışma Vakfı’nın “Server” adlı bülteninin (iki ayda bir yayınlanıyor) 14 ncü ve 15 nci sayılarını içine alanları var elimde efendim.
Bültenin, Server Vakfı adına sahibi: Mehmet Ali Bulut (Yazışma adresi: GMK Blv. No: 24-8 Kızılay–Ankara).
Faaliyetleri, Çarşamba sohbetleri olarak gerçekleşenlerin, bülten sayfalarına aktarıldığını görüyoruz. Bir kitapçık düzenlemesi içinde, kamuoyuna yansıtılan bülten içeriğinde yeralanlardan:
1- Özal’lı yılların bakanlarından ve ANAP kurucularından Vehbi Dinçerler, Server Vakfı’nın düzenlediği Çarşamba sohbetlerinde Turgut Özal’ı anlattı.
2- Üstat Necip Fazıl Kısakürek, ölümünün 27. yılında Server Vakfı’nın düzenlediği Panelle anıldı.
Ankara’dan Salim Taşçı’dan bir şiirle devam edelim. Buyurun:
ERENLER (Salim Taşçı)
“Aşık Veysel’de saz olurum,
Yunus Emre’de söz olurum,
Hac-ı Bektaş Dergahı’nda gül olurum,
Gülüme dal olur musunuz erenler?
*
Pir Sultan önünde yol olurum,
Mevlâna dilinde bal olurum,
Erenler gönlünde su olurum,
Suyuma pınar olur musunuz erenler?
*
Şemsi Tebrizi’de şiir olurum, Hasan-Hüseyin’in yoldaşı olurum,
Bekri’nin kadehinde Kevser olurum,
Kevserime zemzem olur musunuz erenler?
*
Şehzade Ahmed’in hemşerisi olurum,
Koyun Baba’da koç olurum,
Eyüp Sultan’da sancak olurum,
Sancağıma gönder olur musunuz erenler?
*
Tapduk evinde odun olurum,
Hacı-Bayram ocağında köz olurum,
Ahmet Yesevi’de kül olurum,
Külüme rüzgâr olur musunuz erenler?
*
Bahar olurum yaz olurum,
Mevsimleri gezen ay olurum,
Karıncanın ayağına toz olurum,
Toz olduğuma şahit olur musunuz erenler?
GÜNÜN HABERİ:
31 Ekim 1975 tarihinde rahmetli Yunus Serttaş tarafından yayını başlatılan “Tefenni’nin Sesi” Gazetesi 35.yayın yılına merhaba dedi.
***
Cumhur Turan’dan: Emef
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Birbiri ardına yayınladığı kitaplarla, bizimle selamlaşan, merhabalaşan Cumhur Turan hocanın bir yeni kitabı…
Adı: Emef
Merkezi Ankara’da bulunan Payda Yayıncılık kuruluşunun yayınları arasında günyüzü gören “Emef” 56 sayfalık masal kitabı. Ama, masal anlatımının şiirsel bir anlatımla yapıldığını görmekteyiz.
Cumhur Turan, 3 ncü sayfadaki kısa sunuşunda şöyle diyor:
-Anneannem, her gece; parmaklarını kh saçlarının arasında, kâh sırtımda gezdirerek masallar anlatırdı.
Göz kapaklarım yavaşça kapanır, tatlı bir uykunun içine dalardım.
O masallar ki düş gücümü sürekli besledi. Eğer bu gün masal yazabiliyorsam bunda, onun anlattığı masalların katkısı büyüktür.
Şimdi o yok, ama ben ne onu ne de masallarını unuttum. Ve bu masalı Anneannem Rahime Uygur’a adıyorum.
Bir etkilenme anlatımı, kabulü.. Eskilerde yaşlılarımızın sevdiğimiz ve saydığımız büyüklerimizin kültürel bakımdan zenginlikleri gibi özellik ve güzellikleri gözlerimiz önüne geliyor, dünyamızı yeniden aydınlatıyor değil mi?.
Kitap onüç bölümlük bir anlatımla şekillenmiş, sayfalara aktarılmış.
Sayfa 24’de başlayan “Bölüm altı” dan, girişinden.
Mağarada yolunu gözleyen dedesi,
Her gelişinde sorardı Emf’e,,
Ne var, ne yok torunum?.
O da anlatırdı,
Olup bitenleri.
Ama ne yavuklusunu,
Ne de bu gizi onunda bildiğini,
Hiç anlatmadı.
Çocukların sihirli dünyalarından yola çıkarak anlatımlarını bütünleştiren Cumhur Turan’ı kutluyorum efendim.
Sayfa 43’den:
-Emef,
Dedesinin sözleri belleğinde,
Çevreyi dolanıp,
Uygun yamacı bulmuş.
Azığını yamaçta yerken,
Diğer altı kişi dağa tırmanıyormuş.
***
Bulgaristan’daki “Goren Dunav” Vakfından:
Tuna Boyu Dergisi

Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Bulgaristan’da bulunan “Goren Dunav” Vakfı, Türk ve Bulgar Kültürünü araştırma faaliyetlerinde bulunuyor.
İki ayda bir yayınladığı (Türkçe olarak) fikir, sanat ve kültür dergisi var. Bu derginin 63 ve 64 ncü sayıları bana, İsmail Tunalı dostum tarafından ulaştırıldı. Anılan iki sayının sayfalarına dönüyor, önce derginin kimliğinden birkaç noktayla bilgi vermek istiyorum:
Tuna Boyu Dergisinin anılan Vakıf adına sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: İsmail İ. Kelov. Yayın koordinatörü: Sarper Selhep.
63 ncü sayının kapağında (1925-2010) Sabri Tata, fotoğrafıyla yeralıyor. Rahmetli Sabri Tata, Bulgaristan-Türk kültürüne 31 yıl aralıksız hizmette bulunmuş..
Tuna Boyu Dergisinin 63 ve 64 ncü sayılarında imzalarıyla yeralanlardan bazı isim sıralaması yapmak istiyorum. Bunlar:
-İ. Bekir Ağlagül, Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, İsmail Tunalı, İsmail A. Çavuş, Latif Karagöz, Dr. Şaban M. Kalkan, Hüseyin Manav, Aydın Oy, Seyit Yusuf, Prof. Dr. Ahmet Merdivenci, İbrahim Zekeriya, Mehmet Arslan-Cumalı, Kemal Pınarcı, Hakkı Tezel.
63 ncü sayının 17 nci sayfasında başlayan “Bulgaristan Türk Şairleri” serisinin devamı olarak, Sabri İbrahim Alagöz’ün hayatı ve eserlerini araştırmış, sayfalara aktarmış İsmail Tunalı.
Sabri İbrahim Alagöz 1937 yılında Kırcali Eyaleti’nin Koşukavak ilçesine bağlı Hisar köyünde doğmuş. Yüksek öğrenimini Sofya Üniversitesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamlamış.
Tuna Boyu Dergisinin 64 ncü sayısının 17 nci sayfasında yeralan, İbrahim Zekeriye’nin “Anadilim Türkçem” adlı, başlıklı şiirinden:
Ormanda akan nehirsin,
Şırıl şırıl akarsın deryalara,
Türkü gibi akar gidersin,
Sevgi taşıyarak dünyalara.
*
Anadilim, Türkçem benim,
Neşe verirsin bana,
Seninle mutluluk doğar,
Aşığım ebedi sana.
*
Türk’üm, Anadilim Türkçem,
Okur-yazar ve coşarım,
Seninledir gündüz gecem,
Geleceğe seninle koşarım.
***
Ahmet Can’dan:
Burdur’un Folklorik Eğlence Kültürü

Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur Ticaret ve Sanayi Odası, mesleki alandaki, görev alanındaki faaliyetleri yanında, yayınlarıyla da dikkat çekiyor.
Gelişen Burdur, Burdur Destanı, Faaliyetlerimiz ve Burdur ili Kalkınma Düzeyi Araştırması adlı kitaplardan sonra, Şükrü Hekimoğlu’nun derlediği, Ahmet Can’ın yazıp yayına hazırladığı “Burdur’un Folklorik Eğlence Kültürü” adlı kitap 168 sayfayla, Burdur’da Dilek Ofset Matbaa’da basıldı, okurlarıyla, ilgililerle buluştu, buluşturuldu.
Burada, Burdur TSO Meclis Başkanı Feyzi Oktay’la, Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Keyik’in de tebrik edilmesi, kutlanması gerekiyor. Çünkü kültürel faaliyetlerin destekçisi bu iki isim ve imza.
Kitabın dizgi ve düzenlemesini gerçekleştiren Hulusi İlhan’ın da kutlanması gerekiyor bu çerçevede. Ahmet Can (bana ithaf ettiği bir dörtlükle) ve Hulusi İlhan ortaklaşa imzalayıp bana göndermişler. Teşekkürlerimi, tebrik ve sevgilerimi sunuyorum efendim.
İçindekiler bölümlerine bakıyoruz, gördüklerimizden bazıları başlık olarak:
-Geçmişten geleceğe yaren ziyafetleri, ziyafet oyunları, yenilenin okşanması, Burdur’un eski geleneksel hayatı, Ot yolma ve bağ beli, Burdur’da Pazar pikniği, Okşama müziği ve güfteler, Ziyafet başlangıcında çalınanlar, Yenilenlerin Okşanması, Hennasi oyununun okşama müziği ve güftesi, Ziyafeti yapan için okşama, Ziyafeti alan için okşama, Ramazan okşaması, Mani ve manili oyun, Zeybek oyunları, Burdur türküleri, Burdur’da folklor, Burdur’da kıyafet, Gelenekler, Burdur’un folklorik musiki tarihçesi, Ahilik, Burdur’da ahilik, Burdur’un geleneksel eğlence kültürü ve yaren albümü.
İlk sayfalardan birindeki haber: Cümbüşün sesini beğenmeyen Burdurlu sanatçı, Türk müziğine yeni bir saz kazandırdı. Cümbüş’ten daha doğal bir ses çıkmasını isteyen Burdurlu Hekimoğlu, kabak gövdeli bir cümbüş yaptı. Yeni saz, ud’la cümbüşün karışımı ses veriyor. Şükrü Hekimoğlu hemşehrimizi kutlayalım.
-Şehir kültür ve gelenekleri bizleri birbirimize bağlar, hemşehrilik duygularımızın oluşum ve gelişimini sağlar (Yusuf Keyik, Önsöz’den)
-Yerel folklorik kültür öğelerimizden birinin korunarak gelecek nesillere yazılı bir kaynak olarak aktarılmasına katkı sağlaması sebebiyle Şükrü Hekimoğlu’nu tebrik ediyorum (Ahmet Can, Giriş’ten)
Burdur Türküleri arasında yeralanların derleyici ve imza sahipleriyle verilenleri var iç sayfalarda. Bunlardan; Burdur’un Dermeni (R. Uğur), Top şeker (Hamit Çine), Yağmur yağar (Tefçi Patahmet), Ispanakta er çıkar gerdeme (Tepeli Hasan Çavuş),
Burdur’da folklor: Burdur’un folklorik yapısı, F. Fazıl Tülbentçi’nin dediği gibi, Ege bölgesi özelliğini taşır. Küçümsenemeyecek bir zenginlikte olduğuna inandığımız Burdur folkloru, oyundan müziğe kadar araştırılmalı, toplanmalı, tasnif ve tespit edilmeli, geleceğin sanatkârlarına bir sanat kaynağı olarak elde tutulmalıdır (s.81).
GÜNÜN ŞİİRİ:
BİZİM İSA KAYACAN (Ahmet Can)
Kendi Ankara’da kalan,
Gönlü Burdur için yanan,
Şehir, şehir yurdu yazan,
O bizim İsa Kayacan.
(Burdur, 12.11.2010)
**
Özkaynak Dergisinden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Merkezi Ankara olan “Özkaynak Dergisi”nin bir ek yayını. Kitaplaştırılmış. Ama kitap olarak isminin ne olduğu, adının ne olduğu bilinmiyor.
Konulmamış!
Kapakta Mevlâna fotoğrafı..
Bir derginin ek yayını olabilir.. Ama bir adı olur, bir ismi olur. Demek ki gerek duyulmamış görülmemiş!
Ciltli bir kitap.. Kitap görünümünde. 80 sayfayla şekillendirilmiş.
İç kapaklardan birinde, kimlik bölümünde, bilgilerin yeraldığı bölümde:
-Özkaynak Dergisinin ek yayınıdır, yazılıyor. İçindekiler bölümünde; Fatiha suresi, Divan-ı Kebir’den-Hz. Mevlâna, Muhammed Suresi, Fetih Suresi, Şems Suresi, İnşirah Suresi, Dua, İhlâs Suresi gibi başlıkların bulunduğunu görüyoruz.
Açıklamalar var iç sayfalarda, belirli düzenlemeyle, özel düzenlemeyle, kareler halinde verilmiş. Bunlardan:
Allah: Bütün kemal sıfatlarını, kendinde toplamış olan Yüce Yaradan’ın özel ismidir,
- Er Rahman: Bütün kullarına ve mahlukata merhamet eden, acıyan ve onları koruyan
- Er Rahim: Ahiret de müminlere merhamet eden ve acıyan,
- El Melik: Mülkü ve saltanatı mutlak ve devamlı olan padişah,
- El Kudüs: Her türlü ayıptan ve noksanlıktan pak ve uzak olan,
- Es selâm: Ey her türlü afetlerden ve noksanlıklardan uzak olan, kullarına selâmet veren,
- El Aziz: Her şey üzerine galip ve güçlü olan,
- El Alim: Her şeyi çok iyi bilen.
Bu tür açıklamalar sürüyor:
Özkaynak dergisinin yayınlarının ana çıkış noktası. Hz. Mevlana.
Özkaynak Dergisinin ek yayını, kitap.
Hz. Mevlana imzalı bölümler çoğunlukta.
31. sayfadan:
Ey yokluğun yegâne manası,
Ey manaların eşsiz ve tek olan manası,
Yüce Allah’ım,
Yoklukta sükun bulmayı nasip et..
Dualar, dualar.. Allaha karşı görevlerimiz, yerine getirmemiz gerekenler. Bunların bir bir sıralanışı...
Sayfa 60’dan: Ey yüceler yücesi Allah’ım; Biz aciz ve muhtaç kullarına, yeryüzüne, gökyüzüne sunduğun o rahmet elini görmeyi ve O’na sımsıkı yapışmayı nasip et.
***
Abdulhadi Bay’dan:
Farkında mısın?

Prof. Dr. İSA KAYACAN
Gaziantep ilimiz merkezinde, tarih, kültür, sanat ve edebiyat dergisi olarak üç ayda bir yayınlanmaya başlayan “Kumru” Dergisinin ikinci sayısı bizlerle selamlaştı. 32 sayfalık “Kumru” Dergisinin sahibi Abdulhadi Bay. Yazı İşleri Müdürü: Mehmet Nacar, Genel Yayın Yönetmeni: Gülhun Ertilav. Tebriklerimizi sunuyoruz efendim.
FARKINDA MISIN?.
Abdulhadi Bay’ın 72 sayfalık, Kumru kitapları arasında gün yüzü gören şiir kitabı. Önkapakta bir dörtlük var. şöyle:
Bir kez gözlerime bakarak geçtin,
Yaktığın ateşin farkında mısın?,
Gönlüme kelepçe takarak geçtin,
Sen bu çilekeşin farkında mısın?.
Laf aramızda, Abdulhadi Bay’ın, durumu pek iyi değil. Her şey karmakarışık olmuş.
Mehmet Nacar arkadaşımızın bir sunuşu var. Buranın bir yerinde sayın Nacar; “Şiirlerinin çoğunluğu sevda ve sevgi şiirleridir. Taşlamaları ise bir başka güzellikte, muhatabına acıyacağınız türden şiirler” diyor.
Abdulhadi Bay’ın dünyası rengârenk çiçeklerle dolu. Bu çiçeklerin solmadan masalara konulması gerektiğini, koklanması gerektiğini anlatıyor sevgi şiirlerinde. Hece vezni türüyle yazdığı, mısraların oluşumunda zorlanmayan bir genel görünümün hissedildiği şiirleri zaman zaman orta boy-görünümle de karşımıza çıkıyor. Kitabın adı olan ve ön kapaktan aldığımız dörtlüğün bulunduğu şiirin adı “Farkında mısın?”..
Sen daha goncasın, kanma ha kanma, boşuna, bunca ızdırabı, esmer güzeli, yakarsa kötü, aşığın gönlüne, baktığın mı var?, gül dikmiştim, gibi başlıklarla verilen, sayfalara aktarılan şiirlerde sevgi var, beklenti var, zaman zaman hüzün yolculuğunun ayak izleri var.
Sayfa 45’de karşımıza çıkan “Güller bıraktım” dan bir dörtlükle devam edelim:
Hayallerim harman oldu yığıldı,
Hasretinden aklım fikrim dağıldı,
Damarımda kan kalmadı sağıldı,
Ömür bitti, ben yarışı bıraktım.
Abdulhadi Bay: 13 Ekim 1959 tarihinde Gaziantep’te doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Memuriyet hayatına Burdur-Bucak Endüstri Meslek Lisesi Matematik öğretmeni olarak başladı. Bir süre Matematik öğretmenliğiyle serbest Avukatlığı birlikte yürüttü. Küçük yağlarda şiir yazmaya başlayan Abdulhadi Bay, Gaziantep’te serbest Avukat olarak çalışmalarını sürdürüyor.
***
Mehmet Kıyat’dan:
Karanlığın gölgesinde

Prof. Dr. İSA KAYACAN
Karanlığın gölgesi olur mu?. Oluyor demek ki, var demek ki!..
Ünlü ve usta şairlerimizden Mehmet Kıyat’ın bana gelen son kitaplarından birinin adı: Karanlığın Gölgesinde.
Merkezi Ankara’da bulunan “Mutluson Yayınları” arasında 96 sayfayla günyüzü gören, gösterilen bir şiir kitabı efendim.
İki kısa, ikişer mısralık şiirle söze başlanıyor. Bunlar;
1-Şirin belleğini atlama çocuk,
Unutma başlangıcın öyküsünü.
2-Ar damarı çatlak bu adamlarla,
Aydınlığa çıkamayız güzelim.
Kitabın adı olan “Karanlığın gölgesinde” Şiiri 7 nci sayfada karşımıza çıkıyor. Mısraları uzunca bir anlatımın ürünleri… Bu şiirden de kısa bir alıntı yaparak devam edelim. Buyurun:
Karanlığın gölgesinde bekleyerek, tüketmedik yaşamı,
Ayrıcalık kapılarını zorlayarak, yüzler sürüp,
Sırıtık bir bencillikle, borçlanmadık kötülük çobanlarına,
Ağdalanmış duyarlıklar peşine takılarak,
Ses ve sözden uzak, yasak yasak gezerek ortalıkta,
Yazının dilinden kaçan aymazlıkla ısınıp,
Suya tirit sözlerle çıkmadık alanlara.
Mehmet Kıyat’ın anlatım biçimi, yumuşak-taze. Duyguların içinden seslenip gelme ustalığı gözleniyor hemen. Bu anlayışla oluşturulan mısralar, şekillendirilen şiirler çoğunlukta. Dönek tutkulardan, köküne kibrit suyu dökülenlerden, evde kalmış kimsesizliklerden sözediliyor uzun uzun. Ve buz dağları sıcaklığı çıkıyor karşımıza “Karanlığın gölgesinde”nin 84 ncü sayfasında. Buradan:
Uydulaşa uydulaşa tükettiğimiz yaşam,
Kısa devre yaptırılmış umutla filizlenen
Belirsizlik açmazları, gösterge çıkmazlarında,
Gerçeklikten uzak, hep düşselde kalarak,
Yineleme korkularına yenik düşen emekle,
İçerikten yoksun, yarım yamalak çabalar.
***
Biz 39 Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bir dergi adı: Biz 39. Kırklareli Şair, Yazar ve Sanatçılar Derneği tarafından Eğitim ve Kültür - Sanat Dergisi olarak yayınlanıyor. 8 nci sayısı bana ulaştı bu derginin.
İki ayda bir yayınlanan “Biz 39”un kimliğine bakıyoruz:
Dernek adına sahibi: Mustafa Ermiş.
Yazı işleri müdürü: Ümeyra Aras.
Genel yayın yönetmeni: Ahmet Umut Kızılarslan.
Yazışma: Mustafa Kemal Bulvarı, Kültür pasajı No: 33 Kırklareli.
Mustafa Ermiş imzalı “dostlarım” başlıklı bir başyazı, sunuş-takdim. Bir yerinde, “Kültür, sanat ve tarih önemlidir. Hele de halk edebiyatı çok önemlidir. İnsanımızın edebiyatı ve geçmişi bu halk edebiyatının içinde yazılı tecrübeler, deneyler sayesinde aydın ve onurlu yaşamak yolu açılabilir” deniyor.
Öteki sayfalarda, yazılar, şiirler dikkat çekmekte. Umut Kızılarslan’ın “Köprü” adlı şiiri:
Cümleler kurdum,
İsimler arasına,
Kelimeleri can yerlerinden ilikledim,
Sen tuttun,
Birbir çözdün harflerimi,
Şimdi,
İsmime gelemiyorsun!..
Dergi içinde yeralan isim ve imzalardan bazıları: Mustafa Ermiş, Uluğ Turanlıoğlu, Hümeyra Aras, Yrd. Doç.Dr.Aysun Eyüboğlu, Erşen, Zekeriya Kurtulmuş, Buket Gövce, Asu Kayat, Nalan Güven, Vahit Lütfi Salcı, Özdemir Admeş, Tulay Sarayköylü, Cemal Şimşek, Adnan Uzal, Cahit Sıtkı Tarancı.
Kırklareli Belediyesiyle-Dernek ortaklaşa şiir yarışması düzenlemişler. Sonuçları açıklanmış bu yarışmanın. Arka kapakta Mustafa Ermiş’in “Elma gülü” adlı, başlıklı beş ayrı bölümden oluşan şiiri dikkat çekiyor.
Bu şiirden:
Acı köy türkülerine,
Küçücük ellerine,
Elma gülü.
*
Şimdi var hasretinle
Kanayan gönlüm düzelsin,
Eyy özelim,
Elma gülüm,
Sen gülerken de
Sen ağlatırken de güzelsin.

30 Kasım 2010 Salı

Adnan Menderes Üniversitesinden: Menderes'in hayatıyla ilgili yarışma
Prof. Dr. İSAKAYACAN

1992 yılında kurulan, Aydın ilimiz merkezinde Rektörlüğü bulanan, “ Adnan Menderes Üniversitesi” bilimsel araştırma ve inceleme yarışması olarak, “Başbakan Adnan Menderes’in dönemi, yaşamı ve siyasal mücadelesi” konulu bir yarışma düzenledi- açtı.
Bu yarışmaya başvuru süresi 31 Mart 2011 tarihinde sona eriyor. Yarışmanın amacı; Adnan Menderes’in yaşamının, Türk siyasetine katkılarının, toplumla kurduğu iletişimin ve gelecek kuşaklara bıraktığı mirasın nesnel olarak değerlendirilmesi suretiyle, gençlerimizin Menderes’i yakından tanımalarını sağlamak.
Yukarıda belirtilen ana konuyla ilgili olmak üzere, sosyal bilimler alanında çalışanlarla, akademisyenler, bilim insanları, araştırmacılar, araştırmacı gazeteciler, Üniversitelerin Sosyal Bilimler Enstitülerinden yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin bu yarışmaya katılabilecekleri belirtiliyor.
Yarışmaya kişisel yada ekip başvuruları olabileceği gibi, kurum ve kuruluşlar da katılabiliyor, aday gösterebiliyorlar. Ancak, kurum ve kuruluşlar, gösterdikleri adayın rızasını bildiren bir yazıyı öneri başvurularına eklemeleri gerekiyor.
Yarışmaya katılacak eserler, “Seçici Kurul” değerlendirmesinden önce, Adnan Menderes Üniversitesi Rektörlüğünce oluşturulacak “Yarışma Başvuru Değerlendirme Komisyonu”nda yer alanlar ve onların ikinci derecedeki yakınları yarışmaya katılamıyorlar.
Yüksek lisans ve doktora dereceleri almış tezler kendi yasal mevzuatına uygun izinleri alınmış olarak yarışmaya katılabiliyorlar.
Araştırma ve incelemeler A4 boyutunda, beyaz fotokopi kağıdına bilgisayar çıktısı olarak ciltlenmiş şekilde, bir asıl ve ayrı dosyalanmış iki suret halinde teslim edilmesi gerekiyor.
Yarışma metninin hacmi konusunda üst sınır olmamakla birlikte, alt sınır ise 3 bin kelime olarak gösteriliyor.
Yapılacak çalışmaların yazımında MS Word kelime işlem programının kullanılması isteniyor.
Ödüller
:
Birinciye 5 bin TL, İkinciye 3 bin TL, Üçüncüye 2 bin TL. olarak gösteriliyor. Yarışma Sekreteryasının, Adnan Menderes Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü olduğu gösteriliyor. Tlf: 0256 218 20 00

13 Kasım 2010 Cumartesi

Türk Kültürünün bir bileni: Prof. Dr. Hayrettin İvgin
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kişiler hakkındaki yazıların imza sahiplerinin dikkat etmesi gereken önemli özelliklerden biri; kendisiyle ilgili yazıp, bilgilendirme, yorum yapmak istedikleri hakkında detaylı bilgi sahibi olmalarıdır.
1970’li yıllara bakıyorum. Samsun, Vezirköprü doğumlu bir isim ve imza, eğitimci Hayrettin İvgin’le karşılaşıyorum. O yıllarda, liselerde edebiyat öğretmeni, yönetici olarak karşımıza çıkıyor.
Sonraki yıllarda, Milli Eğitim Bakanlığının değişik birimlerinde görev yapan, sempozyum, panel vb. toplantılarda karşılaştığımız yakışıklı, genç bir yazar, araştırmacı, (şiirlerinin bulunduğunu yıllar sonra, bir şiir kitabının yayınlanmasından sonra öğreniyorum) şair olarak selamlaşıyoruz.
TRT’nin değişik kanalları, radyolarındaki folklor ağırlıklı araştırma programlarında, Hayrettin İvgin imzasıyla karşılaşmalarımızı kültürümüzün bir bileni olarak kabul ettiğim Hayrettin İvgin’in farklı özellikleri olarak gururlanmamız yönünde gelişmeler, güzellikler olarak kabul ediyoruz.
Normal yayın periyodlu ve içerikli dergiler yanında, Hakemli (bilimsel)ağırlıklı dergilerin, sahip ve genel yayın yönetmeni olarak hizmet ve imzalarıyla karşılaştığımız Hayrettin İvgin’in kurucusu olduğu ve hizmetlerini başarıyla sürdürdüğü “Kültür Ajans”ın yayın çalışmalarını, “mükemmel ve taviz vermeyen bir anlayış” olarak görüyoruz.
Hayrettin İvgin’in yayınladığı, folklor araştırma ağırlıklı 49 ayrı kitabı yanında 2 bin dolayında makalenin altına imza attığını görünce, sevincimiz, gururumuz artıyor.
Hayrettin İvgin’in Akademik üyelikleri yanında, Fahri Doktora ve Profesörlük payeleri alarak, bilim adamlarımız arasına katılışını, alkışlama oranımızı artırarak karşılıyor, çalışmalarından feyz almaya devam edilişimizle, kültürel alandaki birlikteliğimiz, yolculuğumuzu sürdürüyoruz.
Prof. Dr. Hayrettin İvgin’in, yurt içinde ve yurtdışından aldığı onlarca ödülle, kültürel faaliyetlerinin hızının artışını yakinen tanık olan bir arkadaşı olarak “Yurtdışında ilk Türk yazar, Türkiye’nin Samsun ve Vezirköprü’nün gururu “olma mutluluğunu paylaşma sevincini yaşayanlar arasında yeralıyoruz.
Hakkında, değişik Üniversitelerimizce hazırlanan “tezler”in sayısının arttığını görünce sevincimizdeki oranın yükseldiğini tanık oluyoruz.
Prof. Dr. Hayrettin İvgin hakkında yazılan onlarca makale, yapılan röportajların gazete ve dergilerin sayfa ve sütunlarında yer almasıyla, hakkında söylenen ve yazılanlardan aldığımız örnekleri dosyalarımızda muhafaza yarışına giriyoruz.
Prof.Dr. Hayrettin İvgin’in kültür ve sanat dünyamızın uzun soluklu, bir araştırmacı, yazar ve editörü oluşu nedeniyle, O’nun Türk kültürünün bir bileni olduğunu rahatlıkla söylüyor, yazıyor ve kamuoyuna seslenme-duyurma şerefiyle kendimden emin olarak, güven içinde geziyor, gezebiliyorum.
Burada, bir gerçekten de söz etmek istiyorum. Bilinir ve sık sık söylenir ki, Türkiye’de “mum dibine ışık vermez”. Bizler bu gerçeğin hatırlatıcısı olmalıyız. Bu noktadan hareket ederek, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla, Vezirköprü Belediye Başkanlığına ayrı ayrı birer yazı yazarak, Hayrettin İvgin arkadaşımızın özelliklerini de hatırlatarak; “Prof. Dr. Hayrettin İvgin adının hayattayken abideleştirilmesi için adının ilinizde-ilçenizde, bir cadde, sokak veya parka verilmesinin doğru olacağı kanaatiyle, Belediye Meclisinizin takdirlerine saygıyla sunuyorum” dedim.
Değerlendirmelerin en kısa zamanda sonuçlanacağını ümit ediyorum.
**
2007 yılında 4 bin 17 kez okuyucu karşısına çıkmışım (1)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yıllarla birlikte ortaya konulan, gazete ve dergilerdeki yayın sayılarımın değerlendirilişi sürerken, 2007 yılında yazdığım gazete ve dergi sayısı, bu yayın organlarındaki yazı-yayın sayımda tuttuğum günlük notların genel değerlendirilişiyle ortaya çıktı. 2007 yılı kayıtlarımla ortaya çıkan genel yayın görüntüm şöyle bir tablo ortaya koydu:
2007 yılında 1.264 ayrı yazı yazıp, 55 gazete, 13 dergide toplam 68 ayrı yayınorganında 4 bin 17 kez okuyucu karşısına çıkmışım, okuyucuyla buluşmuşum. Bir başka ifade şekliyle, 2007 yılında da ‘rekora’ giden yolda yürümüş, koşmuşum.
Kayıt altına aldığım günlük, aylık ve yıllık notlarımı 01 Ocak-31 Aralık 2007 arası, yani 12 aylık sürede, gazete ve dergi isimleri itibariyle değerlendirme, alt alta koyup, sıralama, toparlama sonuçlarıma göre;
1- Belde Gazetesinde (Ankara,363 ayrı yazı),
2- Tasvir Gazetesinde (Ankara, 302 ayrı yazı),
3- Olay Gazetesinde (Ankara, 303 ayrı yazı),
4- 24 Saat Gazetesinde (Ankara, 296 ayrı yazı),
Olmak üzere, toplam 1.264 (gün-yazı)ayrı yazımın, günlük olarak yayınlandığı ortaya çıktı. Bu 1.264 ayrı yazımın, değişik yerleşim birimlerinde yayın yapan, gazete ve dergilerde “gün-sayı” olarak 4 bin 17 kez yayınlandığı, okuyucu karşısına çıktığı, çaktığım, yıllık kayıtlarımın teker teker-satır satır değerlendirilişiyle anlaşıldı, görüldü.
Şimdi yukarıda isimleri kaydedilen 4 ayrı gazeteye ilave olarak İsa Kayacan’ın yazılarının yayınlandığı gazete ve dergilere, yayın-gün sayısı itibariyle şöyle bir göz atalım:
5- Sonsöz Gazetesi (Ankara, 278 yazı),
6- Anayurt Gazetesi (Ankara,174 yazı),
7- Gündem Gazetesi (Ankara, 15 yazı),
8- Kent Gazetesi (Kilis, 175 yazı)
9- Gaziantep’te Zafer Gazetesi (265 yazı),
10- Ses-15 Gazetesi (Bucak-Burdur, 72 yazı),
11- Burdur Gazetesi (169 yazı),
12- Yenigün Gazetesi (Burdur, 30 yazı),
13- Van Postası Gazetesi (188 yazı),
14- Şafak Gazetesi (Aydın, 118 yazı),
15- Zümrüt Rize Gazetesi (208 yazı),
16- Önder Gazetesi (Keşan, 126 yazı),
17- Hürfikir Gazetesi (Lüleburgaz, 124 yazı),
18- Yeni Söke Gazetesi (91 yazı),
19- Burdurlu’nun Sesi Gazetesi(98 yazı),
20- Kuşakkaya Gazetesi (Gümüşhane 94 yazı),
21- Meydan Gazetesi(Denizli, 51 yazı),
22- Sorgun Postası Gazetesi (45 yazı),
23- Pınar Gazetesi (Gölhisar-Burdur, 44 yazı),
24- Oğuzeli Gazetesi (Bucak-Burdur, 43 yazı),
25- 7 Mart Gazetesi (Borçka-Artvin, 40 yazı),
26- Samandağ Gazetesi(Antakya-Hatay, 33 yazı),
27- Ege Gazetesi (Fethiye-Muğla, 25 yazı)
**
2007 yılında 4 bin 17 kez okuyucu karşısına çıkmışım (2)
Prof. Dr. İSA KAYACAN
28- Mersin Tercüman Gazetesi (22 yazı),
29- Anadolu Gazetesi (Simav-Kütahya, 21 yazı-şiir)
30- Devrek Postası Gazetesi (18 yazı),
31- Özden Gazetesi (İstanbul, 15 yazı),
32- Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi (14 yazı)
33- Babaeski Söz, Fethiye, Demokrat Eğirdir, Saygın Malkara, Öz Yalvaç, Hür Işık (Manisa), Bakış (Aydın, Güzelhisar (Aydın), İleri (Ceyhan), Bodrum Ekspres, Tefenni’nin Sesi, Ulus (Ankara), Hürsöz (Aydın, Gönül Ekspresi (İstanbul), Günlük Fethiye, Bayburt Postası, Bartın, Sentez (Salihli) adlı gazetelerde toplam 97 yazımın yayınlandığı görüldü.
Yayın (gün) sıralamasında “ilk on” da yeralan gazeteler: Belde, Tasvir, Olay, 24 Saat, Sonsöz, Gaziantep’te Zafer, Zümrüt Rize, Kent, Anayurt, Burdur.
DERGİLER:
1- Çağrı Dergisi (Ankara, 7 yazı),
2- Mavi-Yeşil Dergisi (Rize, 1 yazı),
3- Kümbet Altında Dergisi (Tokat, 3 yazı),
4- Yeni Size Dergisi (İstanbul, 2 yazı),
5- Konya Çalı Dergisi (2 yazı),
6- Kuvai Milliye Dergisi (Ankara, 3 yazı),
7- Tuna Boyu Dergisi (Bulgaristan, 1 yazı),
8- Kardeş Kalemler Dergisi (Ankara, 1 yazı)
9- Sürmelim Dergisi (Ankara, 2 yazı)
10- Sevgi Yolu Dergisi (Salihli, 2 yazı)
11- Maki Dergisi (Mersin, 3 yazı)
12- Sarızeybek Dergisi (Söke, 3 yazı),
13- Meskat Bülteni (Mersin, iki yazı), olmak üzere toplam 32 yazımın yayınlandığı ortaya çıktı.
YAZILARIN GAZETELERDEN KONROLÜ
Verilen bilgilerin, tutulan kayıtların doğruluğunun araştırılması, tespiti için, gazetelerin idarehanelerinde bulunan, yıllık olarak veya belirli zaman diliminde (3 aylık, altı aylık veya yıllık) ki gazetelerin yeraldığı ciltlere bakılabilir, buradan teyid işlemi gerçekleştirilebilinir. Ayrıca Milli Kütüphane koleksiyonlarına da başvurulabilir.
AYNI GÜN DEĞİŞİK GAZETELRDEKİ YAZILAR
İsa Kayacan’ın ayın, ayların benzer günlerinde, Türkiye’nin onlarca gazetesinde yazıları yayınlanmaktadır. Örneğin bir veya birkaç zaman dilimi-gün seçelim ve 2007 yılı içindeki gazetelere bakalım. Günlerimiz, Ocak 15-16-17 olsun:
Belde Gazetesi: 15-16-17 Ocak 2007
Tasvir Gazetesi: 15,16,17 Ocak 2007
24 Saat Gazetesi:15,16,17 Ocak 2007
Sonsöz Gazetesi: 15,16,17, Ocak 2007
Anayurt Gazetesi: 15,16,17,Ocak 2007
Van Postası Gazetesi: 15,16,17 Ocak 2007
Önder Gazetesi 15, 16, 17 Ocak 2007
YILLARDIR GÜNLÜK YAZMAK-OKUYUCU KARŞISINA ÇIKMAK
Uzun soluklu, 50 yılı aşkın bir süredir yazmak, günlük olarak okuyucuların karşısına çıkmak gibi bir özelliği bulunan İsa Kayacan benzeri , birden fazla ve ülke genelindeki gazetelerde, günlük yazma özelliğini süreklilik haline getiren kişi sayısının olup-olmadığı, varsa hangi rakamda bulunduğu düşünülmeli, bu konunun üzerinde durulmalıdır.
**
2010 yılında, (10) dan fazla gazetede yayınlanan yazılarımdan seçme başlıklar
Prof. Dr. İSA KAYACAN
2010 yılı içinde yayınlanan makalelerimden bazıları, (10) rakamının üzerinde gazete ve dergide yayınlandı. Bu makalelerimin başlıkları, ilk ve son yayınlandığı gazete adları şöyle:
1- Usta Gazeteci Ahmet Tekeş (İlk gazete: Belde, 16.01 2010-son 11 nci gazete: Babaeski Söz Gazetesi, 11.03.2010)
2- Gülce edebiyat akımı (İlk Gazete: Van Postası Gazetesi, 16.01.2010-son 13. Gazete: Burdur Gazetesi, 23.02.2010)
3-Gaziantep’in “Kemal abisi” aramızdan ayrıldı (İlk gazete: Belde, Ankara, 12.01.2010-son 12 nci Gazete: Zümrüt Rize Gazetesi, 11.02.2010)
4- Kilis çıkışlı yayınların içinden (İlk gazete. Belde, Ankara, 05.02.2010-son 11 nci Gazete: Gaziantep’te Zafer Gazetesi, 13.07.2010)
5- Orhan Yorgancı’dan: Mustafa Kemal Atatürk (İlk Gazete: Belde, Ankara, 16.02.2010 - Son 13 ncü Gazete: Zümrüt Rize Gazetesi, 02.04.2010)
6- Atatürk’le yaşamak (İlk Gazete: Belde, Ankara, 24.02.2010-Son 13 ncü Gazete Burdur Gazetesi; 30.09.2010)
Türk Dilinin Başşehri: Kırşehir (İlk Gazete: Belde, Ankara, 05.03.2010-Son 12 nci Gazete: Zümrüt Rize Gazetesi-22.07.2010)
8- Nasrattınoğlu Seyahatnamesinde: Arnavutluk ve Kosova (İlk Gazete: Belde, Ankara, 07.03.2010-Son 16 ncı Gazete: Burdur Gazetesi- 22.09.2010)
9- Naci Alan: Gazeteler, iktidarların kontrol edebildiği medya kuruluşları haline geldi (İlk Gazete: Belde, Ankara, 09.03.2010 - Son 15 nci Gazete: Burdur Gazetesi- 5.10.2010)
10- Yükseklerden Gelen Ses: Tunaboyu (İlk Gazete: Belde, Ankara, 25.03.2010 –Son 13. Gazete: Burdur Gazetesi,10.08.2010)
11- Gazeteci Şakir Nazlım aramızda yaşıyor (İlk Gazete: Anayurt, Ankara 01.07.2010- Son 12. Gazete: Kent Gazetesi, Kilis 29.07.2010)
12. Dr. Ayfer Yılmaz’dan: Selçuk Baran ve eserleri (İlk Gazete: Belde, Ankara, 06.06.2010 - Son 12 nci Gazete: Zümrüt Rize Gazetesi, 07.07.2010)
13- Medine Gürkaynak’ın şiir dünyası (İlk Gazete: Belde, Ankara, 29.07.2010- Son 11.Gazete Burdur Yenigün Gazetesi: 30.09.2010
14- Burdur merkez ve Tefenni’den birer haber (İlk Gazete: Belde, Ankara, 20.08.2010-Son 12. Gazete: 24 Saat Gazetesi, Ankara, 29.10.2010)
15- Ümit Fehmi Sorgunlu’da sonsuzluğa uğurlandı (İlk Gazete: Belde, Ankara, 21.08.2010-Son 16 ncı Gazete: Ses-15 Gazetesi-Burdur-Bucak, 16.10.2010)
***
Tekirdağ’dan gelenler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Tekirdağ ilimiz, kültür ve sanat yönündeki faaliyetlerin merkezi. Tekirdağ Valiliği Kültür yayınlarıyla dikkat çekiyor. Önceleri sözettiğim, “Fotoğraflarla Tekirdağ Şiirleri Antolojisi” Cahide Ulaş ve Ali İhsan Şeniz ikilisince derlenmiş, yayına hazırlanmış ve Tekirdağ Valiliği Kültür Yayınları arasında geçtiğimiz yıl günyüzü görmüş.
128 sayfalık antolojiyle, Tekirdağ için yazılan şiirler biraraya getirilmiş. Bendenizin, Burdur için yazılan şiirleri 2005 yılında “ Şiirlerle Burdur” adlı kitapta toplanmak üzere, Burdur Belediye Başkanlığına takdim edip, sonra kitap olarak yayınlandığı gibi. “Şiirlerle Burdur-2’nin de başka bölüm ilaveleriyle, “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adıyla yayınlanma, yine Burdur Belediyesi Kültür Yayınları arasında günyüzü görmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Cahide Ulaş hocanım, gözü zengin bir eğitimci, şair ve yazar. “Fotoğraflarla Tekirdağ Şiirleri Antolojisi”ni bendeniz adına şu uzunca bir cümleyle imzaladı: “Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan’a; dostluğu, bilgi birikim ve tecrübeleri, sanatı, dilimize sahip çıkması, dik duruşundan, feyz almaktan ve dostluğu için onurlandığımı belirtmekten büyük mutluluk duyuyorum. Saygılarımla. (Cahide Ulaş. Tekirdağ, 10.06.2010)
TEKİRDAĞ KİRAZ FESTİVALİ
10-13 Haziran 2010 tarihlerinde 46 ncısı kutlanan, gerçekleştirilen Tekirdağ Kiraz Festivaliyle ilgili verilen bilgiler var. Bunlar şöyle sıralanmakta:
- Tekirdağ denilince akla kuşkusuz, yaklaşık yarım asra damgasını vuran, görünümü, lezzeti ve adına düzenlenen festivali ile baş tacı ettiğimiz “kiraz” gelir.
- 1961 yılında Kiraz Cümbüşü adıyla gazeteci Fahir TANER, Türk Ocağı Başkanı Mehmet SEREZ, Tiyatrocu Yılmaz İÇÖZ, Halk Eğitim Müdürü Ali SAYDAM ve Teknik Ziraat Müdürü Cemal Bey’den oluşan ekibin öncülüğünde ve Tekirdağ halkının katkılarıyla Naip Köyü’nde başlamıştır.
- Kiraz Cümbüşü, 1963 yılında Festivale dönüştürülmüş ve bir yıl ara verilerek 46 yıldır günümüze kadar devam etmiştir. Tekirdağ halkının ev sahipliğini yaptığı ve Uluslararası boyut kazanmış olan bu kültürel ve toplumsal nitelikli paylaşım, Belediyemiz öncülüğünde, hazırlanan büyük bir organizasyondur.
- Tekirdağ halkı bu festival ile toplumsal kaynaşmanın ve ortak değerleri birlikte paylaşmanın en güzel örneği ülkemize ve komşu ülkelere göstermektedir. Ayrıca yurtiçi ve yurtdışından gelen ekiplerin halkoyunları gösterileri, kiraz yarışması, sergiler, paneller, açılışlar, spor yarışmaları, fotoğraf sergileri, akrobasi gösterileri, santraç turnuvaları, yağlı güreşler, gece konserleri, ses ve ışık gösterileri gibi sosyal, kültürel ve görsel etkinliklerle süslenmektedir.
***
Murat Duman’dan bir şiir Cahit Çelebi’den iki yorum
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bana ulaşan, ulaştırılan, kitap, dergi, şiir, hakkımda yazılmışlar gibi pek çok yayının sayfalarında, sütunlarında gezme alışkanlığımı fırsat buldukça sürdürüyorum.
Ankara’dan (kendisi Yozgatlı) Murat Duman’ın (Böyle yazılmış-boşaymış meğer” adlı şiiri var öncelikle masamda. Aşağıda, gazeteci, Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi sahibi dostum Cahit Çelebi’nin iki yorumunu sunacağım.
Öncelikle Murat Duman şiiri:
BÖYLE YAZILMIŞ (BOŞAYMIŞ MEĞER-Murat Duman, Ahmet Tufan Şentürk hocama saygıyla)
1-Topladım çıkardım, ne kaldı elde?,
Yıllarca koştuğum, boşaymış meğer.
Kalmadı bahçemde bülbül de gülde,
İki gözüm birden, şaşaymış meğer.
2-Görmeden baharı, hazana girdim
Şu fani dünyaya çok emek verdim
Belki de bilmeden gönüller kırdım
Ömrün akış yönü, kışaymış meğer.
3-Zehir sundu zaman, bal diye içtim,
Seneler yıprattı ben benden geçtim
Kalbim isyanlarda riyadan kaçtım
Vefasız nefsim, maşaymış meğer.
4-Sönerken ateşim, küllerim kaldı,
Hüzünlü gözlerim, yaşları saldı
Yöneldim maziye, aklımı aldı
Pehlivan oluşum, tuşaymış meğer,
5-Seven dostlar gelip, selâm verdiler,
Hoş muhabbet edip, hatır sordular,
Kaybolan yıllardan, güller derdiler,
Hayatım bir anlık, neşeymiş meğer.
6-Çarşıdan aldılar bir beyaz astar,
Kalbim yangın yeri yârini ister
Dünyada kalanı gel bana göster
Adresim mezarda köşeymiş meğer.
7-Çalıştım, didindim boşa koydular,
Soydular bedeni yaşa koydular,
Toprağı kazarak taşa koydular,
Yıllarca koştuğum, taşaymış meğer.
8-Dumanoğlu der ki; dumanım tütmez
İçimde yangın var, kederim bitmez
Güneş ufku aştı, sözüm kâr etmez
Toprağın arzusu boşaymış meğer
(Murat Duman, Ankara,29.01.2010)
TEKİRDAĞ YENİ İNAN GAZETESİNİN SAHİBİ CAHİT ÇELEBİ
Tekirdağ ilimizde, 02 Ekim 1952 tarihinde kurulan, bugün 59 ncu yayın yılı içerisinde olan, “Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi”nin sahibi Cahit Çelebi dostumuz gazetesinde, ilk sayfada “Kıssadan hisse” köşesinde mini yorumlar yapıyor. Ama taş gibi anlatımlar, yorumlar bunlar.
Tekirdağ Yeni İnan gazetesi günlük olarak ve sürekli bana gönderiliyor. Ama, Cahit Çelebi hocanın (kıssadan hisse) köşesinde, “İsa Kayacan ve Muhsin Durucan” başlıklı yorumunun bulunduğu 18 Ekim 2010 tarihli gazete bana gelmedi, ulaşmadı. PTT’nin dağıtım hizmetlerinin kulakları çınlasın!.. Emekli Valilerimizden, araştırmacı-yazar Fethi Aytaç hoca bana haber verdi Cahit Çelebi’nin yazısının bulunduğu gazeteden. Sonra, bana ulaştırma lütfunda bulundu. Cahit Çelebi dostumuzun (kıssadan hisse) köşesindeki yazısını aşağıya alıyor, teşekkürlerimle, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim:
İSA KAYACAN VE MUHSİN DURUCAN
Bu iki fedakâr insan.
Kendilerini, kimsenin desteği olmadan yetiştirmişlerdir. Durucan öğretmenlik ve ilköğretim müfettişliği görevi süresince okumuş, okumuş ve de yazmıştır.
Yerel gazetelerde yayınlanan edebi yazıları ve şiirlerinin bir kısmını kitap haline getirmiş, halen bıkmadan usanmadan yazıyor, yazıyor..
Ya İsa KAYACAN?
Onu yazmak, tasvir etmek o kadar zor ki. Çokça kitap yayınlamıştır.
Ankara’da çalıştığı resmi Bakanlıklarda bıraktığı izleri kimse silemez. O bir edip, o bir şair, o bir gazeteci yazar, o bir Anadolu basını dostu, yılmaz, uzanmaz bir yazarımız.
Türkiye bu değerleri ne kadar sahiplenmiştir, bilinmez amma Azerbaycan ona Dr. Prof.’luk unvanı vermiştir.
Bu fedakâr insanları, küçük bir köşede anlatmak kolay değil. Her iki yazarımıza da minnet borcumuz vardır.
Çok yaşa DURUCAN, çok yaşa KAYACAN.
Bize ve halkımıza lazımsınız (Cahit Çelebi, Kıssadan-Hisse, Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi 18 Ekim 2010)
***
Yaşar Ünsal’dan: Aydın olmak
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Aydın olmak, olabilmek kolay bir iş, kolay bir başarı noktası değil. Yani, herkes okur-yazar olabiliyor, zirvede eğitim de alabiliyor.. Ama ‘Aydın’ olamıyor.
Şair-yazar ve araştırmacı Yaşar Ünsal, özellikle her konuda yazdığı, kaleme alıp sayfalara, sütunlara aktardığı şiirleriyle dikkat çekiyor. “Aydın! Olmak” adlı, başlıklı bir şiiri var Yaşar Ünsal’ın 8 ayrı dörtlükten meydana gelen.
-“Ecdadımı inkâr edip/Ben de aydın olacağım/Ermeni’ye arka çıkıp/Ben de aydın olacağım” dörtlüğüyle söze başlıyor ve devam ediyor
Yaşar Ünsal:
*
Şehitlerin emekleri,
Sır sır sızlar kemikleri
Sözde aydın dedikleri,
Ben de aydın olacağım.
*
Bosna, Kıbrıs, Karabağ’da,
Kim katliam yaptı orda,
İhanet edeceğim ben de,
Ben de aydın olacağım.
*
Kars, Ardahan, Erzurum’da,
Toplu mezarlar var orda,
Gezmeden cennet yurdumda,
Ben de aydın olacağım.
-Kahramanlara çatacam/Ödüle şeref çatacam/Sonra yurdumdan kaçacam/Ben de aydın olacağım, dedikten sonra şöyle devam ediyor
Yaşar Ünsal:
*
Aha sen beni görecen,
Soykırım deyip övecen,
Bana ne darıl dedem can,
Ben de aydın olacağım.
*
Onca büyük elçi öldü,
Karabağ zulümü gördü,
Aydının gözü kör oldu,
Bende aydın olacağım.
*
Şair Yaşar çıksın gözün,
Düşmanı kayırmak sözün,
Tükürük tutmazsa yüzün,
Ben de aydın olacağım.
***
Barış Doğan’dan: Can kırığı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Anlatım biçimini şiir olarak seçenlerin ortaya koydukları, zamanla olgunlaşıyor.
Barış Doğan Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra Gerede de Aile hekimi olarak çalışmalarını sürdürüyor.
2005 yılında yayınlandığı “Gözlerin” adlı şiir kitabının da sayfaları arasında gezme fırsatım olmuştu.
Barış Doğan’ın 160 sayfalık “Can Kırığı” adlı şiir kitabı masamda. Allah-aşk, kimlik gibi konular üzerinde yapılan çalışmalar, mısralara dökülen duygular olarak karşımıza çıkıyor “Can Kırığı” içindeki şiirler.
Barış Doğan gelecek için ümit veren isim ve imzalarımızdandır. Ele aldığı konularla ilgili çalışmaları, tahlilleri ve hekim ustalığı, titizliğiyle mısralara dökülür, şiirleşir.
Şiir üzerine ortaya konulan duyguların aktarımıyla 11. nci sayfa şekillenmiş. “Dua ve tespit” adlı şiir 19 ncu sayfada başlıyor. Buradan:
Sen celâli bizden uzak,
Keremi yakın Allah’ım!..,
Her yanımız, türlü tuzak,
Bizleri sakın Allah’ım!..
**
Varlık kalesinin suru,
Semâda güneşin nuru,
Sana hasret dağda sürü,
Tarlada ekin Allah’ım!..
Ve bir kesinlik, nokta koyuş. Kitabın 123 ncü sayfasındaki “Ben gönül koyarsam”dan aldıklarımız:
Ben gönül koyarsam, susar dereler,
Bulutlar rahmete bürünmez olur.
Balıklar anırır, çakallar meler,
Yılanlar kahrından sürünmez olur.
**
Ben gönül koyarsam inan, ay gönlüm,
Ölümlü halinden utanır ölüm!..
Bozulur kaderim, tutulur dilim,
Gözüme gül yüzün görünmez olur.
***
Abdurrahim Karakoç’la
Deniz Şahinoğlu’nun röportajından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Biliniyor ki, dikkatimi çeken röportajların, yayın satırları arasındaki gezintilerim sonucu, gerek duyduğumda yeniden yansıtma görevimi yerine getirmek için yola çıkıyorum.
Salihli’de Gündüz Aydın yönetiminde iki ayda bir yayımlanan, Mart – Nisan 2010 aylarına ait olanıyla 82 nci sayısına ulaşan, kültür, sanat ve edebiyat dergisi “Sevgi Yolu’nun” anılan sayısında, bu derginin Genel Yayın Yönetmeni Deniz Şahinoğlu’nun, ünlü şairlerimizden Abdurrahim Karakoç hocayla yaptığı bir röportaj vardı.
Abdurrahim Karakoç hocanın, ünlü türkülerimizden “Mihriban’ın babası” olduğunu da bildiğimizi, bilmemiz gerektiğini hatırlatalım.
Hani; “Sarı saçlarını deli gönlüme / Bağlamışım, çözülmüyor Mihriban / Ayrılıktan zor belleme ölümü / Görmeyince sezilmiyor Mihriban” mısralarıyla başlayan ünlü türkümüz, bu türkümüzün sözleri... Bu sözlerin kaleme alıcısı şairimiz Abdurrahim Karakoç. Hemen, sorular ve cevaplardan (bazı) aldıklarımızın sayfaya nakli işlemine geçelim efendim:
Deniz: Nasıl bir zamanda yaşadınız?. Sizce erken mi, yoksa geç mi?
Karakoç: En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum.
Deniz: Mesleğiniz nedir?
Karakoç: Şairlik bir meslek değildir. Marangozluk yaptım, sanat okuluna gittim. 1958 yılında bulunduğum kasabada 23 yıl Belediye Muhasibi olarak memuriyet yaptım. 1981 yılı Mart ayında emekli oldum. Gazetecilik yapıyorum işte.
Deniz: Abdurrahim abi, aslen nerelisiniz?
Karakoç: Kahramanmaraş – Elbistanlıyız…
Deniz: İlk şiirinizi ne zaman ve kime yazdınız?
Karakoç: İlk şiirimi unuttum. İlkokulda yazmaya başladım. Arkadaşlarımı hicvederdim.
Deniz: Hangi okulu bitirdiniz?
Karakoç: Şimdi Isparta’da bir adam var, işadamı. Yanında çalışanları oldu. Mühendisler falan diyorlar, sen ne mezunusun?, Diyor; Yüksek ilkokul.. İnanmıyorlarmış. Nasıl olur, yayında bunca kişi çalışıyor, bu kadar iş yapıyorsun, oluyor işte. Bende ilkokulu dördüncü sınıftan bıraktım. Ama çok okurum. Tefekkür ederim. Düşünürüm. Beynimin içinde selektör var gibi.
Deniz: Kendinizi aşık mı, yoksa şair olarak mı nitelendiriyorsunuz?. Neden?
Karakoç: Şair, âşık, ozan... Aşık: Aşıklık bir gelenektir. Erzurum, Kars taraflarında şiir okur – yazar, çalarlar. Ozanlıkta vardır. Saz çalar şiir okurlar. Şair doğrudan doğruya şiir yazandır. Ben şairim, yani şiir yazıyorum.
Yayınlanmış 11 şiir kitabı, 2 nesir yayını bulunan Abdurrahim Karakoç hocanın, bağlama çalmayı denediğini, ama başarılı olamadığı için bıraktığını da verilen cevaplardan son bölüm olarak nakledelim.
***
Mehmet Kıyat’dan: Küstüm otu günleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirleriyle bilinenler, ünlü olanlar. Mehmet Kıyat, şiirimizin zirvesine çıkıp, bağdaş kurup oturan arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan.
Son gelen şiir kitaplarından biri, merkezi Ankara’da olan “Mutluson yayınları” arasında 96 sayfayla günyüzü gören “Küstüm Otu Günleri” adının taşıyıcısı efendim.
Genel düzenleme, Mehmet Kıyat sayfa düzenlemesi klasiğinde, ilk sayfalardan birinde ikişer mısralık şiirler, anlatımlar, sunuşlar var. Bunlar:
1-Yanlış yerlerde beklettiğin sabah,
Güle oynaya gelemez artık.
2-Kapana kıstırılmış yalnızlıkla,
Bağıra bağıra çıkamazsın alanlara
Arkasından, 7 nci sayfada kitabın adı olan şiir: Küstüm Otu Günleri. Buradan aldığımız bazı mısralar:
- Kısa devre yaptırılmış bir gerçekle,
Fırıldak kurgularda toplanarak,
Gizlemeler, görünmezlik, caydırma tuzakları.
Damıtılmış kötülükle alan alan dolaşıp,
Kirliden kirli ve gürültülü bir sessizlikle,
Deli varsayımlar çıkmazı, yolsuzluklarda...
Kendi özlemiyle, kanını kaynatanlar, belirsizlik çıkmazları içinde, iki yüzlü adamların verdiği dilekçeler, karabasan gecelerinde, ardına bakmadan gidenler, bir bir Mehmet Kıyat’ın kaleminin gündeminde, duygularının gündeminde.
Sayfa 58’de “Boşluğun sesi”nden bize yansıyanlar var. Duygu duygu, mısra mısra bütünleşerek hem de. Buradan:
- Yapay dürtülere boyun eğen aymazlıkla,
Kendinden kaçan günleri sıraya dizip,
Ödün vermeler, yanlış tanık tutkuları,
Boşluğun sesine kafayı takarak,
Karşı koyma oyunlarında pişti olan yanlışlıkla,
Ölüme bağlanan bir yaşamla fitleşerek,
Çirkeflik çukuruna atılan geleceği kurtarmadan,
Belirsizlik tuzağına düşürülmüş gerçekle,
Havası alınmış derinlikten yoksun biçimlere sarılarak.
***
Mithat Erden’in Azerice’den aktardığı:
Kıpçak Bozkırının Yavşanı

Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitabın imza sahibi: Prof. Dr. Murad Adji. Azerice ‘den aktaran: Mithat Erden. Büyük boy 266 sayfalık kitabın kapağının altında: “Hiçbir medeniyet gökten zembille inmedi!.. Avrupa medeniyetinin kökeni Orta Asya Türk medeniyetine dayanır” cümlesi, hatırlatması yeralıyor.
Kitabın ilk sayfalarından birinde, Mithat Erden hocanın kısa bir sunuşu, değerlendirmesi var: “Kitabı Rusça’dan Azeri Türkçesi’ne çeviren ve lütfedip eseri imzalı olarak bana gönderen sayın Prof. Tevfik Hacıyev’e sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Türk tarihine ışık tutan bir muhteşem eseri okur okumaz çarpıldım” deniliyor.
İçindekiler bölümünde yeralanlardan:
1- Kıpçak Bozkırı hakkında ilmi (Ballad) öykü,
2- Moskovalı tarihçiler,
3- Şekiller salname (yıllık) sayfalarında,
4- Vahşi Bozkır’ın dünyası,
5- Tanrıhan ve oğlu Hristos,
6- Parçalanma ve parçalayanlar,
7- Kıpçak Bozkırı tanınmaz ülke midir?.
İki isim ve imzadan da, kitabın ilk sayfalarında yeralan sunuşlarından, görüşlerinden bazı cümleler verelim efendim:
- Yavşan kokusu ile mest olmayan, bu kokudan kanı çoşmayan bir kimse bırak bu kitabı okumasın(Prof. Dr. Murad Adji),
- Ben “Kıpçak Bozkırı’nın Yavşanı” kitabında kendi düşüncemi, mesleğimi görerek, onu Türkçemize tercüme ettim. Azerbeycan okuyucuları kitabı okuyup çok şeyleri yeniden değerlendirecektir.(Prof. Tevfik Hacıyev)
Kıpçak Bozkırının Yavşanı kitabında; Bu konuda şüpeleri olanlar, Avrupa tarihindeki bir çok şeyi Asya ile açıklamaya hor bakanlar; her Avrupalının kökünde Asyalı görmek istemeyenlerin kitap içinde yeralan sorulara cevap vermeleri gerektiği hatırlatıyor. Örneğin bu sorulardan biri;
1- Avrupa halkları “Hint Avrupalı” olarak adlandırılmıyor mu?. Dilleri Hint Avrupa dil ailesine dahil değil midir?. Hint Asyalıdır, ya Avrupa?. Yani Avrupalının kökü dolayısıyla Asya’dan başlamıyor mu?.
***
Bilim ve Araştırma Dergisi:
Altay’dan Tuna’ya
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Çanakkale’de 28, 29 ve 30 Mayıs 2010 tarihlerinde gerçekleştirilen, “Çanakkale Uluslararası 2. Şiir Akşamları” etkinlikleri sırasında bana ulaştırılan bir dergi. Adı: Altay’dan Tuna’ya. Bilim, kültür ve sanat araştırmaları merkezince yayınlanıyor.
Sahibi ve genel koordinatörü: Emrullah Tören, yazı işleri sorumluları: Murat Çıtak – Faruk İncioğlu. Yayın danışmanları var 8 isim ve imzadan oluşan.
Yazışma adresi: İsmetpaşa Mhl. İnönü Cad. Yüksel Apt. No: 203-3 Merkez-Çanakkale.
Emrullah Tören, başyazısında, sunuşunda; hedeflerinin, Türk kültürünün sanatından sporuna, yemek kültüründen zaferine, mimari özelliklerden destanlarına, Türk liderlerinden Türk örf âdetine kadar tüm zenginliklerinin tanıtılması olduğunu anlatıyor.
Gazi Üniversitesinden Elnur Paşa imzasıyla 4, 5, 6 ve 7 nci sayfalarında verilen “Hocalı Katliamı” dikkat çekiyor. 1992 yılı 25 Şubat akşamı saat 23’te Ermenistan ordusunun “Artsah Halk Kuruluş Ordusu” adını verdiği, Dağlık Karabağ’ın silahlı Ermeni çeteleri ve SSCB’den kalma 366. Alay’a bağlı Rus komutan ve askerleri, çaresiz, kaderine terk edilmiş, savunmasız Hocalı halkına saldırdı, hatırlatmasından sonra, sonuç hakkında bilgi veriliyor:
Sivil halktan 613 kişi öldürülmüş. Ölenlerden 63’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’i ihtiyardı. Toplam 239 kişi işkence yöntemleri, 487 kişiye ise ağır beden hasarı verilerek katledilmişlerdi. Çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlardan oluşan toplam 1275 kişi rehin alınarak akıl ermeyen işkencelere, hakaretlere maruz kalmışlardı. Bu rehinlerden 1165’i sonradan Ermenilerin elinden kurtarılmıştı.
Altay’dan Tuna’ya Dergisinin öteki sayfalarına bakıyoruz:
- İstiklâl Marşının muhtevası (Yaşar Çağbayır)- Sporda tarih yazanlar ( Cemal Tuzcuoğulları) – Çanakkale’nin gizli kahramanları: Sıhhıye ordusu (Hüseyin Arslan), Türk Dünyasında su ve ürünleri (Yrd. Doç. Dr. Nejdet Gültepe), Türklüğün en eski bayramı Nevruz ve tarihi alt yapısı (Prof. Dr. Necati Demir), Türk dünyasından haberler.
Katılım Belgesi: Sayın İsa Kayacan; 28-29-30 Mayıs 2010 tarihlerinde düzenlemiş olduğumuz 2. Uluslararası Çanakkale Şiir Akşamları Şölenine katılımınızdan dolayı şükranlarımızı sunarız (Düzenleme Kurulu – Akademi Erkek Öğrenci Yurtları Çanakkale, Şairler ve Yazarlar Derneği).
***
Salim Savcı hocadan:
Atatürk’e göre
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Eğitimci-yazar bir ağabeyimiz Salim Savcı. Yıllarca Ankara’dan seslendi. Şimdilerde, Çorum-Osmancık, Çampınar köyünden sesleniyor.
O sevdiğimiz, sohbetiyle insanlara güç veren, dostluğu zirvelerde bayrak gibi dalgalanan bir büyüğümüz.
Yenilerde bir kitabı daha geldi. Adı: Atatürk’e göre. İltifat dolu bir ifadeyle: “Yerel basının gözdesi, sayın Prof. Dr. İsa Kayacan’a, yerel basının şükranla anacağı bir yazar olarak anılacaksınız. Sizi candan kutluyorum. Sevgilerle kucaklarım” (Salim Savcı, Çampınar köyü – Osmancık, Çorum, 25.07.2010)
Atatürk’e göre: Anadilimiz Türkçe, Bilim-Teknik-Uygarlık, bağımsızlık, egemenlik, özgürlük/Eğitim, öğretim, öğretmenlik / Gençlik, yeni kuşak / Hayat görüşü / Ulus – ulusalcılık / Cumhuriyet – demokrasi.
Kitabın sayfalarında konuların, anlatımların başında veya belirli yerlerinde, Devletimizin kurucusu yüce Atatürk’ün fotoğrafları var. Atatürk’ün görüşleri hareket noktası yapılmış kitabın oluşumunda, şekillenmesinde, gün yüzü görmesinde.
Atatürk görüşlerinden hareketle sayfalara aktarılanlardan:
- Türk demek, dil demektir,
- Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil bilinçle işlensin,
- Askerlik zaferlerimizle büyüklenmeyelim. Yeni bilim ve ekonomi zaferine hazırlanalım (1923)
- Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkı uygardır. Tarihte de uygardır. Gerçekte de uygardır.
- Cumhuriyetin dayanağı Türk toplumudur,
- Cumhuriyet düşünce özgürlüğünden yanadır.
- Bizim ulusumuz kökten demokrattır,
- Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm programlarının ilkesinde şu iki temel vardır: 1- Tam bağımsızlık,
2- Kesinlikle ulusal egemenlik.
Sayfa: 19’dan: Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş, Ankara başkent olarak seçilmiş. Atatürk Çankaya’dan TBM. Meclisine gelirken yol üzerinde bir iğde ağacı görür. Arabasını durdurtur, arabadan iner, o iğde ağacını selamlar. Çevresindekiler atılırlar:
- Aman paşam, böyle ne yapıyorsunuz? Derler. Şu karşılığı alırlar: O ağaç yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferidir (Askeridir). Onun da en az diğer neferler kadar selama hakkı var. Neden şaşırıyorsunuz, onu anlayamadım, der.
Bir kaç gün sonra iğde ağacının bulunduğu yerden geçerken, arabayı durdurtup, arabadan iner: Ne yaptınız bu ağaca? der.
Şu cevabı alır:
- Paşam yolu genişletmek için mecburen kestik, derler. Atatürk:
- Bir kez de bana sormuş olsaydınız, bu ağacı kurtaracak bir yol bulurdum, diye ekler. Atatürk daha fazla dayanamaz, arabasına biner. Şoförün ve yanındaki arkadaşlarının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlar.
***
Yusuf Erkan’dan:
Gölhisar (Kibyra)

Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimiz ve ilçeleriyle ilgili haberlerle yayınlarla sevindiğimi hep söyledim. Yineliyorum.
Yusuf Erkan İstanbul’dan sesleniyor. Burdur’u, Burdurlu’yu seven bir hemşehrim.
Son gönderdiği kitabının adı: Tarihsel, Kültürel değerleri ve insanlarıyla: Gölhisar (Kibyra).
- “İsa hocamıza... Dalaman çayı coşkunluğu/Gölhisar Gölü dinginliği/ ve Kibyra görkemiyle 28.09.2010” cümlesiyle imzalamış. Kitap, fotoğraf bölümü (önceki sayfalarda bolca fotoğraf var) hariç 666 sayfa.
Gülhisar ilçemizin bütünlüğüyle fotoğrafının yansıtılışı, çok kareli bir fotoğrafı olarak karşımıza çıkan, çıkarılan bu araştırma, Gölhisar Belediyesinin katkılarıyla yayınlanmış.
İlk sayfalardan birinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Millete efendilik yoktur, millete hizmet vardır” sözü ve fotoğrafı dikkat çekiyor. Sonra Gölhisar Belediye Başkanı Veli Cantilav’ın bir sunuşu var. Buranın bir yerinde:
- “İlçenin turizmden gelir elde edebilmesi tanıtımı yanında Kibyra’nın turizme açılmasına bağlı” deniyor.
Önsöz ise Yusuf Erkan’a ait. İki sayfalık önsözün bir yerindeki cümlelerden: “Kitapta Gölhisar’ın turizm atıl kapasitesi tarihsel ve kültürel değerleri bağlamında aktarılmaya çalışıldı”...
Yusuf Erkan imzalı “Gölhisar (Kibyra)” adlı kitabın içindekiler sayfalarına bakıyoruz. Gördüklerimizden:
Gölhisar hakkında genel bilgiler, konumu, iklim, bitki örtüsü, akarsular, göller, dağlar, ovalar, Gölhisar (Kibyra) kuruluş söylencesi, Tarihçe, gezginlerin anlatımıyla Gölhisar, Kaynaklardaki Gölhisar, Arkeolojik kazılar, Yakın dönemdeki yüzey araştırmaları, Gölhisar’da yaşam döngüsü, Antik yerleşimler, Gölhisar’ın höyükleri vb.
640, 41 ve 642 nci sayfalarda, “Gölhisar’daki basın hayatı”ndan sözediliyor.
Gazetelerin ilk sayfalarının, logolarının genel görüntüleri var.
Tebriklerimi sunuyorum efendim.
Yusuf Erkan: 1970 yılında Gölhisar Evciler köyünde doğdu. 1998 yılında, Gazi Üniversitesi, Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi “Konaklama işletmeciliği” bölümünden mezun oldu.
***
Bereketlihilâlde (Hatay – Adana – Mersin) Aleviler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Mehmet Sılay Tıp doktoru. Başhekim. 20. dönem Hatay Milletvekili. Sosyal amaçlı derneklerin vazgeçilmez üyesi, temsilcisi. 23 ayrı kitabın yazarı, yayıncısı.
Yenilerde bir kitabı daha bana ulaştı Mehmet Sılay hocanın.
Adı: Bereketlihilalde (Hatay – Adana – Mersin) Aleviler. Etnik köken – kültürel çevre.
Fotoğraflar bölümü hariç 168 sayfayla okurların karşısına çıkarılmış bir kitap.. Araştırma – inceleme.
Birinci baskının önsözü Mehmet Tekin’in (1993), İkinci baskının önsözü Mehmet Kocabaş imzalarını taşıyor. Sunuş var arkasında . İki soruyla başlıyor kitap:
- Niçin Bereketlihilal ve niçin Hatay?. ...Burada, insanların, aydın geçinenlerin bile, Hatay – Antakya ikilisinin ne anlama geldiğini ayırdedemedikleri gerçeği ortaya konuluyor. Sakarya – Adapazarı, (önceleri, İçel – Mersin) gibi.
Kitap üç bölümde şekillendirilmiş, yayınlanmış. Sayfa 119 ve 120’de “Hatay’da bazı azınlıklar” başlığı altında verilenlere bakalım öncelikle:
- “Hatay’da binlerce yıldan beri İslâmi hoşgörü içinde, birlikte yaşayıp hem inanç, hemde sıhri akrabalıklarla bütünleşen. Alevi – Sünni, Türk – Kürt, Arap, Çerkez, Laz Ahıskalı, Gürcü – Zaza ve Abaz: İslam üst kimliği ve ortak paydasıyla tek bir millettir”.
Bu açıklamanın, ifadenin, ortaya koyuş biçimi karşısına geçip, başka bir görüş belirtmeye gerek var mı? Bence yok!
Başa dönelim, 38 nci sayfada yeralanlardan bazı alıntılar, nakletmeler yapalım kitap içinden:
1- Üniversite bitirmiş diplomalı cahillerle, beyni ve yüreği emperyalist kültürün işgali altında olan sorumsuz aydınların bol olduğu kısır bir döneme girdik.
2- Türkiye: Ülke ve dünyadaki gelişmelere karşı duyarsız ve sorumsuz, okumayan, kendini yenilemeyen, güne ve istikbale karşı dayatılan sistemi sorgulamayan aydınların ihanetine uğradı.
Sayfa 155’de Hatay’dan deyimler – vurgular başlığı altında verilenlerden:
1- Batman çağıla karıştı (İşler çok karıştı),
2- Ali Fakı’nın tay kovaladığı yer (Çok uzak yer),
3- Ayının bakır sıçtığı yer (Çok uzak yer),
4- Ölünün ağıtçısı, düğünün zılgıtçısı,
5- Yırtık eleğin kel yamalığı.
***
Kenan Çarboğa’dan:
Süt rengi düşler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Sivas, Gemerek Seydıhali Köyünden Kenan Çarboğa, “Süt Rengi Düşler” adlı kitabıyla bizimle selamlaşıyor.
104 sayfayla basılan, şekillenen, okurlarının karşısına çıkan, çıkarılan kitap, genelde hecevezni tarzıyla yazılan, ortaya konulan, sayfalara aktarılan şiirlerle okurlarının karşısına çıkıyor efendim.
Kitabın 15 nci sayfasında “Gönülden nasihat” başlığıyla karşımıza çıkan şiirin iki dörtlüğü:
Bir güzelle muhabbete dalınca,
Sevgiyi demeye söz gerek dedi.
Sevdayı anlattı kendi dilince,
Aşağın kalbinde, köz gerek dedi.
**
Giderken kaynadı gönül kazanım,
Bozuldu böylece bütün düzenim,
Söyledim aşkından garip ozanım,
Ozansan elinde saz gerek dedi.
Duyguların anlatımı sırasında karşılaşılan zorlukların, Kenan Çarboğa dünyasında fazla geçerli olmadığını görüyoruz. Zaman içinde olgunlaşan duyguların mısra halinde şiirleşip, gazete, dergi ve kitap sayfalarına aktarılması sonunda ortaya çıkan, bizimle yüzleşen gerçekler Kenan Çarboğa imzasıyla bir başka anlam kazanıyor.
Süt Rengi Düşler’in “Cinnet” bölümündeki şiirlere bakıyoruz:
Sayfa 87’deki “Çelişki” adlı, başlıklı şiirdeki dörtlüklerden ikisiyle noktamızı koymak istiyorum:
Gölgeler gizledi güneşi bazen
Kuşlukta karanlık yaktı mumları
Yıllarca boşluğun üstünde gezen
Bir boşluk tüketti bütün demleri
***
Sonunda boynuma astım sebebi,
Sorular usandı sonu ararken,
Sarıldım koynuma bastım sebebi,
Gerçeğin saçını gönlüm tararken.

5 Kasım 2010 Cuma

Çağdaş Burdur Gazetesi Renklendi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
22 Aralık 2004 tarihinde kurulan, Celal Öztaş ve Yusuf Tortop sahipliğinde günlük yayınlanmaya devam eden “Çağdaş Burdur” Gazetesinin renkli baskı tesisleri, 28 Ekim 2010 tarihinde törenle hizmete açıldı.
29 Ekim 2010 tarihli 1797. sayısının ilk ve son sayfaları renkli olarak yayınlanan “Çağdaş Burdur” Gazetesinin imtiyaz sahibi: Celal Öztaş, Yazı İşleri Müdürü: Aysel Kara, Muhabirler: Halil İbrahim Kara, Onur Özkan, Mustafa Yıldız, Sayfa Editörü: Dilek Sancı, Hukuk Danışmanları: Av. Ömer Bütüner, Av. Ali Uz.
ÇAĞDAŞ BURDUR GAZETESİNİN
RENKLİ TESİSLERİNİN AÇILIŞI
Çağdaş Burdur Gazetesinin 28 Ekim 2010 tarihindeki renkli baskı tesislerinin açılış törenine, Burdur Valisi Süleyman Tapsız, Belediye Başkanı Sebahattin Akaya, AK Parti Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı M.Ercan Taraşlı, Daire Müdürleri, Siyasi Parti temsilcileri, Sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, gazeteciler, gazete okurları ve davetliler katıldı.
Çağdaş Burdur Gazetesinin baskı tesislerinin açılışı ve gazetenin renkli yayına geçmesi nedeni ile Karasenir Mahallesindeki, Karasenir caddesinde bulunan tesislerin açılış töreninde yapılan konuşmalardan:
1- Toplumsal gelişmelere duyarlı, sağlıklı değerlendirmelerde bulunabilecek bir kamuoyu ancak özgür ve sorumluğunun bilincinde bir basın aracılığıyla mümkün olabilir. Basınımızın kamu yararına her şeyin üstünde tutması, kişi haklarına önem vermesi, insan onurunu her şeyin üzerinde tutması gerçekten önemli… Burdur’daki gazetelerimizin ve baskı tesislerini açacak olduğumuz Çağdaş Burdur Gazetesinin de bu ilkelere bağlı kaldığına, bundan sonrada bağlı kalacağına inanıyorum (Süleyman Tapsız, Vali).
2- Çağdaş Burdur Gazetesinin renkli yayım hayatına geçişiyle Burdur’un Yerel Basınına yeni bir vizyon getirilecektir. Burdur’da gazete okuma alışkanlığını kazanamamış vatandaşlarımızın ulusal basından ziyade yereli de yakından takip edebilmesi anlamında yerel gazetelerimizin yayın yapacağına inanıyorum (Bayram Özçelik, Milletvekili).
3- Çağdaş Burdur’un sahiplerini kutluyorum. Yollarına devam eden yeni sahibini yeni yönetimiyle personeline başarılar dilerim. Cumhuriyetimizin ilan edilişinin 87.yıl dönümünde gazeteye renkli olarak basmaları da Burdur’umuz için büyük bir kazanç (Sebahattin Akkaya, Belediye Başkanı).
4- Cumhuriyetimizin ilan edilişinin 87’inci yıl dönümünde Çağdaş Burdur Gazetesinin renkli yayın hayatına geçmesinden dolayı onur duyuyorum. Bugüne kadar sürekli yayınlanan renkli bir gazete yoktu. Çağdaş Burdur Gazetesinin renkli yayınlanmasının devamını diliyorum. Bu girişim Burdur’a da faydalı olacaktır. (M.Ercan Taraşlı, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı).
5- Bundan sonraki yayın döneminde okurlarımızın karşısına renkli olarak çıkacağız. Çağdaş Burdur Gazetesi olarak sessiz yığınların sesi, kimsesizlerin kimsesi olmaya devam edeceğiz. Kim Burdur için elini taşın altına koyuyorsa, kim Burdur için emek sarf ediyorsa mutlaka gazetemizde yer alacak. (Celal Öztaş. Çağdaş Burdur Gazetesi, İmtiyaz Sahibi)
HABERLER:
1- İlimizde, tek renk olarak yayım hayatına 22 Aralık 2004 tarihinde başlayan Çağdaş Burdur Gazetesi, Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilişinin 87’inci yıl dönümünde, bir ve sekizinci sayfaları renkli olarak yayım hayatına başladı. (Yenigün Gazetesi, 31.10.2010)
2- İlk renkli gazetenin baskısını Vali Tapsız yaptı. Çağdaş Burdur Gazetesi, renkli olarak okurlarıyla bulaşacak. (Oğuzeli Gazetesi, Bucak, 01 Kasım 2010)