30 Nisan 2011 Cumartesi

Genç, dinamik, delikanlı İLESAM: 25 yaşında
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Kısa adı İLESAM olan, Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliğinin kuruluşunun 25 nci yıldönümü, 28 Nisan 2011 tarihinde, Yenimahalle Belediyesi Dört Mevsim Tiyatro Salonunda düzenlenen törenle kutlandı.
            İLESAM’ın bir dernek veya vakıf olmadığını, meslek birliği olduğunu hatırlatalım. Meslek Birliği olan İLESAM’ın adı 1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanunu ile veriliyor.
İLESAM, anılan kanunun 1983 yılındaki 2936 sayılı kanunla değişik 42.maddesiyle, Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonu hakkındaki tüzük hükümleri uyarınca kuruluyor.
            İLESAM’ın kuruluş statüsü, Ankara Valiliğinin 01.09.1986 tarih ve 065.051-4979 sayılı yazıları ile onaylanıyor ve Birlik tüzel kişilik kazanarak 12.01.1987 tarihinden itibaren merkezi Ankara olarak faaliyete geçiyor.
            İLESAM’ın zorunlu organları, Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu, Haysiyet Kurulu, Yayın Kurulu, Bilim- Teknik Kurulu ve Federasyon Temsilciler Kurulu olarak görülüyor.
Asıl ve yararlanılan üyeler şeklinde bir üye ayırımı var İLESAM’ın. Üyelerin ortak amaçlarını korumada tek organ olarak görülen İLESAM, üyeler adına tam yetki sahibi olarak görülüyor.
            Bu çerçeveden baktığımızda İLESAM; İdari takiplerde bulunmak yargı yoluna başvurmak/ Yurt içinde ve dışında kamu kurumu ve kuruluşların, gerçek ve tüzel kişilerle idari, mesleki ilişkiler kurmak/ Mesleki yayınları yapmak/ Sosyal tesisler kurmak/ Üyeler için yardım sandığı kurmak ve diğer sosyal hizmetleri gerçekleştirmek olarak sıralanan amaç ve hedefleri var İLESAM’ın.
            28 Nisan 2011 tarihinde kutlanan İLESAM’ın 25 nci kuruluş yıldönümünde, 32 kişiye “İLESAM Üstün Hizmet ve Başarı Ödülü” verildi.
25.kuruluş yıldönümü kutlama programının, Ankara Yenimahalle Belediyesinin katkılarıyla gerçekleştirdiği görüldü.
            İLESAM Merkez Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız yaptığı açılış konuşmasında, İLESAM’ın üye sayısının 2000’e ulaştığını, Üniversiteler başta olmak üzere 20 ayrı noktada telif hakları konusunda konferans verdiklerini, bilgilendirme toplantıları gerçekleştirdiklerini anlattı.
Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar ise; Türkiye’de sanatçı olmanın zor olduğunu hatırlatarak, sanatçıya önem verdiklerini, Belediyenin tüm olanaklarını, sanat ve sanatçılar için kullanmaya devam edeceklerini söyledi. Zeynel Yeşilay’ın hazırladığı, İLESAM çalışmalarıyla ilgili multivizyon gösterimi yapıldı.
            İLESAM’ın 25 nci kuruluş yıldönümü çerçevesinde, İLESAM Üstün Hizmet ve Başarı Ödülü alanların sıralanışı Edebiyat dalında; Abdullah Satoğlu, Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Ali Akbaş, Ali Naili Erdem, Bahaeddin Karakoç, Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız, Bekir Sıtkı Erdoğan, Beşir Ayvazoğlu, Cemal Safi, Cemal Tuzcuoğulları, Prof. Dr. Dursun Yıldırım, Güzide  Taranoğlu, Hayrettin İvgin, İsa Kayacan, İsmet Bora Binatlı, Kemali Bülbül, Nail Tan, Neriman Saryal, Nurettin Özdemir, Osman Oktay, Prof. Dr. Reşat Genç, Rızâ Akdemir, Semih Sergen, Yahya Akengin, Yavuz Bülent Bakiler, şeklinde sıralanırken,  İlim dalında; Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Prof. Dr. Ahmet Sonel, Prof. Dr. İbrahim Agâh Çubukçu, Prof. Dr. İnci Enginün, Prof. Dr. Sadık Tural, Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy,  
            GÜNÜN PLÂKET HABERİ:
İLESAM Edebiyat Dalında Üstün Hizmet ve Başarı Ödülü: Sayın İsa Kayacan; İLESAM’ın 25.kuruluş yıldönümünde Genel Merkez Yönetim Kurulu tarafından Edebiyat dalında, İLESAM Üstün Hizmet ve Başarı Ödülüne lâyık görüldünüz. Türk Edebiyatına yaptığınız hizmetlerden dolayı şükranlarımızı sunarız. (28 Nisan 2011- Mehmet Nuri Parmaksız, İLESAM Genel Başkanı- Yenimahalle Belediyesinin katkılarıyla).***
Irak’daki, Altunköprü katliamı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Irak cephesinden, Kerkük ve öteki yerleşim birimlerindeki cephelerden, buralardan gelen her türlü sesin, olayın, olayların bize yansıtılışında yorulmayan, ciddi çalışma ve araştırmaların sahibi Dr. Şemsettin Küzeci’nin başta geldiğini defalarca yazdık, naklettik. Dr. Şemsettin Küzeci’ye teşekkürlerimiz var, sevgi ve saygılarımız var eksilmeyen bir biçimde, yoğunlukta, sıcaklıkta.
Dr. Şemsettin Küzeci’nin bürosundaki sehpa üzerinden “çaldığım” bir broşür var masamda. Adı: Altunköprü Katliamı (28 Mart 1991).Anılan broşür, merkezi Ankara’da bulunan Türkmeneli Vakfı Kültür Merkezi Başkanlığınca hazırlanmış. Broşürün ilk sayfasında, bundan sonraki sayfalarda yeralan bilgilerden:
Kerkük’ün en büyük ilçelerinden biri sayılan Altunköprü, Kerkük’e 40, Erbil’e 50 km uzaklıkta olan bir Türkmen kasabasıdır. Doğal zenginlikleriyle tanınan bu şirin kasabaya Aşağı Zap ve Küçük Zap suları ayrı bir güzellik verir.
Altunköprü tıpkı Kerkük, Musul, Süleymaniye, Telâfer, Erbil ve çevresindeki başka yerleşim yerleri gibi kültürüyle, folkloruyla bin yıldan beri Türk yurdudur. Bu şiirin kasabayı yurt tutan Türkler varlıklarını, benliklerini koruyarak, milli mücadele yolunda önemli rol oynadılar.
Mensubu oldukları devlete baş kaldırmadan vatandaşlık görevlerini yerine getiriyorlardı. Ne yazık ki onlar da tıpkı öteki Türk şehirlerinde oturan kardeşleri gibi, İngiltere’nin Osmanlılara oynadığı oyun sonunda kurulan Irak Devleti’nin uyguladığı soykırım zincirinin bir halkası olmaktan kurtulamadılar.
1920’de Telafer Türklerine uygulanan Kaçakaç katliamı bu zincirin ilk halkası idi. 1924,1946, 1959, 1979, 1980, 1991, 1996, 2003, 2004, 2005, 2006 ve günümüze kadar Irak topraklarında yaşayan Türklere karşı 20’ye yakın katliam uygulandı ve binlerce kardeşimiz şehit edildi.
ALTUNKÖPRÜ KATLİAMI
1991 yılında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesi üzerine başlayan 1. Körfez Savaşı, Irak’ın yenilgisiyle sonuçlanınca ülkede bir kargaşa yaşandı. Saddam Hüseyin, daha çok Bağdat’ı koruma telaşına düştüğü için ülkenin güneyinde ve kuzeyinde otorite boşluğu oluşmuştu. Güneyde Şiiler ayaklanırken, kuzeyde de Kürt gruplar işgal hareketlerine giriştiler.
18 Mart 1991 tarihinde Kerkük’e giren işgalciler tapu ve nüfus dairelerini talan ederek pek çok vesikayı yok ettiler. Kürtler önlerine çıkan her fırsatı değerlendirerek bugünkü fiili durumun temelini o günlerde atmışlardı.
27 Mart 1991 tarihinde Kerkük’e giren ordu birlikleri oradan Altunköprü kasabasına yöneldiler. İşgalci ve talancı Kürt grupları öfkelerini suçsuz ve günahsız insanlardan alma yoluna gittiler. 28 Mart günü iftar öncesi, Altunköprü’de oturan ve panik arasında Kerkük’ten, Tavuk ve Tuzhurmatu’dan kaçarak oraya sığınan Türkmenlerden, çocuk, genç ve yaşlı demeden topladıkları 102 kişiyi alıp götürdüler. Bu 102 kişinin hunharca katledildiği, Dibis Kasabası yakınlarında “Kayabaşı” adıyla anılan yerdeki çukurluktan kokuların yükseldiği duyulunca, buraya yönelindi, korkunç manzarayla karşılandı. Kurşuna dizilerek şehit edilen 102 cansız beden üst üste yığılmış halde orada duruyordu..
Altunköprülüler, şehitlerini alarak beldelerine götürdüler ve Selâhi semtinde bulunan şehre hâkim bir tepeye defnettiler. ***
Dr. Mehmet Sılay’dan: Kerkük’ten Kerbelâ’ya
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitaplar, dergi ve gazeteler, yayıncılarıyla daha bir anlam kazanıyor, manalaşıyor.
            Mehmet Sılay tıp doktoru. Parlamenterliği var, araştırmacılığı, yazar ve şairliği var. Yenilerde bir kitabı daha bana ulaştı Dr. Mehmet Sılay’ın. Adı: Kerkük’ten Kerbela’ya.
            224 sayfalık kitap, Irak’ta-Kerkük’te faaliyet gösteren Işık Edebiyatçılar Grubu yayınları arasında günyüzü görmüş. 3 ncü yayın, Seyahatname dizisinin birincisi, ilki.
            Yayın koordinatörü: Dr. Şemsettin Küzeci. Dizgi, mizanpaj, kapak: Aybeniz Küzeci’nin. Dr. Mehmet Sılay’ın kısa biyografisi ve eserleri – yayınları hakkında isimler itibariyle bilgiler yeralmakta ilk sayfalardan birinde.
            Dr. Mehmet Sılay hocanın 19 ayrı kitabının yayınlandığını görüyoruz. Elimizdeki seyahatnamenin, kitabın, “Bağımsızlık mücadelesi veren tüm Iraklı kardeşlerime” cümlesiyle ithaf edildiğini anlam zenginliği içinde okuyor, görüyoruz.
            Kitap 5 ayrı bölümden meydana geliyor. Birinci Bölüm: Kerkük günlüğü, ikinci bölüm: Kerbela günlüğü, üçüncü bölüm: Bağdat gibi diyar, dördüncü bölüm: Bilmirem sevdan hardadır, beşinci bölüm: Bir demet Kerbela (şiirler) bölümleri olarak karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor.
            Sunuş, Irak Edebiyatçılar Grubu Başkanı Dr. Şemsettin Küzeci imzasının taşıyıcısı. Sunuşun bir yerinde; “Dostluğundan herkesin onur duyduğu Dr. Mehmet Sılay, hem tıp doktoru, hem şair-yazar, hem de araştırmacı ve yardımsever bir insan” denilişi dikkat çeken ve doğru olan bir değerlendirme biçimidir.
            Dr. Mehmet Sılay iyi bir gözlemci, başarılı bir değerlendirmeci. Bir anlamda, gazeteciliğin, haberciliğin temel ilke ve kuralları işliyor Dr. Mehmet Sılay’ın satırlarında.
            Başlık ve ara başlıklara bakıyor: İstanbul’dan Erbil’e, ikinci gün, üçüncü gün, bölgenin sosyo-kültürel tarihi, Kerkük ve özel statü, Kerkük SOS veriyor, Kerkük can pazarı, Kerkük ve Nurul Kebir, Kerkük’te Beşiktaş mahallesi vd.
            Sayfa:26’dan: Bugün Kerkük’te hukuk yok, dağ kanunu var. Bazı müdürler, zengin işadamları, doktorlar ve bürokratlar evlerinde, iş yerlerinde katlediliyor. Fail bulunamıyor. Tehlikeli bir dörtlü var Kerkük’te.
            Bir demek Kerbela: Şiirler.. 165 nci sayfada başlıyor, karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor. Kerbela Türküsü adlı şiirden:
Yüreğim İbrahim, gözüm Puthane,
Kırmak sırasıdır, vur bölüm bölüm.
*
Sabâ Melikesi anlar dilimden,
Süleyman bendesi sarı bülbülüm.. ***
Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kısa adı BAKA olan, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı, çalışmaları çerçevesinde hazırlanan, Antalya, Isparta, Burdur illeri kapsamında görev yapan yetkililerce hazırlanan broşürlerin kapağında “Mutlu Yaşam Bölgesi: Batı Akdeniz” deyimi kullanılıyor.
            Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA)’yla ilgili verilen bilgilerden öğreniliyor ki; 2009 yılında 27 bin 299 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla “Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı”nın kurulduğu, TR-61 Düzey-2 Bölgesinde yeralan Antalya, Isparta ve Burdur illerinde hizmet vermeye başladığı hatırlatılıyor.
            BAKA’nın kamu tüzel kişiliğine haiz, teknik donanıma ve yüksek nitelikli personele sahip, kendine özgü bütçesi olan ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş olduğu da verilen bilgiler arasında yeralıyor.
            Ajansın merkezi Brüksel’de olan ve 166 üyesi bulunan Avrupa Kalkınma Ajansları Birliği (EURADA) ve merkezi Cenevre’de olan ve 252 üyesi bulunan Dünya Yatırım ve Enformasyon Ajansları Birliği (WAIPA) üyesi olduğu da bilgiler olarak karşımıza çıkıyor, aktarılıyor. Vizyon, misyon ve amaçları başlığı altında verilenlere bakıyoruz. Bunların açıklanışı, detaylandırılışı:
            Vizyon: Sürdürülebilir yerel kalkınmada öncü, istihdam ve rekabet gücünü artırarak, Türkiye’nin yaşam kalitesi en yüksek bölgesi olmak.
            Misyon: Isparta, Burdur ve Antalya’nın sürdürülebilir kalkınması için, bütüncül bir yaklaşım ile yerel potansiyeli harekete geçirecek katılımcı araçlar geliştirmek ve uygulamak,
            Amaçlar: Geniş bir katılım ile belirlenen bölge vizyonu doğrultusunda amaç, hedef ve stratejiler belirlenmiş. Bunlardan bazıları:
            -Tarımın geliştirilmesi ve kırsal kalkınmanın sağlanması/Turizmin geliştirilmesi ve kullanılmayan potansiyelin değerlendirilmesi,
            -Sanayide rekabet edebilirliğin güçlendirilmesi/Ulaşım altyapısının güçlendirilmesi/Çevre altyapının geliştirilmesi vd.
            Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı yönetim kurulu üyeleri: Antalya, Burdur ve Isparta Valileri, Her üç kentin Belediye Başkanları, Ticaret ve Sanayi Odalarının Başkanları, yine her üç il’in, İl Genel Meclisi Başkanları, şeklinde sıralanıyor.
            Aralık 2009’da, Burdur Ticaret ve Sanayi Odası yayınları arasında 354 sayfayla günyüzü gören, “Burdur Destanı – Bensiz Olmaz” adlı kitabımın 69 ncu sayfasında başlayan “Resmi ve Sivil Toplum Kuruluşları” bölümünün 78 nci sayfasında yeralan mısralar:
            25 Temmuz 2009 tarihli /Resmi Gazetede yayınlanarak / Yürürlüğe giren /Isparta – Antalya, Burdur’dan oluşan / Batı Akdeniz Bölgesini/Tek il gibi ele alan/İlk Başkanı Prof. Dr. Muherrem Certel olan /Kısa adı (AKA) olarak anılan/ Akdeniz Kalkınma Ajansı/Benim… Bensiz olmaz.
            01 Nisan 2011 tarihinde 129 ncu kitabım olarak, Burdur Belediyesi Kültür Yayınlarının 12 ncisi olarak yayınlanan “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adlı kitabımın 319 ncu sayfasında başlayan 11. bölümünün, “Burdur’a hizmet edenler, bürokrat, serbest meslek sahipleri” bölümünün 326 ncı sayfasında yeralan mısralar:
            -Antalya, Burdur ve Isparta/İlleri arasında/Bölgesel işbirliği ve/Kalkınma imkânlarını/Geliştirmek amacıyla kurulan /Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın/İlk Genel Sekreteri olan/Tuncay Engin/Benim… Bensiz olmaz.***
Ortanca Dergisi – 31
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yayın merkezi Ankara’da bulunan, iki ayda bir yayınlanan sanat ve edebiyat Dergisi “Ortanca”nın 31 nci sayısı masamda. Normal boyutlu 80 sayfayla okurlarının, sanat ve edebiyat severlerin karşısına çıkan, çıkarılan “Ortanca”nın, imtiyaz sahibi, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni: İbrahim Engin. Baş Danışmanı: Prof. Dr. Nurullah Çetin. Yayın kurulunda 9 ayrı isim ve imzanın olduğunu, yeraldığını görüyoruz.
            Ortanca Dergisinin yayın merkezi: Samsun Yolu 25 km. Kantar mevkii No: 12 Lalahan-Ankara olarak kaydediliyor. Gsm:0554 836 25 26
            İmzalar itibariyle içindekiler sayfasına, çift sütununa bakıyoruz, maşallah sütunlardan taşan bir imza kalabalığı var. Bunlardan, bu isimlerden bazı alıntı ve sıralama yapalım:
            -Mehmet Nuri Parmaksız, İbrahim Engin, Prof. Dr. Nurullah Çetin, Oğuz Tansel, Yurdanur Bilgin, Engin Çır, Sabiha Serin, Ahmet Canbaba, Vedat Fidanboy, Lokman Kurucu, Ahmet Şahinoğlu, Derya Tosun Yılmaz, Ali Bozdağ, Deniz Şahinoğlu, Ekrem Yalbuz, Rasim Köroğlu, Ahmat Muhip Dranas, Hüseyin Rahmi Gürpınar, İsmet Bora Binatlı, Şadi Ünal, Prof. Dr. İsa Kayacan, İbrahim Agâh Çubukçu, Engin Fordugil vd. Mehmet Nuri Parmaksız’dan (beş ayrı dörtlükten biri-Aşkı reddeden adam-başlığı altındakilerden):
-Niyetim dönmek değil bunu böyle bilesin,
Sükuta alıştım ben bil ki kararım kesin,
İsterse herkes bana varsın divane desin,
Aşkı reddeden adam olmak hiç kolay değil.
            Prof.Dr. Nurullah Çetin hocamız, İlter Yeşilay kardeşimizin “Zeytin” şiirinin tahliliyle karşımıza çıkıyor, bizimle selamlaşıyor 4 ncü sayfa başlangıcında.
            Engin Çır arkadaşımız, TSM’nin duayenlerinden, yaşayan bestekârlarımızdan Ali Şenozan hocamızdan sözediyor uzun uzun. Zaten “Ortanca”nın ön kapağında Ali Şenozan hocamızın yakışıklı bir fotoğrafı var, gülen yüzüyle, sıcak bakışlarıyla bizimle, bizlerle selamlaşan.
            İbrahim Engin 3 ncü sayfada “ilksöz”üyle okurlarının karşısına çıkıyor. Merhaba derken, “Üç yılı geride bırakan dergimiz ilk gün heyecanı ve siz saygıdeğer gönül dostlarıyla birlikte edebi yoluna devam ediyor” cümlesiyle sımsıcak bir selamlamada bulunuyor. Yurdanur Bilgin’in “Kahraman Apalak” adlı, beş dörtlüklü şiirinden:
Bir vuruşta düşmanların ikiye,
Yarın aslanlarım, derdi Apalak,
Serden geçtin, yaraları yarayla,
Sarın aslanlarım, derdi Apalak.
***
Mersin’den: Maki Dergisinin yeni sayısı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Mersin Şairler ve Yazarlar Derneğinin yayın organı “Maki Dergisi”nin 2010 yılına ait 77 nci sayısı masamda.
Derginin kimliğine bakıyorum: MEŞYAD adına sahibi ve yayın sorumlusu: Abidin Güneyli. Yayın kurulu: Nafiz Nayır, Zehra Üçgül, Günay Özdemir, Mustafa Doğan, Atıfet Gezek.
Maki’nin yönetim yeri: Bahçelievler Mah. 1840 sok. Serhat Apt. Zemin Kat, No:13-C Yenişehir-Mersin.
Maki Dergisi’nin her sayısında, kapakta bir şairin, ozanın fotoğrafı ve şiirlerinden bir örnek veriliyor. Bu şu anlama geliyor: Derginin bu sayısının tanıtılan ve öne çıkarılan isim ve imzası budur.. Tebriklerimi sunuyorum. Dertli Kâzım (Gölovası-Yumurtalık) iki fotoğrafıyla selâmlıyor okurlarını. Dertli Kazım’ın altı dörtlükten meydana gelen “Mersin” adlı, başlıklı şiiri var kapakta efendim. Bu şiirden:
Bu şehirdir ki övgüye değer,
Bu kendin bilmeze bildirdi dersin.
Ben seni övecek olursam eğer,
Dört mevsim ilkbahar gibisin Mersin.
Kültür, sanat, edebiyat dergisi Maki’nin sayfalarındaki imza fazlalığı dikkat çekiyor. Yani sayfalar dolu, dopdolu. Yani dergi dolu, dopdolu.
Abidin Güneyli, geride bırakılan, gün hafta ve aylarla ilgili, bu dönemde gerçekleştirilen etkinliklerle ilgili değerlendirmeler yapıyor, bilgiler veriyor.
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı’nın “Şiir üzerine” yaptığı araştırma, değerlendirme ilk sayfalarda dikkat çekiyor. Kâzım Çelikten, Sabri Çiçekli, Ahmet Yurtsever, M. Cem Yiğit, Hikmet Elitaş, Afet Kırat, Abdülkadir Güler, Serdar Çakıcıoğlu, Mehmet Rayman, İsmail Aydın, Cemile Düzgün, Hüseyin Zeybek, M. Nihat Malkoç, Nihat Kaçoğlu, Prof.Dr.İsa Kayacan, Nurten Emre, Hasan Yıldız, Mustafa Doğan, Yahya Akengin, Baki Yıldırım, Prof. Dr. Fikri Akdeniz, Haşim Can, Nail Tan gibi isim ve imzaların yazdıkları, sayfalarda yeralanları sayfalarda bizlerle merhabalaşıyorlar. Antalya’dan Ali İrşadi’nin “Barış” isimli şiiri beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirden bir dörtlük:
Barış güvercini çıkmıyor dama,
Şahin görmüş gibi kaçar savaştan,
Yoksulun zıbını varsıla yama,
Ölmeden kefenlik biçer savaştan.
***
Baki Yıldırım duygularının içinden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şairlerimizin duygu zenginliği, duygularının harman edilişi, şiirlerin oluşumu. Adana ilimizin Ceyhan ilçesinden Baki Yıldırım’ın şiirlerinden seçtiklerimiz:
            Sevgiden yoksun adlı şiiri; üç ayrı dörtlükten meydana geliyor,
            Barışa çağrı adlı şiiri; Beş ayrı dörtlükten meydana geliyor,
            Yanık çoban adlı şiiri; Dört ayrı dörtlükten meydana geliyor..
            Baki Yıldırım hocanın bu şiirlerinin ikişer dörtlüğüyle karşınıza çıkmak istiyoruz efendim:
SEVGİDEN YOKSUN (Baki Yıldırım)
Bırakıp giderken burada beni
Sevgime sevgini katamadın ki
Yürekler dolusu severken seni
Kolunu boynuma atamadın ki.
*
Uğruna her şeyi verirken sana
Acı ıstırabı sen verdin bana
Doymadın şöhrete doymadın şana
Ben gibi kollarda yatamadın ki.
BARIŞA ÇAĞRI (Baki Yıldırım)
Gül yüzünü görme öyle,
Özgürlük şarkısı söyle,
Mutlu olursunuz böyle,
Küs olanlar hep barışsın.
*
Kardeşlik, Türk’ün şanında,
Bulun dostun kervanında,
Kâinatın her yanında,
Küs olanlar hep barışsın.
YANIK ÇOBAN (Baki Yıldırım)
Sürüsünü sular, yalak taşında
Sevdanın izi var, çatık kaşında
Yarinin hayali gezer başında
Erim erim erir, yağı çobanın.
*
Yarini düşünüp kaval çalarken
Koyunlar kuzular bir bir melerken
Gün batımı gözü yola dalarken
Dar gelir başına dağı çobanın.
***
Hayrettin İvgin’e yazılanlardan
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Sanat ve edebiyat dünyamızın önde gelen isimlerinden, imzalarından Prof. Dr. Hayrettin İvgin’e şair ve ozanlarımızca yazılan pek çok şiir var. Bunlardan ikisini sütunumuza almak istiyoruz efendim. Buyurun birlikte okuyalım:
SAYIN HAYRETTİN İVGİN BEY (Aşık Ali Temuroğlu)
Vatanına bağlı Türklüğün özü
Varlığı milletin malıdır İvgin
Derindir kültürü dinlenir sözü
Bütün cemiyetlerin gülüdür ivgin
*
İçinde yanıyor bayrak sevgisi
Bizlerde mahzardır onun övgüsü
Toplum huzurudur herdem kaygısı
Nice aydınların koludur İvgin
*
Yazarın şairin oldu mimarı
Kutbu kudretindir onun esrarı
Düşünmez menfaati kârı zararı
Gerçek selvilerin dalıdır İvgin
*
Namert muhanete karşıdır herdem
Kendini bilmeze eyliyor sitem
İvginsiz yaşıyan toplumu n’idem
Gittiği Atanın yoludur İvgin
*
Temuroğlu eder canların canı
Dünyaya tanıtır koca vatanı
Gün gibi aydınlar bizim zamanı
Kültürde herkesin balıdır İvgin
HAYRETTİN İVGİN’E (Aşık Çoban Hüseyin)
Yaşım kırk beşlere vardı
Yedi dost içinde birisi İvgin
Kötü gün dostudur belli etmez ya
Yedi dost içinde birisi İvgin
*
Sizce bir ozana bu dostlar azdır
Elin tavukları komşuya kazdır
Karadenizlidir sanmayın Lazdır
Yedi dost içinde birisi İvgin
*
Aşığı çok sever ayrımı bilmez
Gönlündeki coşku deryadır dinmez
Her insan indinde yücedir inmez
Yedi dost içinde birisi İvgin
*
Tek dostumu herkes bilsin istedim
Onun için şiir ile süsledim
Çoban dara düştüm onu sesledim
Yedi dost içinde birisi İvgin
***
Kilis Belediye Başkanları 
ve Ekrem Çetin gerçeği
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bazen yılların gerilerine doğru gidiyorum. O yıllardan, bulunduğumuz noktadaki yılların gerilerinden gelen yayın sesleri kulaklarımda çınlıyor, geçmişte günyüzü görmüş kitaplar masamda yeralıyor, yeralabiliyorlar.
            M. Yahya Efe, sosyal faaliyetlerin içinde yeralan, yönetimlerinde başarılı görüntüler sergileyen, araştırmacı-yazar bir arkadaşımız. Bunlardan öncede “Kilis Sevdalısı. Kilis dendi mi, Kilis’ten sözedildi mi, gözlerinin içi güler, heyecanlanır, çocuklar gibi sevinir.
            M. Yahya Efe imzasıyla geçmişte yayınlanmış 63 sayfalık, “Kilis Belediye Başkanları ve Ekrem Çetin Gerçeği” adlı bir kitap var masamda. Kilis Belediye Başkanları isimleri, fotoğrafları, çalışmalarıyla sayfalara aktarılmış, rahmetli Ekrem Çetin için, “O hep Kilis’i düşünüyor” denilmiş, “Düşünüyordu” hatırlatmasında bulunulmuş.
            İkinci sayfada, M. Yahya Efe’nin; “Gezdim, gördüm ve yazdım. İşte Kilis’i Kilis yapan Belediye Başkanları ve Ekrem Çetin gerçeği.. Bu konuda fazla yorum yapmak istemiyorum. Kitabı okuduktan sonra, yorumu ve değerlendirmeyi siz değerli okurlarıma ve hemşehrilerime bırakıyorum” deyişi dikkat çekiyor.
            M. Yahya Efe imzalı bir önsöz dikkat çekiyor ilk iki sayfada. Buranın bir yerinde; “Kilis’e hizmet etmiş 36 belediye başkanının, çoğunu tanımayız, belki de isimlerini dahi bilmeyiz. Kilis’e hizmet etmiş olan bu belediye başkanlarımızı unutmamak, genç kuşaklara tanıtmak ve çalışmaları hakkında bir değerlendirme yapmamız için bu kitabı yazdım” denildiğini doğru bir ifade ve anlatım biçimi olarak görüyor, alkışlıyoruz efendim.
            KİLİS BELEDİYE BAŞKANLARI
1- Hacı Süleyman Ağa: Kilis’in ilk Belediye reisi (Başkanı), 2- Hacı Yusuf Ağa: Kilis’te 25 yıl Belediye reisliği yapmıştır. 3-Akif Efendi: 1906 yılında Belediye reisliğine gelmiş, bir yıl sonra ayrılmıştır. 4-Muhlis Efendi: 1907 yılında Belediye reisi olmuştur. 5-Hacı İsmet Efendi: Belediye reisi Akif Efendinin amcazadesidir. 6- Hacı Ahmet Canbolat: Beş yıl Belediye reisliği yapmıştır. 7- Mustafa Efendi: Eski Belediye reislerinden Akif Efendinin kardeşidir. 8-Sadullah Efendi: 1,5 yıl Belediye reisliği yaptıktan sonra Kilis Kaymakamlığına getirilmiştir. 9-Osman Efendi: 1918–1920 yılları arasında Belediye reisliği yapmıştır. 10-Burhan Efendi: 1920 – 1921 yılları arasında Belediye reisliği yapmıştır. 11-İslâm Bey: İlki 1922 yılında, ikincisi 1927 yılında Belediye Reisliğine getirilmiştir. 12-Takatlızâde Vakıf Efendi: Belediye Meclisi üyeliğinden vekil olarak Belediye reisliğine getirilmiştir.
13- Muhtar Yavaşça (11 Mayıs 1926), 14- M. Orhan Oktay (25.06.1931), 15-Ziya Güres (26.02.1932), 16- Haşmet Topaloğlu (06.10.1938),17- Raif Çakmur (10.09.1942), 18- Salih Salihoğlu (18.06.1943), 19- Abdülkadir Atik (08.09.1950), 20- M. Sadık Baytaz (15.10.1951), 21- Zekeriya Korkmaz (23.11.1955), 22- Hüseyin Müniboğlu (23.12.1959), 23- Ali Demirel (27.05.1960) 24- Ali Metin Dirimtekin (01.10.1960), 25- M.Kâzım Bölükbaşı (15.09.1962), 26- Ali Altuntaş (31.07.1963), 27- Celal Varış (20.11.1963), 28- Mehmet Yeşilçimen (08.04.1977), 29- Mehmet Elender (11.12.1977), 30- Dr.Hasan Kâmil Altınbaş (02.10.1980), 31- Hannan Özüberk (26.03.1984), 32- M.Uğur Tırnaksız (27.10.1987), 33- Dr. Burhan Kerküklü (28.03.1994), 34- Mustafa Aşkaroğlu (08.02.1995), 35- R.Güven Sipahi (05.06.1995), 36- Ekrem Çetin (ilk: 09.12.1973 – 2. kez: 1989 yılı, 3. kez: Nisan 1999) 37- Av. Abdi Bulut (İlk: 2004, İkinci kez Mart 2009- görevde)***
Mehmet Kıyat’dan: Dokuz canlı sessizlik
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Birbiri ardına yayınlanan kitaplar. Şiirlerle okurlarının karşısına çıkan şairlerimiz.
Yılların gerilerinden seslenen, ayak sesleriyle dikkat çekenler arasına giren, bunların ilk sıralarında yeralanlar..
Mehmet Kıyat, şiirimizin ustalarından. Şiirimizin meşakkatli yolculuğundaki yaşama gücüyle yıllara meydan okuyanlardandır. O’nu seviyor ve kutluyoruz.
Yenilerde üç ayrı kitabı daha geldi. Bugün, merkezi Ankara’da bulunan “Mutluson yayınları” arasında günyüzü gören 96 sayfalık “Dokuz Canlı Sessizlik”in sayfaları, daha doğrusu sayfalardaki şiirlerin mısraları arasında gezeceğim efendim. Buyurun bu gezintimizi birlikte gerçekleştirelim:
Tek mısrayla verilen, anlatılanlar, Kitabın adı olan mısrada olduğu gibi:
-Dokuz canlı bir sessizlik var aramızda, mısranın getirdikleri. Sonra mercimek: “Dört bin yıllık mercimeği çimlendiren doğa/Sana da yeter, bana da yeter güzelim” den sonra, Duyarsızlık başlığı altında verilenler: “Çanak yalayıcı bir duyarsızlıkla/Sapla saman karışmış birbirine”.
Mehmet Kıyat, şiirlerinin üzerinde titriyor. Kitaplarının üzerinde hassasiyetle duruyor (basılmadan önce) kuşe kağıt kullanımıyla, baskı için kararlılık düşüncelerini ortaya koyuyor.
Kolu kanadı kırılmış eylem, yanlış sunularda, yorulmuş imgelerde, dilenci kurnazlığı, gibi başlıklarla şiirlerini şekillendiriyor, sayfalara aktarıyor Mehmet Kıyat.
Kısa, orta boy, uzun soluklu şiirlerle okurlarıyla merhabalaşan Mehmet Kıyat’ın konu seçiminde sıkıntısının olmadığını önceki yazılarımızda da kaydettik, belirttik.
Sayfa 47’deki Taşralı beleşçilik, adlı başlıklı şiirinden:
Kör savunular, dumura uğramış beyinlerde,
Yaltaklanma oyunları, kuyruk sallamalarda toplanıp,
Suçu suçla yıkayan çıkara sarılarak,
Serseri düzenbazlık, baş aşağı bencillikle,
Bölerek çoğalan uzakları kınamadan,
Bilinçsiz, kolkola bir yakınlık uydurup,
Gözü kara durumlar, sinik beklentilerde….***
Kozan Sevdası Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Dergiler, gazeteler, bültenler, kitaplar… Yayınlandıkları günlerde, gün, hafta ve aylardaki getirdikleriyle takdir toplar alkışlanırlar veya sessiz sedasız, görülmeden, bilinmeden yok olup giderler.
            Araştırmacı, yazar, şair Yalın Kılıç’ın bana ulaştırdığı “Kozan Sevdası” adlı derginin 10 ncu sayısı masamda. Görülen, kabul edilen gerçeklerden biri de, Yalın Kılıç arkadaşımızın bir Kozan Sevdalısı olduğu, Kozan adının geçtiği her yerde gözlerinin içinin güldüğü gerçeğini de unutmamalı, tekrarlamalıyız efendim. Kozan’daki yerel gazeteler için hazırladığı araştırma, yazı ve yorumlarıyla ilgili çalışmalarını yakınen gördüğüm, bildiğim için bu gerçekleri de satırlar arasına sıkıştırmalıyım diye düşündüm.
            62 sayfalık, pırıl pırıl baskılı bir dergi “Kozan Sevdası”. Kapaktaki anons, “Ulu bir Türkmen boyu: Varsaklar” olarak karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor. Tarih, kültür, sanat, eğitim ve edebiyat dergisi olan” Kozan Sevdası” sayfalarındaki getirdikleriyle alkışlanan bir dergi, yayın organı.
            Sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü: Hakan Akıcı. Hazırlayan: Abdurrahman Kütük. Mustafa Ateş ise reklam sorumlusu olarak görev yapıyor. İrtibat için: Hacı uşağı Mhl.Yukarı Çarşı No: 90 Kozan-Adana, adresi kaydediliyor. İçindekiler sütununa bakıyoruz, görülen isim ve imzalardan:
            -Abdurrahman Kütük, Prof.Dr. Ali Sinan Bilgili, Halil İbrahim Yavuz, Hüseyin Demirbağ, Aşık Hakkı Tanrıkulu, Ahmet Kaytancı, Prof. Dr. Ahmet Gökbel, Sakıp Aşçı, Gönen İnce Çamurdan, Veli Yavuz (Karavelioğlu).
            Dergi içindeki sayfalardan bazı cümleler, imza sahipleri itibariyle:
1- Selçuklular ve Memluklular zamanında bölgede yaşayan Varsaklar, zaman zaman Memlukluların, zaman zaman da Karamanoğullarının hakimiyetinde yaşamışlardır. (Abdurrahman Kütük, sayfa:4)
2- Barsah Türkleri, Issığ Göl’ün güney doğusunda, Çiğil ile Oğuz boyları arasında, kendi isimlerini taşıyan bölgede ve şehirlerde yaşamaktaydılar (Prof. Dr. Ali Sinan Bilgili, Sayfa:6)
3- Varsak, Türk kültürünün asıl unsurudur. Ondandır ki atalarımız bizleri Anadolu’nun en zor fethedilen yerlerine yerleştirmişlerdir (Halil İbrahim Yavuz, Sayfa:20)
Sayfa 61’de Yalın Kılıç’ın bir mektubu var “değerli hocam” diye başlayan. Altında bir şiir var “Hocam Şükran Erdem’e ithaf edilen. Mektup ve şiir aynı çerçevede verildiği için bu şiirin Yalın Kılıç’a ait olduğunu kabul ediyor, bu şiirin girişini aşağıya alıyoruz efendim: (Başlık: Renklerin gizi ve izi):
Siz ki ilk kez,
Pastelden nazfe,
Renk kattınız çocuksu evrenimize,
İşte o gün bugün,
Anlar olduk renklerin dilinden,
Sanatın yaşamdaki öneminden.
***
Dr. Şemsettin Küzeci’den:
Şehit şair Kemâl Ömer Beg
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kerkük’ün sesi, kulağı olan Dr. Şemsettin Küzeci’nin birbiri ardına yayınladığı kitaplarla, Kerkük şairlerinin Türkmenlerin bütünlüğüyle ilgili detay bilgiler bize ulaşmaya devam ediyor. Önce kutlayıp, teşekkür etmek istiyorum.
64 sayfalık kitabın dizgi, mizanpaj ve kapak tasarımı Aybeniz Küzeci’ye ait. Dr. Şemsettin Küzeci’yle ilgili verilen bir sayfalık bilgi bütünlüğünden sonra, Abdülaziz Semin Beyatlı’nın önsözü dikkat çekiyor. Sayın Beyatlı önsözünün bir yerinde: “Kemal, dostlarının anlattıklarına göre, çocukluğundan beri, eski hoyratlarımızın aşığı olmuştur.”diyor.
Giriş yazısı Dr. Şemsettin Küzeci’ye ait. Küzeci girişinin bir yerinde şöyle diyor: “Günyüzü gören yayınlarımızdan biri de, genç ozanımız şehit Kemal Ömer Beg’dir ki, yeteneğini geliştirmek, yaşına karşın hoyratçılar arasında usta bir hoyratçı olarak kısa sürede adını duyurmayı başardı”..
Şehit Kemal Ömer Beg’in hoyratlarından bazı nakiller yapalım ve yazımızı sürdürelim efendim:
Beyazam gür kiminem,
Şirinem nar kiminem,
Gâh güllem, gâh ağlaram,
Mende o yar kiminem.
*
Yardan geçti,
Xoş günler yardan getti,
Men vazgeçtim, kâr ettim,
*
Ne getti yârdan etti,
Ne dedi men senivem
Başımı yâr deng etti.
Dr. Şemsettin Küzeci, şehit şair Kemal Ömer Beg hakkında bilgiler veriyor 9 ncu sayfada başlayan. Buradan aldığımız bilgilerden, Kemal Ömer Beg hakkında verilenlerden:
Yazdığı içli, cinaslı ve cinassız hoyratlarıyla içimizi, dışımızı kavuran genç ozan şehit Kemal Ömer Beg, 1966 yılında Kerkük Piryadi semtinde doğdu. İlkokulu ve liseyi Kerkük’te tamamladı. 1988 yılında Irak-İran Savaşında Kuzey Cephesinde Semiren dağında yurt için şehit düştü.
Kemal’in edebiyat hayatı; çocukluğundan beri hoyrat dinlemeyi severdi. Eski bantlarda bulunan hoyratlar için de bayılırdı. 1980 yılında hoyratın özelliklerini öğrenerek hoyrat yazmaya başladı.***
Hayrettin İvgin adıyla başlayarak
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Araştırmacı, şair, yazar Prof. Dr. Hayrettin İvgin adıyla başlayarak yazılanlar, yazanlar. Hayrettin İvgin hocanın “Köy çocuklarından/Cumhuriyet öğretmenlerine” gönderdiği bir şiiri. Arkasından Kayserili Aşık Gözübenli’nin “Hayrettin beye” başlığıyla yazdığı bir şiiri var efendim. Buyurun birlikte gözden geçirelim:
            ÖĞRETMENİM (Hayrettin İvgin)
Bizi okut, yol ver bize fikrinle
Ülke sorununa dal öğretmenim
Öğret insanlığı, medeniyeti
Gitme köyden n’olur, kal öğretmenim
*
Uygar yaşamayı sen öğret bize
Bunca yıl inandırıldık saf söze
Gün olur inersek yokuştan düze
Olursun bizlere dal öğretmenim
*
Köpek hastanesi kurmuşlar yurtta
Acısız doğum yaparmış burada
Anamsa doğurmuş beni tarlada
İt et yer, biz niçin yal öğretmenim
*
Köyümüz ışıksız, yolsuz, okulsuz
Sesimizi duyan yok kolsuz
Su veren yok ölüyoruz da susuz
N’olacak bizim bu hal öğretmenim
*
Okuyup senin gibi olacağım
Doğru büyüdüm, doğru kalacağım
Ben babamın hakkını alacağım
Onların üstüne sal öğretmenim
*
Aşık Gaybi de gerçeği söyler
Uykudan uyanın garip köylüler
Sizler olmasanız bu vatan n’eyler
Ümitlerin bize bal öğretmenim
HAYRETTİN BEYE  (Kayserili Aşık Gözübenli)
Çabanız şevk ile anılacaktır
Sizler başımızda, hazır oldukça
Sizlere çatanlar yanılacaktır
Sevgiler bakidir dünya durdukça
*
Hız verin koruyun aşkın argını
Barıştırın küsülüyü gırgını
Unutmayız biz Hayrettin İvgin’i
Sevginiz bizlere böyle vurdukça
*
Aşıkların yükü dağlardan ağır
Göremez, duyamaz, ağma ve sağır
Bir emrin var ise ölüme çağır
Can hazır duruyor, canan oldukça.***
Erdoğan Aslıyüce’den: 
Marmara’dan Akdeniz’e
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İstanbul’dan seslenen Erdoğan Aslıyüce’nin birbiri ardına yayınladığı kitaplarının maşallah izlenme zorluğu var.
            Değişik zamanlarda bana gelen kitaplarından birinin adı: Marmara’dan Akdeniz’e Erdoğan Aslıyüce’nin.
            324 sayfalık “Adım Adım Türkiye – 10: Marmara’dan Akdenize”nin ilk sayfalarında Erdoğan Aslıyüce’nin biyografisi ve yayımlanmış eserleriyle ilgili bir sıralama karşımıza çıkıyor.
            Erdoğan Aslıyüce imzalı önsözün bir yerinde: “Adım adım Türkiye çalışmalarımın 10 ncu kitabı olan Marmara’dan Akdeniz’e de milletimizin ruhunu, yani milli kültürünü kaybettiği zaman, milli istiklalini ve mübarek vatanını da kaybettiğini göstermeye çalıştım” deniyor.
            İçindekiler sayfalarından aldıklarımız örnek olarak verdiklerimiz efendim: 
1-Anadolu’yu Türk ve İslâm yapan Alp-Erenlerden Geyikli Baba,
2-Söğüt’ten Gölpazarı’na,
3-Güneş, deniz, tarih, eğlence mekânı Bodrum,
4-Taraklı,
5-Piri Reis’ten günümüze Marmaris,
6-İstanbul’dan Didim’e vd.
İlk anlatım, ilk sayfada başlıyor. Başlık: Anadolu’yu Türk ve İslâm yapan Alp-Erenlerden Geyikli Baba..
Giriş:
“Konya’da Yavuz Sultan Selim devrinde, 1518’de kayda alınan “Devlet Mahallesi, Şems Caddesi, Şems Camisi ve parkı” karşısında, Kafalıların apartmanının 14-2 nolu dairesinde kirada oturuyordum. Kütüphanede çalışırken, Bursa’nın fethi aklıma geldiğinde, olayı Sultan Orhan ve Geyikli Baba’sız düşünemedim”..
            Erdoğan Aslıyüce’nin “Adım adım Türkiyem – 10: Marmara’dan Akdeniz’e” adlı kitabının ilerleyen sayfalarında, fotoğraflarla, görüntülerle selamlaşıyoruz.
            Sayfa 152’de Fethiye hakkında bilgiler var. Arkasından, Fethiye’nin çalışkan ve başarılı Belediye Başkanı Behçet Saatcı ile yapılan röportaj dikkat çekiyor. “Fethiye sevdalısı Başkan” deniyor ve doğru söyleniyor. Behçet Saatcı’nın cevaplarından:
            -İlçemizin eski adı Termossos..1284 yılında Menteşe Beyliğine bağlandıktan sonra Kasabamız “Meğri” adını almıştır.
            Bugün İsrail işgalindeki Golan tepeleri eteğinde deniz seviyesinden 250 metre aşağıda bulunan Taberiye gölü yakınlarında uçağı düşerek şehit olan ilk Türk hava pilotlarından Yüzbaşı Fethi Beyin hatırasına hürmeten 1914 yılında “Fethiye” adını almıştır.
***
Burdur’dan Şerife Uçkun’un şiirlerinden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şerife Uçkun 2010 yılı itibariyle, Burdur’daki ilköğretim okullarımızdan Suna Uzal İlköğretim okulunun 8-C sınıfında okuyordu.
            Şerife Uçkun’un şiir denemeleri sıklıkla dikkatimi çekiyor. Burdur ilimiz merkezindeki gazetelerde yayınlanan şiirlerinin mısraları arasına girdiğiniz zaman şöyle bir incelemede bulunduğunuz zaman, O’nun minik dünyasında olup-bitenlerin, hareket olarak görülenlerin, gelecek için ümit verdiğini görüyorsunuz.
            Şerif Uçkun’un Burdurlu’nun Sesi gazetesinde yayınlanan iki şiiriyle, önceden aldığım ve Burdur Belediyesi Kültür yayınları arasında günyüzü gören “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adlı kitabımın “Şiirlerle Burdur” bölümünde yer alan bir Burdur şiiri var masamda.
            Önce, cümlemizin sununda sözettiğimiz dört ayrı dörtlükten meydana gelen “Hayalimde benim güzel Burdur’um”  başlıklı şiirinden bir dörtlük alalım Şerife Uçkun’un:
Yemyeşil bahçeler isterdim tam orta yerinde,
Hiç solmamış çiçekler, kirlenmemiş göl belki,
İlerde kurumuş toprak var su bekler,
Sularımız kirli, toprağın hayalimde, benim güzel Burdur’um.
            Şerife Uçkun ilerleyen yıllarda, yani gelecekte, şiirin gerçek dünyasına doğru yaklaşacak, bu dünyada yürümeye, zamanla koşmaya başlayacaktır. O’nun şiir geleceği ümitlerle, gerçeklere yaklaşma, bu gerçeklerle kucaklaşma düşünceleriyle doludur.
            Burdurlunun Sesi Gazetesinde tomurcukların çiçek açmış dal ucu görüntüleri üzerine oturtulmuş fotoğrafı “Şiirlerim” başlıklı köşe düzenlemesi altında yayınlanan Şerife Uçkun şiirlerinden: Severken suçlu muyum? başlıklı olanı dört ayrı dörtlükten, 10 Kasımı tarihten silebilir miyim paşam?, adlı 7 dörtlükten meydana gelen şiirlerden aldığım dörtlükler, seçtiğim dörtlükler efendim:
SEVERKEN SUÇLU MUYUM? (Şerife Uçkun)
Buğulu gözlerim yıllar sonra yine,
Aynı acıyı hissediyorum delice.
Sen anlarsın sadece, yeşilleniyor sevgim,
Suçlu muyum severken söyle acılı kalbim?.
10 KASIMI TARİHTEN SİLEBİLİRMİYİM PAŞAM? (Şerife Uçkun)
Yaşatacağız cumhuriyeti ömür boyu,
Görmek nasip olsaydı dimdik duruşunu,
Okumaktır hayatını toprağının suyunu,
10 Kasımı tarihten silebilir miyim Paşam?..

29 Nisan 2011 Cuma

konuk yazar

Prof. Dr. İsa Kayacan; Ülkemiz genç şair ve yazarlarını ortaya çıkarıp, tanınmalarını sağlıyor.
Dr. İrfan AKAY 
“Dünyanın neresinde Türk varsa ellerimizi uzatmalı ve kucaklamalıyız. Herkes beni Ankara’larda sanır. Burdur’da bir dam çökse içim parçalanır.”
Yukarıdaki satırlar köşe yazarı Anadolu Basını’nın duayeni Prof. Dr İsa Kayacan’ı çok güzel anlatıyor. Ulusal  Basının ve bilhassa  Anadolu Basını’nın çok yakından tanıdığı Türklük, Türkiye ve Burdur sevdalısı hemşerimiz  yerel ve ulusal gazetelerde  yurdun her yerinde yazar ve başyazar olarak makalelerinde yerel kültürel değerleri konu ediyor, aynı zamanda  yazmaya hevesli  kabiliyetlerden ve yazdıklarından bahsederek, onları  teşvik ediyor böylece edebiyat alanında  kültürümüze hizmet ediyor.. Kendisi ile ömürlerimizin ilk on yılını aynı ilçenin (Tefenni)  kütüğüne kayıtlı olarak paylaşmış,(Ben Tefenni’nin Armutlu nahiyesine kayıtlıyım, İsa bey de Ece Köyü nüfusuna kayıtlı, aramızda tamı tamına bir yıl var.
Ancak babam ikinci askerliğini yaptığından altı mayıs doğumlu olduğum halde 20 Eylül 1944 olarak yazılmış) birbirine benzer ortamlarda aynı havayı teneffüs etmiş, aynı türküleri dinlemiş, aynı oyunları oynamış, benzer tarlalarda çalışmış, benzer kırlarda çobanlık yapmış, benzer tozlu yollarda koşturmuş bir hemşerisi olarak yazılarını ilgi ile takip ediyorum. Aynı lisede okumadığımız için ben kendilerini daha önce yazılarını takip ettiğim halde ancak 1990’larda tanıdım.
Burdur Türk Ocağı Başkanı olarak Burdur Gazetesinde 1989 yıllarında Bulgaristan’da Türklere karşı uygulanan zulmü konu etmiştim. Bu yazımı İsa Kayacan Başbakanlık Basın – Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünde görevli iken bir basın bülteninde neşretti. Yazımın beğenilmesi beni ziyadesi ile sevindirmiş ve daha fazla yazmaya teşvik etmişti. Ayrıca şiirlerimi de çeşitli Anadolu gazetelerinde ve Burdur’u konu alan kitaplarında yayımlayarak Burdur yazarlar ve şairler listesine alarak beni gururlandırmaya devam etmektedir. Yeri gelmişken ben de naçizane olarak ilköğretim müfettişi Osman Erenalp kardeşimi yazmaya teşvik etmiştim. Şimdi Burdur Yeni Gün Gazetesinde çok güzel yorumlar yapıyor ve isterse çok iyi bir yazar olabilir. Demek ki kabiliyetli insanların elinden tutmak ve desteklemek gerek İsa Kayacan da bunu yapıyor. Burdur yazarlar ve şairler Derneğinin fahri başkanı olan Kayacan tüm ülkenin olduğu gibi yöremizin genç şair ve yazarlarını ortaya çıkarıp, onların yazılarına çeşitli gazetelerindeki makalelerinde yer vererek tanınmalarına vesile olmaktadır.1956 -60 lı yıllarda kendisinin de yazarlık ve şairlik konusunda elinden tutanların görevini o da günümüzde yapmaktadır.
Okumayı ve yazmayı sevmeyen bir millet olduk. Osmanlı çağlarında okuyanlar bir birlerine imrenerek konuları ve ölçüleri aynı olsa da şiirler yazıyor, divanlar meydana getiriyorlarmış. Günümüz insanı çokça konuşuyor, fakat okumayı ve yazmayı sevmiyor. İşte bu noktada İsa Kayacan yazıyor, yazdırıyor, üretiyor. Kendisi hakkıyla basın alanında profesörlüğü hak etmiştir. Ayrıca Türk Dünyasında ve bilhassa Azerbaycan’da da tanın bir şahsiyettir.
Prof. Dr. İsa Kayacan kırk binin üstünde makalesiyle bütün ömrünü Türk Basınına hizmet etmekle geçirmiş takdire şayan bir şahsiyettir. Kendisine uzun sağlıklı bir ömür ve başarıların devamını Cenab-ı Allah’tan dilerim.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Burdur’dan Tarım Sanayi’nin Lideri: Kayhan Ertuğrul Makine
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimiz merkez ve ilçelerinde meydana gelen her türlü gelişme, olay beni yakından ilgilendiriyor. Burdur merkezde günlük ve renkli olarak yayınlanan Çağdaş Burdur Gazetesinin 1909 ncu sayısının manşetinde, H. İbrahim Kara’nın özel haberi, daha doğrusu bir röportajı vardı.
Burada, Kayhan Ertuğrul Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanı Kayhan Ertuğrul ve Başkan Yardımcıları Kayhan Ertuğrul’un kızı Ayka Ertuğrul Kısaoğlu, ile Kayhan Ertuğrul’un oğlu Kaan Ertuğrul’un isimleri yeralıyordu..
Kayhan Ertuğrul yakından tanıdığım, gurur duyduğumuz bir sanayicimiz. Tarım makineleri konusunda, gerçekleştirdiği “ilk” üretimlerle bilinen, takdir gören bir hemşehrimiz.
H. İbrahim Kara’nın haberinden, röportajından aldığımız bilgiler var aşağıda. Bunlar: Elli yılı aşkın tecrübesini 1995 yılında kurduğu Kayhan Ertuğrul Makine Sanayi ile birleştiren Kayhan Ertuğrul, Ortadoğu ve Arap ülkelerine ihracat yapıyor. Burdur ve ülkemiz ekonomisine önemli katkıları bulunan bu kuruluşumuz, Burdur’da 2009 yılında 1 milyar 308 bin 581 TL. matrahı ile vergi rekortmeni olmuş. 11.sırada yeralıyor.
Mermer sanayinde de faaliyet gösteren Kayhan Ertuğrul Makine, bünyesinde faaliyet gösteren şirketlerle toplam 80 kişi çalıştırarak, Burdur istihdamına önemli katkılar sağlıyor.
Kayhan Ertuğrul Makine’nin TSE belgeli üretim yaptığını, ülkemizin her yerinde bayi ağı ve yetkili servisleri bulunduğunu kaydedelim. 27 bin metrekare açık alan ve 10 bin 500 metrekare kapalı alan üzerinde son teknoloji CNC torna, merkezi işlem tezgâhları ile konusunda tecrübeli, kalifiye elemanları, mühendisleri ile bilgisayar destekli tasarım ve üretim yapmaya devam ediliyor. Ortadoğu ve Arap ülkelerine balya makinesi ihraç ediliyor.
Kayhan Ertuğrul Makine olarak, tarım makinelerinin her türlü yaprak bıçak imalatının da yapıldığı, yıllık ortalama 500 balya makinesi üretiminin gerçekleştirildiği ifade ediliyor.
Kayhan Ertuğrul Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş’de üretilen makinelerin ağırlıklı olarak hasat harman makinesi grubunda ve süt hayvancılığında kullanıldığını söyleyen Ayka Ertuğrul Kısaoğlu; Bunlar arasında, ekin biçme makinesi, harman makinesi, yem kırma makinesi, ot silaj makinesi, selektör, mısır kayışlı, şanzımanlı silaj makinesi haş paylı, 2-3 ipli balya makinesi, rulo balya makinesinin bulunduğunu anlatıyor. Tebriklerimizi, sevgi ve saygılarımızı sunuyorum efendim. ***
Ahmet Sevgi’den: 
Bir kurucu Teknik
Öğretmenin romanı 
Ahmet Ersudaş
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ahmet Sevgi, eğitimci, şair, yazar ve araştırmacı. TSM’le yakından ilgileniyor. Yeni bir kitabı var masamda Ahmet Sevgi’nin. Adı: Bir kurucu Teknik öğretmenin romanı, Ahmet Ersudaş.
            192 sayfayla, merkezi Ankara’da bulunan Yıldızlar Yayıncılık, yayınları arasında güryüzü görmüş. Kitap, 14.07.1922 Bursa doğumlu Ahmet Ersudaş hocanın hayatı ve anılarını kapsıyor, içeriyor.
            Kitabın ilk sayfalarıyla değişik sayfalarında bir düzenleme içinde Ahmet Ersudaş, eşi, çocukları, farklı aile fotoğrafları konulmuş, kitap zenginleştirilmiş.
            Ahmet Sevgi titizliğini, ciddiyetini, kitabın her sayfasında görüyor, alkışlıyorsunuz. Ahmet Sevgi imzalı 6 sayfalık bir önsöz dikkat çekiyor ilk sayfalarda. Buranın bir yerinde; “Kitap, Ahmet Ersudaş hocanın babasız geçen çocukluk yıllarıyla başlıyor. Dört küçük evladıyla dul kalan annenin çocuklarını, bir kartal gibi nasıl sarıp sarmalayıp hayata hazırladığını da okuyacaksınız” deniliyor efendim.
            Prof. Dr. Cevat Alkan hocamız “önsöz gibi bir yazı” başlığı altında, önder eğitimci,  yönetici ve kurucu öğretmen Ahmet Ersudaş hocadan sözediyor, övgü dolu ifadeleriyle kitabın ilgili sayfalarından sesleniyor, ülkemizde mobilya aksesuarı üreten sanayinde Ahmet Ersudaş imzasının bulunduğunu anlatıyor.
            İçindekiler sayfalarına, öne dönüyor ve bakıyoruz. Başlıklardan bazıları:
            -Bursa Bölge Sanat Okulunda, Ankara Erkek Meslek Öğretmen Okuluna girişi ve öğrenciliği, İlk öğretmenliği, Öğretmenliğinin ikinci durağı, Atatürk ve Ahmet Ersudaş, Vehbi Koç ile tanışma, Prof. Dr. İhsan Doğramacı ile tanışma, Ahmet Ersudaş’ın Hacettepe’den ve Tepe Mobilya’dan ayrılması, Cezayir’e Mobilya Fabrikası ve Okul Projesinin yapılması, İsmet İnönü ve Ahmet Ersudaş, Annesi ve kardeşleri, okul diplomaları, yazdığı mektuplardan örnekler, kendisine gelen mektuplardan örnekler, vd.
            Kitap içinde, sayfalarında yeralan fotoğraflara ve bu fotoğrafların altında yazılanlardan bazı örnekler nakletmek istiyorum Ahmet Ersudaş hocanın daha net tanınması, bilinmesi bakımından:
            -Atatürk’ün tabutu açıldı: Prof. Dr. Kâmile Mutlu katafalka Ahmet Ersudaş’ın yardımıyla çıktı (Ortada), Atatürk’ün naşı açılırken Ahmet Ersudaş oradaydı (Soldan ikinci),
            -İki eski dost; İhsan Doğramacı ve Ahmet Ersudaş, vd.
            Kitap tam bir anılar geçitinin yapıldığı sayfalarla karşımıza çıkıyor. Övünç vesilemiz eğitimcilerimizden biri olarak gördüğümüz, Ahmet Ersudaş hocamızı kutluyor, tebriklerimizle, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz efendim. Ahmet Sevgi kardeşimizi de böyle bir yayının gerçekleşmesini sağladığı için, takdir, tebrik sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz. ***
Torunum Nazlı’nın
Bayrak ve Türkçe sevgisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Torunum Nazlı için yaptığım girişler klasikleşti artık: Nazlı Aykut Torunum. Ankara Arı Okulları 6-D sınıfında 247 numarayla eğitim görüyor. Nazlı’nın denemeleri, şiirleri vardı geçmiş günlerde yayınladığımız. Bugün, Bayrak ve Türkçe sevgisiyle ilgili birer şiirini sütunlarıma almak istiyorum. Şiirler sırayla efendim:
BAYRAĞIM! (Nazlı Aykut 07.03.2011)
Bayrağım, bayrağım,
Savaşlarda tek umut kaynağım,
Çok soğuk gecelerde,
Şöminem oldun bayrağım.
*
Aşkın kasıp kavuruyor herkesi,
Ayyıldızlı dünya  güzeli,
Kalbimin en derinlerindeki,
Tek hürriyet hikâyesi..
*
Bayrağım, bayrağım,
Kalbimizdeki al yanaklım,
Kan kadar kıymetlisin benim için,
Sonsuza dek ayaktasın bayrağım.
Nazlı’nın bayrağımıza, gururumuz bayrağımıza karşı duyguları, ortaya koydukları bunlar efendim.
Aynı Nazlı’nın, Torunum Nazlı’nın birde dilimizle, Türkçemizle ilgili yazdığı bir başka şiir var. Bu şiir de şöyle:
DİLİM TÜRKÇE (14.03.2011
Dil, yansımasıdır yalnızca,
Bir ülkenin, bir kurtuluşun.
Bir Türk konuşmazsa Türkçe,
Türkiye’nin kalbine girer o kurşun.
*
Dil her şeydir,
Dim umuttur, dil mutluluktur.
İletişim kurmak zor değildir,
Yalnızca kendini tanıtır.
*
Benim dilim Türkçe,
Türkçe konuşmalıyım öyleyse,
Bu ülkeyi sefalete düşürmemeliyiz,
Türkçe’yi yok olan dile dönüştürmemeliyiz.
Nazlı AYKUT
(Arı Okulları, Sınıf:6-D, No:247-Ankara) ***
Burdur-Gölhisar’dan yeni bir türkü: Yaktın beni Irmızan
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur türküleri arasına yenilerinin dahil edilmesi için, gayret gösterenlerin başında, Gölhisar ilçemizde oturan, çağdaş halk ozanı, araştırmacı-gazeteci Osman Akkoç gelmektedir.  Gölhisar Gündem Gazetesinin 11 Mart 2011 tarihli sayısındaki köşesinde Osman Akkoç, yeni bir Gölhisar türküsünden, “Yaktın beni Irmızan”dan sözetti, öyküsüyle ilgili anlatımlarını sütununa aktardı. Buyurun buradaki anlatımlara bir göz atalım:
            Gölhisar yöresinde yas türü şeklinde okunan, son mısraları kıvrak olarak nakaratlarla süslenen, yöre müziğine uygun ritimde olan “Yaktın beni Irmızan” adlı türkünün şiiri yıllar önce mahalli sanatçılarımızdan birine Osman Akkoç tarafından verilir. Bu mahalli sanatçımız vefat eder. Osman Akkoç birgün bir vesileyle rahmetli bu sanatçının evine gider. Rahmetli sanatçının eşi Osman Akkoç’a; “Kocamın sana vermek istediği fakat veremediği bir şiir var, sana verilmesini çok istiyordu”der ve şiiri Osman Akkoç’a verir. Osman Akkoç; “Ben bu şiiri mahalli sanatçımızı verdiğimi unutmuşum” diyor.
            Osman Akkoç bu türkünün hikâyesini şöyle anlatır: 1961 yılında Gölhisar’ın önde gelen eşraflarından Hacı Hatip Mustafa amcamızın, bir düğün ziyaretinde bu türküden sözettiğini, yıllar sonra İbecikli Emin Demirayak’la bir sohbet sırasında bu türkünün şiirini okuyan Osman Akkoç’a, Emin Demirayak hoca; “Ben bu türküyü bazen okurum. Hatta albümümün içinde vardı. Plak şirketi nedense bu türküyü almak istemedi. Hadi eve gidelim de kasetimde var sana dinleteyim” diyerek Emin hocanın evine giderler. Türküyü dinlerler.
            Türkünün hikâyesi hakkında Osman Akkoç şu bilgileri veriyor: Horzum köyünden, şimdiki… ….. sülalesinin ferdi olan…. ……. isimli kişinin kızı……… sülalenin zengin, şımarık oğluna gönül verir. Kız, oğlanın kendisini kaçırması için ikna eder. Kız Ramazan isimli bu delikanlının evine varır. Pencereye tıklar, oğlan bakar ki Zeynep gelmiş, gönül eğlendirmek için kız ile iki gün beraber olurlar. Üçüncü gün Ramazan kızı bırakır kaçar. Zeynep kız ortada kalmıştır.
            Ramazan ertesi gün dul bir kadını kaçırır, ortadan yok olur. Zeynep ailesinin yanına gidemez. Orada bir ağaca ip bağlayarak intihar eder. Emin Demirayak’a göre ise Zeynep firar eder, göçer ailesinin erkeğinin ikinci karısı olur, bir daha o bölgeye dönmez.”Yaktın beni Irmızan” adlı türkünün sözleri:
Pencereden atladım,
Elma armut topladım,
Pencereni tıkladım,
Kaçtım sana Irmızan.
*
Her belaya katlandık,
Bahçelerde saklandık,
Her yerlerde yoklandık,
Kandım sana Irmızan.
*
Beni bırakıp kaçtın,
Başıma belâ açtın,
Dul birine yanaştın,
Yaktın beni Irmızan.
Kaynak kişi: Osman AKKOÇ
***
Abdülaziz Semin Bayatlı’dan:
Aynada İnsan
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Dr. Şemsettin Küzeci, Irak-Kerkük, Türkmenler, Türk Dünyası arasında bir köprü olma görevini başarıyla sürdürürken, aracılığıyla bana ulaşan kitapların sayısı giderek artıyor.
            Türkiye Türkçesine aktaran ve yayına hazırlayan Dr. Şemsettin Küzeci, Abdülaziz Semin Bayatlı’nın rubailerinden oluşan “Aynada İnsan” adlı 64 sayfalık kitapla, yeni bir yayının imzasını daha ortaya koymuş.
            Dizgi ve kapak tasarımının gerçekleştirilişinin altına koyduğu imzayla Aybeniz Küzeci, gelecek için ümit vadeden çalışmalarıyla göz dordurmaya başladığını tebriklerimizle kaydedelim.
            Kitap merkezi Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bulunan, Dünya Genç Türk Yazarlar Birliğinin Irak Şubesi tarafından günyüzüne çıkarılmış, bu kuruluşun yayınları arasında okurlarıyla buluşmuş, buluşturulmuş.
            Abdülaziz Semin Bayatlı okurlarına duygularını aktarıyor. Sunuş, önsöz anlamında. Rubailer numara verilerek sayfalara aktarılmış. İlk rubailer 7 nci sayfada başlıyor. Birinci rubai:
Gökyüzünde yıldızlar, her biri bir insandır,
Kimine can diyerler, ,kimi cana canandır,
Onlar göklerde mutlu, bizler kırbaç tutsağı,
Demek ki bu söylenti hep kökünden yalandır.
            Son ve 160 ncı rubai 60 ncı sayfada yeralıyor. Abdülaziz Semin Bayatlı’nın anlatımdaki rahatlığını görüyorsunuz değil mi?. Kutlayarak son rubaiyi de aşağıya alalım buyurun:
O çağın anıları kazılmış belleğinde,
Uçurum ağzındayım hasretim yüreğinde,
Ilık soluğun bir gün çekmedim ciğerimde,
Sen gittin ben de soldum, kaybettim dileğimde.
            Abdülaziz Semin Bayatlı: 1938 yılında Kifri’de doğdu. İlk ve ortaokulu Kifri’de, liseyi Tuzhurmatu’da bitirdi. Öğretmenlik kursuna katılıp, 1957 yılında Kerkük’te öğretmen olarak çalışmaya başladı.
***
GÜNÜN HABERLERİ:
1. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından yayınlanan “Türk Yurdu Dergisi” 100 yaşına merhaba dedi.
2. Eğitimci, şair, yazar ve araştırmacı Arzu Kök tarafından düzenlenip yönetilen “Kök Edebiyat Günleri’nin” ilk’ine; Mustafa Çelebi Çetinkaya, Alp Arpad, Müzeyyen Keskin, A. Çağrı Elgün, Şakir Susuz, İsmail Kara, İsa Kayacan, Hüseyin Önal, Kemal Özdemir, Adem Yazar, Yusuf Millidere, Cahit Bıldırcın ve Swetlara Bıldırcın katıldılar.
3. Onur belgesi: Sayın Prof. Dr. İsa Kayacan; Okulumuzun düzenlediği öğrencilerimize doğru davranış kazandırma etkinlikleri çerçevesinde verdiğiniz “Tecrübe ve Gençlik” konulu konferanstan dolayı teşekkür ederiz. (Sami Bülbül, Cumhuriyet Anadolu Lisesi Müdürü, Burdur, 08 Nisan 2011)
4. 221. Plâket: Sayın İsa Kayacan; “Otuzuncu Yıl Anısına” (Prof. Dr. Nevzat Aypek, Türk Kooperatifçilik Kurumu Başkanı, 16 Nisan 2011 – Ankara)   
***
Çorum Sıla 19 Gazetesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Gazetelerimiz, dergilerimiz bir heyecanla yayın hayatına başlatılıyorlar. Zamanla kökleşenler, yayın dünyamızda önemli, anlamlı yer sahibi olurlarken, bazıları da görünüp kayboluyorlar.
            Merkezi Ankara’da bulunan, Kültür Ajans’ın sahibi, değerli dostum Prof. Dr. Hayrettin İvgin’den “Çorum Sıla 19 “Gazetesinin 1 ve 14 ncü sayılarının bir araya getirildiği, daha doğrusu gazetenin bu sayılarının tamamını bir tomar halinde aldım.
            Sekiz büyük sayfalık gazetenin genel görünümü, Anadolu Basını içerisinde bir yer sahibi olacak izlenimi veriyor. Haftalık, kültürel, siyasi gazete olarak yayınlanan “Çorum Sıla 19”un ilk sayısı 22 Ekim 2010 tarihinde günyüzü görmüş, okurlarıyla buluşmuş, buluşturulmuş, merhabalaşmış, merhabalaştırılmış.
            Gazetenin kimliğine bakıyoruz: İmtiyaz sahibi: Mehmet Ali Eröksüz, Yazı İşleri Müdürü: Erhan İvgin, Genel Yayın Yönetmeni: Ergülü Karipçin. Daha pek çok isim ve imza var kimliğinde. İletişim adresi: Konur Sok. No:66-9 Kızılay-Ankara
            Sayfalarda, Çorum çıkışlı, ağırlıklı manşetler, haberler dikkat çekiyor. İlk sayılarında “Neden sıla 19” sorusunun cevabı veriliyor, “Bir çok gencimiz neredeyse kendi öz kültürlerini unutmaya yüz tuttu. Ancak, bu konuda gençliği hiçbir zaman suçlamadım, hiç kimsede suçlamamalıdır” diyor Mehmet Ali Eröksüz.
            “Çorum Sıla 19”un ilk sayfalarında yeralan manşetlerden bazı seçmeler yaparak devam edelim:
            Yerel basında yeni nefes/Coşkulu Cumhuriyet kutlaması/Dekan Basan’dan iş dünyasına sitem/Hiç unutmadık/Tarımı topyekün ele almalıyız/Ahilik geleneği yaşatılıyor/Çorum önemli bir yer tutacak/Sungurlu’nun çehresi değişiyor/Çorum’da üç yılda 196 derslik/Teknokent, Çorum için uzak değil/Aşure birlik ve beraberliğin sembolü/vd.
            14 üncü sayısı 28 Ocak 2011 tarihinde yayınlanan “Çorum Sıla 19” Gazetesinin 13 ncü sayısının 5 nci sayfasında üç şiirin yeraldığı sütundan, Selahattin Ambarkütük imzalı “Memleketimi özledim” adlı, başlıklı, altı dörtlükten meydana gelen şiirin bir dörtlüğüyle noktamızı koyalım:
Terk ettim sılayı gurbete düştüm,
Elini özledim memleketimin,
İl, ilçe, bucak, köy demeyip geçtim,
İlini özledim memleketimin.
***
Şerife Çınar’dan iki şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İzmir ilimizden (Karşıyaka’dan) seslenen Şerife Çınar’ın iki şiiri var masamda. Bu şiirlerden bazı dörtlükler alalım. Genel bir değerlendirmeyle aldığımız, seçtiğimiz dörtlükler efendim. Buyurun birlikte okuyalım:
            Şiirin ismi: İçim hiç rahat değil. Yedi ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin üç ayrı dörtlüğü:
İÇİM HİÇ RAHAT DEĞİL (Şerife Çınar)
Dün Van’dan gelen dostum gözyaşları içinde
Kurulmuş diyor şimdi, vatan vatan içinde
Kardeş kardeşe düşman herkes panik içinde
Verir miyim bağrımdan, asla bir avuç toprak.
*
Kurtuluş savaşında vermedi mi dersini?
Bu millet öyle millet, gösterdi ya tersini
Alamazlar elinden ne Van’ı ne Kars’ını
Göz nurudur halkımın dolaştığın her sokak.
*
Kim kimden korkuyor da görmez oluyor gözler
Olan garibe olur, ötesi yalan sözler
Şehidimin anası, kansız bir günü özler
Nasıl ödenir söyle, bunca vebal bunca hak.
Şiirin adı: Kendini benden iste. Altı ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin de üç ayrı dörtlüğü:
KENDİNİ BENDEN İSTE (Şerife Çınar)
Duyulsun yürek sesim, okunsun her noktada
Adımıza destanlar, yazılsın her kıtada
Semaya yükselelim, varalım son kata da
Seninle yaşarım ben, senin için bu beste.
*
Kaç defa sorguladım, belki yalandır diye
Bir sünger çekebilsem, senle olan maziye
Gözümden iki damla, aksın sana hediye
Seninle yaşarım ben yankılansın her seste.
*
Fani dünya kısacık, sevmeye yetmez ömür
Gönül tahtım senindir, çık otur sefanı sür
Kokunu sakla tende, gittiğin yere götür
Seninle yaşarım ben, kendini benden iste.
***
Cumhur Turan’dan: Kirliydi zaman
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Cumhur Turan, birbiri ardına yayınladığı değişik konulardaki kitaplarıyla dikkat çekiyor.
            Merkezi Ankara’da bulunan, Payda Yayıncılık’ın yayını olarak günyüzü gören, yayınlanan “Kirliydi Zaman” 96 sayfalık bir şiir kitabı.
            Sunuş veya önsöz diyebileceğimiz iki sayfalık bir anlatım var ilk sayfalardan ikisinde. Bu sunuş veya anlatım “Şiirden önce” başlığını taşıyor. Bir yerinde:
            -“Kirliydi Zaman: Şiir kitabına da adını veren bu şiirin doğumu 2002 yılında Marmara Adasında oldu. O yıl, Marmara Malmüdürlüğü işlemlerinin denetimi için orada bulunuyordum” diye devam ediliyor. Şimdi merak etmez misiniz bu şiirde neler söyleniyor?, En azından girişinde:
            Kirliydi zaman adlı şiir bölümü uzunca. Bu şiirin girişi efendim:
Kirliydi zaman,
Zaman içinde yüzen,
Kahvenin masalları,
Sandalyeleri, camları, çay ocağı, sokağı taşları,
Uçuşup düşen sözcükler,
Kirliydi her şey,
Kirli akşamları,
Mekanında kumar oynayan bir dizi kişi..
            Cumhur Turan, Kansız ama yorgun, Bu göz müydü?. Ve ağlıyorlar şimdi, Bisiklet, Gözyaşına döndü karları, Rüya bu ya, gibi başlıklarla verdiği şiirleri, sayfalara aktardığı şiirleri, bir anlatım rahatlığı içinde oluşturulmuş, şekillendirilmiş. Cumhur Turan’ın sanat ve edebiyat dünyamızdaki, şiirimiz içindeki yeri burada saklı.
            Uzun soluklu şiirlerin mısralarının bütünleştirilmesi zordur. Cumhur Turan bu başarıyı yakalamış öncelikle. Kutluyorum.
            Sayfa 55’de başlayan “Bisiklet”ten:
Bir erkek, bir kadın,
Kadın önde, erkek ardında,
Daracık bir koridorda,
Gündüz bile ışık yakılan,
Yürüdüler sessizce.
***
Batı Akdeniz Bölgesi Yörükleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yıllarca, Kültür Bakanlığının il müdürlüklerinde, “Kültür Müdürü” olarak görev yaptığını bildiğimiz, folklor ağırlıklı, mahalli –yöresel araştırma ve yayınlarıyla takdir edilen bir isim ve imza: Musa Seyirci.
            Musa Seyirci hocanın İstanbul  “Der Yayınları”nın 262 ncisi olarak 204 sayfayla yayınlanmış “Batı Akdeniz Bölgesi Yörükleri” adlı kitabı, değerli hemşehrim Uzman Veteriner Hekim, araştırmacı, Bursa’da yaşayan Osman Köseoğlu tarafından;,, “Vatanına, milletine var gücü ile hizmetler sunan, düşün ve eylem insanı, değerli hemşehrim Prof. Dr. İsa Kayacan’a sevgi ve saygılarımla, Mart 2011” şeklindeki ithafıyla bana gönderdiği kitabın sayfalarında gezmek istiyorum öncelikle:
            Musa Seyirci hocanın bir önsözü var ilk sayfalardan birinde. Buranın bir yerinde; “Alacağın içinden gelen ve Yörük kökenli bir aydın olarak, 1978’li yıllarda belirtilen kültürü araştırmak için, Yörük köylerine gittiğimde, onların hangi Yörük aşiretinden geldiklerini sorduğumda, -biz Yörük değiliz- derlerdi bana. Onlara, ben Yörüğüm deyince gerçek mi söylüyorsun diyerek rahatlarlar, giderek sohbet koyulaşır onların Yörükçülük günleri akıllarına gelir, gözleri buğulanırdı” deniyor, ifade ediliyor efendim. Kitabın içindekiler sayfasından bazı satırlar aktarmak istiyorum:
            -Batı Akdeniz’de Yörükleri, Elmalı yöresindeki Yörükler ve Tahtacılar, Manavgat Yörüklerinin göç yolları ve aşiretleri, Bahşiş Yörükleri ve dokumaları, Afyonkarahisar Yörükleri, Bir Yörük anasıyla söyleşi, Yörüklerin çıktığı yaylalar, Yörüklerde boğaz havaları, Antalya Yörüklerinin kullandığı çalgılar vd.
            Sayfa 137’deki “Yörükler’de boğaz havaları” ana başlığı altındakilerden birkaç cümle: “Antalya Yöresinde yıllarca yaşayan bir Karakoyunlu Obası, yıllar sonra Mersin’e Adana’ya göçtüğü gibi, Mersin’de, Adana’da yaşayan bir Sarıkeçili Obası da Burdur’a, Antalya’ya , Afyonkarahisar’a göçmüştür. Belirtilen göçler, Yörük Aşiretleri arasında kültür alışverişini hep canlı tutmuştur”.
            Sayfa 143, başlık: Yörüklerde Alaçık. “Alaçık konusuna değinen araştırmacılardan Ali Rıza Yalman, Yörüklerde Karaçadır, adlı araştırmasında, gerçekten Antalya, Burdur’un Bucak, Tefenni, Gölhisar ilçelerinde, Denizli’nin Fethiye’ye sınır köylerinde ve Fethiye Yöresinde Alaçağı, geçimini büyük ölçüde hayvancılıkla sağlayan, geçmişte konar-göçer olan bugün ise toprağa yerleşmesine karşın, yazın yaylaya çıkan yarı köylüler kullanırlar. Ancak Naci Eren’in belirttiği Tahtacıların kullandığı meskenlere Alaçık demek pek mümkün değildir”.
Alaçık, Yörüklerin yaygın olarak kullandığı konaklanan alanda süratle kurulan, ayrıntısı fazla olmayan mesken tipidir.
***
Her mevsimin kenti: Rize
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Zümrüt Rize Gazetesinin sahibi Faik Bakoğlu, Rize’nin fahri elçisi, bu ilimizin tanıtımı için gece gündüz çalışıyor. Rize hakkında ne varsa topluyor, dostlarına gönderiyor. Sayın Bakoğlu’nun gönderdiği gazete, dergiler arasında Rize Valiliğince hazırlanan “Her mevsimin kenti: Rize” adlı belgesel yayın, kitapçık-kitapçıklar da vardı. Buralardan aldığımız Rize bilgileriyle bir değerlendirme, genel görüntü seyrimizi gerçekleştirelim. Buyrun efendim:
            Rize Valiliğince yayımlanmış, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün katkılarıyla hayata geçirilmiş, yayınlanmış bir rehber var elimizde. Buradan aldıklarımız:
            Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu, rehberin sunuşunun bir yerinde: “Rize, Karadeniz’in en karakteristik özelliklerini yansıtan, endemik bitki türlerini barındıran, şelâleleri, termal kaynakları, Kaçkar Dağları Milli Parkı ile ülkemizin önemli bir turizm destinasyonu olma yolunda sağlam ve emin adımlarla ilerleyen bir ilimizdir” diyor.
            Rize’ye gelirken, Rize’nin yemyeşil yaylalarında ve Kaçkar Dağları’nın eteklerinde dolaşırken hangi mevsim olursa olsun yanınızda yağmurluğunuzu veya şemsiyenizi eksik etmeyin hatırlatmasında, uyarısında bulunuluyor.
            Türkiye’nin her tarafından ve her mevsim kolaylıkla ulaşılabilen bir il olan Rize, Kuzeydoğu Anadolu’da; Batıda Trabzon, güneyde Bayburt ve Erzurum, doğuda Artvin illeri kuzeyde ise Karadeniz ile çevrilidir.
            Rize, bol yağış alan Kaçkar Dağları’nı saran sıkı orman örtüsü, yaygın bir akarsu ağı ile ayrılmış vadiler, zirvelere uzanan Alpin buzullarıyla her defasında yeni bir şeyler keşfetmek isteyenlerin değişmeyen tatil bölgesidir.
            Rize çayın Başkenti’dir. Birinci Dünya Savaşının ardından yaşanan ağır ekonomik bunalım sonucunda sosyal ve ekonomik dengelerin bozulmasıyla Rize’den diğer illere göç hızlanınca yörede devlet desteğinde çay üretimine başlanması kararlaştırılmış ve bu amaçla 1924 yılında, “Rize ve Borçka’da Narenciye ve Çay Ziraatının Tatbiki hakkında yasa” çıkarılmıştır.
            Çay, Rize’de söylenen atasözü, deyim fıkra ve manilere konu olmuş, yörenin somut olmayan kültürel mirasında yerini almıştır.
            Rize’nin 12 ilçesi yanında, Bucak sayısı 4, Belediye sayısı 21, Köy sayısı 350, İl toplam nüfusu 365.938 olup, Merkez nüfusu 78.144, yüzölçümü 3920 km2, kuruluş tarihi (yılı) 1924 olarak bilinmektedir, kaydedilmektedir.
            Rize halk müziği, kemençe, tulum gibi çalgılar ve türküler etrafında şekillenmektedir. Türkülerde dört mısra vardır. Sevdalık türküleri, gurbet türküleri en çok görülenlerdir.
            ***
Veysel Kızlarkayası’ndan:
Adı yok sensizliğimin
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yayınlananlar.. Okurla buluşanlar, buluşturulanlar. Şiir kitapları, getirdikleri, getirdiklerinden sözedilenler.
            Merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajans Yayınlarının 99 ncusu olarak, 176 sayfayla günyüzü gören, Veysel Kızlarkayası’nın “Adı Yok Sensizliğimin” adlı şiir kitabının sayfalarında gezmek istiyorum efendim:
            Kitabın önsözü Hayrettin İvgin imzalı. İki sayfalık önsözünün bir yerinde Hayrettin İvgin: “Şair Veysel Kızlarkayası’nın şiirlerinde bir rengârenklik var. Konularını işlerken mısralarına anlam yüklemesini biliyor” diyor.
            Hecevezniyle yazılmış, yazıldıkları tarihleriyle sayfalara aktarılan şiirlerin birincisi, ilki “Maralım” adıyla karşımıza çıkıyor. Kitabın 5 nci sayfasında bu şiir. Bir dörtlüğü anılan şiirin:
Bir deli borandır bendeki sevda,
Seviyorum seni demem, elveda.
Beni bana yazmış kurbanı Hüdâ
El kırılsın, sen kırılma maralım.
            Veysel Kızlarkayası, ele aldığı konu üzerinde genel bir araştırma, değerlendirme yapıyor önce. Sonra bu değerlendirmelerini mısralara dönüştürüyor, sayfalara döküyor, gelecek için ümit vadeden şiirler ortaya koyuyor, koyabiliyor. Şiirlerimizin geleceği bakımından önemli olan anlamlı olan bu genel görüntülerle sevinmeliyiz, ümitlenmeliyiz efendim.
            Veysel Kızlarkayası, şiirlerinin başlıklarıyla, başlıklarının verdiği anlamlılıklar itibariyle de dikkat çekiyor: Aşk Eylülde öldü, Yüreğini koy da gel, Sevgili geliversen, vermek istediğimiz şiir başlıklarından.
            Sayfa 115 den “Yol oldum yoluna” adlı, başlıklı şiirden bir dörtlük alalım:
Veysel’in aklından çıkmıyor sevdan,
Dönüşü yok artık, ok çıktı yaydan,
Arı küsmüş güle, olmaz ki faydan,
Ballar sensiz masum, duruyor gülüm.
            Veysel Kızlarkayası: 1961 yılında Sivas Kangal Akçamağra köyünde doğdu. Liseyi Sivas Kongre ve Ankara Ulubey Liselerinde okudu. “Gözlerinden Vuruldum” adlı şiir kitabını yayınladı.
***
Ahmet Sevgi’nin insan
ve musiki sevgisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ahmet Sevgi, Milli Eğitim Bakanlığının değişik kademelerinde çalışmış, Müsteşar Yardımcısı olarak emekli olmuş, yurtdışındaki eğitim müşavirliği görevinde başarılı hizmetlere imza atmış, öğretmen kökenli bir eğitimcimiz.
            Ahmet Sevgi şairdir, Ahmet Sevgi TSM korolarında bulunur, TSM parçalarını vukufla icra eder. Yazardır, araştırmacıdır. İnsan sevgisiyle dolu, dopdolu bir gönlün sahibidir Ahmet Sevgi.
            Özel olarak düzenlediği “Sevgi Kültür Evi”nin sahibi, yöneticisi, musikiyle uğraşanların, şairlerin, yazarların, gönül insanlarının yakın dostudur Ahmet Sevgi.
            O’nun düzenlediği “Şiir ve Musiki” günlerinin sayısı hızla artarken, bestekârların, solistlerin, TSM saz ustalarının bir araya getirildiği, ciddi düzenlemelerle hazırlanan, sayfalara aktarılan TSM parçalarının makamları, müzik ve söz imzalarının (Müzik, söz, beste, güfte) gibi ayırımlarla hazırlanan, çoğaltılıp, davetlilere verilmesi, parçaların icra edilişleri sırasında, herkesin saz ve söz ustalarıyla birlikte seslendirmelerinin sağlanması gibi özellikler, güzellikler hep Ahmet Sevgi’nin düzenlemelerinde görülür, hazırladığı, gerçekleştirdiği toplantılarda, bir araya gelmelerde yaşanır…
            Bakarsınız, toplantıya katılanların, belirli aralıklarla tanıtılması, şairse şiirlerinden birkaç örneğin verilmesinin sağlanması gibi özelliklerin dillendirilmesiyle, okunan parçanın beste ve güfte sahipleriyle bilgilerin Ahmet Sevgi veya katılımcılardan biri tarafından anlatılması, gibi bilgilendirmeler, Ahmet Sevgi toplantılarının önemli ve anlamlı bölümleri arasında yeralır.
            Sonra, diyelim ki güftesi Orhan Seyfi Orhon’a bestesi Yusuf Nalkesen’e ait olan Muhayyer Kürdi Şarkı (Veda busesi) “hani o bırakıp giderken seni” adlı şarkı icra edildi. Hemen Ahmet Sevgi söz alır (zaten mikrofon ondadır), Kültür Bakanlığı klasik yayınlarından veya ansiklopedilerden aldığı bilgileri, salonda bulunanlara aktarır, ilginç gazete kupürleri veya fotoğrafların herkes tarafından görülmesini sağlar.
            Burada yapılan, yapılmak, ortaya konulmak istenen, Ahmet Sevgi’nin şiir ve musiki sevgisindeki yüksekliktir, pek çok insanda bulunmayan bir özellik ve Ahmet Sevgi güzelliğidir.
            Arşivi ve kitaplığı çok zengin olan Ahmet Sevgi’nin düzenlediği “Sevgi Kültür Evi”nde, 20 Mart 2011 tarihinde gerçekleştirilen “Şiir ve Musiki” adıyla hazırlanan 25 ayrı TSM parçasının yer aldığı sayfalardan.. Müzik: Fehmi Tokay’a Söz: Melâhat Akan’a ait olan Buselik şarkı “Geçti bahar hazan erdi bu yerde”nin sözlerini aşağıya alarak noktamızı koyalım, Ahmet Sevgi’yi bir kez daha tebrik ederek, sevgi ve saygılarımızı sunalım efendim:
Geçti bahar hazan erdi bu yerde,
Deli gönül yine dertte kederde,
Şakımıyor bülbül artık seherde,
Deli gönül yine zevkte kederde…

14 Nisan 2011 Perşembe

konuk yazar


İSA KAYACAN’DIR
ESASEN REKOR MENZİLİ
Bekir YALÇINKAYA
Gazeteci, Şair-Yazar, Yeni Güç Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Gönüllerimizin bahar rengine bürünmekte olduğu bu Nisan başında postacıdan sarı zarflı bir mektup aldım.
Kalem tutan ellerimiz klavyeye duçar olalı, almayı ve yazmayı unuttuğumuz mektuplardan birisiydi bu..
Zarfın dışında ‘Prof. Dr. İsa Kayacan’ kaşesi vardı. Bu demekti ki Kayacan üstat bize bir emanet tevdi ediyordu. Açtığımızda böyle olduğunu gördük.
O’ yıllarca Türk milletine gönül güzellikleriyle seslenen Millî Adam, mektubunda Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilmek için müracaat dönemine ayak bastığını, kendi milli çevresinden beynelmilel bir çevreye taşma azmi taşıdığını gerekçeleriyle uzun uzadıya anlatıyordu.
Bu Ginness Rekorlar Kitabı denilen cemiyet, bilindiği üzere dünyayı kucaklayan bir hükmü itibariyle hemen bütün sanat ve maharet ehillerinin içinde yer almaya fikir ve zikir gücü harcadığı bir cemiyetti.. Dolayısıyla da Prof. İsa Kayacan da kendisindeki muazzam potansiyelini, kendi milletlerinin teşekkül ettiremediği bir haricî cemiyet arasında ve yeniden dış dünyaya açmak istiyordu.
Profesörlüğü ve doktorluğu bir yana, bütün mesleklere üstünlük sağlayan sanat ve edebiyatın duayenlerinden olan İsa Kayacan, kendisiyle aşîna olduğumuz, edebiyatçılığı bir yana hemşehri kimliğiyle de hasbıhâlimizin gayet sıkı şekilde devam ettiği bir sima idi.
O’ özellikle Anadolu Basın Şefliği yaptığı dönemlerden itibaren ülkemizin bütün yerel ve genel basınında kalemini konuşturan sürekli basın kartı sahibi Millî Adam, nerede bulunsam orada bulunmayı kendisine adeta vazife kılarak çok mutmain ve çok itinalı olmaya devam etmiştir. Ne yazık ki son zamanlarda hükmünü yitirdiğine kani olduğum, bundan dolayı da gerçekten şair ve yazar yetiştireceği ve büyüteceğine mukallit ve yavan bir topluma hizmet veren Başkent’teki Edebiyat Kurumları’ndan soğuyan bendeki gönül gözü ve fikir özüne rağmen Kayacan ağabeyim, edebî şevkinden zerrece taviz vermeden inandığı yolda yürümeyi sürdürdü.
Zaman zaman kendisi hakkında biz kendi yerel basınımızda kanaat belirtirken, çoğu kerre O’nun da bizimle ilgili ülkemizdeki birçok gazetede makale yayınlatması hem dostluğumuzu teyid, hem de edebiyat mümessilliğimizin gereklerini yerine getirmede müessir omuştur.
Şakşakçı ve alkışçı bir cemiyeti asla hazzetmesem de, Prof. Kayacan için iyi niyetlerimi ve hakkındaki hissiyatımı belirtmem icap ediyor. Zira O’ kendi milleti kadar diğer Türk milletleri için de son devrin edebî elçisi olan tek muhterem zattır. Özellikle Azerbaycanlı dostlarının Fahri Doktora Elçisi ve haklarında en çok makale üreteni olması ne büyük fazilet ki, Azeriler kendisi için; “Sovyet dönemi ve bağımsızlık sonrası dönem dâhil, hiçbir yazar İsa Kayacan kadar Azerbaycan’la ilgili yazı yazıp yayınlamamıştır. Bu rekorun sahibi de İsa Kayacan’dır” notunu kendi tarihlerine düşmüşlerdir.
Memleketimiz Isparta’ya komşu, fakat 1530’lu yılların Kuyud-ı Kadime Arşivleri’nde Hamid Eli’nin İli Hamidâbâd’ın kazası olan Burdur’un Tefenni-Ece Köyü’nde doğan hemşehrimiz İsa Kayacan, 42 bin 65 makalesinin 3 bin 560 gazete ve dergide yer almasıyla bugüne kadar ülkemizde hiçbir yazarın kıramadığı rekoru kıran adamdır.
Bize gönderdiği müstesna kıymetteki mektubunda şayet şahsımıza veya Yazı işleri Müdürlüğümüze tâbi Yeni Ufuk, Sondakika, Sabır Dergisi, Hedef Ankara, Sonhaber ve Yeni Güç gazeteleri gibi mevkutelerden de bahsetmiş olsaydı 3 binin 560’ını, neredeyse 570’ine tamamlayabilirdi. Elbette bu kadar zengin ve baş döndürücü bir arşive hâkim olmak takdir edersiniz ki çok zordur.
İşte böylesine liyakat ve ehliyete tâbi değerli dostumuz şair ve yazar İsa Kayacan, önümüzdeki günlerde kurduğu “Gazeteci-Yazar Prof. Dr. İsa Kayacan’ın Çalışmalarını Araştırma ve Değerlendirme Komisyonu” vasıtasıyla 1956’da attığı adımın yankılarını Guinnes Rekorlar Kitabı’nın çerçevesinden duymaya ve hissetmeye hazırlanıyor. Milli sıfatlarından ve manevi hissiyatlarından taviz vermeden yola devam etmiş yarım asırlık bir edebî çınarı, bizim Tekfur’lara nispet büyüyen hoşgörülü Söğüt Çınarı gibi kucaklamaya ve o kucaklamalarla büyütmeye hakkımız olduğu gibi, bu değerli edebiyatçımızı da Guinness’in Rekorlara imza atan kitabında görmeye hakkımız vardır.
Büyük edebiyatçı ve basın emekçisi bu güzel insanı işte bu duygularla selâmlıyor, gayesinde vuslata ermesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Eyy ehliyet mazharı insan! Sizi, selâmların en güzeliyle selâmlıyorum.

12 Nisan 2011 Salı

HABER... HABER...


İsa Kayacan’ın yeni kitabı Burdur Belediyesinin kültür hizmeti olarak “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adıyla yayınlandı
            ANKARA (Ece Ajans)- Gazeteci- Yazar, Araştırmacı Prof. Dr. İsa Kayacan’ın 129 ncu, Burdur Belediyesi’nin 12 nci kültür yayını, “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adıyla yayınlandı.
            432 sayfalık büyük boy Burdur’dan Kültür Yağmuru’nun önsözü, Burdur Belediye Başkanı Sebahattin Akkaya’ya ilk sunuş İsa Kayacan’a, 2 nci sunuş ise Vedat Fidanboy’a ait.
            Kitap içindeki sunuş ve önsözlerden bazı alıntılar şu cümlelerle karşımıza çıkıyor:
            Sebahattin Akkaya: Burdur ve Burdurlu’nun gururu, hemşehrimiz, araştırmacı gazeteci- yazar İsa Kayacan’ın bir başka araştırması olan; “Şiirlerle Burdur-2”bölümü başta olmak üzere, değişik Burdur çıkışlı eklerle yayınladığımız “Burdur’dan kültür Yağmuru”nda Burdur ve Burdurlu değişik yönleriyle geniş biçimde anlatmaktadır.
            Prof. Dr. İsa Kayacan: Kültüre büyük değer veren, Burdur Belediye Başkanımız sayın Sebahattin Akkaya’nın katkı ve kararlılığıyla yayınladığımız “Burdur’dan kültür Yağmuru”nun Burdurumuza hayırlı olmasını diliyorum.
            Vedat Fidanboy: Doğduğu kente vurgun, yok böylesi bir aşık / Söz ederken köyünden, canına canan gelir/ Leyla ile Mecnun’u, birlikte anmak gibi/ Burdur dendi mi akla, İsa Kayacan gelir.
İsa Kayacan’ın, “Burdur’dan Kültür Yağmuru” adlı kitabının sayfalarında Burdur’dan, Burdurlu’dan seçilmiş bol fotoğraflı sayfalarda yeralan bölümlerdeki başlıkların sıralanışı şöyle:
Birinci bölüm: Birinci kitap “Şiirlerle Burdur”da yer almayan Burdur şiirleri,
İkinci bölüm: Birinci kitap “Şiirlerle Burdur’da” yer almayan Osman Akkoç şiirleri,
Üçüncü bölüm: Burdur tarihinin içinden,
Dördüncü bölüm: Burdur, Akdeniz ve Ege Bölgeleri şairlerinden “İsa Kayacan” şiirleri
Beşinci bölüm: 1850-1953 yılları arasında Burdur’u idare edenler - 1854 yılında “kaza” olan Burdur’un en eski ilçesi Tefenni/ 1955 yılının Burdur’u/ BMM’de I.dönem milletvekilleri, Valiler, Belediye Başkanları,
Altıncı bölüm: Burdurlu Gazi, ağır topçu Kademlioğlu İsmail Başçavuş/ İsa Kayacan’ın Burdur rüyalarından biri,
Yedinci bölüm: Burdur’da üniversite sevinci/ “Tefenni” kitabı 2009 yılında yayınlandı,
Sekizinci bölüm: Teke yöresi folklor araştırmaları,
Dokuzuncu bölüm: Hikâyeleriyle Teke yöresinin başkenti Burdur türkülerinden bir çeşitleme,
Onuncu bölüm: Haberler- kitap tanıtım yazıları,
Onbirinci bölüm: Burdur Destanı “Bensiz Olmaz”ın ilave bölümleri,
Onikinci bölüm: Kültürümüz içindeki Burdur doğumlularından bir genelleme/ Geçmişten geleceğe Burdur Halk Kültürü ve Turizm Sempozyumu başarılıydı,
Onüçünçü bölüm: Burdur Efsaneleri,
Ondördüncü bölüm: Burdur Halk fıkralarından örnekler,
Onbeşinci bölüm: Yazarların gözü ve kalemiyle İsa Kayacan,
Onaltıncı bölüm: İsa Kayacan’ın Burdur’u, Burdur’un İsa Kayacan’ı için (Burdur çıkışlı) yazılarından/ İsa Kayacan biyografisi/ Eski Burdur fotoğrafları/ Burdur milletvekilleri/ Bilim adamları, iş adamları, toplum öncüleri/ Sivil toplum kuruluşlarının başkanları/ Gazeteler- gazeteciler/ İsa Kayacan’ın yayınlanmış kitapları/ Rekorların adamı: İsa Kayacan (Şahin Ali Şen)-İsa Kayacan’ın yayınlanacak sıradaki kitapları..
 ***
Üç Şairden çocuk şiirleri:
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Üç şairimizin çocuklarımıza yönelik şiirlerinden örnekler vermek istiyorum. Şiirleriyle şairlerimizin isimleri aşağıda... Buyurun birlikte okuyalım:
AFACAN (Can AKIN) 
Sevdim seni ben afacan
Gözlerinde bin bir can
Yaramazsın çok  yaramaz
Sende neler bulunmaz
Cebinde fındık fıstıklar
Elinde renk renk misketler
Uslanmazsın hiç uslanmaz
Sana asla güven olmaz
*
Kediyi attın sen dama
Sakın pantolonu yırtma
Bir çift spor pabuçla kot
Yetip de artıyor sana.
*
Seni gidi minik haylaz
Yaramazsın çok  yaramaz
Laftan sözden hiç anlamaz
Canımsın benim afacan.
***
ÇOCUK SEVGİSİ (Nilüfer DURSUN)
Yüreğime atılan
O küçücük tohum
Büyüdü, yeşerdi …
Sarıp sarmalamak istiyor
Tüm çocukları evrendeki…
***
ÇOCUK OLMAK (Nilüfer DURSUN)
Ne güzeldir çocuk olmak,
Bir elma şekeriyle mutlu olmak.
Haydi büyükler her şeyi boş verin,
Şimdi işimiz uçurtmalarla
Gökyüzünü boyamak.
***
İÇİMDEKİ ÇOCUK (Sevinç Doğancan GÜVEN)
Göğüs kafesimde bir çocuk,
Ağlıyor, susuz, uykusuz
Uçsuz bucaksız bir çölde,
Sorunlar karanlıklar içinde.
Çaresiz, umutsuz
Dili damağında, umarsız.
Onu göremiyorum
Dokunamıyorum ellerimle,
Silemiyorum gözyaşlarını,
Başak saçlarını
Badem gözlerini,
Öpemiyorum istesem de...
Gözleri ıslak ama
Biliyorum,
Her zaman ıslak kirpikleri
Göğüs kafesimdeki çocuk...
Yıkılmış düşlerini,
Zincire vurulmuş isteklerini,
İsyanlarının, sessiz haykırışlarını
Duyabiliyorum...
Yüreğimin kıyılarında
Dalga dalga çaresizliğini,
Kimsesizliğini anıyorum.
Bir çocuk içimde sessiz...
Haykırıyor perde perde ve...
Henüz onüçünde...