21 Aralık 2012 Cuma

27 Kasım - 17 Aralık 2012

                           Çanakkale Destan Destan...
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Araştırmacı-Yazar Orhan Hasan Bıldırki’nin 160 sayfalık “Çanakkale Destan Destan” adlı romanı Eğitimci-Yazar Birsel Oğuz tarafından bana gönderildi.
            Kitabın sayfalarındaki gezme fırsatını yenilerde bulabildim. Alperen Yayınlarının ilki olarak Günyüzü gören kitap, önsözden sonra; Musa Balı Beyoğlu Adsız Bey, Türk Ölmez, öldürülemez, Su Aygırı Nam Denizaltının yakalanışı gibi başlık altında verilenlerle sürüp gidiyor, sayfalar şekilleniyor.
            Ayrı ayrı, kısa kısa anlatımlardan oluşuyor Çanakkale Destan destan. Türk ölmez öldürülemez başlığı altında verilenlerin girişi:
            “Zaman azdı. oğlun ataya, atanın devlete saygısı kalmadı. Yıkılası dünya!.. Yere batası dünya”dedi Kumkale’li Ali.
            “Bütün gün ağları çekmekten yorgun düşen tayfası Murat susuyor, ağasını dinler gürünmesine rağmen dinlemiyor, Ege’nin batısında yarısı suya dalmış kızıl güneşe bakıyordu”..
            Bu anlatımın sürdürülüşüyle, anlatımın ortalarına doğru Oyhanata saza düzen verip söylemeye, çığırmaya başlıyor. Şöyle:

Hey gaziler, alp erenler,
Vatan için can verenler,
Size orda ölüm yoktur,
Sol şehitliğe erenler..
           
Vatan bizimdir, bizim hey,
Cennet bizimdir, bizim hey,
Çanakkale destanında,
Şan da bizimdir, bizim hey!..

            Sayfa 46’da başlayan Yahya Çavuş Mangaları’nın anlatım zenginliği, getirdikleri itibariyle düşündüren, duygulandıran cümleler. “Han’ım Hey! El adama aman vermez. Hele bu, Ferenk köpeği, İngiliz domuzu olursa, olmaz olsun daha iyi” girişinden sonraki satırlar arasına serpiştirilen sayfa 51 deki mısralar.

“Hey ağalar, kardeşler, koçlar, koçaklar!
Vakit erişti, tan ağardı,
Kötü dünyanın üstüne henüz gün doğmadı,
Dost uyudu, düşman uyumadı,
Kanlı kafir üstüne henüz gün doğmadı.

GÜNÜN SÖZLERİ:
1. Soyulduğu halde gülen adam hırsızdan bir şey çalmış demektir, boş yere üzülen ise kendi kendini soyar. (William Shakespeare)
2. Hayat bir kuşku kabarcığıdır ve uyku içinde uykudur. (Emerson)
3. Bir insanı herhangi bir davranışa zorlayan iki neden vardır: Akla yakın neden,  gerçek neden. (J.B. Morgan)
4. Yalnız kendini düşünen adam, yumurtasını pişirmek için komşusunun evini yakar. (Francis Bacon)
                ***                               
Artvin-Borçka’dan: 
7 Mart Gazetesi
                                                                                              Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Anadolu Basını içerisinde yeralıp, bana gelen gazetelerin sayfalarındaki gezintimi sürdürüyorum. Bugün sütun konuğum gazete, Artvin ilimizin Borçka ilçesinde 6 normal sayfayla günlük yayınlanan 7 mart Gazetesi.
            20 Ekim 1956 tarihinde kurulan 7 Mart Gazetesinin, 6 bin 839 ve 6 bin 858. sayılarıyla bu sayılar arasındaki gazete sayıları masamda. Önce kimliğine bakıyorum 7 Mart Gazetesinin:
            İmtiyaz sahibi: Tahsin Atasert, Yazı İşleri Müdürü: Erkan Atasert, Sayfa Editörü: Fatma Küçük Atasert, Muhabirler: Fatma Atasert, Muhabir ve İnternet Editörü: Bülent Atasert. Tlf: 0466-415 15 74.
            Makale yazarları arasında; Ömer Yerlikaya, Prof. Dr. İsa Kayacan, Selçuk Kosif, Mustafa Nevruz Sınaca, isimleri yeralıyor. Bu isimlerin yazdıklarından kısa cümleler:
1-     Transfer piyasasını Arap saçına çevirmişler. Çözmek, işin içinden çıkmak neredeyse imkansız gibi bir şey (Ömer Yerlikaya)
2-     Hepimiz en tepeyi hayal eder, orası için elimizden geleni yaparız. Amacımız hep zirve olmuştur (Selçuk Kosif)
3-     Dağ Kolanı Destanı adlı kitap, Namık Hacıheyderli’nin 32 sayfalık destanlaştırdığı anlatım zenginliği içinde yayınlandı (İsa Kayacan)
4-     Yolsuzluğun adı: Mevcut ve emekli milletvekili ücret ve özlük hakları (Mustafa Nevruz Sınacı)
Şimdi, 7 Mart Gazetesinin elimizdeki, masamızdaki sayılarında yer alan, siyasi olmayan, sosyal içerikli haberlerden bazı başlıklar sunalım:
-         Artvin’e Bitki Müzesi/Evde Çocuk Bakıcılığı Kursu başladı/Artvin OBM’den Şimşir yanıklığı hastalığı tespiti/Türkiye Gazeteciler Federasyonu 38. Başkanlar Konseyi toplantısı Artvin’de yapıldı,
-         Borçka’da çöp isyanı/Artvin’de gerçekleştirilen 38. Başkanlar Konseyi sonuç bildirgesi yayınlandı/RTE Üniversitesinin gözdesi Eğitim Fakültesi,
-         Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları Atatepe’de/Karadeniz Turizm ağı Artvin’de tanıtıldı/Türkiye Gazeteciler Federasyonu üyeleri Borçka’nın doğasına hayran kaldılar,
-         Judo Federasyonu Başkanı Fatih Uysal ve teknik ekip Artvin’de ziyaretler gerçekleştirdi/Güçlü yarınlar için gençlik her yerde/1.Borçka Karagöl doğa yürüyüşü yapıldı,
-         Raketlerimizle, rakiplerimiz şokta/Milli Parklar’da iyi komşuluk ilişkileri konulu yarışma vd.
***
Burdur-Bucak’tan ‘Oğuzeli’ Gazetesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Anadolu Basını içerisinde değişik sıkıntılarla yayınlanan ve önemli yayın hizmetleriyle takdir gören gazetelerimizden, bana gelenlerin sayfalarındaki gezintimi sürdürüyorum. Bugün sütun konuğum gazete, Burdur ilimize bağlı, Bucak ilçemizde günlük yayınlanan Oğuzeli Gazetesi.
            11 Aralık 1997 tarihinde yayın hayatına başlayan, elimde, masamda 2266-2289. sayılarıyla bu sayılar arasındaki nüshaları bulunan Oğuzeli gazetesinin kimliğine bakarak devam edelim istiyorum:
            İmtiyaz sahibi: Mustafa Tulum, Yazı İşleri Müdürü: Havva Üner, Sayfa Editörü: Esma Ünal, Muhabir: Mehmet Ali Özen. Tlf: 0248-3251608. Mustafa Tulum, zaman zaman yazdığı yazılarla yöresel konu ve olaylar hakkında yorumlar yapıyor, görüş ve önerilerini ortaya koyuyor. Oğuzeli Gazetesinin sayfalarında yeralan haberlerin hemen hemen tamamı, yöresel ağırlık olanlardan meydana geliyor. Şimdi, Oğuzeli sayfalarında yeralan, siyasi olmayan sosyal içerikli haberlerden bazı başlıklar sunalım:
-         BTB düzenlediği çalışmayla, Burdur hayvancılığını masaya yatırdı/Toprak verimine göre ürün yetiştirilecek,
-         Büğdüzlüler sulama suyunu, ‘güneş’ile çıkarıyor/Bucak’ta tarihi eser kaçakçısına suçüstü/Burdur’da trafik denetlemesinde yaz dönemi uygulaması,
-         Batı Akdeniz’in yeni bölge planı çalışması başladı/Mamak’ta itfaiye ve Belediye binasının açılışı yapıldı,
-         Karamanlı ilçesinde hayvancılık yeniden canlanacak/Hayır sever iş adamı Adem Tolunay 2012 yılı ilköğretim okulu birincilerini yine İstanbul gezisiyle ödüllendirdi,
-         Kemer İlçe Halk Kütüphanesi açılışa hazır/Bucak Belediyesince ‘Oğuzhanspar’un Kuruluşundan Bugüne’ kitabı yayınlandı,
-         Burdur Suna Uzal öğretmenleri çiğ köfte partisiyle tatile girdi/Burdur depreme en hazırlıklı illerden biri,
-         Burdur’da yüzde 50’lik sezeryan doğum oranı yüzde 16’ya düştü/TKDK Büğdüz kasabasında kurumların faaliyetlerini anlattı,
-         Japon NHK Televizyonu Batı Akdeniz’de/Burdur İtfaiye Müdürlüğü, Bucak’ta Eğitim verdi,
-         Çavdır Meslek Yüksek okulu’na yeni bölümler açılacak/TKDK Yeşilova ilçesine eski canlılığını getirecek,
-         Olimpiyat yürüyüşü renkli görüntülere sahne oldu/Burdur Gölü haberleri sergilendi/Yeni mezarlık alanında çalışmalar sürüyor/Antik kentte Venüs’ün geçişine şahit oldular/60 yıldır kapalı olan Yeşilbaşköy-Isparta yolu açıldı vd.
***
Mehmet Kıyat’dan üç yeni kitap
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Mehmet Kıyat, şair, yazar ve araştırmacı. Birbiri ardına yayınladığı kitaplarıyla dikkat çekiyor.
            Bana yeni kitapları geldi Mehmet Kıyat’ın. Bu kitaplar sırasıyla şu isimlerle karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor:

            AL GÜLÜM VER GÜLÜM
            Mutluson Yayınları arasında Günyüzü gören ‘Al Gülüm ver Gülüm” 96 sayfalık şiir kitabı. Önceleri de yazdı; Mehmet Kıyat şiirimizin kilometre taşlarından biri olduğu için, kendine özgü sevimli görünümlü şekillendirilmesiyle dikkat çekiyor.
            Bu kitapdaki şiirler de öyle. Çok kısa, iki mısrayla, yani bir beyitle ifade edilen duygular var (Uzun şiirler de var):
            Bunlara iki örnek: 1-Örümcek kafalı sessizliğe düşmüş /Topal ördek gibi geziyor ortalıkta 2-Defne gizeminde bir dostluk bu/Zeytin zeytin çoğaldık güzelim.

            US VE YÜREK TUTULMASI
            Mehmet Kıyat’ın bir başka şiir kitabı. Bu kitap da 96 sayfayla oluşturulmuş.
            Kitabın girişindeki, önsöz anlamına da gelen iki beyi, dört mısra var. Bunlar 1- Uykusu gelmiş bir sessizlik bu /Gündüz mü, gece mi bilemiyorum? 2- Taş yürekli yakınlıklar ülkesinde/Sevincine yer bulamazsın çocuk.
            Mehmet Kıyat, kitaplarının arka kapaklarına, kendisiyle, şiirleriyle ilgili yazan imza sahiplerinden cümleler, isimler itibariyle sıralama da yapılıyor. Bunlar: Mehmed Kemal, Necati Cumali, Hasan İzzettin Dinamo, Samim Karagöz, Mahmut Makal, Talat S. Hamlan, İsa Kayacan, Remzi İnanç, Ateş Nesin, Gültekin Emre.

            SÖZÜN BİTTİĞİ YER
            Mehmet Kıyat’ın masamda bulunan üç kitabından sonuncusu “Sözün Bittiği Yer” adının taşıyıcısı. Bu kitap da 96 sayfayla şekillendirilmiş.
            Kitabın girişindeki mısralar da ötekiler benzeri, daha doğrusu düzenleme benzeri olarak karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor. Bunlar:
            1-Göz yumma tembelliğine kapılarak/Kötülüğün ipini çekemeyiz 2-Pireyi deve yapan görgüsüzlük/Güneşine ışık bulamaz çocuğum.
            Kitabın arka kapağındaki cümlelerden ikisi: 1-Bilinçli, yalın tuttuğunu koparmasını bilen bir ozanla karşı karşıya bulunduğumuzu görelim (Mehmed Kemal), 2-Mehmet Kıyat, pürüzsüz, sağlam bir deyiş ustalığı, simgelerinin zenginliğiyle dikkati çeken bir şair (Necati Cumalı)
            Mehmet Kıyat’ın düzenli ve zengin içerikli yayınladığı şiir kitaplarıyla, şiirimizin daha da güçlendiğini unutmayalım. Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
***
Manisa-Demirci’den ‘Halıkent’ Gazetesi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Anadolu Basını içerisinde yeralan ve bana ulaşan gazetelerin sayfalarındaki gezintimi sürdürüyorum. Bugün sütun konuğum gazete 30. yayın yılı içerisindeki yayınlarıyla dikkat çeken, Manisa ilimize bağlı Demirci ilçemizde Haftalık olarak okurlarının karşısına çıkan “Halıkent” Gazetesi 16 sayfayla yayınlanıyor. Tel. 0236 462 12 50
            Masamda, 1359, 60 61 ve 1362. sayıları bulunan Halikent’in önce kimliğine bakıyorum: Sahibi Esma erdem, Yazı İşleri Müdürü: Özlem Canlı, Cengizhan Erdem, Genel Yayın Müdürü: Namık Kemal erdem, Sayfa Editörü: İsmail Aka Muhabiri: Kardelen Gönül Gazetenin ilk Genel Müdürü: Merhum Ali Cenap Erdem. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünde çalıştığım yıllarda, 1986 yılında Anadolu Basınının sorunlarının tespiti çalışmalarımız sırasında, Demirci’de Halıkent Gazetesinde de, incelemelerde bulunulmuş, rahmetli Ali Cenap Erdem’le uzun uzun görüşme fırsatı bulmuştuk.
            Halıkent Gazetesinde sürekli yazan, makaleleriyle okurlarının karşısına çıkanlar var. Elimizde, masamızda bulunan sayılarındaki makala yazarlarının; Nemci Ünlü, Ali Ekşi, Şaban Çetin, Muammer Kırdar, Mehmet Tatlısu, Raşit Erkavuncu, Akın Akar olduğu görülüyor. Şimdi bu makale yazarlarından bazı cümleler nakledelim:
1-     İslam dininde kardeşlik, bütünüyle inanç temeline dayanmaktadır (Nemci Ünlü)
2-     Alınan yaprak örneklerinin tür ve çeşit özellikleri aynı olmalıdır. Karışık olarak örnek alınmamalıdır (Reşit Erkavuncu)
3-     Bilim ve tekniğin, teknolojinin gelişmesi insanoğluna büyük kolaylıklar getirmiştir (Ali Ekşi)
4-     Abdurrahim Karakoç’un şiirleriyle ilk karşılaşmam 1969 yılına kadar uzanmaktadır. (Mehmet Tatlısu)
5-     Mahmut Oğul: 10 Mayıs 1955 tarihinde Merzifon’da dünyaya geldi. Babası Suat Bey, annesi Şükran hanımdır (Muammer Kırdar)
6-     Doğduğumda, çoğu kişinin sevinmediğini biliyorum. Yıllarca bunu benden saklasan da bunu asla unutmayacağım (Akın Akar).
Sıra, Halıkent Gazetesinin masamda bulunan sayılarında yeralan, siyasi olmayan, sosyal içerikli haber başlıklarında. Bunlar:
-         Sosyal Güvenlik Kurumu Hizmet binası yapılıyor/Demirci Devlet Hastanesinde engeller kaldırılıyor/Mezunlarımızı çiçeklerle uğurladık,
-         Demirci’de tarihi bir gün/Demirci Ziraat Odası’nın laboratuarı törenle açıldı/Zehirli mantarlara dikkat
-         Uğurlu’dan eğitime bir destek daha/Demirci’den Manisa’ya çıkartma/Selami Erfidan’ın Naht sanatı sergisine büyük ilgi,
-         Demirci Avrupa’ya açıldı/Manisa Valisi Halil İbrahim Daşöz, Manisa’yı havadan inceledi/Demircili halıcılardan İstanbul’a çıkartma,
-         Türkiye İş Bankasına, karneni göster kitabını al/Deftere tabi esnaflara, basit usül vergi mükellefiyeti yolu açıldı vd.

GÜNÜN SÖZLERİ:
1. Dünyayı temelinden değiştirmek isteyen kişi, önce onu yanlışsız olarak anlayabilmelidir. (Milovan Cilas)
2. Bir insan kendi ile kavgaya başlarsa değerli bir adam olduğuna inanabilir. (Browning)
3. Sorumluluk, yalnız ortası görülebilen bir sicime benzer, iki ucu görünürde yoktur. (John Mc. Crac)
4. İnsanlık var oldukça gerçeği aramak bitmeyecektir. (Laurence Stern)
***
Sevdamız Sarıkaya Şiir Antolojisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Yozgat ilimize bağlı, Sarıkaya ilçemizde faaliyet gösteren, Sarıkaya Şairler ve Yazarlar Derneği yayınları arasında çıkan Kelami Akdemir ve Ümit Zeki Soyuduru’nun hazırladığı “Sevdamız Sarıkaya Şiir Antolojisi”, dostum Hayrettin İvgin tarafından bana ulaştırıldı.
            Antoloji, Kültür Ajans Yayınlarının 167. olarak 224 sayfayla Günyüzü görmüş. Takdim yazısı, Sarıkaya Şair ve Yazarlar Derneği Başkanı Kelami Akdemir tarafından kaleme alınmış. Bir yerinde; “Şiir Antolojisi ile ilçemizin tarihi dokusunu ön plana çıkarıp, ilçe turizmine katkı sağlamak başlıca hedefimizdi” deniyor.
            Antoloji içinde yer alanların, şairlerin önce biyografileri, fotoğrafları, arkasından şiirlerinden örnekler yer alıyor.
            Önce isterseniz, Antoloji içinde yer alanların isimleri üzerine bir göz atalım: Kelami Akdemir, Osman Aksoy, M. Erdoğan Aksoy, Nihat Arslan, Esra Arslan, Osman Avşar, Şerife Badısaba, Osman Bağcı, Necati Balta, Serap Demirtürk, Murat Duman, Kaşif Kani Ertürk, Osman Eser, E.Rabia Gündoğdu, İlhami Gönülalan, Nezlim Gürel, Turan Gürel, Hayati Otyakmaz, Aliye Koç, Saadettin Öztürk, Secattin ÖZtürk, Ü.Zeki Soyuduru, Adnan Şahin, Necip Şahin, Hayrunisa Şenel.
            Kelami Akdemir’in uzun soluklu şiirleri var kendi bölümünde. 17nci sayfada yeralan ve dört ayrı dörtlükten meydana gelen “Bağrımdaki Ateş” adlı Kelami Akdemir imzalı şiirin iki dörtlüğü efendim:
Kırılsaydı, seni kıran ellerim,
Zehir oldu, yaşadığım günlerim,
Kahrından soldu yine güllerim,
Bağrımdaki ateşinle yanarım.

Kelâmıyım kelamını özlerim,
İfşa etme sende kalsın gözlerim,
Ben yine de selamını gözlerim,
Bağrımdaki ateşinle yanarım.
            Yozgatlı olup, Ankara’da yaşayan şairlerimizden, yazar ve müsizyenlerimizden Murat Duman’ın biyografisi 96 ncı sayfada başlıyor. Anayurdum adlı şiiri 100. sayfada karşımıza çıkıyor. Bu şiir dokuz dörtlükten meydana geliyor. İki dörtlüğü anılan şiirin:
Bozoklar Yaylası, erler diyarı,
Yiğitler harmanı, anımdır Yozgat.
Sevgsi gönlümde çoktur değeri,
Varlığı şerefim, şanımdır Yozgat..

Dumanoğlu der ki, Yozgat’ı tanı,
Yozgat’ın her yanı yiğit meydanı,
Bayrakta olan bulur, şehidin kanı,
Kurandan yol almış, benimdir Yozgat.
***
Ercan Gündüz’den: 
Sultanın sevdası
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Artvin ilimizin, Şavşat ilçesinin Dalkırmaz köyünden seslenen Ercan Gündüz’ün “Sultanın Sevdası” adlı 80 sayfalık şiir kitabı bana geleli, ulaşalı epey oldu. Yani aradan epey zaman geçti. Sayfalarında gezme fırsatını yenilerde bulabildim.
            Öğretmen, şair Yalçın Temiz imzalı bir sunuş var ilk sayfalardan birinde, Sonra Ercan Gündüz’ün takdimi iki sayfada karşımıza çıkıyor. Arkasından, Ercan Gündüz imzalı uzun veya kısa şiirlerin yer aldığı sayfalarda karşılaşıyoruz. İlk şiirin adı “İlkbahar” 1987 yılında kaleme alınmış. İki dörtlüğü şöyle bu şiirin:

Sabahleyin çıktım yola,
Yaylalarda verdim mola,
Koyunlarla kuzu dola,
Bizim güzel ahırlara..

Çiçekle dolunca kırlar,
Renk renk olunca ağaçlar,
Ben coştum kıra bayıra,
Canlı renkli ilkbahar.

            Ercan Gündüz, şiir yolculuğuna yeni başlamış. Yolculuğun başlangıcında. Yazmaya, yayınlamaya devam ettiği takdirde, gelecek yıllarla birlikte şiirin gerçeklerine doğru yol alacak ve kalıcılığı düşünülen şiirler ortaya koymaya başlayacaktır.
            Şimdiki genel görünümü için diyebiliriz ki; Ercan Gündüz şiire karşı iyi niyetlidir. Samimidir ve kırgınlıklardan, kızgınlıklardan uzaktır. Düşüncelerini kaleme alırken, sayfalara aktarırken biraz heyecanı vardır. Bunlar zamanla yörüngedeki yerinden bizlerle selamlaşacak noktaya gelecektir. Bugüne kadar yayınladığı 2 kitabıyla zaten epey mesafe almıştır. Sayfa 31’deki “Seni düşünüyorum” adlı, üç dörtlükten meydana gelen şiirden iki dörtlükle noktamızı koyalım efendim:

Kalabalık bir şehrin yalnız sokaklarında,
Kalbimin bir doruğa atan ataklarında,
Kafamın dinlemeyen çile yataklarında,
Kader midir, kader mi seni düşünüyorum.

Mademki seviyorum, haykırmaya hakkım var,
İnan ki seviyorum, seni dünyalar kadar,
Madem namımız, Sazsız, gözlerimiz bir radar,
İnatla sorma bana, seni düşünüyorum.
***
Bayram Yelen’den: 
Yeri gelmişken
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Merkezi Ankara’da bulunan, Kültür Ajans yayınlarının 132 ncisi olarak 144 sayfayla yayınlanan, Bayram Yelen’in “Yeri Gelmişken” adlı şiir kitabı bana geleli epey oldu. Sayfalarında gezme fırsatını ancak bugün bulabildim.
            Önsöz (Prof. Dr.) Hayrettin İvgin’e ait. Bir yerinde: “Bayram Yelen, genelde halk şiiri tarzından ve ölçülü şiirler yazan bir şairdir. Yazdıkları geleneksel şairlerimizin bütün niteliklerini taşımaktadır” deniliyor.
            Kısa anlatımlar, birer beyitle (iki mısra) ortaya konulanlar var ilk sayfalarda. Sonra Önsöz adlı uzunca bir şiir var hecevezniyle yazılmış. Sekiz dörtlükten meydana gelen “Önsöz” adlı şiirin iki dörtlüğü efendim:
Dostum sana iki çift laf söyleyim,
Beğenirsen kulağına küpe yap.
Başın yükü ağır ise n’eyleyim,
Her başı taşımaz bağlı olan sap.

Akacak kan, burun, kulak kanatır,
Allah kullarını farklı denetir,
İnsanları ayrı huyla donatır,
Yeleni herkeste bulunur bir tip.
            Bayram Yelen, serbest ve hecevezni tarzındaki, türündeki şiirleriyle, samimi duygularını ortaya koyuyor. Söyledikleri yapmacıktan uzak, gerçeklerle dolu bir görünüm arzediyor. Yelen’in kızgınlıkları, kırgınları var elbette. Beklentilerini yerine gelmemesi halinde, kırıp dökmüyor, parçalayıp, toz duman etmiyor. İyi niyetle, orta yolun varlığından yola çıkarak, sonuçlara ulaşmak istiyorum. Kitabının arka kapağında, kendini şiirle anlatıyor, “Ben Bayram Yelen” Diyerek şiirsel bir anlatımla yola çıkıyor. Yedi ayrı dörtlükten meydana gelen “Ben Bayram Yelen”den  iki ayrı dörtlükle noktamızı koyalım:
Çorum Sungurlu’da köyüm Cevheri,
Doğum yerin senin, seçtin dediler.
Elli yedi yılı Eylülün biri,
Gözünü dünyaya açtın dediler.

İki yılda Enstitüyü bitirdik,
Eğitimci köşesine oturduk,
Bu arada askerliği götürdük,
Onsekiz ay milis güçtün dediler.
            Bayram Yelen, şiirimizin meşakkatli yolculuğunda yürürken epey mesafe almıştır. Gelecekte bu mesafenin uzunluğu, yolların sağlamlığı daha bir netleşecektir. Tebriklerimi sunuyorum efendim.
***
Can Yoksul’dan: 
Ozani ve şiirleri üzerine
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Merkezi Ankara’da bulunan, Kültür Ajans yayınlarının 133 ncüsü olarak Günyüzü gören, “Ozani”nin değişik yönleriyle anlatıldığı, tanıtıldığı bir kitap elimizdeki yayın. Can Yoksul imzasının taşıyıcısı bu kitap, “Ozani” mahlasını kullanan bu aşağın esas adının ne olduğunu açıklığa kavuşturmuyor. Çünkü Can Yoksul, bu konuda biraz cimri davranıyor, fazla açıklamada bulunmuyor.
            Hayrettin İvgin hocanın önsözünde, Can Yoksul’un esas adının Selahattin Koçak olduğunu öğreniyoruz.         
Araştırmacı ve ozan olan Can Yoksul’un Mart 1970’de yazdığı uzunca bir şiiri çıkıyor karşımıza. Adı: Yürü yiğidim. Bu şiirden:
Yürü bre yiğidim yirminci kilometreden öteye,
Yürü Akyazı’dan başlasın yolculuğun,
Yolların çamur, yollarında yağmur,
Kınalı heybelim, ayağı çarıklım yürü.

Kösedağı’nda bir metre kar,
Bir metre kar, yükselir ayakuçlarından,
Topuklarına kadar.
            Öte yüz toprağının üretken ve yiğit oğlu, başlığıyla verilenlerin girişi: “Yıllar sonra öte yüz toprağının yetiştirdiği bilinçli, yiğit, dürüst, erdemli bir insanıyla karşılaşıyorum. Adı: Ozani. Gerçek adını, kimliğini, daha detaylı bilgileri vermek istemiyorum burada. Bu yazdıklarım yüzünden başına kötü şeyler gelsin istemiyorum” denilişi biraz düşündürücü. Yazdıkların, karşı tarafın başına kötü şeyler getirecekse, yazma be kardeşim!..
            Ozani’de vatan, millet, Atatürk ve Cumhuriyet sevgisi başlığı altında verilenler şöyle başlıyor: “Daha önce cümlelerde de değindim. Kızılbaş-Bektaşi köylerinde mahsulün kaldırılmasıyla düğünler güzün başlar. Sonra cemler devam eder ilkbaharda çift çubuk çıkıncaya kadar”.. Arkasında Oku öğren başlıklı bir şiir yedi dörtlükten meydana gelen. Bu şiirin üç ayrı dörtlüğüyle noktamızı koyalım istiyorum efendim.
Tutar isen oğul, sana öğüt var,
Oku, öğren, yurda yarar insan ol.
Uygarlığa kapı açar kitaplar,
Oku, öğren, yurda yarar insan ol.

Çok yaşayan bilmez, okuyan bilir,
Bilme, tekniğe onlar hız verir.
Eşitlik, özgürlük, kardeşlik nedir,
Oku, öğren, yurda yarar insan ol.

Ozani kalkınıp gelişmek için,
Bilgi toplumuna ulaşmak için,
Çağdaş uluslarla yarışmak için,
Oku, öğren, yurda yarar insan ol.

GÜNÜN SÖZLERİ:
1. Gençliğin ruhunu, işlenmeyen bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız, orada ısırganlar, dikenler yetişir. (Snellman)
2. Her ne kadar kendi fikirlerim pek hoşuma gidiyorsa da, sanırım başkalarının da hoşlarına giden böyle fikirleri vardır. (Descartes)
3. En kötüden iyiyi öğren, ama en iyiden kötüyü öğrenme. (Lavater)
4. Her ormanı boş sanma; belki de kuytuluklarında bir kaplan uyuyordur. (Sadi)
***
Bekir Sami Ünsal’dan:
Yeniden doğmak
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            160 sayfalık bir şiir kitabı. Bekir Sami Ünsal imzasıyla, merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajans yayınlarının 100’ncüsü olarak yayınlanmış. Sunuş (Prof.Dr) Hayrettin İvgin’e ait. İvgin hoca sunuşunun bir yerinde:
            “Bekir Sami Ünal, bugün Çorum’un sınırlarını aşmış, tanınan bir şairdir. Onun şiirlerinde işlediği temalar,  her okuyanın ruhuna ve fikrine uygun konulardır” diyor.
            Önsöz, Bekir Sami Ünsal’a ait. Bir yerinde: “Önceki kitabımda da belirttiğim gibi; önemli olan, insanların topluma bir sanatla mesajlar verebilme arzusudur” denildiği görülüyor.
            29 Mayıs 1453 tarihi hareket noktası yapılmış ilk şiirde. Bu şiirin sonunda;
Az gelir size destanlar,
Az gelir şahikalar!,
Yüce ruhlarınız anca sükun bulur,
Meğerki okuna,
Yasin, fatihalar..
            Sonraki sayfalarda, Akşemsettin’den, Arzdaki cennet bahçelerinden, bayrağımızdan söz ediliyor uzun uzun.
            Görünen o ki, Bekir Sami Ünsal şiirlerindeki hoşgörü duygularıyla biliniyor, beğeniliyor. Elbette, her şair, her insan gibi onun da kırgınlıkları, kızgınlıkları var. Ama o, kendisiyle barışık olmanın gereğini inanıyor ve bu yolda inançla yürüyor. “Haksöyler “ mahlasıyla da bilinen Bekir Sami Ünsal, serbest ve hecevezni türündeki şiirleriyle kitabının sayfalarında ilerlerken, 18 nci sayfadaki “Bir bayrak ki” başlıklı şiiriyle bizimle selamlaşıyor. Bu şiirin ilk bölümü:
Hiçbir tepeye yakışamaz,
Bir bayrak
Benim,
Albayrağım kadar.
Hiçbir el uzanmaya kalkışamaz,
Yüreğimiz,
Onunla beraber.
            Bekir Sami Ünsal’ın şiirlerinde konu çeşitliliği, konu zenginliği var. Dünyamızdaki felaketlerden, gemilerin yakılışından yola çıkarak yazdığı yayınladığı şiirleri yanında, gönülden gönüle giden yollardan da bahseder şiirlerinde. Sayfa 61’deki “gönülden” başlıklı şiirin bir dörtlüğü:
Gönülden yapılan işi severim,
Ahenkli işten alınır verim,
Arıyı buna örnek veririm,
Dost için post olur, dostla gülerim.
***
İhsan Şola’dan: 
Sevdaların resmi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Merkezi Ankara’da bulunan, Kültür Ajansın 125 numaralı yayını olarak 208 sayfayla Günyüzü gören, İhsan Şola’nın “Sevdaların Resmi” adlı şiir kitabı geleli epey oldu. Sayfalarında gezme fırsatını bugün bulabildim.
            Hayrettin İvgin imzalı üç sayfalık bir önsöz var. Hoca önsözünün bir yerinde: “İhsan Şola, uzun mısralı ve bol dörtlüklü şiirleri seviyor. Ozanın şiirlerinde dünya yıkılıyor, yeniden yapılanıyor” diyor.
            Şiirlerini hecevezni türüyle yazan, sayfalara aktaran İhsan Şola’nın mısralarındaki yumuşaklık, kendisiyle barışıklık, kızgınlık ve kırgınlıkları bir kenara koyup, çözüm yolu aranan, bulunan mısraların temelindeki güçlülüğü hemen görüyorsunuz. Sayfa 11 de yeralan “İpek Mendil” adlı, başlıklı şiir beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. İki dörtlüğü bu şiirin:

İpek mendil asmış gülün dalına,
Gönül bahçesinde, bülbül sesi var.
Umutsuzca çıkmış, sevda yoluna,
Elinde bir solmuş gül destesi var.

Gülşeninde gonca güller solsada
İçinde ümitler bir bir ölse de,
Dilinde dualar, tespih olsa da,
Dilek ağacına yüz sürmesi var.

            Sonraki sayfalarda yer alan şiirlerde de İhsan Şola güçlülüğünü görüyor, gelecek için ümit vadeden genel görüntüsünü alkışlıyoruz. Oradaki, sonraki sayfalardaki şiirlerde sevda resminden, çözersin, çözemiyorum teşvik eden, itirafda bulunan cümlelerden sözedildiğini görüyoruz. Tüm değerlendirmelerin sonunda ortaya çıkan gerçek karşısında İhsan Şola, 118 nci sayfadaki şiiriyle “Bitecek gibi değil” diyerek bir teslimiyet görüntüsü sergiler. Beş ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiirden:

Gün döndü ikindiye, akşam vakti yaklaştı,
Bu bendeki ızdırap bitecek gibi değil,
Bilmem neden nazlı yar sebepsiz uzaklaştı,
Bu seher yine bülbül ötecek gibi değil.

Otağ kurdum yoluna gelmiyor ki canısı,
Bil ki sen olacaksın, aşkımızın canisi,
Bu gidişle umut yok, giden sevda gemisi,
Gelip benim bahtımda batacak gibi değil.
***
Ramazan Hoş’tan:
İçimizdeki Güç Enerji Boyutu
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Bana ulaşan, ulaştırılan kitapların sayfalarındaki gezintilerimde, zamanın geçmesi gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Fırsat bulamama gerçeğiyle yüzyüze gelmek, beni üzüyor, ama yapılacak bir şey yok!
            Merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajansın sahibi, dostum Hayrettin İvgin’in bana ulaştırdığı kitaplarından biri Ramazan Hoş’un 64 sayfalık “İçimizdeki güç enerji boyutu” adının taşıyıcısı. Kültür Ajansın 137 nci sıra numarasıyla Günyüzü görmüş.
            Kısa denemelerden oluşan kitap, ortaya konulan Ramazan Hoş görüşleri olarak karşımıza çıkıyor. Bu görüşlerden bazı alıntılar yapalım istiyorum:
1-     Zümrüt: Yeşil renginden dolayı bereket, doğurganlık ve yağmur simgesi olarak bilinir. Düş gücünü geliştirdiğine ve belleği güçlendirdiğine inanılır. Kadında ve erkekte üretkenliği arttırır, göz ağrıları, iltihap ve kırıklığı giderir.
2-     Yakut: Mutsuzluk ve kıymetsizlik, kavga, düşmanlık, saldırı, vakitsiz ölümler ve akıl hastalıklarına karşı koruyucu özelliği olduğuna inanılır. Yakut, Hindistan’da taşların efendisi olarak anılır. Saflaşmaya ve değişme götüren yaşamsal ve sıcak yaratıcı enerji verir.
3-     Ay taşı: Ay taşı, günlük yaşantınızdaki dengeyi oluşturmanızı sağlar. Ayrıca duygusal dengenizde uyum sağlayıcı etkisi de olur. Fiziksel olarak tıkanmış lenf bezlerini temizler, kadınlarda hormon seviyesini dengeler.
4-     Amazonit: Beden dışı deneyimlere duyulan korkuyu yatıştırır. Enerjisi ölümcül derecededir.
5-     Avon Turin: Neşe taşı da denir. Zihinsel karmaşayı ve stresi azaltır. Sakinlik ve yaşama sevinci sunar.
6-     İnci: İnci size güç, huzur ve çalışma azmi verir. Duygusal korunma amacıyla da kullanılır.
7-     Hematit (Demir): Kan dolaşımı düzeninin sağlıklı olmasına yardımcı olur. Bu özelliğinden dolayı romatizmaya iyi gelir. İyi bir enerji kaynağıdır, solunum yolları üzerinde olumlu etkileri vardır.
8-     Kaplan Gözü: Sahiplenme arzusını güçlendirir. İnsanların kendisine işine vermesini sağlar. İç ve dış görüşü artırır. Zihni keskinleştirir Sinirsel spazmları ve baş ağrılarını hafifletir. Sindirim bozukluklarına, algılama eksikliklerine ve korkulara karşı negatif enerjiden korur.
9-     Mercan: Solunum açıcı etkisi vardır. Kişide cazibeyi artırır, zor işlerin akışını kolaylaştırır. Çoğaltıcı etkisi vardır ve bereket simgesidir.
***
ÜNAL KAR’DAN: 
KUŞ DİLİ SERENAD
                                                                                       Prof. Dr . İsa KAYACAN
            Kitapların bana ulaşmasıyla, onlarla ilgili yazıp yayınlama düşüncelerim oluşmaya, gelişmeye başlıyor.
            Değerli eğitimci, şair ve yazar, dostum Osman Baş aracılığıyla bana ulaşan son kitap Ünal Kar imzalı “Kuş Dili Serenad” adının taşıyor. 292 sayfayla merkezi İstanbul’da bulunan Çöl kitap yayınlarının dağıtım listesine giren bu kitap, alanında bir “İlk” olma özelliğini taşıyor. 25 ayrı dilde çevrisi yapılan birbirinde güzel aşk şiirlerinin mısralarında duygu yükleniyor, tatlı bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
Önsözlerdeki, sunuşlarda imzaları bulunan; Ünal Kar, Yard.Doç.Dr. Sevil Piriyeva, Ahmet Göksan, Seyfullah Türksoy, Ahat Salihov, Osman Baş’ın yazıalrında kitabın özü ve ulaşması hedeflenen noktalar satır aralarında açıklanmaktadır.
Ünal Kar Önsöz yazısının bir yerinde; “ Bu eserin doğmasında, Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sevil Piriyeva hanımefendinin çok büyük katkıları bulunmaktadır. Bu projenin mimarı ve en büyük destekçisi kendisi olmuştur.” Diyor ve genel bir vefa örneği gösteriyor.
            Osman Baş; “25 dilde aşk…”  başlıklı sunuşunun bir yerinde; Ünal Kar önce Ankara sonra Bakü, Türk dünyası ve dünya ülkelerine uzanan yolculuğuna doğru başkentten başlamış, sağlıklı adımlarla edebiyatın derinliklerinde hak ettiği noktaya ulaşmak için çok çalışan bir şair olarak eserleriyle bize ulaşmıştır.” Şeklindeki anlatımıyla dikkat çekiyor.
            18. sayfada çeviri heyetiyle ilgili, bilgiler var. Burada çeviri dili, çevirmen ve ülkesi başlıkları, çizgi ayrımları var. Biz çeviri dillerinden söz edelim. Özellikle; Azeri Türkçesi, Ahıska Türk şivesi, Başkurt Türkçesi, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Tatar Türkçesi, Tıva Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Afganca, Almanca, Macar dili, Makedonca, Portekizce, Rusça,  kitabın Türkçe bölümü 19. Sayfadan başlıyor.
            20. sayfada Ünal kar’ın kısa biyografisi, şiirlerinden bazı örnekler yer alıyor. 1966 yılında Tokat’ta doğan şairin şiir ve edebiyata sevdalı olduğu belirtiliyor. Önceki yıllarda 3 ayrı şiir kitabının yayınlandığı kaydediliyor. Sonra Ankara adlı başlıklı şiiri başlıyor. Ünal Kar’ın şiirleri uzun soluklu, duru bir anlatımla hece vezni veya serbest tarzdaki mısralardan oluşuyor. Elimizdeki kitabın 30. Sayfasında başlayan Tokat güzellemesi adlı şiir 11 ayrı dörtlükten meydana geliyor.

            “Yemyeşil ırmağım kentim şirindir
            Gelene gülümser çok da emindir
            Tokat’ı bilirsen candan yerindir
            Gurbete düşende her dem anarım”

            25 dilde aşk… “Kuş dili Seranad ” aşkın sınır tanımadığını, aşkın her dilde aşk olduğunu tescillemesi anlamında müstesna bir hizmeti de yerine getiriyor.
            Ünal Kar, bu kitabıyla Türk edebiyatında önemli yayınlar arasındaki yerini alacaktır.
***
KONUK YAZAR:
KAYACAN’DAN ÖNEMLİ BİR ESER DAHA, 
130. KİTAP: “BURDUR’UN SAZ VE SÖZ USTALARI-2”
İsmail KARA
Prof. Dr. İsa Kayacan’ı, yaklaşık yarım yüzyıldır; başta Anadolu basınıyla uğraşanların çoğu yakından tanımaktadır. Sanıyorum ki, Anadolu’da yazı ya da şiirinin yayınlanmadığı gazete ve dergi yoktur. Bu bakımdan kişisel olarak tanımayanlar olabilir ama O’nu en azından bir isim olarak bilirler.
Kayacan, geçmişte uzun yıllarını “Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü” nde geçirmiş ve onbir bakanın da basın danışmanlığını yapmış deneyimli bir gazetecidir. Şairdir, yazardır, araştırmacı yazardır. Benim de kırk yıllık arkadaşımdır. Bu sürede onunla arkadaşlığımızın bozulduğu görülmemiştir. Kısacası hani “Adam gibi adam” deriz ya, bence öyledir. Sözün bu kısmını fazla uzattım. Bilinen şeyleri yinelemenin anlamı olmaz.
Şimdi, fırından yeni çıkmış taze ekmek gibi elime aldığım ve “Araştırmacı yazar” kimliği ile hazırladığı en son eserinden söz etmek istiyorum. “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları-2” adıyla yayınlanan eser, tam 792 sayfa… Çok güzel bir estetiği var. Sayfa ve bölüm düzenleri harika… Kapak üstünde “Gölhisar Yarenler Gecesi”nden bir resim konulmuş. En üstte “T.C. Burdur Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü” yazıyor. Yazının solundaki armada “T.C. Burdur Valiliği”, sağında ise “T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı” yazılı… Ben dostum Kayacan’ı öncelikle kutluyorum amma böyle güzel bir eseri hazırlamakta katkısı olanları da yürekten kutluyorum. 
Burdur Valiliğini nasıl kutlayacağımı ise bilemiyorum. Kendi yörelerinden çıkan bir sanatçıya (hem de onun sağlığında) ve eserine sahip çıkmalarını ne kadar övsek az gelir. Yetkililere buradan saygılarımı gönderiyorum.
Bu gün evinde kendisiyle görüştüğümde, hastalığını unutmuş gibi bir hava vardı. Yeni bir çocuğu doğmuş babayı andırıyordu yüzündeki gülümseyiş… Elbette bu durum olağan bir şey… Sanatçıların her yeni eseri, dünyaya yeni gelmiş çocuklarından farklı değildir.
Eseri inceleyince dedim ki kendi kendime; “Ya Burdur, ne kadar çok sanatçı yetiştirmiş, yöre ve Anadolu kültürüne ne kadar çok katkı sağlamış”. Kayacan, bu eserinde yalnız saz ve söz ustalarıyla kalmamış; Burdur’un hemen hemen tüm kültürel ve yöresel özelliklerini, gözlerimizin önüne sermiş.
Üstelik, kitabın arka kapağından anlaşılıyor ki, yazarın 2005 yılında yayınladığı “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları-1” adlı eserde adı geçen saz ve söz ustaları bu eserde yer almamış.
 Kitabın 2.sayfasındaki şu ibare de dikkatimi çekti; “İsa Kayacan’ın 130 uncu kitabı olan bu eser, Kayacan’ın 70.yaşı anısına yayımlanmıştır”. 130 kitap yayınlamak, dile kolay… Nerdeyse yaşamının her yılına iki kitap düşüyor. Bu bakımdan da kendisini kutluyorum. Çünkü, başlı başına bir rekor örneğidir.
Ben daha fazla söylemiyorum. Kayacan’ın bu eserini inceleyenler, umarım ki yukarıdaki sözlerime katılacaklardır.
O’nun yeni gayretlerini ve yeni eserlerini bekliyor, kendisini tekrar kutluyor, savaştığı rahatsızlığı için de acil şifalar diliyorum. 
(KAROZAN, İsmail KARA – Ankara, 24 Kasım 2012)      

Hiç yorum yok: