10 Eylül 2013 Salı

13 AĞUSTOS - 09 EYLÜL 2013

Burdur, Mehmet Akif  Ersoy Üniversitesinde
büyüme ve yenilenme sevinci
                                                                                          Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Burdur ilimizde 2006 yılında kurularak, her geçen gün önemli mesafeler kaydeden, kısa adı MAKÜ olan, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesindeki son gelişmelerden söz etmek istiyorum:
            Burdur ilimiz merkezinde ofset tekniğiyle günlük yayınlanan Çağdaş Burdur Gazetesinin eki olarak hazırlanıp yayınlanan ‘İstiklal’ adlı, büyük boy 12 sayfalık Bültenin (Derginin) 2.sayısı, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi özel sayısı olarak okurlarıyla buluştu, buluşturuldu. MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Saatcı ‘Başlarken’ başlığı altındaki değerlendirmesinin bir yerinde;”2006 yılında kurulmasına rağmen, temelleri 1965’lere dayanan birimlerimizle, sürekli büyüme ve yenilenme ile ülkemizin en saygın fakültelerini oluşturarak, çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz” cümlesiyle, geçmişle bugün arasındaki köprünün varlığını, sağlamlığını bir kadirbilirlik anlayışıyla ortaya koyuyor.
            MAKÜ’yle ilgili değişik haberlerin,faaliyetlerin görüntüleriyle birlikte yer aldığı  ‘İstiklal’ adlı bültenin  4 ve 5.sayfalarında, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Saatcı ile yapılan bir röportaj dikkat çekiyordu.. Burada, Üniversitenin gelişimiyle ilgili farklı ve sevindirici cevaplar yer alıyordu. Üniversite ismiyle ilgili soruya sayın Rektör;” Her şeyden önce milli şairimizin adını taşıyor olmak, Üniversitemiz için bir gurur vesilesi olmuştur. Üniversitemiz olarak kendimize Mehmet Akif Ersoy’un düşüncelerini ve ideallerini rehber edinmiş bulunmaktayız” diyor.
            Üniversite bünyesinde açılması planlanan fakültelerden söz ederken, Tıp Fakültesinin açılması için YÖK’e başvuruda bulunulduğunu, Tıp Fakültesi binasının hayırsever Ercan Akın tarafından yaptırılacağının protokolünün imzalandığını, şuan, İlahiyat Fakültesiyle, Bucak Sağlık Yüksekokulunun yeni açıldığını anlatan MAKÜ Rektörü Saatcı, Hukuk, Tıp, Uzay ve Havacılık Fakültelerinin açılması için YÖK’e başvuruda bulunduklarını anlatıyor.
            Rektör Saatçi ayrıca, Eczacılık Fakültesi için de YÖK’e başvuru için dosya hazırladıklarını, Mühendislik Fakültesi bünyesinde İnşaat Mühendisliği Bölümünün bu yılaçılacağını, açma düşüncesinde oldukları, Polimer Mühendisliği ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümleri ile, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde ise Bankacılık ve Finans Bölümü, Maliye Bölümü, Sağlık Yönetimi Bölümü, Sosyal Hizmetler Bölümü ile Uluslararası  İlişkiler Bölümünün  açılacağını müjdeliyor.
            Üniversitenin daha geniş bir alanda hizmet vereceği ‘İstiklal Yerleşkesi’yle ilgili  de konuşan Rektör Saatçi; “Sadece yeni kuracağımız  fakülte ve  yüksekokullarla değil, bölgemizin tek hayvan hastanesi, tarımdan hayvancılığa, sanayiden  madenciliğe kadar her alanda  hizmet verecek bölgemizin en büyük laboratuarıyla ve bir çok yeni tesisiyle modern bir kampus alanı olacak.Bu yıl içerisinde izinlerini aldığımız teknokentimiz de orada kurulacak.Artık sanayicimizle üniversite olarak, birlikte çok daha büyük araştırma faaliyetleri yapabileceğiz.Burdur için çok büyük teknolojik yatırımlarında  önünü açan bir  gelişme olacaktır. Bunların gerçekleşmeye  başlamasıyla da Burdur halkına ve şirketlerine de yeni iş kapıları  açılacaktır” cümleleriyle ,bilim , iş çevrelerinin ve  toplumun sevinç ,heyecan ve mutluluğunu artırıyor..
            Burdur’un ve Burdurlunun gurur kaynağı MAKÜ’nün kuruluş günlerinde büyük emeği geçen, Üniversitenin ilk Rektörü Prof. Gökay Yıldız’dan yönetim ve hizmet bayrağını alarak,  başarıyla dalgalandıran şimdiki Rektör Prof. Dr. Mustafa Saatcı yönetimindeki Üniversite personelinin başarılarının sürekli olması dilek ve tebriklerimle, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
            ***
Osman Oktay’ın Serdengeçti duyguları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kısa adı KOOP-KUR olan, merkezi Ankara’da bulunan, Türk Kooperatifçilik Kurumu’nun bir yayın çınarı olan, Kooperatif Postası Karınca Dergisinin 913. sayfasında yer alanlar arasında, hemşehrim, araştırmacı-yazar Osman Oktay imzalı bir yazı vardı. Başlığı: Prof.Dr. Camel Kurnaz’dan bir Serdengeçti belgeseli, Deli Rüzgâr: Osman Yüksel Serdengeçti.
1. Buradan alacağımız Osman Oktay duygularından bazı cümle sıralamaları yapmak istiyorum bu yazımda:
2. Böyle eserler bizim camiada neden az, neden yazılmıyor ve Serdengeçti misali pek çok değerimiz gelecek nesillere neden aktarılmıyor diye söylenip durdum.
3. Deli Rüzgâr, tam 7 bölümden oluşan 731 sayfalık dev bir eser. Bölüm başlıkları şöyle sıralanıyor: Sayfalara sığmayan ömür, Yayın hayatı, 3 Mayıs tufanı, Politikanın içinde, Serdengeçti’nin mahkemelerle imtihanı, Kişiliği-daima bir yanı açıkta kalan adam, Düşünce dünyası.
4. Hayat hikâyesinin anlatıldığı birinci bölümü okurken ve 35. sayfada Akseki’deki evinin resmini görünce yeniden 1970’li yıllara gittim.
5. 12 Eylül tufanı beni de Ankara’dan koparıp Isparta’ya savurduğu için Ankara’daki cenazesine katılamamış, ölümünden 3–4 ay sonra ruhuna ithaf ettiğim “Akseki’de bahar” isimli şiirimde de bunu ifade etmiştim:

İlkbaharı severdin,
Gel ağabey, gel hadi.
Bahar gelse bir derdin,
Gel ağabey, gel hadi.
Bademler açtı şimdi,
Örnekler suda çimdi,
Akseki’yi gör şimdi,
Gel ağabey gel hadi.

1. Orada yetişen adamlardan biri de, aynı zamanda Serdengeçti’nin akrabası olan ünlü İslam â limi ve Diyanet İşleri Başkanlarımızdan Ahmet Hamdi Akseki’dir.
2. Aslında kitabın sayfalarında ilerlerken Osman Yüksel Serdengeçti ile Galip Erdem’in hayat hikâyelerindeki ortak yanlar hemen kendini gösteriyor.
3. Resmi ve özel pek çok arşivden derlenen belgeler, resimler okuyucuyu alıp geçmişe götürüyor ve hatıralar canlanıyor.
            GÜNÜN HABERLERİ:
            1. Burdur İlimiz merkezinde Muharrem Tuncel’in sahipliğinde günlük yayınlanan ‘Yenigün’ gazetesi 60. yayın yılına merhaba dedi.
            2. Hatay’ın Samandağ ilçesinde Şahiye Say yönetiminde günlük yayınlanan ‘Samandağı’ gazetesi 26. yayın yılına girdi.
            ***
Prof. Dr. Elçin İskenderzade’den:
Gurbet hücresinde
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’den faaliyet gösteren, VEKTOR Neşirlerevi’yle, VEKTOR Beynelhalg Elm Merkezinin Başkanı, Genel Koordinatörü, şair, yazar, araştırmacı ve bilim insanı Prof. Dr. Elçin İskenderzade, yazdığı yayınladığı kitaplarla, makalelerle, dikkat çekiyor.
Yenilerde bir şiir kitabı geldi. Adı: Gurbet Hücresinde. 208 sayfayla VEKTOR neşirlerevi yayınları arasında günyüzü görmüş. Uzunca bir önsöz, sunuş var Arif Emrahoğlu imzalı. Buranın bir yerinde:
“Elçin İskenderzade geleceğini, taleyini, ömür yolunu, yaradıcılık alanındaki faaliyetini teşkil etmeye çalışmayan ziyalılardan biridir. Daha doğrusu o, normal hayatını yaşıyor. Şiirini yazıyor, neşriyatını yapıyor, gücü yeterince de insanlara yardım yapıyor” deniyor.
Arif Emrahoğlu aynı zamanda kitabın Redaktoru. Kitap Azerbaycan Türkçesiyle yazılıp yayınlandığı için, yer yer Türkçe anlatımında zorluk çekiyoruz.
Elçin İskenderzade hocamız, hece vezni ve serbest tarzdaki şiirleriyle, kitabın sayfalarından bize sesleniyor, okuyucularıyla selamlaşıyor, merhabalaşıyor. Sayfa 44’deki ‘İsterim’ adlı başlıklı, şiiri 4 ayrı dörtlükten oluşuyor.
İki dörtlüğü bu şiirin:

Yeniden sevmeyi öğreneyim diye,
Tazeden dünyaya gelmek isterik,
Bu dünya seninle güzeldi gülüm,
Dünyanın sırrını bilmek isterim.

Yine bu yollardan geçip gideydim,
Ayna bulağlardan içip gideydim,
Garip turnalarla uçup gideydim,
Bir gün gökyüzünde ölmek isterim.

Görülüyor ki, Prof. Dr. Elçin İskenderzade hocamızın dünyası geniş, tertemiz. Bu tertemiz dünyada, herkese yer var.
Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim. Elçin İskenderzade hocamızdan yeni kitaplar, yeni yayınlar bekliyoruz.
            ***
Şiir pınarı Halil Soyuer ustadan
iki şiir damlası
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Rahmetli Halil Soyuer ağabeyim için kullanılan ‘Şiir pınarı’ deyimi çok doğru ve ona yakışan bir addı. O’nun şiir pınarı hiç kesilmedi, eksilmedi. Her zaman gürül gürül aktı, akmaya devam etti.
Halil Soyuer 1921 yılı Ocak ayında, Balıkesir’in Havran ilçesinde doğdu. 17.01.2004 tarihinde Ankara’da vefat eden Halil Soyuer, 20.01.204 tarihinde doğum yeri olan Harran ilçesinde Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Halil Soyuer, Ankara’ya geldiğimde ilk tanıdığım şairdi. Onda “Sevginin hiç izne çıkmayışı” şiirimizin berraklığını koruyan bir pınar gibiydi. O, “Şiirin mülkiyeti yeteneğin üstüne kayıtlıdır” diyerek, gerçeklerle sahtelerin ayırımını açık olarak anlatan, beyaz saçlı bir delikanlıydı.
Halil Soyuer ağabey, dostlarına karşı çok hassastı. Rahmetli Ahmet Tufan Şentürk ağabeyimize ithaf ettiği “Eskimeyen dost” adlı şiirinde bu gerçekler net olarak görülüyordu.
“Dünyada senmişsin dost dedikleri / Yüzüme bakışı eskimeyen dost / Kasketin içinden sarı saçını / Alnına döküşü, eskimeyen dost” mısralarıyla söylemek istediklerimizi doğruluyordu, tasdik ediyordu. Ve bu şiirin bir başka dörtlüğünde de şöyle sesleniyor Halil Soyuer ağabey Ahmet Tufan Şentürk ağabeyimize:

Hayatla bozmamış hiç arasını,
Hep kendisi sarmış iç yarasını,
Cebinden çıkarıp sigarasını,
Kibritle yakışı, eskimeyen dost...

Halil Soyuer ağabey bir sevgi ve aşk şairi olduğu için ondan sevgi hiç izne çıkmadığı için, “Bir tanem” adlı, başlıklı şiirinde de gördüğümüz sevgi gerçekleri vardır. Üç ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiirin, Bir tanem adlı şiirin iki dörtlüğü şöyle efendim:

Hep gönül gözümle bakmışım sana,
Bundan şaşmam, hiç olmadı bir tanem.
İki sözün biri sensin, biri ben,
Bu söz daha üç olmadı bir tanem.

Şaşırmışım hem günleri, hem vakti,
Akşam olur çıkar gelir dem vakti,
Dem vaktiyle sen de gelsen tam vakti,
Zaman daha geç olmadı bir tanem.
            ***
AGİKAD Bülteninin ilk sayısı
                                                                                 Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Kısa adı AGİKAD olan, Ankara Girişimci Kadınlar Derneği Bülteninin ilk sayısı yayımlandı. Bülten sevimli görünümüyle, okurlarının karşısına çıkarken, ilk adımıyla güçlü bir ses olduğunu gösterdi. Dikkat çekti.
            AGİKAD Bülteni kapak hariç l2 sayfalık görünümüyle, zengin içeriğiyle sütunlarının dopdolu oluşuyla, Bültenin gelecekte daha bir önemlilik içinde karşımıza çıkacağını göstermesi bakımından önem taşıyor.
            Bülten AGİKAD’ın kimliğine bakalım öncelikle:
Dernek adına sahibi: İnsaf Kılıç,
Yazı İşleri Müdürü: İsmail Kara,
Koordinatörler: Derya Öztürk, Azime Ünal.
Üç ayda bir okurlarının karşısına çıkan,çıkarılan Bülten AGİKAD’ın  idare  merkezi: Kent Koop Mhl.Batıkent Bulv.Batıkent Kültür Merkezi AVM No.255,Kat.l,Daire.18 Batıkent-Ankara.
            Dernek olarak önce kendilerini tanıtıyorlar  ilk  sayfada.”Biz kimiz?”diye sorduktan sonra,bu sorunun cevabını kendileri veriyor,şöyle söze başlıyorlar:Atatürk’ün Türk kadınına verdiği büyük önemden ve ondan istediği görevlerden esinlenerek  yedi kurucuyla birlikte 08 Kasım 2004 tarihinde yola çıktık.
            AGİKAD’ın yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyor:Başkan İnsaf Kılıç,Başkan Yardımcısı Şükran Kitiş,Genel Muhasip İsmail Kara,Sayman Selma Ergen,Üyeler;Azime Ünal,Leyla Bektaş,Derya Öztürk,Fikriye Arslan,Suna Erpak.
            Derneğin amaçları arasında;Kadın girişimci sayısını artırmak,kadınların iş dünyasındaki statülerini sağlamlaştırmak mevcut kadın girişimcilerini güçlendirmek,dernek üyeleri arasında işbirliği ve dayanışmayı geliştirmek,iş ve istihdam olanağı sağlamak,kamu kurum ve kuruluşlarıyla,sivil toplum örgütlerini dayanışma ve işbirliği içinde tutmak,konularıyla ilgili projeler üretmek ve gerektiğinde birlikte yürütmek gibi önemli çalışmalar yeralıyor.
            Başkan İnsaf  Kılıç imzalı bir mesaj var 3. sayfada “Kadınım mecburiyetim var” başlığı altında.Bu mesajda;Devletin eksikli yasalarına duyarlı olmaya,kadının mutsuzluğuna çare aramaya,kadınların ikna tekniklerini kullanabilecekleri adımların atılmasına,ortak akıllarla,iyileşmeye çaba harcayarak katkı koymaya mecburiyetim var ,deniliyor.
            Bülten içerisinde etkinliklere yönelik bol fotoğraflı sayfalar dikkat çekiyor, Gerçekleştirilen etkinlikler bir bir sıralanıyor.
Ozan ve şairlerin buluşması gibi kültürel etkinlikler de ayrıca kaydedilmesi gerekenler arasında yeralıyor.Derneğin Basın Müşaviri,şair,yazar ve araştırmacı İsmail Kara’nın bu tür etkinliklerde payının büyük olduğunu da  kaydetmeliyiz.
            Arka iç kapakta, Devletimizin kurucusu yüce Atatürk’e ait değişik, farklı fotoğraflarla, kadın hakkında söylediği sözlerden yapılan seçmelerin sıralaması yapılıyor.
Bu görüşlerden biri:
Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.
***
Burdur Gazetesi
şiir yarışmasına katılan şiirlerden seçmeler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimiz merkezinde ofset tekniğiyle günlük yayınlanan Burdur Gazetesi 3. geleneksel şiir yarışmasına katılan şiirlerden bazıları, şair isimleriyle birlikte Burdur Gazetesinin 27 Mayıs 2013 tarihli sayısının 7. sayısında yayınlandı.
Bu şairlerin isimleri, şiirleriyle birlikte şöyle sıralanıyordu:
Hasan Özalp, Yakup Akmeşe, Serpil Kaya, Hülya Kökten, Umut Başar, Ali Akbaş, Jülide Ünal, Rıdvan Okta. Şimdi bu şairlerin şiirlerinden kısa kısa mısralarla devam edelim:

1. Hasan Özalp:
Binbir zahmetle çiftçii yetiştirdi buğdayı
Buğdaydır açılık ve kıtlıktan kurtaran dünyayı,
2. Yakup Akmeşe:
Bazen bir gül gülümser yüreğime
,Kokusunu asla ama asla ayırmam kendimden.
3. Serpil Kaya:
Gözlerimin sisli perdesinde
Sessiz, usul bir giz
Sağır, kör ve de dilsiz
4. Hülya Kökten:
Bir bülbül vardı, karanlıktı aydı
Aşıktı bülbül güle, gül bülbüle aşık.
5. Umut Başar:
Doğduk hoca Ahmet Yesevi kucağında
Hamdık, piştik, yandık Mevlana ocağında,
6. Ali Akbaş:
Sen bir ucunda yalnızlığımın
Ben öteki tarafında hiçliğin
Uzattırdık ellerimizi birbirine,
7. Jülide Ünal: 
Öyle bir geldin ki hayatımıza
Sürpriz gibi, hediye gibi beklide
Seninle büyüyecek olmak güzeldi.
8. Rıdvan Oktay:
Aşkın son hayaliydi beklide
Yağmurun yağmayışı
Rüzgârın esmemesi
Deniz mavisi gözlerine özlem duyarken..

Burdur Gazetesi, kültürel alanda, Anadolu’da yayınlanan gazetelere örnek ve anlayışla ortaya koyduğu, gerçekleştirdiği 3. geleneksel şiir yarışması sonunda ortaya çıkan eserlerle bütünleşen yayıncılık anlayışının kültürel meyvelerini ortaya koymuştur.
Tebriklerimi sunuyorum.
            ***
Dr. Kazan Dağyakalı’nın yeni şiirleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Dr. Kazan Dağyakalı, Ankara’dan seslenen şairlerimizden. Yeni şiirleri var masamda. Bu şiirlerin adları, Ayrılık, Hoşça kal, Kurban ve Hayal bu ya, şeklinde sıralanmış.
Dr. Kazan Dağyakalı, özlemlerini, hasretlerini, kızgınlık ve kırgınlıklarını, sitemlerini birbir sıralarken, bir ciddiyet içinde mısraları oluşturuyor. Yazdıklarının, yayınladıklarının, imzalarının arkasında mağrur duruşuyla dikkat çekiyor. Teslimiyeti yok açıkçası. İnsan onur ve gururunun hakkını veriyor.
Kurban ve Hayal bu ya adlı şiirlerinde, düşüncelerini ortaya koyarken, yer yer gerçeklerin sınırlarını zorluyor. Anlatmak istediklerini ortaya koymakta, anlatmakta zorlandığını görüyoruz. Karşı tarafın anlamadaki sınırlılıkları, tıkanıklarıyla sıklıkla karşılaşmanın sıkıntılarını yaşıyor şairimiz.
Ayrılık şiirinde, günlerce süren, yüreğindeki hasretlerden, içindeki dayanılmaz hasretlerden söz ederek, bir telefonunun çalmasının bile yeterli olacağı noktasından hareket ediyor. Bir yerinde bu şiirin şöyle sesleniyor:

Yolunu sokağımdan, geçirme alışkanlığı bile,
Ne kadar koyar insana,
Olayın sadece görünen yüzü fiziksel ayrılık,
Asıl önemli olan, veda etmemektir yürekten.

Hoşça kal adlı şiirdeki anlatım duygularını uzun soluklu. Hiç yoktan yere girilen günahlardan, tüm samimiyetle çıkılan yollardan, anlayışlardan söz ederek yola çıkılıyor Hoşça kal şiirinde Dr. Kazan Dağyakalı’nın. Bu şiirin bazı mısralarında şöyle sesleniliyor:

Gözün aydın, koymadın bir şey,
Salası bile okundu.
Yine de vefasızlık etmedim,
Can dedim, gömdüm yüreğime,
Artık özgürsün şimdi,
Keyfince gez, eğlen bensiz.
Tuz Gölü’nde,
Beypazarı’nda,
Peri bacalarında,
Yokluğunu katık yaptığım,
Tüm gecelerimde,
Son sözüm;
Her şeye rağmen,
Yine de hoşça kal.

Dr. Kazan Dağyakalı, şiir dünyamızdaki ayak sesleriyle dikkat çeken şairlerimizden. Yeni şiirleri bize ulaştıkça mısraları arasında gezmeye devam edeceğiz efendim. Tebriklerimizi sunuyoruz.
            ***
          Burdur - Gölhisar’dan unutulmuş bir türkü
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimiz merkez ve ilçeleri için, o bölge için “Teke yöresinin Başkenti” denildiğini, dediğimizi biliyor, hatırlıyoruz.
Osman Akkoç, Burdur ilimize bağlı, Gölhisar ilçemiz merkezinde yaşayan, şair yazar, araştırmacı. Halk ozanı olan Osman Akkoç, Gölhisar Gündem Gazetesindeki köşesinde araştırmalarını yayınlıyor.
Bu gazetenin 13 Mayıs 2013 tarih ve 377. sayısındaki köşesinde, gün yüzüne çıkmamış yöre türkülerinden birinin sözleri ve öyküsüyle okurlarının karşısına çıktı Osman Akkoç. Sözlerini aşağıda vereceğimiz türkü için anlattıkları, anlatılanlar:
Osman Akkoç, Konak Mahallesinin yukarısındaki yoldan giderken, penceresi açık bir evden, yörenin saz ve söz ustası Mehmet Başaran’ın evinden bir türkü sesi duyar. İçeri girer. Belirli bir süre daha devam eden türkünün seslendirilişi biter. Bu türkü hakkında bilgi ister Mehmet Başaran’dan şunları dinler:
“Bu türkü elli, altmış yıl önce çok meşhurdu. Fakat ne oldu bilmiyorum, elli yıldır okunmuyor. Ben arada sırada okurum. Eski yıllar aklıma geliyor. Kimin yazıp söylediğini bilmiyorum. Ama birileri, kahvehanede oturan insanların konuşmalarını şiir yazmış ve bunu bestelemiş. Rahmetli babam da bu türküyü mırıldanırda hatta senin baban da saz çalar bu türküyü söylerdi. Plaklar ve radyolar çıkınca bu türkü unutuldu. Böyle unutulan birkaç türkü daha var”..
Mehmet Başaran ustanın öyküsünü anlattığı, seslendirdiği, Burdur ilimize bağlı Gölhisar ilçemizde gün yüzüne çıkmamış türkülerimizden birinin sözlerini aşağıya alıyorum efendim:

Merkepte gördüm palanı,
Yetmedi karın kolanı,
Çok söyledik çok yalanı,
Yarına kalsın kalanı.

Konuşmadık şey kalmadı,
Ağası beyi kalmadı,
Keman cura ney kalmadı.
Böylesi sohbet olmadı.

Oturduk cami önüne,
Döndük kıble yönüne,
Her hafta Cuma gününe,
Konuşacak şey kalmadı.

Horzum Çeşme Armutlu,
Günlerimiz hep mutlu,
Hep yarınlar umutlu,
İçimizde iğ kalmadı..
***                
Ülkelerin, Osmanlı Hâkimiyetinde kaldığı yıllar
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıldan fazla hüküm süren, geniş, toprakları üzerinde kurulan devletlerden bugün ayrı sınırlar ve adlarla dünya üzerinde bilinen, görünenler var. Bunlar kaç yıl süreyle, Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde kalmış, Mehmet Mete arkadaşımızın bir araştırmasından öğreniyoruz. Şöyle bir bakalım:
Bulgaristan: 545 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalırken;
Yugoslavya      : 539 yıl
Romanya         : 490 yıl
Arnavutluk       : 435 yıl
Ürdün              : 402 yıl
Suriye              : 402 yıl
Irak                 : 402 yıl
Lübnan            : 402 yıl
İsrail                : 402 yıl
Yemen             : 401 yıl
Katar               : 400 yıl
Bahreyn           : 400 yıl
Umman            : 400 yıl,
Yunanistan       : 400 yıl
S. Arabistan     : 399 yıl
Sudan              : 397 yıl,
Mısır                : 397 yıl
Kuveyt : 381 yıl
Libya               : 394 yıl,
Somali             :350 yıl,
Habeşistan       : 350 yıl,
Cezayir            : 313 yıl,
Tunus              : 308 yıl,
Kıbrıs:             293 yıl,
Girit                 : 267 yıl. Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır.
Görülüyor ki, Osmanlı İmparatorluğu güçlü olduğu dönemlerde, kuvvetli olduğu yıllarda ki bu süreler 545 yılla başlayıp, 267 yılla sona eriyor.
Bu hâkimiyet, bir otorite, ama hep aynı anlayış ve kabulleniş yönetimiyle hareket edilmesi gerçekleriyle karşılaşılmaktadır.
Farklı uzaklı, değişik iklim ve farklı yöneticilere rağmen, “Osmanlı emirleri”nin bütün imparatorluk topraklarında aynı anlayış içinde uygulandığına hayret eden Amerikalılar, Osmanlı’nın emir-komuta zincirini araştırdıklarında, sistemin en ön önemli özelliğinin “Emrin çok açık olduğu” ve “Verilen emirlere kesin uyum”un sağlandığını tespit etmişlerdir.
Bu açıklık, anlaşılırlık, Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyeti altında bulunan topraklardaki yönetimlere yardımcı olmuştur, kolaylık sağlamıştır.
            ***
Burdur’un Kozağaç Beldesinde
‘Cura Kültürü’ yaşatılıyor.
Prof. Dr. İSA KAYACAN
2005 yılında birincisini, 2012 yılında da ikincisini yayınladığım “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları” adlı kitaplarımın yayınından sonra, bu konuda araştırma yapmayacağım sözünü kendi kendime verdiğim halde, Burdur’da; Burdur Gaz eterinde konuyla ilgili haberler yer aldı mı, dayanamayıp o haberleri, kesmeyi, muhafaza etmeyi, yazılarımda yer vermeyi sürdürüyorum. Sanki bu alanda 3. kitap yayın çalışmalarımı gerçekleştireceğim!..
Burdur ilimiz merkezinde günlük yayınlanan, Yenigün gazetesinin 02 Şubat 2013 tarih ve 17 bin 863. sayısının 1 ve 8 nci sayfalarında, “İlimiz Kozağaç Beldesinde, Cura kültürü yaşatılıyor” başlıklı, fotoğraflı bir haber yeraldı. AA. çıkışlı bu haberi, aşağıya aynen alıyorum efendim:
Yörük’lere özgü bir müzik aleti olan cura, ilimiz Çavdır ilçesine bağlı Kozağaç beldesinde yaşatılmaya çalışılıyor. ‘Teke yöresinin merkezi” olma unvanını elinde bulunduran ilimizde cura’nın halk oyunları kültüründe ayrı ve özel bir yeri bulunuyor.
İlk çıkış tarihi kesin olarak bilinmeyen ve bir Yörük müzik aleti olan curanın gövdesi genellikle dut, ceviz ve kızıl ardıç, sapı katran, kapağı katran veya gürgen ağaçlarından yapılıyor. Uzunluğu 55–60 santimetre, tekne genişliği 15 santimetre olan cura, 2 ile 6 telli arasında yapılabiliyor.
Çavdır ilçesine bağlı Kozağaç beldesinde kullanılan curayı günümüzde belde de yapabilen sadece bir kişi kaldı. Kozağaç Belediye Başkanı Habib Akın, AA Muhabirine yaptığı açıklamada, curanın ilk çıkış tarihinin bilinmediğini belirterek, “Cura, Kozağaç beldesinde yapılır ve çalınır. Beldemize özgü bir müzik aletidir. Cura beldemizden başka hiçbir yere mal olmamıştır. İlk yapılış tarihini bilen yok. Atadan dedeye, kuşaktan kuşağa aktarılıyor” dedi
Kozağaç’ın Yörük beldesi olduğunu söyleyen Akın, atalarının dağlarda koyun güderken bu müzik aletini bulduklarını ve kendine özgü nağmeleriyle bu kültürü geliştirdiğini ifade etti. Atalarının cura ile daha çok gürbeti, hasreti, özlemi dile getirdiğini vurgulayan Akın, ulaşımın çok zor olduğu zamanlarda içinden geçenleri diline ve nağmelere döktüklerini kaydetti.
Curanın diğer müzik aletlerinin yanında kendi sesini duyurduğunu anlatan Akın, “Tüm çabamız curanın  sesinin kısılmaması için. Curamızın sesini sonsuza kadar duyulması için Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne müracaat edip yardım isteyeceğiz” diye konuştu.
Beldedeki tek cura imalatçısı Osman Çiçek ise curanın gövdesinin dut, ceviz ve kızıl ardıç ağaçlarından genellikle 4 telli olarak yapıldığını kaydetti. Sap kısmının katran, kapak kısmının ise katran ve gürgen ağacından yaptıklarını bildiren Çiçek, “Atalarımızın, dedelerimizin sanatı kaybolmasın, körelmesin diye cura üretmeye çalışıyorum” dedi.
Mektup: Aziz dostum, sayın Kayacan; Binbir emekle hazırladığınız, “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları-2” adlı kitabınızı aldım. Harika bir eser. 792 sayfalık devasa, kalıcı bir eser. Sizi içtenlikle kutluyorum. Artık İse Kayacan’ın heykeli, Burdur’a dikilmelidir. Daha ne bekleniyor?. İsa Kayacan bunu, sağlığında görmelidir. (Abdülkadir Güler, Söke, 04.02.2013)
            ***
Bilimsel Eksen’den yeni sayı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ankara’da yayınlanmakta olan, Bilimsel Eksen Dergisinin 8. sayısı masamda.
Bu derginin kimliğine bakıyorum:

Sahibi: Hayrettin İvgin.
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Erhan İvgin.
Editör: Ömer Ünal.
Redaktör Doç. Dr. Nezaket Hüseynova.
Yazışma adresi: Konur Sk. No:66–9 Bakanlıklar-Ankara.
Hakem Kurulunda, yurtiçi ve yurtdışından onlarca imza var.

Derginin elimizdeki sayısında imzalar bulunanlardan bazılarının sıralanışı:
Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Dr. Doğan Kaya, Ataş Berik, Kenjali Tolisbay, Nail Tan, Hayrettin İvgin, Dr. Yaşar Kalafat vd. Bu imzaların bazılarının sıralanışı: Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Dr. Doğan Kaya, Ataş Berik, Kenjali Tolisbay, Nail Tan, Hayrettin İvgin, Dr. Yaşar Kalafat vd. Bu imzaların bazılarının görüşlerinden, cümlelerinden:
1. Türklerin Anadolu’ya gelerek yurt tutmaları 1071’den çok öncedir. Daha Roma İmparatorluğu döneminde Anadolu’ya “lejyoner” olarak getirilen Peçenek Türkleri ile Bizans döneminde İstanbul Boğazı üzerinden getirilerek Bartın’dan itibaren Karadeniz sahili boyunca yerleştirilen Kuman-Kıpçak Türkleri Anadolu’nun ilk Türk sakinleridir (Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Sayfa: 8)
2. Türk kültür hayatına bakıldığında derviş, şeyh, pir, dede, baba adlarıyla anılan Anadolu Abdallarının yüzyıllar boyunca toplum üzerinde müessir olduğu görülür (Dr. Doğan Kaya, Sayfa:16)
3. Sovyet Rusya, Ermenistan ve İngiltere’ye karşı Azerbaycan’ın İstiklal Mücadelesi denince ilk akla gelen isimler arasında mutlaka Mehmet Emin Resulzade ve Ahmed Cevad yer alır (Nail Tan, sayfa: 41)
4. Hızır ile İlyas’ı mitolojinin karmaşık, loş ve flu sihrinden sıyırarak gün ışığına çıkarıp bugünün gereğine ve değerine nasıl oturtabiliriz?. (Hayrettin İvgin, Sayfa: 46)
5. Halkbilimin mahiyetinde onun sözlü olma, geleneğe bağlı olma, çeşitlenme, anonimlik, kalıplaşma gibi özellikleri vardır. (Dr. Yaşar Kalafat, Sayfa: 82)
6. Tarihi belgelere göre, Türk halkları hakkındaki ilk malumatlar, Hunların çıkışıyla beraber tarih sahnesinde yerini almaktadır (Dr. Akbota Kanırova, Sayfa: 37)
            ***
Güzide Taranoğlu şiir dünyasından iki ayrı şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
            Güzide Gülpınar Taranoğlu, edebiyatımızın önemli isim ve imzalarından. Şiir dünyamızda, edebiyat dünyamızda, hizmet alanında önemli ayak izleri var, kalıcı ve kocaman imzaları var. Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun iki ayrı şiiri var masamızda. Bu şiirlerin adları, Candan istercesine ve Yılların armağanı olarak karşımıza çıkıyor.
Beş ayrı dörtlükten meydana gelen, Candan istercesine’de, yüce görünen dağların bile, dağcılar tarafından tırmanıldığını, bazı insanların takdir içinde olurken, bazılarının hiçbir şeyden anlamazcasına, suskunluk ve yanlışlık içinde oldukları anlatılıyor ilk dörtlükte.
Sonra iki dörtlüğünde bu şiirin şöyle deniliyor:

Denizlerin altında, göklerin üst katında,
Neler saklı arıyor, onların hayatında,
İş kalmadı geçmişin, bilgi saltanatında,
İnsanlar hep tetikte, keşif beklercesine.

Bilgisayarlar artık çocuklara oyuncak,
Şu da var ki, oynuyor onu alanlar ancak,
Fakat keşfin sonu yok daha neler olacak,
Herkes hazla bekliyor, candan istercesine.

Üç ayrı dörtlükten meydana gelen, Güzide Taranoğlu’nun “Yılların armağanı” adlı şiirinde, alınlardaki çizgilerden, saçlardaki beyazlardan sözediliyor, yılların insan üzerindeki yıpratıcılığından, bahsediliyor. Bir başka dörtlüğünde de şöyle sesleniliyor:

Yaşlar ilerledikçe, artan hayatın tadı,
Zaman tükendikçe, tükenemez muradı,
Her şeyin en olgunu, olgunluk çağlarında,
Gönül karmakarışık, hayatın ağlarında…

Güzide Gülpınar Taranoğlu, hayatı boyunca, hep gerçeklerin peşinde yürüdü, hep doğrulardan söz etti. O’nun takdir edilen hep alkışlanan önemli özellikleri burada saklıdır.
            ***                                                    
Kümbet Altında Dergisinden yeni bir sayı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Önceki yıllarda Tokat’ta yayınlanarak, dikkat çeken, ilgili sanat ve edebiyat çevrelerinin özlemle beklediği dergilerden biri haline gelen “Kümbet Altında” Dergisi, Ankara’da Osman Baş yönetiminde yayınını sürdürüyor.
Kümbet Altında Dergisinin 51. sayısı masamda. Kapakta, sevindirici bir haber, üzüntü verici dört haberle karşılaşıyoruz. Sevindirici haberi: 2012 Orhan Şaik Gökyay şiir ödülü Genel Yayın Yönetmenimiz Osman Baş’a verildi.
Üzüntü verici haberler; Vefatla aramızdan ayrılan, dünyalarını değiştiren, Erol Günaydın, Neşet Ertaş, Prof. Dr. Turan Yazgan ve Aşık Kemali Bülbül fotoğraflarının bir sıralamayla kapakta yeralışı.
Kümbet Altında Dergisinin sahibi: İrfan Yıldız,
Genel Yayın Yönetmeni: Osman Baş,
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: İsmail Polatcı.
Yayın kurulu, yayın danışmanları, dış temsilcilikler birer sıralama içinde dikkat çekiyorlar.
Yazışma: P.K.85 Yenişehir-Ankara.
Derginin sayfalarında yer alanlar, yazılar ve şiirler olarak iki sıralama düzeni içinde yer alıyorlar.
Yazarlar olarak verilen isimlerden bazıları: İrfan Yıldız, Osman Baş, Dr. Hüseyin Yeniçeri Hayrettin İvgin, Uğur Kılıç, İsa Kayacan, Ahmet Sevgi, Ayşe Manav, şeklinde sıralanırken, şairlerden bazıları: Ünal Akar, Mustafa Berçin, Ayhan Nasuhbeyoğlu, Elçin İskenderzade, Mustafa Erol, İsmail Tıkıroğlu, şeklinde karşımıza çıkıyor.
Ayhan Nasuhbeyoğlu imzalı 7 ayrı dörtlükten meydana gelen “Ömrün Yarısı” adlı şiirden:
Çaresiz çare verir yaradan,
Zorlukları çekiverir aradan,
Korkarım ben kalbimdeki karadan,
Acz içinde hissederim kendimi.

Nazuhi’yim yolum uzun mu uzun,
Hayat denilen şey acı ve hüzün,
Her iki cihanda güler mi yüzüm,
Acz içinde hissederim kendimi.

Kümbet Altında Dergisi, her yeni sayısıyla getirdikleri bakımından önem taşıyor, anlam taşıyor.
Tebriklerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
***
            Kültür Evreni Dergisinin iki yeni sayısı  
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ankara’da yayınlanmakta olan, Kültür Evreni Dergisinin iki yeni sayısı, 13 ve 14. sayıları masamda. Bu derginin kimliğine bakıyorum:
Sahibi: Hayrettin Evgin,
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Erhan İvgin,
Editör: Ömer Ünal,
Redaktör: Doç.Dr. Nezaket Hüseynova.
Yazışma: Konur Sok. No:66-9 Bakanlıklar-Ankara.
Ortalama yüz sayfayla okurlarının karşısına çıkan, çıkarılan Kültür Evreni Dergisinin iki sayısında imzaları bulunanlardan bazı isim sıralaması yapalım öncelikle: Prof. Dr. Yavuz Ahundlu, Prof.Dr. Tuncer Gülensoy, Dr. Yaşar Kalafat, Hayrettin İvgin, Yrd. Doç.Dr. Mehmet Yardımcı, Nail Tan Salih Turhan, Dr. Doğan Kaya vd.
Bu imzalardan cümleler itibariyle bazı alıntılar yaparak devam edelim:
1-Biz millet olarak onbinlerce Horasan Eri Ulucanı olan ve bunlara ait binlerce efsanesi bulunan, fakat edebiyatla edebileştirilebilmiş bir tek yapıtı olmayan bir toplumuz. Haçlı seferlerine karşı destan yazıp alp Erenlerden kaçına senaryo yazılabilmiştir?. İncesu halk inançlarını muhakkak İncesu’da aramak ve hatta bulabildiğini sanmak fazla bir şey ifade etmemektedir (Dr. Yaşar Kalafat, sayı: 13, Sayfa 69)
2- Bize göre Anadolu insanı, dilden dile, çağdan çağa aktarıla gelen bir inanca, insan sağlığının korunması konusunda masallaşan bir varlığı kendi anlayışına göre yorumlamış, eski çağların bitkisel tanrısına yeni bir ad bulmuştur. Bulunan ad Lokman hekimdir. (Hayrettin İvgin, Sayı: 13, Sayfa:82)
3- Kadın yalnız soylu bir aileden geldiği için değil, toplum içinde de korunuyordu. Türk toplumu içinde yaşayan kadın, o toplumdaki herhangi bir erkek gibi itibar ve saygı görürdü. Evli bir kadına tecavüze uğradı ise, tecavüz eden kişi o kızı karısı olarak almak zorunda idi (Prof.Dr. Tuncer Gülensoy, Sayı: 14, Sayfa:8)
4- Emrah ve Ruhsati kolunun iki büyük aşık kolu, Şenlik kolunun en güçlü aşık kolu olduğu ileri sürülür. Bu görüş aşık kolları üzerine ilki Eflatun Cem Güney tarafından başlatılan, Doğan Kaya, Saim Sakaoğlu, Erman Artun, Sabri Koz ve tarafımca bugüne kadar usta çırak geleneği ve aşık kolları üzerine yapılan araştırmalar ışığında doğrudur (Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı, Sayı: 14, Sayfa: 34)
5- Doğu ve Batı Anadolu’yu birbirine bağlayan yollar üzerindeki Ankara, doğal olarak bir kültürel etkileşim merkezidir (Nail Tan, Salih Urhan, Sayı:14,Safta:46)
            ***
Kültür Çağlayanı Dergisinin üç ayrı sayısı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ankara’da yayınlanmakta olan, Kültür Çağlayanı Dergisinin üç ayrı sayısı var masamda. İki ayda bir okurlarının sanat ve edebiyatseverlerin karşısına çıkan, çıkarılan Kültür Çağlayanı Dergisinin 15,16 ve 17. sayılarının sayfalarında bir gezinti yapmak istiyorum efendim:
Kültür Çağlayanı Dergisinin Sahibi: Hayrettin İvgin,
Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Erhan İvgin,
Koordinatör: İbrahim İmer,
Redaktör: Ömer Ünal,
Sanat Sorumlusu: Coşkun Mutlu.
Değişik isim ve imzalardan oluşan, yayın kurulu ve yayın danışmanları sıralanıyor.
Ayrıca yurtdışı temsilcileri de var.
Yazışma: Konur Sk. No: 66–9 Bakanlıklar-Ankara.
Yazı ve şiirleriyle, dergi içinde yer alanların, sıralanışı iki bölümde veriliyor.
Her üç sayıda, imzaları bulunanlardan bazı isimler sıralamak istiyorum: Nail Tan, Dr. Yaşar Kalafat, Hayrettin İvgin, Cemal Tuzcuoğulları, Murat Duman, Fazıl Bayraktar, Müzeyyen Keskin, İbrahim İmer, Gardaş Elişoğlu, Nevzat Taşkıran, Dr. Doğan Kaya, Abdülkadir Güler, Nevin Kılıç, Coşkun Mutlu, Mustafa Bilir, Mustafa Yıldız, Sadi Bayram, Vedat Fidanboy, Mehmet Nacar, İsa Kayacan vd.
Kültür Çağlayanı Dergisinin 15. sayısında, 6. sayfada Vedat Fidanboy’un bir dörtlüğü var ustaca kaleme alınmış.
Şöyle bu dörtlük: ,

Bitmiyor, hiç bende dertler, bende hicran ey felek!
Yok mu bilmem sende insaf, sende vicdan ey felek!
Hep avuttun boş ümitler verdiğin dersler ile,
Yok mu bilmem sende insaf, sende vicdan ey felek

Kültür Çağlayanı Dergisinin 16. sayısının 8. sayfasında Hayrettin İvgin hocanın “yalnız ağaç” adlı bir şiiri var.
Bu şiirin ikinci bölümü: 

Ey ağaç, ey yalnız ağaç,
Kırmızı gül ağaç, belki değilsin.
Ama tomurcuklusun,
Ey yalnız ağaç, kimin için,
Böyle giyindin bembeyaz?
Çok da ulu değilsin,
Ama akça pakçasın,
Kimin için bu bezeğin?.
***
Rıfat Kaya’dan:
Hayatımın İncileri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Gözü gönlü zengin, dünyası aydınlık Ankara’lı şairlerimizden Rıfat Kaya’nın yeni bir şiir kitabı geldi yenilerde.
Merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajansın sahibi değerli dostum Hayrettin İvgin getirdi, Kültür Ajans yayınlarının 188. si olan bu kitabı.
182 sayfayla şekillenmiş bir şiir kitabı “Hayatımın İncileri”. Prof. Dr. Nurullah Çetin hocamın bir önsözü var, “Rifat Kaya’nın hayatından süzülen hikmet damlaları” başlığı altında verilen…
Nurullah Çetin hoca önsözünün bir yerinde:
-“Rifat Kaya’nın Türk millet varlığının kültürel ve tarihi temellerine vurgu yapan şair hassasiyeti de çok önemli diyor.
Hece vezni türüyle kaleme alınmış, şekillendirilmiş şiirlerin sayfalara aktarıldığını görüyoruz. Rifat Kaya, anlatımda tutarlı, konuların bütünleştirilmesinde usta bir kalem olarak karşımıza çıkıyor.
Kitabın ilk şiiri olan Adalet başlıklı, adlı şiir 9. sayfadan sesleniyor mısralarıyla.
Bu şiirin bir dörtlüğü şöyle:

            Zalimin zulmünü keser kestirir
            Çıbanın başını, söker söktürür,
            Hakkı hakikati ruh ten diktirir,
            Hakka hukuka, hak adalet kurban…

Sonra, kadınlarımız, erdemli gönüller, ağlayanlar, gülenler, veda edenler gibi sıralamayla kaleme alınanlar, bir bütünlük içinde şairleştirilmiş, sayfalara aktarılıp, okurların karşısına, sanat ve edebiyatseverlerin karşısına çıkarılmış.
Rifat Kaya’nın dostluğu sağlam, uzatılan elin sıcaklığını hissettiren bir yapısı vardır ki, bu özelliği her şeyin önünde ve üstündedir.
Hayatımın İncileri, adlı kitabının 88. sayfasına baktığımızda, şiir yazmada ‘el’  aldığı anasından, iki gözü anasından söz eder.
Bu şiirin bir dörtlüğünde şöyle seslenir Rifat Kaya:

-Anamdan öğrendim şiir yazmayı,
Saçımdan tırnağa döktü sevdayı,
Çağlayıp dağladı, hasret nidayı,
            Aklımı kelama, yazandır anam.
            ***
Birdal Can Tüfekçi’den iki şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Birdal Can Tüfekçi, Muğla ilimize bağlı, Dalaman ilçemizden sesleniyor. İki şiiri var masamda Birdal Can Tüfekçi’nin. Bu şiirler; Onun adı kadın ve özür dilerim adlarının taşıyıcıları.
İlk şiir, “Küçük yaşta çırak oldu anaya/Çocuk yaşta verdiler yaşlı kocaya/Irgat gibi koştu her gün tarlaya/Hep kadere boyun eğdi kadersiz” mısralarıyla başlıyor.
Yedi ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiir kadını 14,15,16 yaşlarında başına gelenler anlatılarak devam ediliyor. O kadının kod adının acı, hayatımızda sadece olduğu ifade ediliyor mısralarda.
Bu şiirin iki dörtlüğü efendim:

-Çocuğuna ana, kocaya eşti,
 Verilen her işe gönülden koştu,
 Şükretti tanrıya gerisi boştu,
 Hep kadere boyun eğdi kadersiz.

 Sevdalar büyüdü onun gönlünde,
 Ne acılar çekti garip sevdi de,
 Yüzü hiç gülmedi, ahir ömründe,
 Kep kadere boyun eğdi kadersiz.

Ve ikinci şiir Birdal Can Tüfekçi’nin. Özür dikerim adlı şiir 3 ayrı bölümden meydana gelir. “Özür dilerim, yılda bir gün, hatırlanan sizlerden” diye söze başlanıyor.
Son iki bölümde de şu mısralarla okuyucunun karşısına çıkılıyor:

 Ne olur,
 Kırılmayın bizlere,
 Bilin ki engel sizlerde değil,
 Bizim vizdanımızda,
 Gözlerimizde, yüreklerimizde,

 Başlarımızı kumdan çıkarıp,
 Göremedik acılarınızı,
 Çözemedik sorunlarınızı,
 Düşünmedik, düşünemedik,
 Nasıl yaşarsınız,
 Bu kahrolası hayatı, özür dilerim !..
***
Vedat Fidanboy’dan:
Küçük Dünyamdaki Büyük Aşklarım
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirimizin usta kalemi, sanat ve edebiyat dünyamızın beyefendisi, şair, araştırmacı, yazar (söz yazarı) Vedat Fidanboy, birbiri ardına yayınladığı kitaplarıyla da dikkat çekmeye devam ediyor.
Yenilerde bir kitabı daha bana ulaştı, ulaştırıldı. Adı: Küçük Dünyamdaki Büyük Aşklarım. 240 sayfayla, merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajans’ın 186. yayını olarak gün yüzü gören kitap içinde, Vedat Fidanboy’un  yeni şiirleri, bestelenen şiirleri, bestekârların isimleri, kendisi ve eserleriyle ilgili yazanların, sayfalara aktardıkları yer alıyor.
Arka kapakta, yakışıklı bir Vedat Fidanboy portresi ve altında bir dörtlük. Şöyle: bu dörtlük efendim:

-Hasretle geçen yıllara sonsuz sitemim var,
 Ömrüm sana bilmem ki, nasıl kıydı bu yıllar.
 Mehtap bile bak her gece sevdamıza ağlar,
 Ömrüm sana bilmem ki nasıl kıydı bu yıllar…

Hayrettin İvgin hocanın önsözü var kitabın ilk sayfalarında. Bir yerinde; “Şair Vedat Fidanboy, nereden ve hangi cepheden bakarsan, oradan görünen bir kalemdir” diyor.
Vedat Fidanboy şiir bahçesine adım attınız mı, hangi güle, hangi şiire bakacağınız yönünde karar veremezsiniz.
Hepsi birbiriyle yarışır haldedir şiirlerinin.
Sonra elinizde ki kitabın 28. sayfasında ki “Sev de gör” adlı, başlıklı şiiriyle karşılaşırsınız.
Bu şiirin bir dörtlüğü şöyle çıkar karşınıza, okursunuz:

-İnan ki hayatta, her şey boş gülüm,
Hiç durma sevgiye, sende de koş gülüm,
Sevilmek çok güzel, sevmek hoş gülüm,
Kalbini kıranı: okşa, sev de gör.

Vefalı, kadirbilir yapısıyla da gönüllerimizde taht kuran Vedat Fidanboy, kitaplarında kendisiyle ilgili yer alanlardan detaylı biçimde söz ederken, kendisi hakkında yazılan şiirler ve yazılardan da örnekler veriyor kitabının ilgili sayfalarında.
Kutluyor, tebriklerimle, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
***
Artvin’den iki şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Başlığımız, Artvin ve Borçka’dan olması gerekiyordu. Biz toparlanmış bir başlık koyduk. Artvin merkezde yayınlanan Serhad Artvin Gazetesinde yer alan şiirlerinden biri, Aşık İbrahim Kara’ya ait. Olsun, başlığıyla karşımıza çıkıyor.
Sekiz ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiirde, ölüm hariç her şeyin çaresinin bulunduğu noktasından hareket edilerek söze başlanıyor. Barajlardan söz ediliyor mısra mısra, yeni neslin Deriner Barajından anlamadığı, doğanın adını koyanların inlemedikleri bir dörtlük noktalaması olarak bitiriliyor. Sonra:

Pınar bizim, Çoruh bizim yer bizim,
Savaşlarda şehit bizim er bizim,
Oya dökelim bütün böyle der bizim,
Ya Artvin, ya Çoruh Barajı olsun,

Denildikten sonra devam ediliyor. Artvinli aydınların duyması gerektiğinden, hatalarını Çoruh ile yaymalarının doğru olacağından, bu isteğe uymaları halinde saygısının sonsuzlaşacağından bahsediyor Aşık İbrahim Kara mısra mısra, anlatım anlatım. Ve sonunda şu görüşleriyle bitiriyor söyleyeceklerini:

Adaletli her bir işe doyulmaz,
Bir adamı öldürürsen ayılmaz,
O Çoruh’tur, Deriner’ler koyulmaz,
Ya Artvin, ya Çoruh Barajı olsun.

Artvin’in-Borçka ilçesinde yayınlanan 7 Mart Gazetesinde de zaman zaman şiirler yayınlanıyor.
Bu şiirlerden biri, Selim Işık imzalı” Öğretmenim” başlıklı olan şiirdi. Beş ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiir, Ağacın yaşken eğileceğinden, bilgi ve beceriyi sevenlerin, şanlı tarihimizi öğretenler olacağından hareketle, bunların öğretmenler olduğu hatırlatılmasında bulunuluyor.
Bu şiirin son dörtlüğü şöyle:

Fedakârlıkla, hoşgörüde birincisin,
Öğrencilerin için bir incisin,
Sınıfta çağlar o güzel sesin,
Benim canım öğretmenim. 
***
            Tuna Boyu Dergisinin yılsonu sayıları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bulgaristan’da yayınlanan, iki ayda bir okurlarının karşısına Türkçe olarak çıkan, çıkarılan Tuna Boyu Dergisinin 2012 yılsonu sayıları 75 ve 76. sayılar olarak bize ulaştı.
“Gören Dunav” Vakfının yayın organı olan Tuna Boyu Dergisinin sahibi Yazı İşleri Müdürü: İsmail İ. Kelov. Değişik hizmetleriyle dergiyle katkıda bulunanlar, yayın kurulu üyeleri, Yurt içi temsilcilikleri, Türkiye temsilcilikleri gibi adres bilgilendirmeleri dikkat çekiyor.
75.sayıda imzaları bulunanlar; İsa Cebeci, Bilal N. Şimşir, Prof. Dr. Cengiz Hakov, Ünal Şenel, Dr. Şaban M. Kalkan, Doç. Dr. Hüsiyin Mevsim olarak sıralanıyor.
Ünal Şenel, Bulgaristan Türk Şairlerinden Sabri İbrahim Alagöz’ün şiirlerinde göç başlığı altındaki incelemesiyle dikkat çekiyor.
Kırcaali’den söz eden Sabri İbrahim Alagöz şiiri şöyle naklediliyor 15 nci sayfada:

Kırcaali,
Bu şehir gurbetçiler şehri,
Ana kucağından,
Baba ocağından ayrılan,
Bir daha dönmüyor gayri.

Tuna Boyu Dergisinin 76. sayısına bakıyoruz, yılsonu sayılarından biri bu.
İçindekiler sayfasında ismi geçen imzası bulunanların sıralanışını şöyle görmekteyiz:
Aydın O, Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, Latif Karagöz, İbrahim Tatarlı, İsmail Tunalı, Kadriye cesur, Dr. Şaban M. Kalkan..
İsmail Tunalı hocanın hazırladığı, Şair Mehmet Çavuş sayfalarından (18-19) bir Mehmet Çavuş şiirinden (Bizim Atatürk) bir dörtlük:

Yollarında yürüdüğüm vatanım,
Her yanında sensin, levent görünen,
Erce düşüp bu toprakta yatanın,
İnancıyla aydınlığa bürünen…
***
                                   Cahit Yargıcı’nın özlem şiirleri
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İnsan duyar, yaşar, değerlendirir. Özlemlerini ortaya koyar, yazı olarak, şiir olarak. Fethiye ilçemiz merkezinde yaşayan, buradan seslenen şair, yazar ve araştırmacı Cahit Yargıcı’nın özlem şiirleri geldi yenilerde. Bu şiirlerin mısraları arasında bir gezinti yapmak istiyorum:
Ana ve babasına duyduğu özlemler.. “Bugün 23 Kasım 2012/Bizlerden ayrılalı tam 29 yıl oldu anam / Yokluğunun acısı / İlk günkü gibi taptaze yüreğimde” diye başlayan mısralar akıp gidiyor.
Sonra, babasına özlem duyguları geliyor, bir bir mısralaşıyor. Burada, “Sen gittin gideli babam/Senin gibi kapımızı çalan olmadı/Fileleri dolu olan gelmedi” diye söze başlanıyor.
Sonra şöyle devam ediliyor:

Akşam gelişini, kapımızı çalışından bilirdik,
Ekmeğimizi kazandığın güzel ellerinle,
Okşardın başlarımızı,
Yaramazlıklarımızı söylemez,
Sana akıtırdık gözyaşlarımızı..

Cahit Yargıcı’nın şiirleri normal boyutlu olduğu gibi, uzun soluklu olanları da var. Fatsa özlemi başlıklı şiir 2,5 sayfayla karşımıza çıkıyor.
Burada, Fatsa’nın yıllardır değişikliklere uğradığını, Sülük Gölü ve Arnavut kaldırımlarının, Taş ekmek fırınlarından yollara taşan mis ekmek kokularının özlendiği dile getiriliyor.
Gençlik sevdalarının dile geldiği, süt mısırların özlendiği, Fatsa’nın unutulmayacağı anlatılıyor mısra mısra.
Kültür çınarı, gazeteci Ünal Türkeş bir başka Cahit Yargıcı şiirinin konusu…
Bilgelik, aydınlık, cumhuriyet yolunda atılan Ünal Türkeş adımlarının seslerinin sürekli duyulduğu dile getiriliyor bu şiirde.
Sonunda da, şöyle bağlanıyor duygular:

Sarıp, sarmalayan, yüreklendirip koruyan,
Gülen yüzünle, hoşgörünle kucaklayan,
Yürek sende.
Seni, ben nasıl anlatayım?
Koca kültür çınarının yapraklarını,
Nasıl sayayım?.
***     
MAKÜ’den:
Asım’ın Sesi’nin 2. sayısı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kısa adı MAKÜ olan, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörlüğünce yayınlanan “Asım’ın Sesi” adlı derginin 2. sayısı masamda.
Dopdolu bir içerikle bilim dünyasının, okurlarının karşısına çıkan, çıkarılan Asım’ın Sesi’nin masamda bulunan 2. sayısı, devletimizin kurucusu yüce Atatürk’ün görüşlerinin cümleler itibariyle yer aldığı ve fotoğraf görüntüsüyle başlıyor.
Sonra, milli şairimiz İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’un bir fotoğrafı ve bir dörtlüğüyle karşımıza çıkıyor. ‘Rektörden’ başlığı altındaki görüşler, Prof. Dr. Mustafa Saatcı imzasını taşıyor.
Rektör Prof. Dr. Mustafa Saatcı, görüşlerinin bir yerinde: “Bu sayımızda bir işi başlatmanın ve onu devam ettirebilmenin haklı gururunu bütün üniversite olarak yaşıyoruz” diyor. Bu doğru bir tespit ve doğru, yerinde bir gururlanma, mutluluk duymadır. Bir tebrik de bizden efendim.
Kimlik bölümüne bakıyoruz, sahibi: Prof. Dr. Mustafa Saatcı, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Doç.Dr. Zafer Gölen, yedi imzadan oluşan bir yayın kurulu var. Ayrıca, dergi yayımında emeği geçen, katkıda bulunanlar olarak, Adelet Manış, Yaşar Esin, Yasemin Kayabaşı, Cihat Şener imzaları kaydedilmiş.
Büyük boy, renkli basımlı olan ‘Asım’ın Sesi’nin 2. sayısının dopdolu olan içeriğinde, Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanı M. Mehdi Eker’in üniversite ziyareti öne çıkarılmış.
Burdur Valisi ve Belediye Başkanıyla yapılan röportajlar yer alıyor sonraki sayfalarda. Sonraki sayfaların imza sahiplerinden bazıları şöyle:
Prof. Dr. Gülsüm Umurtak, Prof. Dr. Refik Duru, Doç. Dr. Zeki Nacakcı, Prof. Dr. Serdar Salman, Yaşar Esin ve Adelet Manış’ın röportajları.
Haberler, zengin içerikli ve görüntülü anlatımlar. Nail Olpak ve Nafi Güral imzalı tecrübe nakledilişleri.
Mehmet Akif Ersoy’un torunu Selma Argon görüntü ve anlatımları, Fatih Bayhan görüşleri…
Atatürk’ün yurt gezileriyle ilgili araştırmalar, Gülgün Feyman’ın Türkçemizle ilgili görüşleri. Üniversite bünyesindeki gelişmeler, personel terfileriyle ilgili bilgiler.
            ***
Tefenni özlemi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
İnsan, doğup-büyüdüğü yerlerin özlemini sürekli duyuyor. Burdur ilimizin Tefenni ilçesi, doğum yerim Ece Köyünün bağlı bulunduğu yerleşim birimi. Tefenni’den gelen her haber, Tefenniliyle ilgili her bilgi beni sevindiriyor, üzüyor, düşündürüyor.
Tefenni’nin adı klasik çağda Temennos olarak biliniyor. Burdur’un eski yerleşim birimlerinden Tefenni 1854 yılında “kaza” oluyor. 1950 yılında yapılan nüfus sayımına göre nüfusunun 1191’i kadın, 1150’si erkek olarak görülüyor.
Tefenni ilçemiz merkezinde “Tefenni” adıyla haftalık yayınlanan gazetede yer alan haberler başta olmak üzere, Burdur ilimiz merkez ve ilçelerinde yayınlanan öteki gazetelerde yer alan Tefenni çıkışlı haberlerle özlem gideriyorum.
Bir bakıyorsunuz, Tefenni’den kamu kuruluşlarının başarıları haber oluyor. Tefenni Tapu Müdürlüğüne, TS EN ISO 9001:2008 kalite yönetim belgesi veriliyor Bu haber, kamu kuruluşları arasında adeta bir yarışın olduğunu, olması gerektiğini ortaya koyuyor.
Tefenni Belediye Başkanı Bayram Kavak’ın, “Tefenni’de hedefin 50 yıl” olduğuna ilişkin açıklamaları, gazete sayfa ve sütunlarından okurlarıyla selamlaşıyor.
Bu haberler; Sulama ve dere ıslah çalışmaları, TOKİ Projesi, elektrik hatlarının yeraltına alınması, yol ve kanalizasyon çalışmaları, yeni konut alanları yeni sanayi bölgesi gibi başlıklar altında veriyor.
            Tefenni’de bir bankanın müdürlüğünü yapan Yalçın Karataş’ın beş ayrı dörtlükten meydana gelen “Tefenni” adlı şiirin bir dörtlüğü:

Yüz kırk yıllık medeniyet öncüsü,
Sanki Göller Bölgesi’nin incisi,
Kıymet bilenlerin sözcüsü,
Dostluk Tefenni’de, dost Tefenni’de…

Tefenni’de uzun süredir özlemi duyulan ve faaliyete geçtiği günden beri değişik haberleriyle, Tefenni haberlerinin ilk sırasında yer alan, Tefenni Ziraat Odası Başkanı Ünal Atalay’ın açıklamaları, bir ziraat bölgesi olan Tefenni için önem taşıyor.
Öte yandan, Tefenni’de Ziraat Odası’nın Ünal Atalay Başkanlığında Faaliyete geçirilmesinden sonra, Tefenni ve çevresindeki zirai faaliyetlerde gözle görülür verimlilik artışları dikkat çekmeye başladı.

Bunun son örneklerinden biri, Ziraat Mühendisi Ramazan Gürgen’in danışmanlığındaki çiftçilere yönelik bilgilendirme çalışmalarının ardından, Tefenni ve Karamanlı ilçelerinden rekor seviyede anason ve rezene üretiminin elde edilmesi.

4 Eylül 2013 Çarşamba

KONUK YAZAR: Usta Gazeteci İsa Kayacan ‘Vefa’nın İstanbul’da bir semt haline gelişinden şikâyetçi, Murat DUMAN

KONUK YAZAR:
Usta Gazeteci İsa Kayacan
‘Vefa’nın İstanbul’da bir semt haline gelişinden şikâyetçi
Murat DUMAN
Atatürk Araştırma Hastanesi’nde ağır bir ameliyat geçiren edebiyatımızın unutulmaz ustası, gazeteci, şair, yazar ve daha önemlisi edebiyat aşığı mükemmel insan, aşağıda yazdığım şiirin her kelimesini fazlasıyla hak eden Prof. Dr. İsa Kayacan hocama sonsuz saygılarımı sunarken sağlıklı olarak aramızda o güzel köşesinde okurlarına kavuşmasını yüce Allahtan niyaz ederim.
Okurları dedim de başa iş gelmeyince dost düşman belli olmazmış derlerdi ya atalarımız. Bu sözün gerçeğini usta kalem İsa Kayacan hocamda gördüm. Bugüne kadar şiirlerini ve yazılarını dergilerde, gazete köşelerinde halkla buluşturan edebiyat aşığı değerli ustamızın, hastalığı münasebetiyle ziyaretçi sayısının iki elin parmakları kadar insan olduğunu sanmıyorum. Oysa Kayacan hocamız, o kadar insanlara hizmette bulundu ki, tarifi ve sayısı mümkün değil.
Saygı değer üstat, güçlü kalem Mustafa Ceylan hocamızın bir sözünü nakletmeden geçemeyeceğim, üstat şöyle diyor; “İsa Kayacan hocamız, gazete köşesinde yazdığı insanların şiir ve tanıtım yazılarını postaya vererek gönderdiği posta masraflarını bir bankada toplasaydı, Çankaya’dan beş daire alabilirdi”.  İnanın bu söz abartılmış bir söz değildir. Mustafa Ceylan hocamızın tespitine 18 senedir yanında bulunan bir insan olarak harfiyen bu tespitin doğruluğuna katılıyor ve üzülüyorum.         
Saygı değer hocamızın gerek rahatsızlığının tespiti esnasında gerekse ameliyat olma noktasında elimizden geldiğince yanında bulunmaya gayret etmeye çalıştım. Hocamın üzüldüğünü gördüm ve hocama neden üzüldüğünü sorduğumda şöyle söyledi; “Murat bey, bu insanlarda neden ahde vefa yok, bak sen işini gücünü bırakıp hep yanımda oluyorsun. Kaldı ki bu insanlara 40 senedir elimden gelen her güzelliği yapıyorum”. Ben de gönlünü almak için; “Hocam ben ne yaptım ki size” dediğimde; “Daha ne yapacaksın, biraz doktor olsan ameliyatıma bile girecektin Allah’tan doktor değilsin de dışarıda bekliyorsun” dedi. 
Ben de ne yalan söyleyeyim o sözü nefsime hoş geliyordu ama gerçekten hocamızın bizlere yaptığının yanında şahsen ben hiç bir şey yapmış sayılmam. Kendi yaptıklarımı kaldı ki benim yaptığım çok şeyde yoktu, çünkü bütün gereksinmelerini iki kızı Gül ve Filiz hiç üşenmeden seve, seve babalarına gerçek bir evlat görevini canı gönülden yapmanın gayretini sergiliyorlardı ve ben bir Yozgatlı olarak kendileriyle iftihar ediyordum. Çünkü Gül ve Filiz’in cennet mekân anneleri Yozgat merkezdendi. Nede olsa benim toprağımın gelenek ve göreneklerinde aile terbiyesi almış olmaları beni ziyadesiyle mutlu ediyordu. Herkes ana babasına düşkündür ama Yozgat kültürü bu konuda daha hassastır.
Kayacan hocamızın üzüldüğü kadar vardı, bu kadar yıldır hizmet ettiği bu insanlar neredeydi? Üstüne üstlük bu hizmetlerin karşılığında Allah rızasından başka bir tek kuruş maddi çıkarı da yoktu. Bir keresinde İsa Kayacan hocamla Mustafa Ceylan hocamın daveti üzerine Güllük Dergisi Olimpus Şiir Etkinliği’ne gitmiştik. Hocamın çantasını arabadan indirdim, içinde hiç bir şey yok gibiydi.  Etkinlik bittikten sonra hocamı Antalya otogarına bıraktım. Arabamın bagajından çantasını çıkartmaya çalıştım, çanta yerinden kalkmıyordu. Hocama espri mahiyetinde; hocam bu çantaya taş mı doldurdun dedim. Hocam da bana “Ne taşı Murat Bey, herkes köşemde yazmam için kitap verdi, bende aldım çantaya doldurdum” dedi. Çanta dolusu kitapları taşımak mümkün değilken, bu nasıl bir özveri ki, bu malum insanlar ahde vefayı bilmiyorlar, postayla gelen kitap ve şiirler de cabası. Bu insanların yüzde biri dahi arayıp ta geçmiş olsun nezaketinde bulumadılar.
Düşünebiliyor musunuz, hem köşesinde şair ve yazarları tanıtıyor, hem de üşenmeden köşelerinin bulunduğu gazeteleri parasını ödeyerek postayla gönderiyor. İşte bunun adı edebiyat aşkıdır. Türkiye’mizde böyle edebiyata hizmette bulunan kaç kişi vardır? Belki vardır ama sayısı bir elin parmakları kadar olsa gerek.
Evet, saygı değer okurlarım, bu memlekette bu gibi değerlerin kıymeti hizmet verdiği insanlar tarafından bilinmediği gibi, kültüre hizmet edenlerin kıymetini bizleri yönetenler de hiç görmemektedirler! Asıl bu gibi değerlerimiz, vatanın temel taşlarıdırlar. Bu taşlar olmazsa asla temellerimiz kurulamaz. Yöneticilerimizin değer verdiği insanlar mutlaka vardır. Özünde bilgi fakiri ve meydanlarda şov yapan sözüm ona sahne oyuncularına bütün imkânları seferber ederler yöneticiler. Peki, onlar bu vatana ne verirler, kocaman bir hiç...
Şovmenler iyi populizm yaparak rollerini güzel oynarlar. İnsanların şu konuyu çok iyi idrak etmeleri gerekmektedir. Vefa İstanbul’da bir semtin ismi olmamalı, hele yazar-çizer insanların vefayı çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Çünkü armut dibine düşer, edebi ve edebiyatı bilen her insan yazmakla beraber edepli de olması gerekmektedir. Şayet edep ve hayâyı bilmiyorsa o şair ve yazardan ne köy olur, ne de kasaba. O insan sadece edebin ve edebiyatın adını taşır ve bu güzel ilimden asla haberdar olamaz. Cennet mekân Ahmet Tufan Şentürk hocam bana derdi ki; “Oğlum şu sözümü unutma, ben iyi şiir yazanı severim, ama ille de şairin ahlaklı olanını daha çok severim.”
Şair ve yazarlar toplumun önünde çığır açan insanlar olduğu için, onların hata yapması asla affedilemez. Şairse, yazarsa ahde vefayı bilecek, bilmeyenlere de mutlaka bildirecektir. Gerisi bana göre angaryadır. Ne hazindir ki, bu güne kadar zahmet edip kendisini telefonla dahi aramayan, sözüm ona müteşairlerin haberi olsun: Hocamız sağlıklı olarak şu anda aramızda, köşe yazılarını yazarak gönlümüze serin sular sunmaya devam ediyor. Bu vesileyle saygı değer Prof. Dr. İsa Kayacan hocamıza Yüce Allah’tan sağlık ve sıhhat dileyerek, sözlerime son vermek istiyor, sevgi ve saygılarımı sunarak sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler diliyorum.
NERDESİN?
Prof. Dr. İsa Kayacan hocama ithaftır.
Şu rüzgârlı sokağın rüzgârı esmez oldu,
Gözlerim hep arıyor hocam şimdi nerdesin..?
Sohbetler dil vermiyor hasretin kalbe doldu,
Yüzlerim hep arıyor hocam şimdi nerdesin..?

Hastaneye sermişsin yaraların derinde,
Sevenlerin hüzünlü gamlanır kederinde,
Okurların küşümde seni bekler seferinde,
Sözlerim hep arıyor hocam şimdi nerdesin..?

Kimlere teslim ettin, sevgi dolu köşeni,
Sakın asla kaybetme ilim sunan neşeni,
Bizlerden uzak kalsın yanlış yolda koşanı,
 Hazlarım hep arıyor hocam şimdi nerdesin..?
     
Yanından ayrılmadı iki yavrun Filiz gül,
Babalar sevilmez mi onların değerin bil,
Gündüz gece başında perişan hem de sefil,
Hazlarım hep arıyor hocam şimdi nerdesin..?

Sapa sağlam ayakta ömür sür kana kana,
Allah’ım şifa versin sen lazımsın cihana,
Bu dünya çok fanidir yazalım haktan yana,
Gizlerim hep arıyor hocam şimdi nerdesin..?

Dumanoğlu hüzünde haktan sağlık diliyor,
Yine sohbet edeceğiz inan kalbim biliyor,
Ahdi vefa bilmeyen sahte dostlar gülüyor,
Nazlarım hep arıyor hocam şimdi nerdesin..?

7 Ağustos 2013 Çarşamba

11 TEMMUZ - 12 AĞUSTOS 2013

Azerbaycanlı Telman Bayramoğlu’ndan:
Sihirbaz ve Mahkûm
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Azerbaycan çıkışlı yayınların bana ulaşmasındaki sayı artışı, beni sevindiriyor.
Oradaki kardaşlarımız, yorulmadan yazıyor, yayınlıyorlar.
İnce Senet alanındaki çalışmalarının ürünleri bunlar.
Telman Bayramoğlu imzalı, Sihirbaz ve Mahkûm, adlı roman, Türkiye’de, İstanbul’da Sokak Kitapları Yayıncılık, yayınları arasında 152 sayfayla Günyüzü görmüş.
Türkiye Türkçesiyle yayınlanan kitabın çevirisi, Hazar Tebrizli imzasını taşıyor.
Kitabın 7. sayfasında başlayan anlatımlar, bir yumuşak dil ifadesiyle ortaya konuluşun örnekleri olarak görülüyor.
İlk paragraf şöyle:
“Uzun yıllar yaşadığı şehri, özlemişti. Bazen yaşadıklarını tatlı bir rüya gibi hatırlıyordu. Ayrılamadığı, doyasıya yaşayamadığı o günler için burnunun direği sızlıyordu. Nasıl da o yılların yeniden geri gelmesini istiyor, yeniden yaşamaya arzu ediyordu. Başka ne düşünebilirdi ki?
Yıllardır gördüğüm, ortaya çıkardığım gerçeklerden biri;
Romanlarda anlatım uzunluğu görülürken, bu uzunluk içindeki olayların birbiriyle karışmaması gerçeğinin önemli olduğunu ifade ettim.
Telman Bayramoğlu, bu önemli gerçeğin yakalayıcılarından. Olayların akışında, bir sihirbaz gibi davranıyor, kopukluk ortaya koymuyor.
Bu yüzden, öncelikle tebriklerimi sunmak istiyorum.
Kitabın arka kapağından bazı cümleler:
Eserde tasvir edilen olaylar, herkesi hayrete düşüren mucizelerle dolu ve yaşam alanından uzak bir nehir kenarından yaşanıyor. İkili hayattan yorulan sihirbaz, burada ağır hastalığa yakalanmış ve ölümü bekleyen karı kocanın komşuluğuna gelir.
Temel Bayramoğlu:
1961 yılında Azerbaycan’da doğdu, uzun yıllar gazetecilik yaptı. Bir Kendin Ağrıları, Bir Köyün Ağrıları, Ceza, Katil, adlı romanlarını değişik yıllarda yayınladı.
***
Ali Serdar’dan: Bizim türkülerimiz
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ali Serdar Burdurlu hemşehrim.
Sayıştay 1. Daire Başkanı. Çağdaş Burdur Gazetesindeki yazılarıyla ‘Merhaba’ sütunundaki sohbetleriyle dikkat çekiyor.
Çağdaş Burdur Gazetesinin 2583. sayısındaki köşesinde Ali Serdar ‘Bizim türkülerimiz”den bahsediyordu, sözediyordu.
Dokuz ayrı bölümden meydana gelen Bizim Türkülerimizden:

Bizim türkülerimiz,
Gürbeti derin derin dile getirir,
Yürekleri ezer eritir,
Sılayı aratır, özledir,
Yaylalara götürür, gezdirir, geri getirir.

Yol havaları bir başka,
Cezayir en başta,
Bir de gelin ağlatanı var,
Gelinlerin gözü yaşta,
Hem ağlar, hem gider bu genç yaşta.

Bizim türkülerimiz uzun soluklu bir anlatım, Ali Serdar duygularının dile getirilişi, sayfalara, sütunlara aktarılışı…
Efelerden sözediliyor, zeybeklerden bahsediliyor uzun uzun.
Mısralar doluluk içinde, anlam yüklüğü içinde. Yaşanmış, yaşanmamış öykülerin varlığından yola çıkılıyor, hareket ediliyor ağır dolusu, yürek dolusu.
Sonra, bizim türkülerimizin fotoğraf kareleri anlatılmaya devam ediliyor Ali Serdar tarafından:

Bizim türkülerimiz,
Ezgidir, yürekleri dağlatır,
Coşkudur göğüsleri kabartır,
Gurbettir, sılayı özletir,
Sevdadır, dilsizi söyletir.

Daha pek çok özelliği, güzelliği dile getiriliyor türkülerimizin Ali Serdar tarafından.
Tebriklerimi sunuyorum efendim.                     
***
Ankara’dan ‘Sence’ Dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Genel Merkezi Ankara’da bulunan, Türk-Büro Sendikasının yayınladığı bir dergi ‘Sence’.
İlk sayısı 26 Nisan 2013 tarihinde Günyüzü görmüş bu derginin. Adı Çözüm sende: Sence, şeklinde karşımıza çıkıyor.
Pırıl pırıl bir baskıyla 64 sayfa ile oluşturulmuş, şekillendirilmiş.

Sahibi: Türk Büro Sen adına: Fahrettin Yokuş
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Cafer Seçer, Editör: Yasemin Güngör.
Yayın kurulu var beş ayrı isim ve imzadan oluşan;
Fotoğraf Editörü: Sahibe Bahar Ablan
Yönetim yeri: Dr. Mediha Eldem Sk. No:85
Kocatepe - Ankara. Tlf: 9312 424 22 11

Fahrettin Yokuş ‘Başlarken’ başlıklı yazısının bir yerinde: “Türkiye Kamu-Sen, aralarında sendikamız Türk Büro Sen’inde bulunduğu 11 sendikanın bir araya gelmesiyle oluşturulmuştur… Sendikal faaliyetlerin çok ötesinde, üyelerimizin bilgilerini artıracak, sağlıktan kültüre, milli değerlerden sosyal gelişmelere kadar her konunun içinde olduğu bir memur ailesi dergisi sunuyoruz” diyor.
Yasemin Göngör, selam ile söze başlıyor: “Sevgili okur; Sence, ancak seninle birlikte yayın hayatını devam ettirebilir. Bundan dolayı sözün başında, Sen’i bize davet ediyoruz” konukseverliğiyle karşımıza çıkıyor. Renkli olarak şekillendirilen sayfalardaki rahatlık dikkat çekiyor.
Sence Dergisinin ilk sayısının sayfalarına döndüğümüzde gördüğümüz imza sahiplerinden bazıları: Av. Neşe Balcı, Hakan Gülay, Cem Ceylan, Psikolog R. Beder Şen, Ümran Alınak, Dr. Süleyman Güngör, Yasemin Güngör, S. Bahar Ablan, Y. Şevki Kibar, Ülkü Davutoğlu, Dilek Kapdağ, S. Ahmet Sılay, Hakan Kurucu.
Dergide değişik şiirler, imza sahipleriyle birlikte verilirken, rahmetliler Neşet Ertaş (1938-2012) ve Abdurrahim Karakoç’un eserlerinden bazı örnekler kısa biyografileriyle birlikte verilmiş.
***
Azerbaycanlı Gülâye Şınıklı’dan:
O biriler kimisen…
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Azerbaycanlı şair, yazar ve araştırmacı Gülaye Şınıklı’nın yeni bir kitabı geldi geçenlerde. Hayrettin İvgin yaradıcılığına hasredilmiş, sevimli görünümlü 84 sayfa ile şekillenmiş, şekillendirilmiş bir araştırma, tahlil kitabı.
İsmi: O Biriler Kimisen..
Hayrettin İvgin yaratıcılığına hasredilmiş, ithaf edilmiş.
Servaz Hüseynoğlu’nun bir sunuşu, takdimi var ilk sayfalarda. Bir yerinde; “Okuyuculara takdim olunan bu kitabda, müellif çağdaş Türk edebiyatının önemli simalarında Hayrettin İvgin’in hayatı ve şiirlerinin anlatılışı yapılmaktadır.” Deniliyor.
Gülaye Şınıklı, Hayrettin İvgin’in sanat dünyasındaki genel görünümünden yola çıkarak, önemli bir incelemeyi gerçekleştirmiş. Bu incelemede, Hayrettin İvgin, bilinmeyen yönleriyle gözlerimiz önüne seriliyor.
Tanınmış Türk şairi, Hayrettin İvgin’in “Bilirim Gelmeyeceksin” adlı şiir kitabından sonra, yeni bir kitabının yayınlanması düşüncesi ortaya çıkınca, Gülaye Şınıklı, kâğıt kaleme sarılıyor, Hayrettin İvgin’in şiirleri üzerinde inceleme çalışmalarını sürdürüyor, bitiriyor. Sayfalarında gezme fırsatı bulduğumuz kitap ortaya çıkıyor.
Gülaye Şınıklı, Hayrettin İvgin’in “O birileri gibi” şiirinden yola çıkıyor. O şiirde, öz fikrinin şekillenişiyle karşılaşıyor. O şiiri, öz sözü, kalp çırpıntısı gibi görüyor, karşılıyor. Hayrettin İvgin şiirinden:

Git, sende o birileri gibisin,
Gülüşün, giyimin, gezişin,
Hepsi, hepsi o birileri gibi.

Bana artık yakın olma,
Uzaklaş benden,
Sen de o birileri gibisin kızım.

Gülaye Şınıklı böyle bir kitabın Azeri Türkçesinde yayınlanışını sağladığı için, tebriklerimi sunuyorum efendim.
***
Gümülcine’den ‘İnsanca’ 
Dergisi’nin 2. sayısı
 Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yunanistan’dan, Gümülcine’den gelen bir dergi var, sanat, düşünce, kültür Dergisi ‘İnsanca’.
İkinci sayısı bize ulaşan bu derginin sevimli bir görünümü var. İnsanın bağrına basası geliyor. Hele geldiği yer ve soydaşlarımızın seslerinin duyulması, görülmesi bakımından taşıdığı önemi de göz önünde bulundurursak, bu hasret bir kat daha artıyor.
İnsanca Dergisinin sahibi ve sorumlusu: Kültür-Sanat Şirketi Yazı İşleri Müdürü: Hakan Mümin. Yayın kurulunda; Ahmet M. Ahmet, Faik Hakkı Ali, Dr. Hasan Ahmet, Mustafa Çolak görev yapıyorlar.
Dergi içinde, sayfalarında değişik yazı ve şiirlerle karşılaşılıyor. Yazı ve şiirleriyle dergi sayfalarında yeralanların bir sıralamasını yapalım öncelikle: Sema Salihoğlu, Şefaat Ahmet, Rahmi Ali, Hasan Ahmet, faik Hakkı Ali, Füsun Suka, Mustafa Çolak, Ahmet M. Ahmet, Mehmet Dükkancı, Şule Hüseyin, Emre Ahmet, Vildan Serdar.
Şefaat Ahmet ‘Gerçek değil’ adlı şiirinde şöyle sesleniyor, duygularını sayfalara aktarıyor:

Kalbimiz karar verir,
Mantığımız değil,
Çaba önemlidir, sonuç değil,
Bu yaşadığımız da zaten yalandır,
Gerçek değil..

Dergi içindeki öyküler, denemeler, şiirler birbiri ardına sıralanırken, Hasan Ahmet imzalı şiirler çıkar karşımıza. ‘Keşke’ adlı şiirinde, daha doğrusu bu şiirin bir dörtlüğünde Hasan Ahmet şöyle seslenmektedir:

Kuş gibi bakarsa insan insana,
Sevgi, merhamet çoğala çoğala,
Her yer dolar taşar, bütün dünyada,
Neşelenirler denizler, nehirler.

Füsun Suka ise evini güzel evini anlatıyor şiirinde.
***
Ali Serdar’ın Burdur duyguları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Ali Serdar, Burdurlu hemşehrilerimden. Sayıştay 1. Daire Başkanı. Bürokrasideki başarıları kadar, yazdıklarıyla, yayınladıklarıyla da dikkat çeken bir hemşehrim.
Burdur merkezde ofset tekniğiyle günlük yayınlanan ‘Çağdaş Burdur’ Gazetesinde haftalık yazılarıyla dikkat çekmeye başlayan Ali Serdar, genellikle Burdur’un sorunlarıyla ilgili tespitlerini, duygularını ortaya koyuyor, hemşehrileriyle, okurlarıyla paylaşıyor.
Ali Serdar’ın, Burdur sevdasının doruklarda oluşunu, yazı ve şiirleriyle, Burdur özellikle doğum yeri olan Karamanlı ilçesine karşı ayrı bir bağlılık, hasret ve özlem duyguları içinde olduğunu da yıllardır, biliyor ve görüyorum.
Çağdaş Burdur Gazetesinin 2 bin 575. sayısındaki ‘Merhaba’ adlı köşesinde, analarımıza merhaba diyordu bu kez. “Güneşin kavurduğu bir gün ninem eşeğin semerinde ben arkasında tarlaya gidiyorduk. Bostanından gelen bir teyze nineme küçük bir hiyar verdi. Sıcaktan yanmıştık. Ninem önce hıyarı soydu, bana verdi. Ben bir solukta bunu yedim. Sonra ninem, bana kabuklarını da vereyim mi? Diye sordu. Soyduğu kabukları atmamış, kendi yemeyi düşünmüş. Bana sormadan da yememiş” diye devam ediyor Ali Serdar anlatımı.
Ali Serdar hemşehrimin bu yazısının sonunda da “Anam” adlı beş ayrı bölümden meydana gelen bir şiir vardı. Bu şiirin iki bölümü şöyleydi:

Binbir güçlükle dünyaya getirdin,
Beşiklere beledin, ak sütünle besledin,
Yemedin yedirdin, giymedin giydirdin,
Yoklukla, güçlükle yetiştirdin,
Ben senin hakkını ödeyemem anam.

Küllü sularla yıkadın çamaşırlarımı,
Yıkayıp okşadın başımı, saçlarımı,
Hep sevdin, çatmadın kaşlarını,
Ben sana kıyamam anam.
***
Birdal Can Tüfekçi duygularıyla
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Birdal Can Tüfekçi, Muğla ilimize bağlı, Dalaman ilçemizden seslenmeye devam ediyor. İki şiiri var Birdal Can Tüfekçi’nin masamda. Bu şiirler, Yıllar yılı ve Heveslenme boşuna adlarının taşıyıcıları efendim.
Beş ayrı bölümden oluşan, meydana gelen Yıllar yılı adlı şiir; El vurupda açılan gönül yarasında sözlerin izi olduğu, yıllar yılı şafaksız gecelerde duyulan, yaşananların mısralara dökülen duyguları yer alıyor.
Bir dörtlüğü bu şiirin şöyle karşımıza çıkıyor Birdal Can Tüfekçi anlatımıyla, duygularıyla;

Bulamadım ben sensiz, gönlümün can eşini,
Bayram olurdu bana, görseydim gelişini,
Üzerimde parlayan, aşkımın güneşini,
Doğdurmadın bir türlü, yıllar yılı bir tanem.

Ayrılığın yüreğinde kor olduğunu, adının her anılışında, bitmeyen korla dolup taştığını, ömrün geçmekte oluşu karşısında “gel demenin ar” olduğunu anlatıyor bir bir, mısra mısra Birdal Can Tüfekçi.
Beş ayrı dörtlükten meydana gelen, Heveslenme boşuna adlı, başlıklı şiirde de Birdal Can Tüfekçi duygularının sevgi ve sitem anlatımlarıyla karşılaşıyoruz. Bu şiirin bir dörtlüğü şöyle çıkıyor karşımıza:

Seven gönül aşkını, böyle satmaz bilesin,
Son sözümü sor bana, gönül seni dilesin,
Muradın oldu artık, hep gönlünce gülesin,
Heveslenme boşuna, bu aşk bitmez sevdiğim.

Birdal Can Tüfekçi, özellikle şiirleriyle, yayınladıklarıyla sanat ve edebiyat dünyamızın önemli bir yerine, noktasına ulaşmış, bağdaş kurup oturmuştur. O’nun gelecek gün ve yıllarda daha önemli noktalara ulaşacağı yönündeki inancımı belirtmek istiyor tebriklerimi sunuyorum efendim.
***
Sabahattin Yarar’dan: Sabah’ca
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitaplar yayınlanır. Size, bize ulaşır, ulaştırılır. Sabahattin Yarar imzası, Kilis ilimizde Ahmet Barutçu dostumuzun sabır ve başarıyla günlük yayınladığı Kent Gazetesi sütunlarından tanığımız bir isim ve imzadan, Sabahattin Yarar’dan 68 sayfalık bir şiir kitabı gelir. Adı Sabah’ça dır.
Sabahattin Yarar, öncelikli söz’de, Önsöz olarak ortaya koyduğu görüşlerinin bir yerinde: “Her ne kadar iddialı bir şair değilsem de şairlerin dilini, söylemek istediklerini, yazım şekillerini değerlendirme bilincine sahibim” diyor.
Hatay ilimizin Antakya merkezinden seslenen Sabahattin Yarar, şiirlerinde hecevezni ve serbest tarzdaki yazdıklarıyla dikkat çekiyor. Masamdaki kitapda böyle bir anlatım görüntüsü, şiirler biçimi ortaya konulmuş.
Kilis ilimizden “Sevgili” diye bahsediliyor, bu konudaki dörtlüklerinden birinde:

Ah! Bir kalbime koyabilsem seni,
İçimde yok edip eritsen seni,
Göresim gelince güzelliğini,
Sana ulaşılan yol etsen beni. 

Diyerek, sevgilisine, Kilis’ine duyduğu, özlemi dile getiriyor. Sonraki şiirlerinde yine Kilis’ten, Kilislilerden sözediliyor, zaman ve fırsat buldukça
Yer yer, mahalli ağız, anlatımlarıyla mısralardan oluşan şiirlerle de karşılaşıyoruz Sabahattin Yarar imzasıyla oluşturulan, sayfalara aktarılan şiirlerde. Sayfa 62 ve 63’de yeralan “Dünya Kilis kokar!” başlıklı şiirden bir dörtlük:

Bak bir etrafa şöyle,
Her taraf Kilis kokar,
Deme olur mu beyle,
Şu dünya Kilis kokar.

1946 yılında doğan Sabahattin Yaran Kilis gazetelerinde makinist, usta, mürettip ve Yazı İşleri Müdürü olarak çalıştı. Türkiye’nin değişik yerlerinde 23 yıl bankacılık yaptı. 1994 yılında İskenderun’da T. Vakıflar Bankası Müdürü olarak emekli oldu.
***
Dörtlükler, şiirsel sözler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bir şairimizin şiirlerinden dörtlükler ve bir başka şairimizin şiirsel sözlerinden örnekler verelim istiyorum bu yazımda efendim:
Kırklareli ilimiz merkezinden Alaeddin İkican’ın, Sonbahar büyüsü ve hayat bizi bekliyor, adlı şiirlerinden birer dörtlük:

Bütün mevsimlerden ayrı sonbaharda,
Bağ bozumu misali insanlarda,
Yazın bittiğini hatırlarsın ya,
İşte budur sonbaharın büyüsü..

Yaşımız elli oldu, yol aldık diyemedik,
Zaman nasıl geçiyor, inan ki anlamadık,
Sanma hayat duruyor, sanki yeni başlıyor,
Yaşamak güzel dostum, hayat bizi bekliyor.

İzmir ilimizin Menemen ilçesinden seslenen Turgay Algan, şiirsel anlatımlarıyla dikkat çekiyor. Başlıksız, şiirler bütünlüğü başlığı altında yazdıklarıyla bize ulaşıyor. Bu mısralardan mısra bütünlüğü içinde oluşan, oluşturulan sözlerden örnekler veriyor bize. Turgay Algan anlatımlarından:

1- Ben küçükken, hep adam olmak isterdim.
2- Tek tek, güzeller kendilerini sevdiriyor,
3- Ahmet, Selim sokakta gezer.
4- Virane evde, duvarda asılı kalmış resim,
5- Denizden İstanbul’a gidelim,
6- Yalvarma sen beni, Sen ve sen ve sen,
7- Bir şiir yazmıştın bana, Bir tane daha yazalım,
8- Bana selam göndermiş, Tanımadığım Tomaz salamun.


Görüşler, anlatımlar. Ortaya konulan Turgay Algan duyguları, şiirsel anlatımları böyle efendim.
***
Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun
Yayımlanmamış mektupları
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kitaplar, araştırmalar sonucu yayınlanır. Araştırmaların uzunluğu, kısalığı söz konusudur.
Üç isim ve imza, Salih Okumuş, Mehmet Nuri Parmaksız, Sabit Bayram, Güzide Gülpınar Taranoğlu’yla ilgili birkaç kitap yayımladılar. Hatta benden, yer yer Güzide hanımla ilgili bilgi ve belge alıp, yayımlanmış makalelerimden örneklerden de yararlandılar.
156 sayfalık kitap içinde Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun değişik isim ve imzalara yazdığı mektup örnekleri var. Bu isimler arasında bilinenler, bilinmeyenler (bana göre) yeralıyor.
Geçmişte, mektupların önemini daha iyi anlaşıldığı, aranılırlıklarının arttığı gibi değerlendirmelere de yer verilmiş. Hatta 13 ncü sayfada Türk edebiyatında isim yapmış, şair ve sanatkârların mektuplarının toplandığı özel eserlerden de sözedilmiş. Bu arada her üç araştırmacının dikkatinden kaçan bir gerçek unutulmuş veya göz ardı edilmiş:
Bu satırların yazarı İsa Kayacan Mart 1999’da, Ece Yayınlarının 110. yayını 2068 mektubun yeraldığı 352 sayfalık “Bana Gelen Mektuplar” adlı kitabın, 21, 32, 48, 50, 64, 87, 95, 116, 129, 165, 179, 213, 216, 257 sayfalarında, Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun İsa Kayacan’a yazdığı mektuplar yeralmıştır.
Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun mektuplarında, samimiyet duyguları ön plana çıkıyor. O’nun, özellikle Gülpınar Dergisinin yayımı yıllarında, özellikle genç kalemlerin, yarına yürüyenler olarak gördüğü isim ve imzaların ellerinden tutuşu, iyi niyet ve karşılıksız hizmet aşkı, yayın dünyamızın efsane isimleri arasında, hatta başında yeralışını sağlamıştır.
Salih Okumuş, Mehmet Nuri Parmaksız, Sabit Bayram üçlüsü bu gerçeğin bir kez daha tekrarlanışını sağladıkları için, kutlanması, alkışlanması gerekiyor.
***
Mehmet Nuri Parmaksız’dan:
Mahşere Dek
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Mehmet Nuri Parmaksız, yazdıklarıyla, yayınladıklarıyla dikkat çeken isim ve imzalarımızdan. Kısa adı İLESAM olan, Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliğinin Genel Başkanı. Araştırmacılığı, edebiyat alanındaki eğitimciliği, O’nun hep öne çıkan, özellik ve güzelliklerinden.
Yenilerde bir şiir kitabı daha geldi. Merkezi Ankara’da bulunan Kültür Ajans Yayınlarının 184. olarak, 143 sayfayla Günyüzü gören kitap, Mehmet Nuri Parmaksız’ın şiirlerinden oluşuyor.
Kapak ortasında iki mısra var, dikkat çeken: Sana dair yaşananlar; sana dair bu hayat/Bil ki sensiz olacaksam, duruversin bu saat..
Mahşere kadar sürecek, bir sevginin anlatımı, bağlılığın dile getirilişi. Olsa olsa, Mehmet Nuri Parmaksız tarafından bu kadar temiz, bu kadar berrak ifade edebilir duyguların bütünlüğü, katıksızlığı.
Şükür meşalesinden, dua çiçeğinden, bereket tesbihinden, gönül tahtının sultanından sözediyor, “Erdem kalesinin kalp diyarı, duy sesimi, dinle beni” diye haykırıyor. Prof.Dr. Nurullah Çetin hocamız, Mehmet Nuri Parmaksız’ın “Kalü Beladan mahşere dek süren, sürecek, aşk yolculuğundan” hareketle; “Parmaksız, bu şiirler toplamında aşkı kendisi adına tam bir fedakar aşık tipiyle somutlamaya çalışıyor” diyar.
Mehmet Nuri Parmaksız, şiirlerinde önce bir beyitle (iki mısra) ile başlıyor, sonraki anlatımlarında dörtlüklerle çıkıyor okurlarının karşısına. Kitabın 44. sayfasında yeralan “Titretir yüreğimi” adlı, başlıklı şiir üç ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bir dörtlüğü bu şiirin:

Gözlerindeki hüzün,
Yâdını söyler güzün,
Varımı saran közün,
Titretir yüreğimi.

Mehmet Nuri Parmaksız, en verimli yıllarını yaşıyor.
Yeni yeni eserleriyle bizimle, okurlarıyla selamlaşacağı, merhabalaşacağı inancımızı belirtelim efendim.
***
Burdur Gazetesi Şiir Yarışmasında
değerlendirmeye alınan eserlerden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimiz merkezinde ofset tekniğiyle günlük yayınlanan, Burdur Gazetesinin 3. geleneksel şiir yarışması 2013 yılının mayıs ayında sonuçlandırıldı.
Bu yarışmada değerlendirmeye alınan şiirlerden bazıları, gazetenin 30 Mayıs 2013 tarihli sayısının 3. sayfasında yeraldı.
Bu şiirlerin imza sahipleri: Zafer Özalp şeklinde sıralandı. Bu şiirler uzun soluklu olarak şekillendirilmiş, kaleme alınmış. Anılan şairlerimizin mısra anlatımlarından kısa kısa:
1. Zafer Özdemir: Ey yolcu; Sen hiç İnsuyu Mağarasını görüp/Şifalı suyundan içtin mi?
2. Muhsin Demir: Dün yazmayı denedim, beceremedim/Balkona çıkıp yaktım gecenin bir ucunu,
3. Rıdvan Oktay: Anam gönderdi beni/Namusunuz, vatandır dedi/Türk’ü, Kürt’ü kolkola/Vatan için çıktık yola,
4. Merve Karabıçak: Durakta gördüm ilk gün seni/Ne güzeldin sevgili/Gülüşün bir bebeğinki gibi/O kadar tatlı, o kadar masum.
5. Fatih Özdinçer: Yürüyorum, adım adım yürüyorum/Birbirini kovalıyor adımlarım/Hızlı hızlı yürüyorum/Ufukta sen varsın, sana yürüyorum.
6. Hasan Özalp: Harmandan gelir ambara / İhtiyaç fazlası doğru pazara / Satılır azıcık paraya / Çiftçinin alın teri gider havaya / Tüccar aldı beni, atıverdi kamyona / Şimdi başladı esas macera/Tilkinin hesap, vardık değirmene…
Burdur Valiliği, Burdur Belediye Başkanlığı ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörlüğü himayelerinde gerçekleştirilen Burdur Gazetesi 3. geleneksel şiir yarışmasına şiirleriyle katılan imza sahiplerinden birkaçı bana yabancı gelmedi. Ötekileri tanımıyorum.
Tanıdıklarımdan biri, bu yazımda ismi geçenlerden Zafer Özdemir’dir. O, öğrencilik yıllarını Gölhisar Meslek Yüksek okulunda tamamlamış, oradaki ev sahibinden, pazardaki ve mahalledeki esnaftan, öğretmenlerinden, muhtar amcalara kadar herkesle içli dışlı olmuş duygularını sayfalara aktarmıştır.
***
Mehmet Cem Yiğit 
duygularından mısra mısra
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Mehmet Cem Yiğit, yazdıklarıyla, yayınladıklarıyla dikkat çeken isim ve imzaların başında yeralıyor.
Mehmet Cem Yiğit hocanın “Yine de seveceğim” adlı başlıklı şiiri, serbest tarzda yazılmış. Bu şiir:

Neon ışıklarına inat,
Sen’i yine de seveceğim.
Gecemin kör düğümünü,
Çözerek…

Mısralarıyla başlıyor. Apansız koparışların, çınar yaprağının koparılışına benzeyişlerden sözediyor. Sevdiğinden yoksun kalışının ardından, tekmil duyguların sersefil oluşundan, kalışından bahsediyor mısra mısra. Sevdiğini anlatan şarkıların buharlı ve buruk olmalarına rağmen sevgisinde hiç eksilme olmayacağının altını çiziyor kalın kalın, keçeli kalemlerle. Ve bu şiirin sonunda şu duygularıyla karşımıza çıkıyor Mehmet Cem Yiğit:

İçimin çağlayanı çağıl çağıl,
Ellerim şiirlere sen’i yazar,
Dudaklarım, şarkılar mırıldanır,
Bebeğim, sevdiceğim,
Neon ışıklarına inat,
Sen’i yine de seveceğim..

Bir başka Mehmet Cem Yiğit şiiri “İnce bellim, tatlı dillim” adının taşıyıcısıdır. Bu şiirde de duygular yoğun, anlatımlar tutarlılık içindedir. Üç beşlikten meydana gelen bu şiirin bir beşliği:

İpek mendil gibi yüzü,
Süzülüşü melek gibi,
Dosdoğrudur her bir sözü,
Yüzü ay parçası gibi,
İnce bellim, tatlı dillim…

Mehmet Cem Yiğit hocadan, yeni yeni şiirler bekliyoruz efendim.
***
Dergi Dünyasında yeni bir gezinti
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Dergiler arasında, dergi dünyasında yeni bir gezintiyle gördüklerimiz, sayfalarda tespit ettiklerimiz efendim:
İNSANCA DERGİSİ: Yunanistan’da Türkçe olarak yayınlanıyor.
Yazı İşleri Müdürü: Hakan Mümin
İlk sayısı masamda olan bu dergi Dr. Hasan Ahmet tarafından gönderildi.
KUMRU DERGİSİ: Gaziantep ilimiz merkezinde üç ayda bir yayınlanıyor. 11. sayısı bize ulaşan Kumru’nun sahibi: Abdulhadi Bay.
KARINCA DERGİSİ: Türk Kooperatifçilik Kurumu tarafından Ankara’da aylık yayınlanıyor.
913. sayısı bize ulaşan Karınca’nın sahibi: Prof. Dr. Nevzat Aypek.
ÇINGI DERGİSİ: Kayseri’de iki ayda bir yayınlanıyor.
17. sayısı bize ulaşan Çığngı’nın sahibi: Süleyman Karacabey.
VİA DERGİSİ: İstanbul’da üç ayda bir yayınlanıyor.
Sahibi: Tayfun Döşkaya.
GREEN LİFE DERGİSİ: Rize-Çayeli’nde yayınlanıyor.
Sahibi: Ali Kemal Atik
YESEVİ DERGİSİ: İstanbul’da aylık yayınlanıyor.
230. sayısı bize ulaşan Yesevi’nin Sahibi: Erdoğan Aslıyüce.
YENİ SİZE DERGİSİ: İstanbul’da aylık yayınlanıyor.
Sahibi: M. Zafer Tural olan Yeni Size’nin 109, 110, 111 ve 112. sayıları ayrı ayrı Günyüzü gördü.
YENİSES DERGİSİ: Osmaniye’de aylık yayınlanıyor. 206. sayısı bize ulaşan Derginin sahibi: Hasan Bölük.
İSTİKLAL GAZETESİ: Kayseri’de aylık yayınlanıyor.
 102 ve 103. sayıları bize ulaşan gazetenin sahibi: Mehmet Emin Batur.
ERCİYES DERGİSİ: Kayseri’de aylık yayınlanıyor.
Sahibi Nevzat Türkten olan Derginin 421 ve 422. sayıları ayrı ayrı yayınlandı.
AYIN TARİHİ: Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce üç ayda bir yayınlanan, tarihi bilgilerin bir araya getirildiği Ayın Tarihi’nin yeni sayısı 277 sayfayla Günyüzü gördü.
AYDIN EFESİ DERGİSİ: Aydın ilimiz merkezinde iki ayda bir yayınlanan bu derginin 12. sayısı bize ulaştı. Sahibi: Şükrü Öksüz…
***
Mehmet Can Yılmaz’dan:
Beyin Tsunamisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şair, yazar, araştırmacı ve editör Aysel Al aracılığıyla bana ulaşan kitaplardan biri Mehmet Can Yılmaz imzasının taşıyıcısı.
Adı: Zekâ-Görsel Matematik Soruları “Beyin Tsunamisi”
Merkezi Ankara’da bulunan Yıldızlar Yayıncılık yayınları arasında Günyüzü gören 74 sayfalık kitap.
Mehmet Can Yılmaz’ın 1996 yılında Antalya’da doğduğunu, Fatma Gül Özpınar İlköğretim Okulunda öğrenimine devam ettiğini göz önünde bulundurursak, bu noktadan hareket edersek, Mehmet Can Yılmaz’ın geleceğin bilim adamları arasında yerini alacağı yönündeki düşüncemizi, şimdiden bir yere kaydetmek lazım.
İlk sayfalardan birinde, minik bir önsöz var Mehmet Can Yılmaz imzalı.
Bir yerinde, daha doğrusu girişiminde:
“Severek çözeceğiniz bu sorular, sizin zekâ ve görüş seviyenizin artmasına fayda sağlayacaktır. Kitabın içinde özgün altmış soru bulunmakta ve türlü zekâ çeşitlerine göre belirlenmektedir” deniyor.
Sorular tek sayfada verilmiş ve görüntüyle zenginleştirilmiş.
Örneğin ilk soru “Toplantı” adıyla verilirken, altta toplantıya katılmak üzere gelen, tokalaşan iki kişi görüntüsü konulmuş.
İlk soru:
Bir toplantıda 153 kez el sıkışıklığına göre, bu toplantıda kaç kişi vardır?. İkinci soru, Kare bulmaca adının taşıyıcısı. “Kareye uygun şekilde (S) harflerini yerleştiriniz” deniyor.
Sonra 8. sayfada “Yarısı” başlığı altındaki cümle, soru: “Yirmi birin yarısı ondur ve kesinlikle doğudur. Bunu açıklayınız” şeklinde sorulmuş.
32. sayfadaki “Seminer” başlığı altındaki soru:
“Bir seminerde 26 kişi olup ve herkes birbirleriyle tokalaştığına göre, bu seminerde kaç tokalaşma olmuştur?. Sorusu cevap bekliyor.
“Zekâda yeni bir çağ” açılması yönündeki çabalarından gayretlerinden dolayı küçük bünye, büyük adam Mehmet Can Yılmaz’ı kutluyorum.
***
Dört imzanın duygularından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur ilimize bağlı, Gölhisar ilçemizde haftalık yayınlanan Pınar Gazetesinde yazı ve şiirleriyle dikkat çeken isim ve imzalar var.
Bunlar sırasıyla; Mehmet Şener, Mustafa Kaşıkçı, Zekiye Başgün, Mustafa Avcı. Şimdi bu isim ve imzalardan (Pınar Gazetesi: Sayı:659) aldığımız bazı cümlelerle devam edelim:
1. Hayatta çevremizin genişletilmesini arzu ediyorsak, sosyal biri olmak için adım atma niyetimiz hâsıl olduysa, önce inanılmalıyız. Aile içinde, bireylerinin birbirine inançları ne kadar sağlamsa, aile yuvası da o kadar kavi olur. Dışarıdan ne kadar güçlü kasırgalar essede, karşılıklı inanç olduğundan aile yuvasında en ufak çatlak oluşmaz (Mehmet Şener)
2. Ah be o dost yanımda olsaydı. Ve daha onlarca değişik keşke, kurumuş dudaklarımız arasından dökülüverir. Dost ararız. Geceleyin karanlık sokaklarda kalmış bir insanın geleceği yolu görebilmek, tutacağı dalı eline alabilmek için arzuladığı el feneri veya bir mum ışığı gibi ararız dostumuzu. İşte o an orada oluverse her şey yoluna girecektir, tüm dertlere derman, tüm sıkıntılara çare olacaktır, ama yoktur işte. (Mustafa Kaşıkçı)
3. Kaybettiğimiz değerlerle birlikte, kendimizi, özümüzü kaybediyoruz, farkında değiliz. Çalıştırmayıp uyumaya alıştırdığımız beyinlerimiz bir kere düşünmeye yöneltsek, o zaman en ufağından, atalarımızın bize bıraktığı gibi o güzel hikâyeleri bizler, bizden sonraki kuşaklara bırakamayacağımızı göreceğiz. Ya da yaşadığımız olayların canlı olarak yaşandığını örnek olarak vererek aktarmış oluruz (Zekeriya Başgün)
4. Ve Mustafa Avcı’nın yedi dörtlükten meydana gelen “Toprak” adlı şiirinden bir dörtlük:

Canlı varlıklar doyuran topraktır,
Türlü ürünü, meyvesini verir,
Toprak olmasa canlılarda olmaz,
Toprak olmasa, dünya neye yarar?

Dört hemşehrimiz, duygularını Pınar gazetesi sütunlarında ortaya koydukları, okurlarıyla paylaştıkları için tebriklerimi sunuyorum efendim.
***
Yeni Size Dergisinin 4 ayrı sayısı
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yeni Size Dergisi, yayın alanımızdaki önemli görüntüsüyle, okurlarının sanat ve edebiyatseverlerinin karşısına çıkmaya devam ediyor.
M. Zafer Tural, kadirbilirlik örneği olarak, tüm zorlukların altından kalkma gayretiyle, yayınını sürdürdüğü Yeni Size Dergisinin, İstanbul ve Bandırma çıkışlı yayınlarıyla dikkat çekmeye devam ettiğini hatırlatalım.
Dört ayrı yeni sayısıyla bize ulaşan, Yeni Size Dergisinin 109,110,111,ve 112. sayıları masamda.
Genel Koordinatörü: Yavuz Bülent Bakiler
Genel Sanat Yönetmeni: Sadettin Kaplan olan Yeni Size Dergisi’nin Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: M. Zafer Tural.
Yayında emeği geçenlerin isimleri var ayrıca sıralanan.
İsmet Bora Binatlı, rahmetli Gülten Çiçek için yazdığı yazısının bir yerinde (Sayı: 109): “Çileyle geçen bir ömürdü onun yaşadığı. Acımasız bir ticari hayatın içinde, yoklukla ve fakat onurla dik durabilen ve onun içindir ki adını bugünlere ulaştırabilen bir yavru bıraktı arkasında SİZE” diyor.
Pek çok yazı ve şiirin sayfalarındaki genel görüntüsüyle getiricisi olan “Yeni Size” Dergisinde, M. Zafer Tural imzalı bir başyazı cümlesi:
Hayatın karmakarışık yollarından geçerek 471. sayıya ulaştı.
Şükürler olsun. Neden 471. sayı Geçen ay “Size”nin 10. yılına ulaştık. Şükürler olsun bu yolculuğumuzda dostlarımız bizimle beraberdi”.
Sonra, Yeni Size Dergisi sayfalarındaki gezintilerimiz sırasında gördüklerimiz var.
Sayı: 111, Ahmet Özdemir’den:
“Bazı kişiler vardır ki andığınız, adını, işittiğiniz, okuduğunuz, rastladığını zaman gözleriniz parlar. İçiniz sevecenlik duygularıyla dolup taşar.
Yüzlerce kilometre uzakta olmasının önemi yoktur.
Manevi varlıkları ile gönenirsiniz.
Rahmetli Ahmet Tufan Şentürk Ankara’daydı. Sözde değil, özde manevi babaydı. Oradaki varlığı size güç verir, olası müşkülleriniz için güvence bilirdiniz.
***
Mansur Ekmekçi yazdıkça
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Adana ilimiz merkezinden seslenen şair, yazar ve araştırmacı Mansur Ekmekçi yazdıkça, yazdıkları bize ulaşdıkça, bizde onun mısraları arasındaki gezintimizi sürdürüyoruz efendim.
Mansur Ekmekçi imzalı ‘Sarsan olmaz mı?’ ve ‘Gülüp geçerim’ adlı, başlıklı şiirler masamda.
Birinci şiir ‘Sarsan olmaz mı?’da, sevgilinin geri dönmesi talebinde bulunuluyor, arzısunda bulunuluyor.
Bu acının son bulması gerektiği noktasından hareket ediliyor. Acıların ölümden beter olduğu hatırlatılıyor. Sonra iki dörtlüğünde ‘Sarsan olmaz mı?’nın şu duygulara yer veriliyor:

Sen olmadan gönlüm daim yastadır,
Gâh yaşayan ölü, gah hastadır,
Aklım ziyan oldu, gözüm yaştadır,
Aklımı başıma alsan olmaz mı?

Gel de gör halimi, her gün zardayım,
Dört duvar içinde kaldım dardayım,
Gecelerim zindan, sanki nardayım,
Gelip kollarınla sarsan olmaz mı?

Mansur Ekmekçi duygularını mısralara dökmeye devam ediyor. ‘Gülüp geçerim’ adlı şiirinde ise, acıların beraberliklerin yanında anlam ifade etmediğini, ölümün sevgili yokluğunda da acı olmadığını anlatarak yola çıkıyor, söze başlıyor.
Üç dörtlük bu şiirinde Mansur Ekmekçi şöyle devam ediyor:

Çile gözlerinle gönlüme aktın,
Yaktın yüreğimi, derinden yaktın,
Yaralı canımda bir iz bıraktın,
Seninle acıya gülüp geçerim.

Seninle geçirdim her bir anımı,
Ayağına serdim tatlı canımı,
Alıp koparsan da şu sol yanımı,
Seninle acıya gülüp geçerim.

Sevgiliyle beraberliğin, nelere ilaç olduğunun açık anlatımları bunlar. Tebrikler Mansur Ekmekçi.
***
Prof. Dr. Ali Aliyev’den 
iki ciltlik kitap
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Azerbaycan çıkışlı, Bakü çıkışlı yayınların bana ulaşmasıyla ortaya koyduklarımızın sayısı artıyor.
Bu inceleme, yayın çalışmalarımız sürüyor.
Değerli dostum, Prof. Dr. Hayrettin İvgin tarafından bana ulaştırılan, Türk Dünyası Araştırmaları Uluslararası İlimler Akademisi yayınları arasında ciltli olarak 444 ve 464 sayfalık kitabın adı: Otoyolları ve Havaalanları İnşaatı.
Bir ve ikinci ciltleri masamda bu yayının, bu kitabın.
Önsöz, giriş ve sunuş bölümleri var.
Bu kitabın 3 ve 4. ciltlerinin de yakında masamızda olacağı yönündeki kayıtlar dikkat çekiyor kitabın ilk sayfalarında.
Editörler:
Prof. Dr. Tuncay Balta, Prof. Dr. Hayrettin İvgin, Prof. Dr. Elçin İskenderzade.
Türkiye isteme adresi:
Konur Sk. No: 66-7 Kızılay-Ankara, şeklinde kaydediliyor.
Önsözün bir yerinde:
“Prof. Dr. Ali Musaoğlu Aliyev’in hazırladığı dört ciltten meydana gelen eserin 2. cildinde, uçak alanları ve yollarının gömleklerinin yapılış katlarının inşaatı bölümleri sunulmuş ve aynı zamanda asfalt beton karışımlarının hazırlanması ve asfalt beton kaplamaların yapısının istihsal süreçleri incelenmiştir” deniliyor.
Teknik bir alanda, bilimsel manadaki araştırma, inceleme ve yorumlarla ortaya çıkabilmek kolay bir çalışma, değerlendirme değildir.
Prof. Dr. Ali Aliyev böyle bir konu üzerinde çalıştığı, bu alandaki bilgilerini sayfalara aktardığı, deneyimlerini paylaştığı için kutlanması, alkışlanması gereken bir imza olarak kabul edilmelidir.
Prof. Dr. Musaoğlu Aliyev 20 Mayıs 1933 tarihinde Batı Azerbaycan’ın Vedi bölgesinin Büyük Dehnez Köyünde doğdu.
Prof. Dr. Ali Musaoğlu Aliyev’in hayatını ve ilmi-pratik çalışmalarını konu edinen birkaç kitap yazılmış, Kırgızistan Cumhuriyetinde yaptığı köprülerin birine, Prof. Dr. Ali Musaoğlu Aliyev adı verilmiştir.
***
Ömer Yurduseven’den iki şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kütahya ilimiz merkezinde yaşayan, buradan seslenen Bekir Konçi aracılığıyla bana ulaşan iki şiir var masamda Ömer Yurduseven imzalı. Bu şiirler, Çanakkalem ve Var gitsin adlarının taşıyıcıları.
Ömer Yurduseven Çanakkale duygularını şiirleştirmiş. Yedi ayrı dörtlükle sayfalara dökülen duygular, Mehmetçiğin kahramanlıklarını anlatarak dile getirilerek başlıyor. İlk iki dörtlüğü bu şiirin:

Dünyayı yenmişler, sıra bize gelmişti,
Oysaki Fatih’im onlara ders vermişti,
Mehmet’im domuz gibi leşlerini sermişti,
Haçlıya geçit vermedi Çanakkalem,

Makineli tüfeklere karşı mavzerle,
Yüzlerce düşmana karşı bir manga erle,
Akıl birleşince, cesaret ve hünerle,
Düşmanlara geçit vermedi, Çanakkalem..

Ömer Yurduseven’in milli duyguları yüksek, anlatımı arı, duru.
Vermek istediklerini doğrudan ortaya koyabiliyor.
Yedi ayrı dörtlükten meydana gelen Ömer Yurduseven şiirinde de, Avrupalının Türkiye’ye bakış açısından, sözde hepsinin sahte dostluğundan, Osmanlının şamarının acılarının hala suratlarında hissedildiğinden sözediliyor ve iki dörtlüğünde bu şiirin şöyle sesleniyor:

Türkiye’min büyümesinden korkuyorlar,
Yoktan bahanelerle yolum kapıyorlar,
Uşakları o, Peşmergeye söz kırpıyorlar,
İtlere bir kemik atıp, havlatıyorlar.

Kıbrıs’a girdik, gıkları çıkmadı,
Onlar Çanakkale’yi hala unutmadı,
At şamarını onlar şamara bıkmadı,
Savaşta bildik aranmaz, asker vur gitsin.
***
Mansur Ekmekçi anlatımlarıyla
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Mansur Ekmekçi, Adana’dan seslenen bir şair, araştırmacı, yazarımız. O’nun, anlamlı, güçlü ve kalıcı şiirleri var. Bu şiirlerden ikisinin mısraları arasında gezmek istiyorum bugün:
İlk şiirimizin adı ‘Zindan gözlüm’. Üç ayrı dörtlükten meydana geliyor. Altı beş, 11’lik çalışmayla şekillenmiş şekillendirilmiş. “Ne olur güzelim şu halime bak/Acılar içinde kıvranıyorum” hatırlatmasıyla söze başlıyor Mansur Ekmekçi. Sonra bu şiirin iki dörtlüğünde şu duygularıyla çıkıyor okurlarının karşısına:

Sen olmadan ben bir işe yaramam,
Senden başkasını asla saramam,
İnan ki cennete bile varamam,
Zaten cehennemde hep yanıyorum.

Sevgi arar iken bela bulmuşum,
Zindan gözlerine tutsak olmuşum,
Ellerim zincirli, kölen olmuşum,
Kalbime kelepçe vuramıyorum.

Ve hemen, vakit geçirmeden Mansur Ekmekçi’nin ‘Asi gözlüm’ adlı üç dörtlükten meydana gelen şiirinin mısraları arasına bir göz atalım; Yokluğun hasretiyle yanıp tutuşan şairemiz, “Bitir bu hasreti, gel asi gözlüm” diye davette bulunuyor. Sonra bu şiirin iki dörtlüğünde şu duygularla çıkıyor ortaya:

Gel ey asi gözlüm, benzin solmadan,
Bırakma elimi, vaktim dolmadan,
Canımda bir can ol, ecel bulmadan,
Bedenim senindir, gel asi gözlüm.

Yemeden, içmeden kesilmeden gel,
Ayaklar altında ezilmeden gel,
Nefesim kursağa dizilmeden gel,
Yüreğim senindir, gel asi gözlüm
***
Bekir Konçi duygularından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Kütahya ilimiz merkezinde yaşayan, buradan seslenen, vefayı İstanbul’da bir semt olarak görmeyen, isim ve kalem sahiplerimizden Bekir Konçi’nin iki şiiri var masamda.
Bu şiirler, Düş değil mi? Ve Yaz akşamı sensizliği adlarının taşıyıcıları.
Ömrün uzunluğu veya kısalığından ziyade, dolu dolu ve verimli, geçmesinin doğruluğu noktasından hareket ediliyor ‘Düş değil mi?’ başlıklı şiirde. Çile dolu günlerin getirdikleri, götürdükleri anlatılıyor. Sonra şöyle sesleniyor:

Bakarsın, bir anda bitmişsin,
Ömrün akmış bir su gibi,
Hiç anlamadan gelirsin,
Ömür denilen zamanın,
Hesaplaşma kapısına..

Topla, çıkar, böl kalanları yıllara, bakalım nelerle karşılaşacaksın soruları ortaya konuluyor bu şiirde.
Sonra ‘Yaz akşamı sensizliği’ başlıklı şiirin mısraları arasında gezeriz Bekir Konçi’nin. Bu şiirlerde yaz akşamı yalnızlıklarında ki otobüs terminallerinde ki burukluklar anlatılıyor. Gecelerin mağrur sessizlikleri hareket noktası yapılıyor. Bir yolculuk öncesi, sonrası duyguların harman olduğunu görüyoruz. Muavin ve şoförün bakışlarının altındaki gerçeklerin getirdikleri seriliyor gözler önüne.

Yüzünden belli yol yorgunluğu
Yinede gıran tuvalet,
İki dirhem bir çekirdek,
Sanırsın uçak pilotu sanki,
Gömleğinin omzunda apoletleri,
Peronlarda koşan insanlar,
Ve benim gibi bekleyenler var,
Hasretle sevdiklerinin..

Bekir Konçi’nin bitmeyen duyguları, sonu gelmeyen anlatılanları efendim. Tebriklerimi sunuyorum.
***
Rize’den gelenler
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Gazeteci dostum, Zümrüt Rize Gazetesinin sahibi, Rize Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faik Bakoğlu postaları dolu dolu, koli koli geliyor. Bunlar içinde, gazeteler dergiler, Rize hakkında yayınlanmış, broşür ve kitaplar yeralıyor.
Son gelenler içerisindekilerden:
1-Rize Valiliğinin yayınladığı, Her Mevsimin kenti Rize, Rize akarsu sporlar, Jip Safari rotaları, Doğa yürüyüşü rotaları, Bir bakışta Rize adlı broşürler dikkat çekiyordu. Gezi rehberinin girişinde:
“Rize’nen yemyeşil yaylalarında ve Kaçkar Dağları’nın eteklerinde dolaşırken, hangi mevsim olursa olsun, yanınızdan yağmurluğunuzu veya şemsiyenizi eksik etmeyin” deniyor. ,
Bu Rize’nin iklimiyle ilgili bilgi veren çok önemli bir cümle olarak görülüyor.
M.Ö.2 bin yılbaşlarında tarım ve hayvancılıkla uğraşan bazı toplulukların yaşadığı yörenin yazılı tarihi MÖ.7. yüzyılda Miletli denizcilerin yaptıkları seferlerle başlar, cümlesi Rize’nin tarihi hakkında verilen bilgilerin başlangıcı olarak görülüyor.
2- GREEN LİFE DERGİSİ: Rize Çayeli’nde Haber 53 Yayın Grubu tarafından yayınlanan.
Pırıl pırıl baskı tekniğiyle dikkat çeken bu derginin sahibi: Ali Kemal Atik
Yazı İşleri, Zekeriya Sarıhan, Cahit Atik ve Hakan Beyaz’dan oluşuyor.
Katkıda bulunanların sayısı bir hayli fazla maşallah...
Yönetim yeri: Yeni Pazar Mh. Yeni Belediye Sitesi, Kat. 2 Çayeli-Rize, olarak kaydediliyor.
3- VİA DERGİSİ: İstanbul’da iki ayda bir yayınlanıyor.
Sahibi Tayfun Döşkaya,
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Cenk Hayırlıoğlu.
Yazışma adresi: Yenişehir Mhl. Dedepaşa Cad. No:19 Kadıköy-Pendik-İstanbul.
Magazin ağırlıklı haberleriyle dikkat çeken bu dergimizin getirdikleri önem taşıyor.
Marka öyküsü, Dünya markaları, Gezi kayak merkezleri, Teknoloji, güzellik, söyleşi, parfüm, mücevher, ajanda gibi başlık altında verilenler, vermek istediğimiz getirilenler olarak dikkat çekiyor.
***
Ali Gözütok’un yazdıklarından
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şair, yazar ve araştırmacı, Antalya ilimiz merkezinden seslenen Ali Gözütok’un yazdıklarından seçtiğimiz şiirlerden ikisi var masamda.
Bu şiirler Neden?
Ve Aşk ve sevda üstüne adlarının taşıyıcıları...
Neden? Adlı şiir uzunca bir anlatım...
İnsanoğlunun inkârcı ve isyankâr oluşunun nedenleri üzerinde duruluyor, bazı önemli noktalar üzerinde dikkat çekiliyor. Beş ayrı bölümden oluşan bu şiirin bir bölümündeki Ali Gözütok duyguları şöyle:

Bu kindarlık niye?
Niye insanoğlu düşman ötekine?
Nebinin, Velinin saygıyla bastığı yere,
Kanla kirletmek niye?
İnsan,
Niye zulmet tohumu ekti gülistana?
Niye kin bayrağı açtı,
Niye kardeş kardeşe düştü,
Niye?
Bunca düşmanlık niye…

Bu soruların cevaplarının araştırılması, bulunması ve dikkatle üzerinde, üzerlerinde durulması gerekiyor.
Aşk ve sevda üstüne adlı Ali Gözütok şiiri, yine Gülce edebiyat akımı şiir türlerinden birisiyle oluşturulmuş. Dört ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiirde, aşkın kapıyı çalmasıyla, haberlerin gaipten gelmeye başlayışı üzerinde durularak, yola çıkılıyor, anlatımlar başlıyor. Bir bölümü şöyle bu şiirin:

Aşkın düştüğü yürek, taştan olsa da yanar,
Kara sevda çekenler, har ateşlerde donar,
Yaslanır dert küpüne, çile taşından kanar.
Hasret çeken gönüle, dolar damla damla yaş,
Hicran yapısı budur, sen ne dersin arkadaş?.

Ali Gözütok, yeni şiirleriyle bizimle selamlaştıkça bu şiirlerin mısraları arasındaki gezintilerimizi sürdüreceğiz efendim.
***
Gülser Çetin Doğan’dan iki şiir
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Adana ilimiz merkezinden, şair, yazar ve araştırmacı Mansur Ekmekçi aracılığıyla bana ulaşan şiirlerden ikisi Gülser Çetin Doğan imzasının taşıyıcısı.
Hecevezni türüyle oluşturulmuş, şekillendirilmiş ‘Düşünemiyorum’ ve ‘işte’ adlı şiirler var masamda.
Üç ayrı dörtlükten meydana gelen ‘Düşünemiyorum’ adlı şiir, aklın baştan alınıp gidildiğinden, onsuz hayatın düşünülemediğinden, gönül sarayının yıkılıp gidildiğinden hareket edilerek söze başlanıyor.
İki dörtlüğünde bu şiirin şu duygulara yer veriliyor:

Gülmüyor gözlerim, matem tutarken,
Kararttın dünyamı güneş batarken,
Bu sevdan çoğalıp beni yutarken,
Sensiz hayatı düşünemiyorum.

Gülce’yim kırıldı şimdi kollarım,
Çiçeğim açmadan soldu dallarım,
Meçhulden meçhule gider yollarım,
Sensiz hayatı düşünemiyorum..

Gülser Çetin Doğan ‘İşte’ adlı şiirinde dört ayrı dörtlükle sesleniyor. Bu şiirin girişinde, sevdiği kişinin ettiklerinin saymakla bitmeyeceğinden, artık takatının kalmadığından, zorda koyup gidişinin sayısının belli olmadığından, her darbede bin kez kırıldığından sözederek yola çıkıyor, anlatıma başlıyor.
Arkasından iki dörtlüğünde bu şiirin şöyle sesleniyor:

Kader ile açtın benim aramı,
Tabipler sarmıyor gönül yaramı,
Tövbe ettim içmem artık haramı,
Bir acı sözüne vuruldum işte.

Sanma ki Gülce dünyaya sığar,
Bu kara talihe güneş mi doğar,
Kararır bulutlar üstüme yağar,
Ölmeden kefene sarıldım işte.

              Gülser Çetin Doğan, anlatımlarındaki rahatlığıyla dikkat çekiyor.