6 Temmuz 2009 Pazartesi

Bulgaristan’daki
Belene Adası Ölüm Kampından

Prof. Dr. İsa KAYACAN
1984 ve 1985 yıllarında, Bulgaristan’da yaşayan Türklerle ilgili gelen haberler yürekler acısıydı. O yıllar, Türkler için azap yıllarıydı, cehennem görüntülü günlerdi.
Jivkov adlı bir diktatörün, dikta rejiminin uygulamaları, Türklerin zorla Bulgarlaştırılmasına yönelikti.
Yayın yeri Bulgaristan olan, “Tuna Boyu” Dergisinin, Ocak-Şubat ve Mart-Nisan 2009 sayıları, 53,54 ncü sayıları ayrı ayrı yayınlandı ve bize ulaştı. “Tuna Boyu”nun 54 ncü sayısında, Latif Karagöz’ün, Belene Kampına gönderilen Hasan Ocaklı’yla yaptığı bir röportaj vardı. Cevapların, tarihe düşülmesi gereken notlardan oluşu nedeniyle, bu röportajdan bazı alıntılar yapmak istedim efendim:
Hasan Ocaklı, 21 Ocak 1985 tarihinde vatan haini gibi suçlanarak, Belene temerküz kampına gönderiliyor. Latif Karagöz soruyor, Hasan Ocaklı cevap veriyor. Cevaplardan bazıları:
1- Adı geçen temerküz kampı, yıllar önce hazırlanmış bir cehennem yeridir. Sviştov taraflarında Tuna nehrinin içerisinde bir adacıktır bu yer. Komünizm dikta rejimine karşı çakınlar, burada “misafir” ediliyorlar.
2- Bizler, işaretlenmiş sakar koyunlar gibiydik. Dikta rejiminin hizmetkârları bizi kanlı gözleriyle yutacaklarmış gibi önlerine katarak, koğuşlara serpiştirdiler. Burada bulunan biz Türkler, ortalama 500 kişi dolayındaydık.
3- İlkten onlar bizleri koyun gibi gördüler, cahil insanlar hesap ettiler. Kitap, defter, kalem vererek, sözde bizleri eğiteceklerdi. Maalesef burada bulunanların çoğu okumuş kişilerdi. Öğretmen, doktor,mühendis vs. kara damga vurulmuş insanlar
4- Ellerimize kazma, kürek, çapa vererek bizleri yıldırmak için işe koştular. Hemde bizleri polis ve polis köpekleri nezaretinde çalıştırdılar. Hergün bizleri türlü işlerde çalıştırarak, tam birbuçuk yıl sonra, Bulgarlarla meskun bölgelere dağıttılar. Ben mesela Vidin’in Dranovets köyüne gönderildim. Orada, yıkık dökük bir evde, farelerle beraber tam üç yıl ömür törpüledim.
1989 yılının ilkbaharında yani 25 Mayıs tarihinde eve geldim gelmedim, hemen bir emir geldi “haydi sınır dışı ediliyorsunuz!”
5- Dünyanın baskısından korktuklarından dolayı, bizlerden kurtulmak için Avusturya’ya sözde iltica ediliyorduk. Ama orada bir hafta kalır kalmaz, 31 Mayıs’ta uçakla Türkiye’ye getirildik.
Hasan Ocaklı: 1950 yılında Bulgaristan’da doğdu. İlkokulu Küçükler (Malko selo) köyü, Ortaokulu Hamzalar (Filaretovo) köyünde okudu. Omurtak Tarık Meslek Lisesi (1968), Burgaz Öğretmen Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü (1973) mezunu olan Hasan Ocaklı, Malko Selo, Filaretovo, Tiça ve Yablanovo köylerinde öğretmenlik yaptı.
Ocak 1985’de Bulgaristan’da Türkleri eritme kampanyasına karşı çıktığı için tutuklandı. “Garaj” dedikleri Sliven Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde, iki aya yakın sorgulandı ve Devlet Güvenlik güçleri tarafından yargısız olarak Belene Adası ölüm kampına sürüldü.
Buradan, bir daha memleketine dönmemek üzere Vidin’in Drenovets köyüne (Temmuz 1986) aktarıldı. Oradan da sınır dışı edilerek Viyana’ya (Mayıs 1989) gönderildi. Aynı ayın sonunda uçakla İstanbul’a geldi. Çorlu’da beden eğitimi öğretmenliği yaptı ve 2004 yılında felç geçirerek, malulen emekli oldu. Evli ve iki çocuk babası olan Hasan Ocaklı’nın eserleri;
Su ve Kan (şiir, 1995), Bir Delice sevda (şiir, 1997), Sürgün Nehrin Türküsü (şiir, 2003), Yaban Güvercinleri (şiir, 2008)
***
İki kitap bir şiir
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Bana gelen kitapların sayısında azalma yok Maşallah.
İki kitap var masamda. Bunlardan kısa kısa söz etmek istiyorum öncelikle:
DERİNLİKLER
Yılların gerilerine gittiğim, 1970’li yıllara indiğimde, Sivas ilimizdeki liselerden birinde Fransızca öğretmenliği yapan, Hüseyin Çiftçi imzasıyla sütunlarda, sayfalarda karşımıza çıkan, bizimle merhabalaşan bir hocamızın kendi kitabının adı: Derinlikler. 52 sayfaya minik şiirler serpiştirilmiş. Hüseyin Çiftci şiirlerinden biri:
Kuşları emziren,
Sesler görüyorum.
Şiir, devlet bilir mi,
Kendini?.
Hiçliğin biçimi,
Olmak.
Toprağın safı,
Kartal olur,
Çakır dikenine.
Hüseyin Çiftçi’nin yazışma ve iletişim adresleri: P.K.5 Avanos-Nevşehir. GSM.0546-590 70 05 .
Bir başka kitap. Yani, yazımızın ikinci kitabı İzmir’den geldi. O’nun sayfalarında mini bir gezinti yapalım:
SÖZ YIKAR KENDİNİ
Ecz. Z. Nesrin İnankul’un 80 sayfalık şiir kitabı. Karabük Kültür ve Sanat Derneği Tay Dergisi yayınları arasında Günyüzü görmüş bir kitap bu. Mısralarında güçlülük belirtileriyle dikkat çeken bir isim ve imza Z. Nesrin İnankul. Şairlerinin bazıları uzun soluklu. Bu uzunluk görüntüsü içindeki mısralar arasındaki uyum göz dolduruyor.
Sayfa 38’de yeralan “gittim” adlı ve başlıklı şiirinin ilk dörtlüğü efendim:
Sabrımı zorladın yıllardan beri,
Taşınca yollara vurup da gittim.
Özenle yonttuğum kutsal eseri,
Umut tükenince kırıp da gittim.
Şimdi sıra, bendenize ithaf edilen bir şiirde. Buyurun birlikte gözden geçirelim:
BİR ÇINAR: İSA KAYACAN (Şengül Özerkan)
Bir güneş doğdu,
Karanlık köşelere çekilmiş,
Şiirlerimin üstüne.
Uyandılar, canlandılar,
Okundular, birbir,
Adı konmamış şiirlerimin,
İsim babası oldu,
Koca çınar: İsa Kayacan.
Kimi zaman umut,
Kimi zaman gözyaşı,
Perde perde çığlık oldular,
Hayat buldular.
Koca çınarın gölgesine
Sığındılar.
Sararmış defter sayfalarından
Çıkarıp başlarını,
Şiir dostu,
Şair dostu İsa Kayacan’la,
Yaşama karıştılar.
*Şengül ÖZERKAN (Ankara, Mart 2009)
***

Kitapların içinden
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Bana gelen kitapların azalması için dualar ettim. Ama, dualarımın az bir bölümü kabul oldu.
MEHMET ÇETİN’in ÜÇ KİTABI
Burdur iline bağlı Bucak İlçesinde, Adem Tolunay Fen Lisesi öğretmenlerinden hemşehrim Mehmet Çetin’in üç kitabı yeniden basıldı, Günyüzü gördü. Bunlar:
-Süzülen Sözler,
-Şu Ders Çalışma Dedikleri,
-Uzun Çizgiler, adlı kitaplar.
Sözülen Sözler, adlı kitap Mehmet Çetin’in meslektaşı Kadir Karahan ile birlikte genişleterek yeniden bastırdıkları, yayınladıkları ortak kitap.
Mehmet Çetin, genç öğretmenlere tavsiyelerde bulunarak; “Hayatın içindeki konuşmalar, hiç şüphesiz kitaplardaki konuşmalarla aynı olmuyor. Bu nedenledir ki, gelişmek için, bir kitaba sığdırılmış sloganları ezberlemek yetmiyor” diyor.
Not: Mehmet Çetin ve Kadir Karahan dostlarım… Burdur doğumlu iseniz, “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları-2” adlı kitabımda yer almak üzere birer fotoğraflarınızla, kısa birer biyografinizi P.K. 15 A. Ayrancı-Ankara adresine bekliyorum efendim.
İHSAN IŞIK-ŞİİRLER
Eğitimci, onlarca cilt biyografik ansiklopedinin yazarı İhsan Işık’ın “İhsan Işık-Şiirler-1968-2008” adlı 88 sayfayla Elvan Yayınları arasında Günyüzü gördü. Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümündeki “Yağmurlu Kent” adlı, başlıklı şiirden bir bölüm:
Önce iplik iplik başladı yağmur,
Sonra bir nehir gibi dolaştı şehri,
Birer mektup gibi pencerelere,
Ulaşıp unlattı çılgın bir yağmur.
Bir başka şiir kitabı, İsmet Bora Binatlı’ya ait. Bu kitap:
*
BENİM İÇİN DE AĞLA
İsmet Bora Binatlı, Ankara’lı şairlerden… Sanat edebiyat dünyasındaki ayak seslerini hızlandırmak istiyor. Böyle bir çabas, gayreti var. Yeni bir şiir kitabı ulaştı bana.
1978 sayfayla Günyüzü görmüş. Önsöz, Güzide Gülpınar Taranoğlu’na ait. Kitabın ilk şiiri “Cemalini isterim” adıyla karşımıza çıkıyor. Buradan bir bölüm, ilk dörtlük:
Güneş ufuktan yükselir,
Yok olur bende suizan,
Yüreğimde bayram olur,
Göğe yükselirken ezan..
Bir gazete.. Afyonkarahisar-Başmakçı’dan Hüsamettin Tat’ın yayınlamaya başladığı, “Yenigün”.
GÜNÜN HABERİ: Afyonkarahisar ilimize bağlı Başmakçı ilçemizde, Hüsamettin Tat tarafından haftalık normal boyutuyla 8 sayfa yayınlanan “Yenigün” Gazetesinin 22. sayısı bize ulaştı.
***
Yolculuk’ta Burdur
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Hepimizin sık sık veya belirli aralıklarla yolculukları olur. Yollardan gelir geçeriz. Yani yolculuk yaparız.
“Yolculuk” adıyla yayınlanan dergi ve gazetelerle, sık olmasa da karşılaştığımız olur.
Kamil Koç. Bir otobüs firması. Bendenizin tercih ettiği bir firma. Yol kartımla, yolculuğum ayrı bir anlam kazanıyor.
Kamil Koç otobüslerinde, koltuğunuz önünde-önceki koltuğun arkasında “Yolculuk” adıyla bir dergiyle karşılaşırsınız. Bu derginin sayfaları arasına döndüğünüzde, genel kültür ve turizm açısından gerekli bilgilerin yer aldığı sayfalarda gezmeye başladığınızda yolculuğunuzu unutur, evinizde bir dergi, kitap veya gazete okuyor gibi zamanın içinde kaybolup gidersiniz.
Yolculuk dergisi ortalama 120-130 sayfayla okurlarının, bundan önceki yolcularının karşısına çıkıyor, çıkarılıyor. Bu derginin, Kamil Koç Otobüsleri A.Ş adına sahibi: Ceyda Ataç, yayın yönetmeni-sorumlu müdür: Ceyda Taşdelen, Yayın kurulunda: Sema Gülez, Ceyda Taşdelen, Faruk Akbaş, Berna Çetin Akgün, Köksal Kayhan isimleri yer alıyor. Daha pek çok isim ve imza var Yolculuk dergisinin yönetiminde görev alan veya yayınında emeği geçenler olarak görünen.
Yolculuk dergisinin Mart 2009 ayına ait 57 nci sayısı. Türkiye defteri içerisinde “Burdur”. Doğum yerim Ece Köyü, Tefenni ilçesinin bağlı olduğu Burdur.
Bu dergide Burdur’dan sözedilir de, ben dururmuyum. Batı Anadolu’nun tarihte ilk sayfası Burdur’dan sözediliyor.. Burdur bölümüne, sayfalarına geçmeden Ceyda Taşdelenin “Bahar rehberi” sütunlarından birkaç cümle nakledelim:
“Şu an bizi doyuran, kollayan, bizlere kol kanat geren ve ev sahipliği yapan bu topraklara olan borcumuzun en azından bir kısmını, onu koruyarak ödeyebiliriz. Bunun için işte, önce onu gerçekten tanımak için yola düşmeli, sonra gözlerimizle gördüğümüz yok oluşa karşı, hep birlikte dimdik durabilmeliyiz”… Doğru söze nedir? Alkışlanır, kutlanır ve tebrikler sunulur..
Yolculuk dergisinin 44 ncü sayfasında başlayıp 54 ncü sayfada sona eren Burdur anlatımları, görüntüleri. “Batı Anadolu’nun tarihte ilk sayfası: “Burdur” başlığından sonraki anlatımlar. Yazı: Berna Çetin Akgün. Fotoğraflar: Faruk Akbaş. Bölüm içinden, spotlar olarak verilenlerden: (önce girişten);
- Batı Anadolu’nun en eski yeri olarak bilinen Burdur, 9 bin yıllık tarihe sahip bir kent. Teke yöresi olarak bilinen bölgenin kültür başkenti olduğu ifade edilen kentte, bugün hala çeşitli medeniyetlerin izleri bulunuyor.
- “Burdur Evi” olarak da adlandırılan Baki bey Konağı, konağın planı ve ahşap süslemeleriyle 17. yüzyıl Osmanlı mimarisinin güzel bir örneğini teşkil ediyor.
- Gölleri, antik kentleri, sivil mimarisi ve zanaatlarıyla keşfedilmeye doymayan Anadolu kentlerinden biri Burdur.
- Suyu oldukça tuzlu olan Burdur Gölü, ülkemizin en derin göllerinden biri. Aynı zamanda, giderek kuruyan ve kirlenen göllerimizden.
- Burdur Müzesi, milattan önce 7 binli yıllardan günümüze kadar, yaklaşık 9 bin yıllık bir tarihi ve kültürü temsil ediyor.
Değişik konular yanında, Burdur’a, Burdur’dan söz ederek sayfalarında yer veren Yolculuk dergisi yöneticilerini kutluyor, tebriklerimle, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
***
Barışa özlem
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Şiirimizin beş yıldızlı çınarı, 09 Mayıs 2005 tarihinde kaybettiğimiz, rahmetli Ahmet Tufan Şentürk ağabeyimin şiirlerinden birinin adı başlığımız: Barışa özlem.
Birlikte hazırladığımız “Armağan–4” adlı kitap, Ahmet Tufan Şentürk’ü anlatıyor. Yayın öncesi klasörler dolusu şiirlerinden seçmeler yaparken, bazı şiirlerini dostlarına ithaf etti…”Şu şiir şunun, bu şiir şunun” diye yazdırdı, not ettirdi. “Armağan-4” adlı kitabın 123 ncü sayfasında yeralan “Barışa Özlem” adlı şiiri 1959 yılında Ankara-Saimekadın’da yazılmış. Bu şiir “Gazeteci dostum Naci Alan’a ithafıyla anılan kitapda yeraldı. Üç ayrı bölümden oluşan bu şiirin girişi, daha doğrusu ilk bölümü şöyle efendim:
Size sesleniyorum cümle insanlar,
Ne olursa olsun dinimiz,milliyetiniz,
Bırakın kavgayı, kini garezi,
Atın silahları ellerinizden,
Nedir bu çabanız öldürmek için?
Ne istiyorsunuz, birbirinizden?.
Suda balıklar tedirgin,
Gökte yıldızların rahatı kaçtı,
Bir gün yıkılacak ihtiyar dünya,
Elinizden..
Sonra Ahmet Tufan Şentürk hoca, karıncaların, ağaçların, kuşların tedirginliğinden söz ediyor, dağların birbiriyle konuşmadıklarının dikkatini çekiyor, bu dünyada her şeyin yerli yerince olmasına rağmen, sıkıntıların insanoğlundan kaynaklandığından söz ediyor uzun uzun. Sonra şöyle sesleniyor:
İnsan doğduğuna pişman,
Unuttuk, sevmeyi, sevilmeyi,
Bir çaba ki bitip tükenmek bilmez,
Dünyada kardeşçe yaşamak lazım,
Neden korkuyoruz birbirimizden?..
Ahmet Tufan Şentürk ağabeyimin mekanı cennettir inşallah. O’nu sürekli anıyor,arıyor ve özlüyorum..
SEVGİDE CİMRİLİK
Fatma Uçarlar, “minicik yüreğe binlerce sevgiler sığarken ve hayat sevince güzelken nedendir bilinmez, sevmeyi bilen bir insan bir başkasını da severse kıyamet kopar. Sevgi nedir?. Verirsen eksilir mi?. Nedir bu sevgide yaşanılan cimrilikler?” dedikten sonra, “Keşke, keşke, sevgide cimrilikler yaşanmasa, seven kalpler hep birbirine açılsa, tüm insanlar sevgiyle dolup, sevgiyle kucaklaşsa” temennisinde bulunuyor. Bu anlatımlarının arasına bir de şiir yerleştiriyor Fatma Uçarlar. Şiir şöyle:
Diyorum ki;
Neden hep sevenler mahzun?,
Kalp sevgiyle çarparken,
Hep sevilenden yoksun.
Örselenen, ezilen,
Sevgi dolu yürekler,
Yücelen, yüceltilen,
Daima sevilenler.
Yeter artık,
Dünya tersine dönmeli,
Seven kalpler,
Sevgiyle ödüllendirilmeli…

***
Sırayla
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Şiirlerinden örnekler vereceklerim var sırayla. Bunlar şöyle sıralanıyor efendim:
VAR SELAM SÖYLE (Ahmet Tufan Şentürk)
Ahmet Tufan Şentürk hocanın, ağabeyi Mustafa Şentürk’e ithaf ettiği 9 dörtlükten meydana gelen “Var Selam Söyle” adlı, başlıklı şiirinin ilk dörtlüğü:
Yıllar var ki, ayrı kaldım sılamdan,
Git kardeş sılama var selam söyle.
Kavuş köyümüze dolaş beni an,
Git kardeş sılama var selam söyle.
Güzide Gülpınar Taranoğlu “Nefesin gelir” adlı, başlıklı şiiriyle sesleniyor bize, okurlarımıza:
NEFESİN GELİR (Güzide Gülpınar Taranoğlu)
Dört 4’lükten meydana gelen bir şiir “Nefesin gelir”. Güzide Gülpınar Taranoğlunun bu şiirinin ilk dörtlüğü:
Ağaçta yaprakta dalda gözlerim,
Denizde kayıkta salda gözlerim,
Kapanmak bilmiyor yirmi dört saat,
Hep seni bekliyor, yolda gözlerim.
Ve Isparta ilimiz merkezinden Fatma Uçarlar. “Yitirdik” adlı, başlıklı dörtlüğünde şöyle diyor:
YİTİRDİK (Fatma Uçarlar)
Koskoca bir sevdaydı yaşadığımız,
Kıymetini bilmedik, hemen yitirdik,
Beklerken daha büyük mutlulukları,
Elde olanları da hemen yitirdik.
BİR ZAMANLAR
Nurten emre, Bursa ilimiz merkezinden sesleniyor. “Bir Zamanlar” adlı, başlıklı şiiri beş dörtlükten meydana geliyor. Geçmişin özlemiyle dolu olan, sözkonusu şiirin bir dörtlüğü şöyle:
Bir zamanlar bahardım,
Ne çabuk güze döndüm,
Sen bunu fark etmeden,
Benden uzağa gittin.
Sağlıklı ve başarılı bir yaşam diliyorum efendim.
SEVİL MISIRLIOĞLU
Sevil Mısırlıoğlu, ülkemiz nüfusunun 72 milyon şair ve yazarından biri değil. İlk beş bin şair ve yazarından biridir.
Yazdıkları, yayınladıkları, bir dinlendirme ve değerlendirmenin ürünüdür.
Şiirdeki başarısını, nesirle-düzyazıyla birleştiren Sevil Mısırlıoğlu, Hatay’ın, Güney’in edebiyat temsilcisidir.
Dili sade, anlatımlarındaki duruluk, O’nun sanat ve edebiyat yolculuğundaki aldığı mesafelerin km. taşlarıdır.
Duygularını dışa yansıtırken, samimiyet ve gerçekçilik ilkelerinden hareket ederken, kendisine yakışan anlatım bütünlüğü içindeki mısra ve satırlarıyla fark edilen, sayfa ve sütunlarda karşımıza çıkan bir isim ve imzadır Sevil Mısırlıoğlu.
***

Çeşitleme
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Yıllar yılı, “çeşitleme”lerimiz oldu. Olmaya devam edecek. Konu değişiklikleriyle ortaya koyduğumuz yazılar oluyor bunlar. Bugün gündemimizde:
HÜKÜMETİN BASKISINI
M.Ercan Taraşlı Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı. Burdur’da Burdur Belediyesince düzenlenen “Medyanın Gücü konulu panelin yöneticiliğini yapan M. Ercan Taraşlı konuşmalarının bir yerinde;
-“Kontrolsüz güç, güç değildir. Medyanın gücü yasalarla sınırlıdır. Gücün önünde uyulması gereken yasaklar var. İktidarların gücü var. Ticari işletmelerinin varsa, hükümetin baskısını üzerinizde hissedersiniz…Yalakalık, yağcılık yapılmadığı sürece, kimse yerel gazetelerin göbek bağını kesemez” (Burdur Gazetesi, 04.08.2008)
AFFEDEMEM Kİ
Melahat Ecevit hocanımın yeni şiirlerinden biri. 28 Temmuz 2008 tarihinin taşıyıcısı. Yazılış tarihi bu. Şiirde “Affedilmeyecek” kadar suçlu görünenin karşısına dikilen mısralar bunlar.
-“Bu nasıl sevmektir yaktın başımı/Oynattın yerinden sabır taşımı/Boğazıma dizdin lokma aşımı/Boşuna dil dökme, affedemem ki”… Demek ki, karşı taraf dil döküyor, bir şeyler söyleyip af diliyor…Ama, hocanım kararlı, affetmeyecek!
Sonra, saçının son karasının da ağarması, ömrünün genç sırasının harcanması, kanayan aşk yarasının çiğnenmesi nedeniyle daha çok kanadığını, sıralayıp, “boşuna dil dökme, affedemem ki” diyerek kesinlik içindeki tavrını ortaya koymaktadır.
Acılar içinde her şey anlamsız,
Kaçıncı gazeldir, döktüm zamansız,
Çıkardım kalbimden seni imansız,
Boşuna dil dökme, affedemem ki…
Sonrası; “El yerine koydun elimiş gibi/Bir gonca gül iken, kurumuş gibi/Kıydın yeşermemiş dalrdal Can Tüfekçi’nin kızı Hayal 09.08.2008 tarihinde Erdinç’le evlendi. Onlar davetlerinde; “Bir tutkudur yaşamak, yaşamın tüm güzelliklerini hissetmek ve paylaşabilmek… Biz de mutluluğumuzu sizlerle paylaşmak istiyoruz” diyorlardı. Mutluluklarının süreklirdal Can Tüfekçi’nin kızı Hayal 09.08.2008 tarihinde Erdinç’le evlendi. Onlar davetlerinde; “Bir tutkudur yaşamak, yaşamın tüm güzelliklerini hissetmek ve paylaşabilmek… Biz de mutluluğumuzu sizlerle paylaşmak istiyoruz” diyorlardı. Mutluluklarının sürekliliğini diliyoruz efendim.
KAYACAN HOCAM’A (Ali Bozkurt -Ankara)
Yıllarca okudun köprüyü geçtin
Tohumlar ektin mahsulun biçtin
İnsanlık adına hizmeti seçtin
Dualar sana, Kayacan hocam…
*
İlim toprağına fidanlar diktin
Açan çiçeklere bir ömür baktın
Canda pınar olup çöllere aktın
Çiçekler sana Kayacan hocam
*
Canlara gölgesin, çölde çınarsın
Susuz vahalarda akan pınarsın
Adalet yolunda gerçek Ömersin
Sümbüller sana, Kayacan hocam
*
O güzel gönlünde çiçek büyüttün
Veyselin çölünde sevdayı güttün
Fakir canlara hep iyilik ettin
Nergizler sana, Kayacan hocam
*
İlimin, irfanın saymakla bitmez
Kısmetten öteye zamanın yetmez
Mevsim hazansa bülbüller ötmez
Laleler sana, Kayacan hocam
*
Garip Bozkurt’um dostuma nazım
Yürekte başlar ince bir sızım
Hakkın makamına yetmez avazım
Şiirler sana, Kayacan hocam..
***

Geçmişten, Çınar dergisi
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Sıklıkla geriye dönüp bakanlardanım. Böyle yapılmasının doğru olduğunu da yine sıklık içinde söylüyor, yazıyor, kaydediyorum.
Bir dergi: İlim, kültür ve sanatta: Çınar.
Ocak-Şubat 2000 aylarında 62 ve 63 ncü sayıları yayınlanmış Çınar’ın. 64 sayfalık Çınar’ın, Bayrak Yayıncılık ve Matbaacılık Ltd. Şti. adına sahibi: M. Ferit Edibali. Genel Yayın Yönetmeni: Tahsin Serdaroğlu. Yayın danışmanı: Hacı Ali Özdemir. Yazı İşleri Müdürü: Osman Arslan. Ankara’da yayınlanmış.
Çınar imzasıyla, insan ve toplum örneklerinin VI ncısı verilmiş bu sayıda başyazı görünümünde. Bir yerinde:
-“Hafızada var olan bilgi hatırlanır. Hafızada önceden var olmayan bilginin hatırlanması olmaz. Buna bilgisizlik denir” deniyor.
Çınar’ın elimizdeki sayılarında imzası bulunanlardan bazıları:
-Yunus Nadir Ünlü, Mustafa Demir, Selami Yıldırım, Abdullah Kılıç, Zeynep Kurnaz, Turgut Şahin, İsmail Aydın, Osman Yılmaz, İdris Taşpınar, Ertuğrul Şakar, İlknur Baytaroğlu.
Yıldız Nadir Ünlü’nün “Bakışıp duruyoruz” başlıklı şiirinden bir dörtlük alalım aşağıya. Buyurun:
Masallar ülkesinin fakir bekçileriyiz,
Hazineler üstünde çöküp duruyoruz…
Hantal, müflis sistemin gafil cenkçileriyiz,
İdraklarımız bağlanmış, kakışıp duruyoruz.
Osman Arslan, uzunca araştırmasının, yorum ve değerlendirmesinin bir yerinde, “O satıh bütün vatandır” başlığının altında; “İslam-Türk kültürünün küreselleşmesinin çıkmazları karşısında sahip olduğu çözüm yollarının önünü kesmek sadece milletimize değil, insanlığa karşı bir suç işlemektir” diyor.
Yüce İpek “Ezan bekleyen cemaat” başlıklı şiirinin iki dörtlüğünde şöyle seslenmekte:
Cami avlusunda şadırvan başı,
Abdest alan müminlerle çevrili,
Bir çınar yükselir, bilmem kaç yaşı?
Geçmişi anlatsa, olsada dili.
*

Arada çıkarıp cep saatini,
Söyler diğerine kanaatini:
Şu kadar dakika kalmış ezana,
Fark ederler ömür erimiş hazana.
Çınar dergisinin sayfalarında yer alanlar, elimizdeki sayı (sayılarında) yer alanlar, o günden bugüne süzülüp gelenlerdir. Okunan, anlaşılan, beğenilip takdir edilenlerdir efendim.
***
Önce bir kitap
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Önce bir kitaptan sözetmek istiyorum efendim.
Kitabın adı: Sevda Sadakatin Ustura Ağzıdır… İmza sahibi de sevda şairi İmdat Gümüş. Bir başka şahıs aracılığıyla bana ulaştırılan kitap, Ankara’da “Elvan Yayınları” arasında Günyüzü görmüş. 80 sayfayla okurlarının karşısına çıkmış, çıkarılmış. Önsöz de, sonsöz de İmdat Gümüş’ün kendisine ait.
Kitabın içindeki şiirler, yer yer resimlerle de zenginleştirilmiş. “Dostum, kalem erbabı Prof. Dr. İsa Kayacan hocama şiir tadında bir yaşam dileğiyle “cümlesinin altına imzasını atmış İmdat Gümüş. Teşekkürlerimi sunuyorum efendim. Sayfa 16’daki “Deli Rüzgar” a kulak verelim:
Nazında insaf yok, alevden beşik,
Verdiğin ıstırap her gün yaralar,
Ruhumu sorarsan deli sarmaşık,
Gönül sensiz inan bağlar karalar..
İmdat Gümüş’ün şiir konusu belli.Sevgi, sevdanın anlatımı, dışa yansıtılışı, yaşanışı.Bu konuda aldığı mesafenin önemliliğini, uzunluğunu burada kaydedelim. Tebrikler İmdat Gümüş.
BODRUM
İbrahim Uçar, Bodrum ilçemiz merkezinde yaşıyor. Bir şiirinde de Bodrum’un güzelliklerinden, genel görüntüsünden söz ediyor. İlk dörtlüğü şöyle bu şiirin:
Bodrum’un yazı başka, kışı başka,
Hep gelenler düşer aşka,
Çirkinleri güzel, güzelleri bambaşka,
Elde değildir, Bodrum’da düşmemek aşka..
Sağlıklı ve başarılı bir yaşam diliyorum efendim.
BODRUM
Isparta ilimiz merkezinde yaşayan Fatma Uçarlar’ın “Bodrum” adlı, başlıklı şiirinde ortaya koyduklarından, mısralara döktüklerinden:
Bir davetle geldim sana Bodrum’um,
Rüyalarım gerçek oldu, sevindim,
Kucağını açtın bana Bodrum’um,
Hülyalarım gerçek oldu sevindim.
*
Beyaz iki katlı, evlerin hepsi,
Kalenin üstünde mehtabın tepsi,
Denizin dalgasız, suyun ipeksi,
Yüreğim sevdaya daldı, sevindim…
*
Burada, yazımızın noktasını koymak istiyorum bir kitapla yola çıktık, iki ayrı şairden şiir örnekleri verdik efendim.
***

Üç Kalemden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Üç ayrı kalemin yazdıklarından, yayınladıklarından. Şairelerimizin şiirleri, bize ulaşanlar. Sırayla efendim:
BİRDAL CAN TÜFEKÇİ’den
Muğla ilimize bağlı, Dalaman ilçemizde yaşayan Birdal Can Tüfekçi’nin, “Dost diye diye” adlı, başlıklı şiiri var elimizde. Bu şiir dört dörtlükten meydana geliyor. “Ne varsa elimde pay edip böldüm” diye söze başlıyor Birdal hanım. Harmanının “dost diye diye” savrulduğunu anlatıyor.
Dalında kırılan taze bir gül olduğunu, yaprağının dökülürken bile “dost diye diye” bağırdığını dile getiriyor. Şiirin bir dörtlüğü:
Yarama tuz bastım senden gelince,
Umudum tükendi dost diye diye,
Hasretinin oku bağrım delince,
Aradım dermanı, dost diye diye.
Yolların özlemle beklendiği, yıllarca ağlandığı, ama yüreğinin buz tuttuğu ifadelerle sürdürülüyor.
FATMA UÇARLAR’DAN
Isparta ilimiz merkezinde yaşayan Fatma Uçarlar, “Ne olur” şiiriyle, üç dörtlükten meydana gelen şiiriyle, “Bu aşkı noktayı koymuşken tekrar/Gönül sokağımdan geçme ne olur” diye söze başlıyor. Yüreğinin vazgeçmeyebileceğini, bahane arayacağını, anlattıktan sonra, “Geçip de yaramı deşme ne olur” diyerek ilk dörtlüğün noktasını koyuyor. Bu şiirin ikinci dörtlüğü:
Gözler yaş dolsa da ayrıldı yollar
Sımsıkı sararken, boş kaldı kollar,
Mutluluk yanımda, durmaz hep sollar,
Ansızın yolumu, kesme ne olur…
Ve son dörtlükte; duyguların küllenmesi, duyguların sönmesi isteniyor. Ufak bir kıvılcımın yeniden yakalayabileceği uyarısında bulunuyor.
MELAHAT ECEVİT’DEN
Isparta ilimiz merkezinden, Melahat Ecevit hocanımın “Affedemem ki” adlı, başlıklı şiiri var masamda. Beş dörtlükten meydana geliyor. “Bu nasıl sevmekmiş yaktın başımı/Oynattın yerinden sabır taşımı” diye söze başlıyor Melahat hocanım. Bir lokma aşının boğazına dizildiğini ifade ettikten sonra, “boşuna dil dökme affedemem ki” diye cevap veriyor.
Sonraki dörtlüklerde; saçlarının son karasının ağartıldığını, ömrünün genç sırasının harcanıldığını, kanayan aşk yarasının çiğnendiğini, anlatıyor ve son dörtlükte şöyle nokta koyuyor Melahat Ecevit hocanım efendim:
Bundan sonra sakın beni arama,
Merhem kar eylemez oldu yarama,
Şimdi “çok pişmanım” diyorsun amma,
Boşuna dil dökme, affedemem ki..
Duygular, mısralara dökülenler… Acılar içinde hayatın anlamsızlığının, bir gonca gül iken kurutulmuşluğunun, ifade edilişi, mısralara dökülüşü, sıralanışı…
***

Deniz Güneşi’nden Sonra
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bir şiir kitabıyla yola çıkmak, söze başlamak istiyorum:
Hikmet Özdemir’in “Deniz Güneşi” adlı 76 sayfalık şiir kitabı yenilerde ulaştı bana. Alaşehir’den M. Cem Yiğit dostumun referansıyla ulaşan kitap, aynı adlı yani “Deniz Güneşi” başlıklı şiirle başlıyor. İki bölümü:
Kayalara çiğitlenmiş,
Deniz güneşi,
Hırslı sesler,
Tirşe tirşe yayılmakta.
*
Dağların ardından,
Çınlayan taşlara,
Ağaran köpüklere,
Nisbet eder deniz güneşi.
Ahmet Özdemir, deniz güneşinin sırrının derinliklerine inmiş, olup-bitenler hakkında detaylı bilgilere sahip olmuş.
Anlatım dili yumuşak, konu seçimindeki rahatlığı hemen hissedilen Ahmet Özdemir, 1946 yılında Afyonkarahisar ilimize bağlı Bolvadin ilçesinde doğdu. AÜ-Eğitim Fakültesinden mezun oldu. Ortaokul ve liselerde Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı.
SELAM OLSUN
Nurettin Göztepe, Fethiye ilçemizden sesleniyor. Selam olsun, şiirinde önce kendine selam veriyor, sonra tüm insanlara. Bir dörtlüğü şöyle bu şiirin:
Koru köyünün yaylasından,
O güzel temizhavasından,
Adeta bir kuş yuvasından,
Sizlere selam getirdim…
Sağlıklı ve başarılı bir yaşam diliyorum efendim.
YAVAŞ YAVAŞ
Fatma Uçarlar… Şiirleriyle, denemeleriyle bilinen isim ve imzalarımızdan. “Yavaş Yavaş” adlı, başlıklı şiirinin iki dörtlüğü Fatma Uçarlar’ın:
Fırtınadan korktum, sana sarıldım,
Sevgimi, sineme ser, yavaş yavaş,
Yara aldım insanlara darıldım,
Yaramı, elinle sar, yavaş yavaş…
*
Gittiğim yerlerde hep seni andım,
Seninle avundum, seninle yandım,
Her yürekte mutlak seven var sandım,
Aşkımı gönlünde yor yavaş yavaş…
Bugünün bitim noktasını burada koyuyorum efendim. Bir kitaptan, iki şairden, iki şiirden söz ettik. Öteki yazılarımızda merhabalaşmak üzere
***
Yeniden yeniden
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Bana yazılan şiirler… Bunların getirdikleri. Yeniden yeniden sütunlarımıza gelenler, getirilenler. Eskişehir’den Durşen Mert-Aşık Nurşah, 22 Mart 2009 tarihinde bendenize atfen yeni bir şiir yazmış. Önce bu şiir, arkasından Isparta ilimiz merkezinden Melahat Ecevit hocanımın yine bendenize atfen yazdığı bir dörtlük efendim:
HOCAM İSA KAYACAN (Aşık Nurşah)
Kalplerden kalplere gönül kalesi,
Özümüzde, hocam İsa Kayacan.
Şairlerin, ozanların sılası,
İzimizde, hocam İsa Kayacan.
*
Kaleminden damla damla sızdıran,
Yüreğini ilden il’e gezdiren,
Gazetelere haberler yazdıran,
Yazımızda, hocam İsa Kayacan.
*
Yapraklara sığmaz, methin var bizde,
Anlatmak isterim, çaldığım sazda,
Hakikatler ölmez, görülür gözde,
Gözümüzde, hocam İsa Kayacan,
*
Herkes sizin gibi olsa öz tütmez,
Dört duvar arası kalan söz bitmez,
Emekler, kalplerden silinip gitmez,
Sazımızda, hocam İsa Kayacan.
*
Birisi ben, hacı oldum bilindim,
Gözlerde gül iken, diken olundum,
Ne geçtim şu yardan nede bulundum,
Tezimizde hocam İsa Kayacan.
*
Saz bahane oldu, şiir geçmedi,
Seçen seçsin, Allah beni seçmedi,
Bu can bu Ab-ıyı boşa içmedi,
Feyzimizde, hocam İsa Kayacan.
*
Hak aşığı Yunus Emre yatıyor,
Programsızda o bize yetiyor,
Susturuldu bülbül, kargalar ötüyor,
Türkümüzde, hocam İsa Kayacan.
*
İnsan iki cihan için ölmeli,
Biri vatan, biri toprak bilmeli,
Kösdek değil, destek örnek olmalı,
Arzumuzda, hocam İsa Kayacan.
*
Kırk yıllık emeği, nasıl gizlerim,
Türkiye’me değil, sitem sözlerim,
Meğer körmüş bu gören gözlerim,
Sazımızda, hocam İsa Kayacan.
*
Eskişehir ilim, benim sarıldım,
Kültürüme hizmet ile varıldım,
Aşkı ile alemlerde görüldüm,
Sözümüzde, hocam İsa Kayacan.
*
Bu öykümü hayli naklettim size,
Sanatçıyız sizden hürmet var bize,
Bacın Nurşah hayran ülfetinize,
Çağrımızda, hocam İsa Kayacan.
Aşık NURŞAH (Eskişehir, 22 Mart 2009)
ABİMSİN (Mehalat Ecevit)
Prof. Dr. İsa Kayacan’a
Telefonum çaldı, gün pazartesi,
Tanımak ne mümkün hüzünlü sesi,
Derdin varsa anlat, bu neyin nesi?,
Sen benim, dünya ahret abimsin.
*Melahat ECEVİT (Isparta, 27.03.2009)
***

Sevsek
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Şiirlerle anlatmak istediklerimiz, Vermek istediğimiz mesajlar.. Hepsi ayrı ayrı kendi çerçevesinde, kendi ölçüsünde değer taşır.
AHMET TUFAN ŞENTÜRK:SEVSEK
Şairimizin beş yıldızlı çınarı, 09 Mayıs 2005 tarihinde aramızdan ayrılan Ahmet Tufan Şentürk’ün Armağan–3 ve Armağan–4 adını verdiği ve birlikte hazırlayıp, birlikte yayınladığımız “Armağan -4”ün 113 ve 114 ncü sayfalarında yer alan “Sevsek” başlıklı şiirini bana ithaf etme büyüklüğünde bulundu rahmetli hocamız. Bizzat yazdırdı. Burada, şiirin adından sonra” Dostum, Dr. İsa Kayacan’a” ithafı var. Sevindiğim, gururlandığım bir ithaf ediş.. Şiir serbest tarzda ve dört bölümden meydana geliyor. İlk bölümü:
İnsek derinliğine iç dünyamızın,
Enine boyuna baksak,
Korkmasak, korkutmasak,
Bir mutluluk duysak yüreğimizde,
Sevsek kuşları, çiçekleri, böcekleri,
İnsan olduğumuzu bilsek…
İkinci bölüm devam ediyor: “Baksak uçan kuşa, açan çiçeği/Selam desek ar›lara, karıncalara/Şafakta doğan güneşe /Gece yıldızlara, ay’a/Sokaklarda oynayan çocuklara/Yunsak, arınsak kötülüklerden/Unutmasak insan olduğumuzu”..
-Üçüncü bölümde söylenenler, verilenler, anlatılanlar şunlar: “Ayırmasak, ayrılmasak/Bölmesek, bölünmesek/Ölmesek, öldürmesek/Yunsak, arınsak kötülüklerden/Ezmesek, ezilmesek/Unutmasak insan olduğumuzu”… Son bölümde noktasını koyuyor Ahmet Tufan Şentürk hoca:
Kan, ölüm kokmasa ülkelerimiz,
Bir kurtulabilsek, dengesizlikten,
Bizim olduğunu bilsek, tümüyle bizim,
Havamızın, suyumuzun, güneşimizin,
Unutmasak insan olduğumuzu,
Yunsak, arınsak kötülüklerden…
Bunlardan sonra, söz söyleyebilecek, görüş ortaya koyabilecek var mıdır?. Varsa çıksın, gelsin söylesin…
FATMA UÇARLAR: KER‹M AYDIN ERDEM’e
Yaptığı hizmetlerin hepsi de çok güzeldi,
O bir farklıydı sanki, sanki o çok özeldi,
O kerim’di, O Aydın, ilkesi Erdem’di,
O mübarek gecede, duydum vuslata erdi.
Kazım Poyraz’ın söyledikleri, söyleyecekleri var aşağıda efendim. O, Manisa ilimiz merkezinden sesleniyor:
BENİ VURUP GEÇTİLER
Kazım Poyraz, Manisa ilimiz merkezinde yaşayan şairlerimizden. “Beni vurup gittiler” başlıklı, adlı şiiri yedi dörtlükten meydana geliyor. Gönül dünyas›nda yer edenlerin yansıyış biçimiyle etkilendiklerinin anlatımı yapılıyor bu şiirde. Bir dörtlüğü anılanşiirin:
Çile yumağı, sabırla örerim,
Aşıklar dergahında sır sorarım,
Kalplerden taşan o nuru ararım,
inananlar Hakk-meyini içtiler..
Sağlıklı ve başarılı bir yaşam diliyorum efendim
.

3 Temmuz 2009 Cuma

BURDUR’U BURDURLUYU SEVMEK
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Sevginin sınırı yok. Gösterilmesi, ortaya konulması, süreklilik haline dönüştürülmesi için, kararlılık ve inanmışlık ilk sırada yer alıyor.
Burdur’u, Burdurluyu sevmek için nelerin, nasıl gelişmesi gerektiği yönünde değişik görüşler var, ortaya konulan.
Fatma Uçarlar, Burdur Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde on iki yıl görev yaptı. Burdur ve Burdurluyla bütünleşti, Burdurlu oldu. 12 dörtlükten meydana gelen “Burdur” adlı şiirinin ilk dörtlüğünde şöyle diyor Fatma Uçarlar:
İllerimizden birçoğunu gördüm,
Burdur’u bir farklı buldum,
Neleri vardır diye sordum,
“Anlatılmaz, yaşa da gör” dediler.
Ve “Zordur ayrılıklar” adlı makalesinde, Burdur’dan ayrılmak üzere olduğu günlerin duygularını yansıtıyor. Yüreği buruk, ayrılmak istemiyor adeta. Ve, “Sana sahip çıkmayı bir görev bildim kendime. Senin üzerine toz kondurmadım hiçbir yerde, beni yakından tanımayanlar, Burdurlu sandılar seni savundukça” dedikten sonra ilave ediyor;
-“Sana dün yeşil tepeden baktım güzel Burdur’um. Doyamadım gölünün üstünde süzülen güneşe, içim titrerken esen rüzgârdan, hasretinle şimdiden yandı yüreğim. Sensiz bir yerde uyanmak zor gelecek, sensizliğin acısını bilmem ki, bu yüreğim nasıl çekecek?”. Sorular, sorular… Cevapları var mı, yok mu?. Bilemeyiz!..
“Sende Burdur’u gördüm” başlıklı şiirinde Fatma Uçarlar, yine Burdur duyuyor, Burdur yaşıyor. Bu şiirin bir bölümünde şunlar dökülüyor dudaklarından, kaleminin ucundan:
-“Ben sende Burdur’u gördüm/O yüzden sevdam sana değildi/Yere çöküşün vardı ya/ Dizlerinin üzerinde/Ben bu çöküşünde/Alyazmayı, Serenler’i gördüm/Bu çöküşünde/Alyazma’yı sevdim/Serenler’i sevdim”:
Ve bir gün, Burdur ilimiz merkezinde günlük yayınlanan “Yenigün” Gazetesinin 01 Nisanın 2009 tarihli sayısındaki köşesinde Fatma Uçarlar, Burdur’un ünlü Türk halk müziği parçalarından “Muhtar mı oldun Kezban yengeden” söz ediyor.
Ağustos 2005’de yayınladığım ve Fatma Uçarlar’ın da büyük katkılarının olduğu” Burdur’un Saz ve Söz Ustaları” adlı kitabımın 48 ve 49 ncu sayfalarında yer alan Salih Urhan’ın derlediği türküler bölümünde; Kenti: Dirmil, Alınan: Kadir Turan, Adı: Kezban yenge, kayıtlarından sonra anılan kitabın 55 nci sayfasındaki “Salih Urhan’ın Kaynak kişilerinden” başlığı altında, ilk isim olarak Kadir Turan’ın isminin ve kısa biyografisinin verilişiyle öğreniliyor ki, lakap olarak “curacı Kadir” ve “deli Kadir” olarak anılan, yörenin türkülerini otantik olarak çalıp söyleyen Kadir Turan, yöre ve bölge folkloruna hizmet edenlerin başında geliyor.
Fatma Uçarlar, Yenigün gazetesindeki makalesinde, araştırmasında, Burdur’u, Burdurluya olan sevgisinden örnekler vererek söze başlıyor. Girişinde: “Yeri geldikçe Burdur benim ikinci memleketim derim. Bende ve çocuklarımda derin izleri ve sevgisi olan ve ismi anıldıkça içimde kıpırtılar hissettiğim bir şehir. Benim şehrim. Burdur ile ilgili her konu beni ilgilendirir, meraklandırır. Bir çok güzelliği orada yaşadım. Üç yılı aşkın bir süredir Burdur’dan uzak olsam da, hala Burdur’u öne çıkaran kıyaslamalarım devam ediyor. Beynimin yorgun olduğu zamanlarda keşke şu an Yeşiltepe’de olsam dediğim oluyor” diye söze başlıyor. Spor teşkilatında çalışmasına rağmen, kurumunda yapılan halk oyunları çalışmaları ilgisini çekmezken, Burdur’a gidince, Burdur yöresi oyunlarının kendisini mıknatıs gibi çektiğini, Burdur’da Alyazma’yı, Serenler’i, Tefenni Zeybeğini öğrendiğini anlatıyor.
Sonra, Burdur folkloru içinde yer alan, kaynak kişisi Kadir Turan, derleyicisi Salih Urhan olan “Muhtar mı oldun Kezban Yenge” türküsü üzerinde durarak, 29 Mart 2009 yerel seçimleriyle, özellikle muhtar seçimleriyle ilişki kurarak, “halk arasında, muhtar gibi kadın” deyiminin kullanıldığını hatırlatıyor bu türkünün söylendiği dönemlerde bu vasıflara sahip bir kadının varlığından sözederek, türkünün “Penceresi dilmeden/İnip Gider İrmeden/ Geldi geçti görmeden/Dargınmısın Kezban yenge/Yenge yenge Kezban yenge/Muhtar mı oldun Kezban yenge/Yenge yenge Kezban yenge/Aza mı oldun Kezban yenge” sözlerinin üzerinde durmamak gerektiğini hatırlatıyor.
Türkünün sözlerinden de anlıyoruz ki, Kezban yenge muhtar değil. Ama muhtar otoritesi kullanıyor.. “Aza mı oldun Kezban yenge” mısrasından da anlaşıyor ki, muhtar otoritesi yanında aza otoritesinin de kullanıldığı, böyle hava ve görünüm verildiği anlatılıyor.
Fatma Uçarlar, yerel seçimler çerçevesinde, Burdur Emek Mahallesinde büyük oy farkıyla seçimleri kazanan Muhtar Kezban Erman Bakırcı Burdur türküsüyle özdeşleştirerek, “Kezban Erman bakırcı bu özelliğiyle Burdur tarihin de ve gündeminde yer alacak” diyerek araştırmasının, değerlendirmesinin yazısının sonuna nokta koyuyor.
***
ARKA KAPAKTAKİLER
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Yıllardır kitap tanıtımıyla iç içe olduğum için, yıllardır kitap yayınlarıyla haşır-neşir olduğum için, kitapların arka kapaklarında yer alanlar, ön kapaklarında yer alanlar kadar ilgimi çeker, inceler kendi kendime yorum yaparım. Bugün arka kapaklarına baktığım, değerlendirdiğim kitaplar:
GÜZİDE TARANOĞLU’NDAN
Güzide Gülpınar Taranoğlu’nun “Aşk şiir eşittir hayat” adlı kitabının arka kapağında, rahmetli eşi Bilal Taranoğlu’yla birlikte görüntülenen fotoğrafları ve altındaki mısraları:
Hiçbir zaman Ben’demem, daima sözüm biz’dir,
Bu hususta her zaman davranışım titiz dir,
Bencillikten ötedir, sanırım güzel histir,
Sonumuz gelenedek övüncümüz sevgimizdir,
Okuyan dostlarıma candan armağanımız,
Teşekkürlerimizdir..Teşekkürlerimizdir..
Bir başka şairimiz, yazarımız, Isparta ilimiz merkezinde yaşayan Fatma Uçarlar’ın üç kitabının arka kapaklarındakilerden:
FATMA UÇARLAR’DAN
“Sevdim Yetmez mi” adlı şiir kitabının arka kapağında yer alanlardan:
Oyuncaklarımı sevdim… Kırıldılar,
Çocukluğumu sevdim.. Büyüttüler,
Doğduğum şehrin güllerini sevdim. Soldular,
Annemi, babamı sevdim… Bırakıp gittiler,
Sevgimi haykırdım.. duymadılar,
Son kez döndü kum saatim..
Bir yudum da kalsa ömrüm, sevgiyi içmek istiyorum..
Fatma Uçarlar’ın bir başka şiir kitabı “İçimde Söz Dinlemez Deli Var”ın arka kapağından:
Açmadım kapıları, çalan sen olmayınca,
Sabahlar hiç olmamış, çileler dolmayınca,
Hızır gelmez dediler, sen darda kalmayınca,
Kapılar, camlar açık, yüreğim donmadan gel,
Ecelim senden olsun, Azrail almadan gel..
Ve “Şöyle Giriversen Kapımdan” adıyla denemelerden oluşan üçüncü kitap yine Fatma Uçarlar’dan. Bu kitabın arka kapağında yer alanlar:
-Şöyle giriversen kapımdan,
Şaşırıversem geldiğine,
Yüreğim çıkıverecek gibi olsa boğazımdan,
Elimden, ayağımdan can kesilse,
Oturup kalsam,
Dilim tutulsa konuşamasam,
Şöyle giriversen kapımdan..
İsa Kayacan’ın Ahmet Tufan Şentürk’le birlikte hazırladığı, “Armağan–3 ve 4” adlı kitapların arka kapaklarından:
İSA KAYACAN’DAN
Armağan-3’ün arka kapağından: “Kişiliğiyle, sanat ve sanat dünyasına bakışıyla örnek aldığım, şiirimizin beş yıldızlı çınarlarından biri, ilk sıralarda yer alan ustalarındandır Ahmet Tufan Şentürk. O, kendisine yapılmasını istemediği hiçbir şeyi başkasına yapmamaya çalışır.
Armağan 4’ün arka kapağından: Şentürk ustanın 1940, 50 veya 1960’lı yıllarda yazılan şiirlerinin başlık veya mısralarını okurken, bazen yaptığım yanlışlıkları yakalayarak, ilerlemiş yaşına rağmen, hemen doğrusunu hatırlayıp, uyarmasını da hayranlık ve takdirle karşıladım.
Bu şiirleri arasından seçilmiş ve yer yer karşılaştığımız, ilgili dosyaya naklettiğimiz,taşlama türü şiirleri için; “İsa, bu şiirler ayrı bir kitap halinde yayınlansın, ilgili çevrelerde büyük yankılar yapar” deyişini de kaydetmeliyim.
***
ŞENGÜL ÖZERKAN VE KADRİYE
GÖKTEPE’DEN ŞİİRLER

Prof. Dr. İsa KAYACAN
Başlığımız “İki arkadaştan şiirler” şeklinde olabilirdi. Şairelerimizin isimlerinden söz edilen, bahsedilen bir başlık olarak konuldu.
Şengül Özerkan, şiir denemeleriyle biliniyor. Ama çekingenliği, mütevazılığı adeta bir engel Şengül hanımın. Ankara’dan sesleniyor.
Kadriye Göktepe Susuz hocada öyle. Çekingen, mütevazı. Ama şiirleri yayınlanabilecek ölçüde. Bu iki şairemizin şiirlerinden örnekler efendim:
ŞENGÜL ÖZERKAN
Yeni şiirleri bize ulaştı. Öksüz bayramlar, zaman gelip gidecek, Senin ardından, Çaresizlik, Sessizliği yaşamak, Sen giderken, Bekleyiş, Benzerlik, Yolun başı ve sonu, Ağla anam, İstiyorum, İstemiyorum, Sen ve ben, Küçüğüm.
Şengül Özerkan’ın şiirleri, şiirin meşakkatli yolculuğundaki ayak seslerinin belirginlikleri olarak karşımıza çıkıyor. Bazı şiirlerinin uzun soluklu oluşu ve şiir bütünlüğünün korunuşu gelecek açısından ümit veriyor, başarıya ulaşılacağının belirtileri olarak değerlendiriliyor, değerlendiriyoruz. “Öksüz Bayramlar”ın girişinden:
-Coşkunsu, sevinci,
Yok, artık bayramların,
Gidenlerin ardından,
Eksik kaldı bayramlar,
Coşkuyu, sevinci alıp gittiler,
Öksüz artık bayramlar,
Hüzün kaldı, özlem kaldı geride,
Artık bayram değil,
Ve Şengül Özerkan’ın “Yolun başı ve sonu” adlı, başlıklı şiiri: Zamanlar hep yanlıştır/Ya çok gençtir artık/Yada daha çok erken/Karşılaşma geç olur/Zaman çok acımasız/Yolun başında görünür/Tanımadan geçeriz/Yolun sonunda bulup/Boşuna ah çekeriz.
KADRİYE GÖKTEPE SUSUZ
Ankara’dan seslenen bir şairemiz Kadriye Göktepe Suzuz. Yazdıkları, yayınlanacak türde. Ama Kadriye hocanım, çekingenlik ve mütevazılık içinde. İki yeni şiiri var elimizde. Bunlar, “Sen benim” ve “Aklımın çatısı uçtu” başlıklarının taşıyıcıları. Sen benim başlıklı şiirinden:
-Sen benim,
Gecelerime ay ışığı,
Yalnızlığıma silgi,
Susuzluğuma barajsın.
Ve arkasından, “Akılımın çatısı uçtu” başlıklı şiiriyle karşımıza çıkıyor Kadriye Göktepe Susuz. Bu şiirden de mısra örnekleri verelim:
-Sen gittin,
Uykumda terk etti gözlerimi.
Duygularım;
Güz yaprakları gibi,
Döküldü birbir.
İki arkadaşın, Şengül Özerkan ve Kadriye Göktepe Susuz’un şiirlerinden, mısra örnekleri verdik, yukarıya aldık efendim.
***
BİR KÜLTÜR ÇINARI:
M. KEMAL YILMAZ’DAN

Prof. Dr. İsa KAYACAN
İnsanın, kültür zenginliği içinde-bilgi zenginliği ve doluluğu içinde arkadaşları, dostları oldu mu, kültür denizinin dalgalarıyla rahatlar, bu denizin verdiği rahatlıkla yaşarsınız.
M. Kemal Yılmaz… Hakkında çok yazdım. Yazmaya devam edeceğim. Çünkü o, bir kültür çınarı, denizi. Aydın Milletvekilliği var… Milli Eğitim camiamızın değişik kademelerinde-yurtdışında görev yaptı. Yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Bana gönderdiği dokümanlar var, yeniden gelenler var değişiklik içinde.
M. KEMAL YILMAZ’dan
M. Kemal Yılmaz’dan posta aracılığıyla gelenlerin arasında yer alanlar hep önemlilik içindedir. Bunlar, şiirdir, yayınlanmış örnek alınacak yazılardır. Hatta ve hatta aramızdan ayrılan ustalarımıza ait yazılardır şiirlerdir bunlar.
Bir kitap adı Mustafa Kemal Yılmaz’ın: Aman Analar Ağlamasın.
2007 yılında, Aydın Şairler ve Yazarlar Derneği yayınlarının 5ncisi olarak Günyüzü görmüş. M. Kemal Yılmaz hoca, önsözünün bir yerinde:
”Yazılar, kitaplar, yazarının çocukları gibidir. Yaramaz, uslu, akıllı, esmer, sarışın, güzel, çirkin, tembel, çalışkan… Nitelikleri ne olursa olsun çocuklarını sever tüm analar, babalar. Gönüllerinde her çocuğu için ayrı, özel bir yeri vardır. Şiirlerim, yazılarım, benim sevgili çocuklarım ve torunlarım gibidir” diyor.
ŞİİRLERİNDEN
Mustafa Kemal Yılmaz hocanın bize ulaşan yayınlanmış şiirlerinden efendim:
1-ELLER ELLER
Ellerin de aklı vardır, dili vardır.
Onlar da düşünür, onlar da konuşur…
*
Annemin elleri vardır, hamur yoğuran,
Beş kardeşi doyurmaya çalışan,
Ter kokan çamaşırlarımız, teknede yıkayan..
2-AĞAÇLAR
Ağaçlar, barış içinde güzel ve kavgasız,
Usul usul konuşur,
Usul usul sevişirler..
3-TOPRAK SOYU
Bir küçük bağım olsa derim,
Toprağı sıcak ve yumuşak,
Bereket buram, buram tütse,
Daha ne isterim..
M. Kemal Yılmaz’ın bir dergide yayınlanan yazısından: Okumakta olduğum kitabın adı: “Ana Ben Ömedim”. Kitabı ağlayarak okuyorum. Birinci Dünya savaşında tam on cephede savaşa sürülen askerlerimizden, şehit olanların sayısını biliyor musunuz? Tahmin edin. Sorun, soruşturun. Ben size, söyleyeceğim esir düşen çocuklarımızın sayısını söyleyeceğim: Bunların iki yüz binden fazla olduğunu, ben de bu kitaptan yeni öğrendim..
İşte gelenler, İşte gönderilenler, işte bilgi ve belgeler efendim.. Hocam, sayın M. Kemal Yılmaz, ömrün uzun ve sağlıklı olsun. Sevgi ve saygılarımla yineliyorum.
***
ÜÇ KALEMDEN
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Şairlerimiz, şairelerimiz… Bugün üç şairemizden, üç ayrı kalemden şiir örnekleri vereceğim efendim. Bunlar:
Isparta ilimiz merkezinden Melahat Ecevit, Fatma Uçarlar, Konya’dan Zeynep Ayla Sütçü (Isparta doğumlu) olarak sıralanıyor:
MELAHAT ECEVİT
“Ölüm güzel olunca” başlıklı şiiriyle ölümün güzelliğini anlatıyor. Korkmamak gerektiğini dile getiriyor Melahat Ecevit hocanım Sessiz sedasız çekip gidenler,
Ne geri döndüler,
Ne bir haber verdiler,
Gittikleri yerden.
Yine bir feryat kopuyor,
Şu karşı ki evden…
Isparta’dan bir başka isim ve imza Fatma Uçarlar. Dayısı İbrahim Yıldız’ın eşi Hatice hanımın 10.12.2007 tarihinde vefatı üzerine yazdığı 7 bölümden oluşan şiirinin son bölümünde şöyle diyor:
FATMA UÇARLAR
“Evimin güneşi senmişsin meğer/
Gidince bir anda dünyam karardı”
mısralarıyla başlayan şiirin son mısraları:
Kucak mı açmıştı, oğlumuz Mehmet?,
Hak’tan dileğimiz, ruhuna rahmet,
Seni üzdüysem de ne olur affet,
Vuslatımız senle, yakındır elbet,
Ne olur Hatice’m acıcık sabret..
Üçüncü imzamız, Konya’dan sesleniyor. 2.Uluslararası Fuzuli şiir yarışmasından (Ankara’da) mansiyon ödülü alan şiiriyle Zeynep Ayla Sütçü efendim. Anılan şiir aşağıda. Buyurun:
ZEYNEP AYLA SÜTÇÜ
“Gel gönül gül olalım seninle” başlıklı Zeynep Ayla Sütçü şiiri beş ayrı dörtlükten oluşuyor:
Gel gönül gel gül olalım seninle
İster dost koklasın, isterse düşman
Diken gibi batmayalım eline
İster dost toplasın, isterse düşman
*
Tomurcuk kalma, açıl cihana,
Doyur gönülleri sen kana kana
Mum gibi eri hep yana yana
İster dost ışısın, isterse düşman.
*
Ekmek ol da, açlar doysun seninle
Su ol da gönüller kansın seninle
Yol olursan, kullar varır menzile
İster dost yürüsün, isterse düşman
*
Toprak ol da kuruyan sende durulsun
Gönüller hakka sende vurulsun
Bereketli sofralar sende kurulsun,
İster dost yesin isterse düşman
*
Can evimi açta hakkı görsünler,
Niçin dünyaya geldik bilsinler
Çağır cümle alemi duysunlar
İster dost gelsin isterse düşman
*Zeynep Ayla SÜTÇÜ (Konya)
***
HAYAT ŞEMİ’NİN
YAZILMAYAN ŞİİRLERİ
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Yazılmayan şiirler nerede bekler?. Nerede bulunur? Zihinlerde, taslak olarak düşünülen yerde.
Ama, bazen bunun tersi olabilir, böyle düşünür ve böyle kabul edebiliriz. Yani şiirler yazılmıştır, yayınlanmıştır, kitaplarda, sayfa ve sütunlarda okurların karşısına çıkmıştır, çıkarılmıştır.
Tıpkı, Azerbaycan’dan seslenen Hayat Şemi hanımın “Yazılmayan Şiirler” adlı kitabı ve bu kitabın içindeki şiirler gibi.
Mensubu olduğum Anayurt gazetesi adresine gelen kitaplardan biri:
- Yazılmayan Şiirler. Hayat Şemi imzalı. Merkezi Ankara/Batıkent’te bulunan “Özlem Yayınevi” yayınları arasında Günyüzü gören 168 sayfalık bir kitap, şiir kitabı.
Redaktörler: Doç. Dr. Alim Yıldız, Özkan Ozan. Türkiye Türkçesine uyarlayanlar: Oktay Hacımusalı, Özkan Ozan, Deniz Gölpınar. Yayına hazırlayan: Ercan Güçer Türkeli. Özlem Yayınevi’nin yayın danışmanı: Yahya Türkeli. Yeri gelmişken, Özlem Yayınevinin yazışma adresinden sözedelim: Yenibatı Mhl. 5. Cad. 294 sk. Uğrak çarşısı No: 61 Batıkent-Ankara Telf: 0312 255 66 21.
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Doç. Dr. Alim Yıldız’ın önsözü var ilk sayfalardan birinde:
Önsözün bir yerinde; “Hayat Şemi benim için Azerbaycan şiirine açılan bir kapı olmuştur. Azerbaycan, şiir dili açısından bizden daha şanslıdır. Çünkü onlarda, bizdeki kadar dil değişimi yaşanmamıştır. Çocuk yaşlardan itibaren şiirler yazan Hayat Şemi, çeşitli ödüller alan bir şairdir” deniyor.
Kitabın adı olan “Yazılmayan şiir”in girişi:
Önce, ömür boyunca çizemeyeceği,
Bir resmin önünde, kuruyup kaldı saçlarının ucuna kadar.
Kuruttu onu,
Ressam elinden süzülen renkler,
Sonra, narin narin yağan yağmur ıslattı onu.
Hayat Şemi, mısralarını oluştururken duyarak, hissederek, tespitleriyle ortaya koyduklarını karşılaştırarak yazıyor. Bir anlamda duyguların, mısraların, şiirlerin dinlendirilişi sağlanmış oluyor.
Şiirlerinin adlarından: Şuşa’da vurulan helikopter, beyaz bayrakların şarkısı, çöl adamının notları, Yarı dert, yarı adam, Allah’ın altında, ömrüm uzunluğunda söz, toprak unutturmuş, Azeri kızıyım, vatan oğluyum, Yaprağın sevgisi, ölüm benden yüz çevirir, yüreğim seni yığar vd.
Sayfa 66’daki “Ölüm benden yüz çevirir”in son dörtlüğü:
Düşünüyor kalem şimdi,
Bu fikirle gelen şimdi,
Beklemez ki ölem şimdi,
Ölüm benden yüz çevirir…
Hayat Şemi: Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinin Füzuli ilinde doğdu. 1995 yılında Bakü Devlet üniversitesinin tarih bölümünü bitirdi. Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Tarih Enstitüsünde yüksek lisansını tamamladı. Halen aynı Enstitüde araştırmacı olarak görev yapmaktadır.
Hayrettin İvgin'den gelenler
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Kültür camiamızın içinde oldunuz mu, bu alandaki duayenlerle sık sık karşılaşır, onların dünyalarından, onların ellerinden aldığınız kitap, dergi, bülten diğer dokümanlarla dünyanız genişler, güzelleşir.
Hayrettin İvgin, kültür dünyamızın önde gelen isim ve imzalarından. Prof. Dr. Hayrettin İvgin’den sıklıkla kitap, dergi vb. yayın gelir bana. Bu yayınlar elden ulaşır. 2008’in son günlerinde gelenlerden:
ÖMER LÜTFİ DİVANI
Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi yayınlarının 15 ncisi olarak, Prof. Dr. Tacida Zubçeviç-Hafız imzasıyla, Prizren’de geçen yıl 480 sayfayla Günyüzü görmüş, yayınlanmış.
Ömer Lütfi’nin fotoğrafının altında (13.01.1870 – 25.10.1928) tarihleri gösteriliyor.
Önsözün altındaki imza BAL-TAM Yayınları kuruluna ait. Bu önsözün bir yerinde;
“Ömer Lütfi’nin başlıca ve en büyük eseri Divanı’dır. İçinde lirik şiirlerini topladığı ve asıl gücünü gazel tarzında ispatladığı bu eserini, Osmanlı alfabesinden günümüz Türk alfabesine transkripsiyonunu ve edebi tahlilini yapıp, BALTAM’ın Ömer Lütfi’nin tüm eserlerinin Yayınlanması Projesinin ikinci eseri olarak okurlarımıza sunmaktayız” deniliyor.
TÜRKLÜK BİLGİSİ
BAL-TAM Türklük Bilgisi, derginin tam adı Prizren’de yayınlanıyor. Eylül 2008 ayına ait 9 ncu sayısı bu derginin. 328 sayfalık bir kitap görünümü var. Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi yayınlarından biri, önde geleni bu dergi.
Yayınlanışını sağlayan: BAL-TAM, Balkan Türkolojisi Araştırmaları Merkezi adına, Prof. Dr. Tacida Zubçeviç-Hafız. Sorumlu yazar: Prof. Dr. Nimetullah Hafız. Danışma kurulu var ayrıca.
İçindekilerin; tarih, dil, edebiyat, halk bilimi, yayınlar-olaylar şeklinde bölüm başlıkları olarak verildiği, ayrıldığı görülüyor. Bu bölümlerde imzaları bulunanlardan bazıları: Tuncer Gülensoy, Nail Tan, Hayrettin İvgin, Deniz Ünver, Yaşar Kalafat, Taner Güçlütürk vd.
İKİYE BÖLMEYELİM GECEYİ
Günay Öztürk Özdemir’in yeni şiir kitabının adı ara başlığımız. Şiir dünyamızdaki yola çıkışı, yürüyüşü, mesafe alışı dikkat çekmeye başlamıştır Günay Hanım’ın. Yazdıkları, yayınladıkları ve bu noktadan hareketle, sayfa ve sütunlara aktarılanlar teşhisimizin doğruluğunu göstermektedir.
Hedef olarak seçilen, varılmak istenen noktanın netleştirilmesi ve şiir yolculuğundaki adımlar, şiirimiz için ümit veren görüntülerdir, Günay Öztürk Özdemir görüntüleridir bunlar.
128 sayfalık “İkiye Bölmeyelim Geceyi” adlı kitaptan, Hayrettin İvgin’in sunuş yazdığı kitaptan türkülerin düğümüne kulak verelim bir dörtlükte:
Yalnızlığımın türkülerini söylerim,
Bir yanık, bir güzel türkülerim,
Nerede hani, dost denilen canlar?
Can dost arar, artar hüzünlerim..
***
Kazım Poyraz’ın şiir dünyası
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Şairlerimizden, yazarlarımızdan kucak dolusu mektup, mesaj, telefon görüşmesi almaya devam ediyorum.
Manisa ilimiz merkezinden, gönül zenginliğiyle, sanat ve edebiyat dünyamızın “ağabeyi” Kazım Poyraz’dan yeni şiirler aldım. 03 Mart 2009 tarihinin taşıyıcısıydı bunlar.
“Gönül dolusu sevgi ve saygılarını” da ilave ederek gönderdiği şiirlerinde Kazım Poyraz, Hakk’a giden yollardan söz ediyor, örnekler veriyor, Ne zaman? Diye soruyor, uzun süren yolculukların ardından; “kapandı o kapım”diye kestirip atıyor.
Masamda bulunan Kazım Poyraz şiirleri, 2009 yılının ilk aylarında kaleme alınmışlar. Çiceği burnunda şiirler diyebiliriz, böyle kabul edebiliriz. “Yollarım” adlı, başlıklı şiirinin ilk dörtlüğüne kulak verelim:
Yaram derin, yürekte umutla yaşıyorum,
Sevdan öyle ağır ki, özümde taşıyorum,
Dolanıp geçiyorum, tuzak dolu yıllarım.
Yalnızım bir viranda gece baykuş sırdaşım.
Ne zaman?. Bir soruyla gelen duygular. Cevaplarının varlığı inancıyla gerçekleştirilen arayışlar. Aylar geçmesine rağmen, beklenilenin aksine, üzüntülerin sıralanışı şairimizi üzüyor. Bu şiirin bir dörtlüğündeki duygular:
Bir tek çiçek bari sal, saklarım ömür boyu,
Soldurmaz onu inan, akan gözyaşım suyu,
Bu acımı dindirir, sarar derin yarayı,
Kalmadı artık gücüm ne zaman biter nazın?
Sorular, sorular..Birbiri ardına gelenler, sıralananlar. İyimserlikle yola çıkan, çıkmak isteyen şairimiz Kazım Poyraz. Ard niyetli olanlarla yola çıkmak istemediğini hemen söyler, belirtir, dikkat çeker. “Hoş dedim” başlıklı, adlı şiirinden bir dörtlükle karşılaştırma yapalım, söylediklerimiz doğru mu:
Şu riyakar kimseyle dostluk kurmak istemem,
Eşkin atım yokuşa, sürüp yormak istemem,
Yüze gelen fesadı, özden görmek istemem,
Yetim başı okşamak, öyle güzel hoş dedim.
Ve arkasından, “Kapandı o kapım”dan; Gökte katar olmuş, uçuyor Turna/Bahçem ıssız kaldı gel yalnız durma/Zalim vurdu geçti birde sen vurma/Kapandı o kapım, şimdi dardayım…
Hakk’a çıkan yollar. Hakk’a gidenler, ruhlara dönenler. Mısralar arasına yerleşip bize ulaşanlar, ulaştırılanlar. Kazım Poyraz mısralarından efendim:
Kazım der, gönlüm yoruldu,
Deryada dümen kırıldı,
Dünyadan hesap soruldu,
Bütün canlar Hakk’a gider..
Kazım Poyraz’ın şiir dünyasındaki yolculuğunda sağlıklar, başarılar diliyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
***
Zamanın içinden
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Zamanın içinden bize gelenler, sütun, sayfalarımızda yeralanlar.Burdur’dan şiir annemiz Müzeyyen Düdük el yazılı, bilgisayar çıktılı şiirleriyle dikkat çekiyor. Müzeyyen annemizin şiirlerinden:
ATAM BU TOPRAKLAR SENİN
Beş ayrı bölümden meydana gelen “Bu topraklar senin” adlı şiirlerinin bir bölümünde şöyle sesleniyor Müzeyyen Düdük annemiz:
- Bastığımız topraklar, senin eserin,
Büyüyen evlatlar, senin eserin,
Yoktan var ettin Türkiye’yi,
Açtın okulları, kurdun fabrikaları,
Senin eserlerini, seni unutmayız Atam…
Müzeyyen annemiz, samimi, içten gelen duygularının bütünlüğü içinde şekillendirdiği ve bana gönderdiği şiirlerinde, kaderden, yalan dünyadan bahseden mısralarıyla karşımıza çıkıyor.
YALAN DÜNYANIN
Bizi yaşatan hayaller
Gece gündüz hayal kurarız,
Bazen tatlı hayaller,
Bazen de hiç olmayacak hayaller.
Kabuslu hayaller bizi üzer,
Tatlı hayallerde bizi mutlu eder.
Müzeyyen Düdük annemizin şiirlerinde kaderden, kabuslu gecelerin karanlığından da sözedilir.
Kaderime küstüm,
Kimseye küsmedim,
Kader beni ağlattı,
Karlı dağ ardına attı,
Kader sana küstüm..
Kırgınlıklar, sıkıntıların getirdikleri.. Birbir Müzeyyen Düdük mısralarında şekillenir, karşımıza çıkar.
DÖRTLÜKLER
Müzeyyen Düdük annemizden sonra; Burdur’da uzun süre görev yapan, sonra Isparta’ya naklen geçen şaire Fatma Uçarlar’dan iki dörtlük sunarak, zamanın içindenin noktasını koymak istiyorum efendim:
YAĞAN ÇIĞ GİBİSİN
Kuruyan dallarıma yağan bir çiğ gibisin
Bırak ruhum, tertemiz aşkın ile erisin,
Bil ki sen artık, elin değil yalnız benimsin,
Bırak ruhum tertemiz aşkın ile erisin..
YOKSUN
Ufuk karardı yoksun, baharda yazda yoksun,
Yıllardır seven kalbim, güzelliğinden yoksun,
Bir kerecik ara da özlediğim o sesin,
Kanayan yüreğimin yarası şifa bulsun.
*Fatma UÇARLAR (2004-2005)
***
Sevgi Yolu’nun dört şairinden
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Dergilerimiz, gazetelerimiz…. Getirdikleriyle beğenilen, alkışlanan veya aksi bir değerlendirme içinde tutulanlar, görülenler, değerlendirilenler.
Sevgi Yolu Dergisi, Manisa ilimize bağlı Salihli ilçemizde yayınlanıyor. Kurucusu merhum Mustafa Aydın. Ay Yayınları adına sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü: Gündüz Aydın.
Kültür ve sanat dergisi “Sevgi Yolu”nun Eylül-Ekim 2008 aylarına ait 73. sayısı bize ulaştı. Dergi içinde, araştırma-denemeler vardı. Ama ağırlıklı olarak şiirleriyle, şairlerimiz dikkat çekiyor. Sayfa düzenlemesi, zemin ve çerçeve renklendirmesi, bir profesyonellik görüntüsünü beraberinde getiriyor. “Sevgi Yolu”nun anılan sayısından, dört ayrı şairimizin şiirlerinden kısa kısa bölümler nakletmek istiyorum efendim:
1- Gündüz Aydın’ın “Gülüm” adlı uzunca şiirinden bir bölümle işe, söze başlayalım:
Gülüm,
Unuttum seni,
Bayrağımın dalgalandığı gözlerini,
İdeallerini,
Sevgini, sesini,
Seni
Unuttum gülüm, unuttum..
2- Isparta ilimiz merkezinden Melahat Ecevit’in “Aşkı sende buldum” adlı, başlıklı şiirinden bir dörtlük var sırada:
Aşk denilen duygu söze yazılmaz,
Sevdanın mektubu gözle okunmaz,
Yürek yanar ama, öze dokunmaz,
Yakacaksan sen yak duygularımı…
3- Yine Isparta ilimiz merkezinden Fatma Uçarlar’ın “Bayrağım” adlı şiiri var Sevgi Yolu dergisinin 30. sayfasında. Bu şiirin bir dörtlüğü, şöyle:
Doğan güneş sana verir selamı,
Gözlerden başka yer sana reva mı?
Hasta olsam, ilaç bana deva mı?
Şifam ol, al bayrağım öpünce..
4- Muğla ilimize bağlı, Dalaman ilçemizden Birdal Can Tüfekçi’nin “Kime gidem rabbim” adlı, başlıklı şiirinden bir dörtlük naklederek, notamızı koyalım efendim. Buyurun:
Peygamber aşkına, senin aşkına,
Merhamet et, affet, garip düşküne,
Bir günahkar kulum, döndüm şaşkına,
Kime gidem rabbim, ben sana geldim.
Sevgi yolu Dergisinin sayfalarında yeralan şiirleriyle, daha doğrusu şiirlerinin birer bölümleriyle sütunumuzun konukları olan şairlerimize teşekkür ediyorum.
***
Osman Tekerci şiirde giderek güçleniyor
Prof. Dr. İsa KAYACAN
Şairler, yazarlar, araştırmacılar… Kalem erbabı düşünürler… Başlangıç yıllarından itibaren gelişme kaydederler, sanat ve edebiyat alanımızdaki aldıkları mesafenin oranıyla ölçülür ve değerlendirilirler.
Osman Tekerci, Burdur ilimize bağlı Bucak ilçemizde çalışan, eğitim camiamızın yüzlerce isminden, imzasından biri. Ama şiirleri var göz dolduran, mısraları var öz dolduran.
2007 yılında yayınladığı “Allıca Turnam” adlı şiir kitabıyla, şiirimizin meşakkatli yolculuğuna çıktı. Yürüdü,yürüdü… yürüyüş devam ediyor.
Özellikle Burdur ve çevresindeki şairlerimizin, yaşayan şairlerimizin yan yana getirilişi ve yazıp yayınladıklarının değerlendirilişiyle ortaya çıktı ki, Osman Tekerci, yaşayan Burdurlu şairlerin ilk beş rakamı içinde yer alıyor.
Bu tarafsız ve genel değerlendirmemiz, O’nun için bir onur, bir gurur olmakla birlikte, hiçbir zaman “kendini yeterli bulma” gibi eksik, yanlış bir düşüncenin içine girip, kasılıp, bağdaş kurup oturması anlamına gelmedi. Böyle bir yanlışlığı, böyle bir eksikliği görmedik, görmedim.
İnsanın mütavazılığı, yükselmesi için önemli bir merdivendir gerçeğini Osman Tekerci hep yaşadı, bu gerçeği hep çevresindekilerle paylaştı.
2009 yılına geldiğimizde,yeni bir şiir kitabından, “Sürmeli Güzel” adlı şiir kitabından söz etmeye başladı. Dosyalar dolusu şiirlerini gönderdi bana. Bu şiirlerin, yeni yayınlanacağı “Sürmeli Güzel” adlı şiir kitabında yer alacağını söyledi, hatırlattı.
Hani, Yozgat’ın sürmelisi var ya.. Birde Burdur’un sürmelisi olsun diyerek yola çıkan Osman Tekerci, Sürmeli gözden, sürmeli turnadan, gözlerin sürmelisinden, söz ediyor uzun uzun. Sürmeli göz’den söz ederken şöyle söze başlıyor:
Dokunur sözlerin, yaralar beni,
Sürmeli gözüne kurban olduğum.
Karadır benlerin, paralar beni,
Sürmeli gözüne kurban olduğum,
Gözlerin sürmesin sevdiğim dilber.
Osman Tekerci, sürmeli gözlerin içinde olan sevgilisinden söz edecekken, sevgilisinin gözlerindeki sürmeden söz ediyor. Farklı bir anlatım, tamamlayıcı bir ifade biçimi. Hocanın anlatımda getirmek istediği yenilik.
Bu kez gözler sürmelidir. Yer değişimiyle karşımıza çıkar. Yakınlık isteyen bir beklentisi vardır. Zaman geçirilsin istemez. “Uzak durma” diye söze başlar, uyarılarıyla seslenir, sakin, samimi, arzu dolu, beklenti dolu.
Uzak durma hallerimi sor benim,
İnsafa gel, yaralarım sar benim,
Hayalimi, düşlerimi yor benim,
Gözlerin sürmeli, sürmeli güzel.
Osman Tekerci’nin ilk kitabının adı “Allıca Turnam”dı ya. Sürmeli Turnam, başlığıyla yazdığı şiiri de vardır:” İki turnam gelmiş bizim ellere/Selam götür yare sürmeli turnam” mısralarıyla zenginleşen bir anlatım biçimiyle de dikkatimizi çeker Osman Tekerci hoca.
Geçen yıllarla birlikte, güçlenerek sanat ve edebiyat dünyamızdaki yürüyüşüyle alkışlamaya devam edeceğimiz Osman Tekerci’nin, “Sürmeli Güzel” kitabıyla karşımıza çıkışından dolayı kutluyor, sevgi ve saygılarımla tebriklerimi yineliyorum efendim.
***
Tefenni Namık Kemal İlköğretim
Okulu öğrencilerinin şiirleri

Prof. Dr. İsa KAYACAN
Çocuklarımızın dünyalarında olup-bitenler, gelip-geçenler şöyle bir sıralansa, sıralanma imkanı olsa, ne güzel ve anlamlı görüntüler ortaya çıkar kim bilir!...
20 Mart 2009 tarihinde, Burdur ilimize bağlı Tefenni ilçemizdeki Namık Kemal İlköğretim okulu öğrencileriyle bir sohbet toplantım gerçekleşti. Onların karşısına geçtim sohbet üstüne sohbet ettim, sohbet ettik. Onların sorularıyla karşılaştım, cevaplamaya gayret ettim.
Tefenni Namık Kemal İlköğretim Okulu, müdürleri Faden Okatan yönetiminde, öğretmen ve öğrencileriyle kaynaşmışlar, büyük bir aile görünümünde eğitim ve öğretimlerini başarıyla sürdürüyorlar.
Öğrenciler arasında, şiir yazanlar varsa, hazırlanması ricasında bulunmuştum. Gittiğimde bir dosya dolusu şiir, sayfalardaki minik ellerin yazdığı sevimli yazılar, mısralar, bazılarının fotoğrafları bana verildi. Şimdi bu konuda bir değerlendirme yapmak istiyorum:
2-A sınıfından Hatice Topçuoğlu, 3-A sınıfından Murat Uysal, Armağan Arslan, Zehra Öcal, 4-A sınıfından; Bayram Yıldıran, İbrahim Bayraktar, Ahmet Erkan, Yüksel Nur Koyuncu, Makbule Şakır, Halide Türker, Rahime Gül Arslan, Mehmet Uysal, 6-B sınıfından Duygu Esra Ersoy, 8-A sınıfından; Yıldırım Üzümcü (Sabira-Ayşin’in yazdıkları şiir) şiirleriyle bana ulaşanlardı.
Görülüyor ki, en çok şiir denemesi bulunan öğrenciler 4-A sınıfından sesleniyorlar. Bu bir sonuç mu, tesadüf mü, yoksa diğer sınıflardakiler bize ulaşmadı, ulaştırılmadı mı?. Öğrencilerimizin mısralarına dönelim, birlikte bazı mısraları üzerine bir göz atalım efendim:
1- Hatice Topçuoğlu: 8 yaşında 2-A sınıfında okuyor. “İnsanlık” başlıklı şiirinden: İnsanlık bitti baştan aşağıya/Artık kimseye güvenilmiyor/Hırsız dolandırıcı kaynıyor/Eskiden ne güzeldi/Dolaş, gez..
2- Murat Uysal: 3-A sınıfı öğrencilerinden “Tsunami” adlı şiiri var. Bir dörtlüğünde şöyle diyor: Tsunami gelince/Her şeyi alıp çeker/Tsunami gelince/Hayatı felç eder.
3- Armağan Arslan: 3-A sınıfında okuyor. “Mustafa Kemal Paşa” adlı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor: Düşman yurda girmişken/Ümitler kesilmişken/Sen geldin/Mustafa Kemal Paşa.
4- Zehra Öcal: 3-A sınıfında okuyor. “Sevimli öğretmenim” adlı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor: Ay parlatır günleri/Sevgi dolu çiçekleri/Öğretmenler üzülmesin/Sevgi dolu kalpleri.
5- Bayram Yıldıran: 4-A sınıfında okuyor. “Öğretmen mesleği” adlı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor: Bizi okutup yazdıran kim?/Okutup büyük iş sahibi yapan kim?/İşte bu öğretmenlerin mesleği/Onlar okurken bu koşullar var mıydı?.
6- İbrahim Bayraktar: 4-A sınıfında okuyor. “Doğa” adlı şiirinin ilk dörtlüğünde şöyle diyor: Şırıl şırıl ırmak/Balıklar yüzüyor bak/Yemyeşil kokuyor çiçekler/İnanmazsan gelde bak..
7- Ahmet Erkan: 4-A sınıfında okuyor. “Cumhuriyetin ilanı” adlı şiirinin girişinde şöyle diyor: Temizlenince vatan/Düşmanların hepsinden/Cumhuriyet ilanı/Geldi hemen peşinden.
8- Yüksel Nur Koyuncu: 4-A sınıfında okuyor. “Uyuşturucu” başlıklı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor: Uyuşturucu kullanmamalı/Kullananları uyarmalı/Eğer kullanırsan/Olursun bir bağımlı.
9- Rahime Gül Arslan: 4-A sınıfında okuyor. “Sevgi, dostluk ve kardeşlik” başlıklı şiirinin girişinde şöyle diyor: Sevgi dünyamızda/Bizi mutlu etmek için/Dostluk kurmamız için/Bulunuyor.
10- Makbule Şakır: 4-A sınıfında okuyor. “Sevgi” adlı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor: Sevgi dünyaları aşar/Kardeşlik bizleri aşar/Sevgi, dostluk kardeşlik/Gelmiş bize böyle duygu.
11- Halide Türker: 4-A sınıfında okuyor. “Annem benim” adlı şiirinin sonunda şöyle diyor: O güzel kalbini/Bir gün bende kazanıcam/Sana bakmak için/Her şeyi yapıcam.
12- Mehmet Uysal: 4-A sınıfında okuyor. “Türkiyem uyanıyor” adlı şiirinin girişinde şöyle diyor: Türkiye uyanıyor/Toprağıyla, taşıyla/Yemyeşil otuyla/Türkiyem uyanıyor.
13- Duygu Esra Ersoy: 6-B sınıfında okuyor. “İsa Kayacan” başlıklı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor: Burdur’un Tefenni ilçesinde/Ece Köyü denilen, gül bahçesinde/Bir sonbahar gecesinde/Doğdu duayen İsa Kayacan.
14- Yıldırım Üzümcü: 8-A sınıfında okuyor. Sebira-Ayşin’in yazdıkları “Duygular” adlı ortak şiirle bize ulaştı. Bu şiirin bir dörtlüğü: Mutluluk insanı çocuklaştırır/Üzüntü ise olgunlaştırır/Elbette kimse istemez üzülmeyi/Duygular, hayatın oyunu, senin elinde değil.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Sevil Mısırlıoğlu’ndan:
Güneşi kurşunladık
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Başlığımızdaki eylem, işlem, hareket cesaret isteyen bir görüntü sergiliyor. Şiirimizin meşakkatli yolculuğunda emin adımlarla ilerleyen, Antakyalı şair ve yazar Sevil Mısırlıoğlu, son yayınladığı şiir kitabının adını: “Güneşi Kurşunladık” koymuş.
Kimler, kimlerle, nasıl ve nerede kurşunlanmış bakalım:
Sevil hanım, şiiri “sırdaş” olarak kabul ediyor. O şiirler yayınlansa da, sırdaşlığı sürüyor.
80 sayfalık şiir kitabı, Ankara’da Ürün Yayınları arasında günyüzü görmüş. Okurlarıyla buluşmuş, buluşturulmuş.
Şöyle ilk sayfalara baktığımızda, 5 nci sayfadaki “Sevmek ibadetim” adlı şiirle karşılaşıyoruz:
- Söylediğim her söz fikrimdir benim,
Yoksul gülen yüz şükrümdür benim,
Vicdanın tutsağı dürüst kalp ile,
Sevmek ibadetim zikrimdir benim.
Antakya’nın, bütünlük içinde Hatay’ın, yaşadığı kent olan Antakya’nın sevgi ve hoşgörü şehri olduğundan sözederek söze başlıyor bir şiirinde Sevil Mısırlıoğlu. Antakya-Hatay bütünlüğüyle anlatılıyor.
- “Medeniyetlerin buluştuğu/Tarihlerin yazıldığı/ Hatay’da” diye söze başlanıyor. Ve bitiminde bu şiirin;
-”Akıl mantık el ele çektiğimiz halayda/Sevdamız sonsuza dek yaşayacak/ Sevgi hoşgörü şehri Hatay’da” denilerek nokta konuluyor, anlatım bitiriliyor.
Azerbaycan’dan, Karabağ’dan sözediliyor sonraki sayfalarda (28,29,30) yeralan şiirlerde. Azerbaycan için sayfalara aktarılan Sevil Mısırlıoğlu duygularının başlangıcında şöyle sesleniliyor:
- Yozlaşmayan Türkçenin öz yurdu,
Hece duygulara örülen sur mu?
Hangi söz anlatır seni hangi kelime?
Sevgi cılız kalıyor,
Yüreğimden dökülürken dilime.
Sevil Mısırlıoğlu, gelecek için ümit veren bir şairemizdir. 1998 yılında başlayarak 2003 yılında yayınlandığı şiir kitabının sayısı altıya, deneme, öykü, şiir kitabı bir rakamıyla ifade edilirken, son yayınlandığı kitabıyla yayınladığı şiir kitabı sayısı 7’ye ulaşmıştır.
Kitabın adı olan “Güneşi kurşunladık” şiiri 47 nci sayfada yeralıyor. Dört dörtlükten meydan gelen bu şiirden bir dörtlük alalım efendim:
- Yaradan’ın aşkıyla ölümüne severdik,
Aşk denilen çınarı susuz koyup devirdik,
Kurşun işlemez ruhu bir süzgece çevirdik,
Güneşi kurşunladık şafaklardan kan sızar.
Çukurovalılar Derneği”nin Çukurova Lobisi adlı dergisince yapılan anket sonucu, Sevil Mısırlıoğlu’nun 2008 yılının en başarılı şairi seçildiği haberiyle noktamızı koyalım, tebriklerimizle, sevgi ve saygılarımızı sunalım efendim.
***
Onikidir şu Burdur’un dermeni
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yıllardır, Burdur çıkışlı haber, yazı, araşatırma gibi çalışmalar beni yakından ilgilendirdi, ilgilendirmeye devam ediyor.
Burdur,Teke yöresinin Başkenti. Folklorun denizi... Bazı yazıların özetlenmesi için gayret gösteriyorum. Ama bu yazıların aynen verilmesinin daha doğru olacağı kanaatine varınca, kaynak göstererek aynen veriyorum.
Burdur ilimiz merkezinde günlük yayınlanan “Yenigün” gazetesi yazarlarından, sevip takdir ettiğimiz, arkadaşımız, Mesut Madan’ın, anılan gazetenin 10.06.2009 tarihli sayısındaki köşesinde, Burdur türkülerinin ünlülerinden, “Onikidir şu Burdur’un dermeni” adlı türküyle ilgili bir araştırma yazısı yeraldı. Mesut Madan imzalı bu yazıyı aynen aşağıya alıyorum efendim:
Radyo ve TV’lerde keyifle dinlediğimiz Kaynak kişisi Tepeli Hasan Büyükçoban olan ve Muzaffer Sarısözen tarafından derlenen On ikidir Şu Burdur’un dermeni türküsünde anılan on iki değirmenin nerede olduğunu biliyor musunuz? Ya hikayesini? Mehmet Özbek’in Folklor ve Türkülerimiz isimli kitabında On ikidir şu Burdur’un dermeni türküsünün hikayesi şu şekilde geçiyor:
- Türkiye’de yüzyıllarca kardeşçe yaşamış, kanaatkâr Türk halkının göz yummasıyla tekellerinde bulundurdukları ticaretle büyük servetlere sahip olan azınlıklar (Rumlar, Ermeniler), İtilaf devletlerinin Birinci Dünya harbinden sonra Anadolu’yu işgal etmeleri üzerine ayrı devletler kurma yönünde harekete geçerler. Sık sık isyanlar çıkarır, Türk halkını tedirgin eder, İtilaf Devletleriyle bir olup Kurtuluş ordusunu arkadan vurma çabası gösterirler. Bu türkü Rum ve Ermenilerin yarattıkları olaylara karşı barışçı Anadolu halkının milli ruhunda uyanan duyguların bir ifadesidir.
Onikidir imanım aman, şu Burdur’un dermeni
Dermencisi efem aman Urum değil Ermeni
Ya kendisi efeler aman ya kellesi gelmeli
*
Ay karanlık efem görünmüyor izimiz
Üç kardeşiz efem kurban gitsin birimiz
*
Bir incecik yol gidiyor dermene
Oturmuşlar efem aman çayır ile çimene
Hem severim efeler aman hem döverim kime ne
Al karanfil aman mor şişede ıslanır
Bir gün olur efem deli gönül uslanır.
*
İşte türkü’ye konu olan On iki değirmen;

1-Ayan Hasan Değirmeni- Kurna Köyünde (Yıkıldı)
2- Tıkırdık Değirmeni- Kurna Köyünde (Yıkıldı)
3- Kabacalı Değirmeni -Burdur Antalya Karayolu üzerinde (Kapalı)
4- Sadık Altınkaya Değirmeni (Berberoğlu Un Fabrikası)
5- Can Makarna (Kapalı)
6- Tapucu Yakup Değirmeni (Yıkıldı)
7- Ali Bey Değirmeni (Kapalı)
8- Kaymakamoğlu Değirmeni-Osman Evciler (Yıkıldı)
9- Çobanönü Değirmeni (Yıkıldı)
10- Bavli Değirmeni (Sahibi Rum)
11- Hamit Değirmeni (Emin Un)
12- Hatip Hoca Değirmeni (Şu anda Dinç Ekmek Fabrikası’nın faaliyet gösterdiği değirmen)
***
Yeni Burdur Şiirleri -1
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Burdur’un , Burdurlunun konu edildiği değişik yönleriyle anlatıltığı şiirlerin sayısının hızla arttığını görünce, İnsuyu Kültür-Sanat ve Spor Etkinlikleri çerçevesinde Burdur’da, 21 Ağustos 2004 tarihinde “Şiirlerle Burdur” konulu bir program gerçekleştirmiştim.
Burada, Burdurlu olupta “Burdur” şiiri yazanlarla, Burdurlu olmayıp da “Burdur” şiiri yazanlardan uzun uzadıya sözetmiş, örnekler vermiştim.
Bu programın bitiminde, Belediye Başkanı Sebahattin Akkaya, “Burdur üzerine yazılmış şiirlerin bir kitapta toplanıp kalıcı hale getirilmesi”ni isteyince, böyle bir çalışmanın yapılıp, kitaplaştırılmasının mümkün olduğunu söyledim.
Eylül 2005’de, Burdur Belediye Başkanlığı, Kültür Yayınlarının 1. olarak “Şiirlerle Burdur” adıyla ve bendenizin imzasıyla 96 sayfalık bir kitap ortaya çıktı.
Anılan kitap içerisinde, Burdurlu olan 26, Burdurlu olmayan Burdur şiiri yazanların sayısının 18 olduğu görüldü.
Bu satırların yazarı İsa Kayacan’ın 65 saz ustası, 110 söz ustasıyla birlikte yeraldığı “Burdur’un Saz ve Söz Ustaları” adlı biyografik araştırması 168 sayfayla Ağustos 2005’de yayınlanmasından sonra, sözkonusu yayın içinde yeralması gerekenlerin bir kısmının bulunmadıkları ısrarla ifade edilince, bu araştırmanın 2 nci cildini yayınlama kararı verildi ve çalışmalara başlanıldı.
Bu 2 nci cilt içinde ayrı bir bölüm olarak verilecek “Yeni Burdur şiirleri” nin sayısının da bir hayli olduğu gerçeğinden hareket ettiğimizde, gördüğümüz 1-8 ve 10 dörtlükten meydana gelen iki şiiri var, Burdur’da valilik yapan M.Rasih Özbek’in. Bu iki şiirden birer dörtlük:
BURDUR (M. Rasih Özbek -2007)
a- Elele vermenin gücü denense,
Aşar güçlükleri ah bir inansa.
Tek tek oynar oyunları nedense?
Teke sekişiyle, kızı Burdurun.
b- Şair bir kez aldı kalemi,
Ak kağıda döktü ince kelamı,
Gönülden veririz dosta selamı,
Alacak dostumuz vardır Burdur’da.
2- Antalya’da yaşayan, Burdurlu hemşehrilerimden Ali Gözütok’un “Burdurum” adlı şiiri altı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin bir dörtlüğü:
BURDURUM (Ali Gözütok-2007)
Asırlar öncesinden sürüp gelen ünü var,
Geçmişin ayak izi, ören yeri dünü var,
Yürü ozan’ım yürü, İnsuyunda günü var,
Şiir şiir ses verir, şairlerin Burdurum.
3- Ankara’da yaşayan hemşehrilerimizden Oktay Zerrin’in gece 03.27’de yazdığı “Güzel Burdur’da” başlıklı şiiri dört dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin son dörtlüğünde şöyle denilmekte:
GÜZEL BURDUR’da (Oktay Zerrin-2007)
İsa Kayacan hocamız bizim,
Misyonda, vizyonda locamız bizim,
Kültürde, Basın’da bacamız bizim,
Cemresi baharın, güzel Burdur’da.
***
Yeni Burdur Şiirleri – 2
Prof. Dr. İSA KAYACAN
4. Bucak ilçemizde yaşayan, hemşehrim Osman Tekerci’nin “Burdur, uyuyan güzel” başlıklı ikinci şiiri üç ayrı bölümden meydana geliyor. Bu şiirin bir bölümü:
BURDUR UYUYAN GÜZEL
(Osman Tekerci–2007)
Güneyinde, kuzeyinde kar olur,
Üzerinde titremezsek zor olur,
Zeybeğinde, efesinde ter olur,
Elele verelim, yoksa zor olur,
Leylağına, güllerine meftunum..
5. Araştırmacı, halk bilimci hemşehrim Abdurrahman Ekinci, “Burdur’da türkü söyleyelim” adlı uzunca şiirinin bir bölümünde şöyle sesleniyor:
BURDUR’DA TÜRKÜ SÖYLEYELİM
(Abdurrahman Ekinci – 2008)
Tekede curadan, üç telliden,
Karadeniz’de kemençeden,
Çok sesli çalan, çok sesli söyleyen,
Horon tepen, halay çeken,
Tekede, Egede zeybek oynayan,
Hadi gari, hadi gali Türkü söyleyelim.
6. Burdur merkezde Belediye Başkanlığı yapan, yazdıkları, yayınladıkları şiirleriyle dikkat çeken Çetin Bozcu’nun “Burdur’daki vefasızlara sesleniş” adlı uzuca bir şiiri var. Bu şiirin bir dörtlüğü:
BURDUR’DAKİ VEFASIZLARA SESLENİŞ
(Çetin Bozcu- 2008)
İşçilerimiz ilk günlerde greve gittiler,
Kırkbeş gün direnip, yollara çöp deposu yaptılar,
Grevi kırmak için Belediyeye militan almadım, anlamadılar,
Vefasızlar bölücülerle bir oldular, bana hiç inanmadılar.
BURDUR’DA YAĞAN KAR (Nazmi Öner-2007)
7. Antalya’da yaşayan bir başka şair hemşehrim Nazmi Öner “Burdur’da Yağan kar” başlıklı dört ayrı bölümden meydana gelen şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor:
Arada çok fark var,
Ve çok farklı şeyler,
Burdur’da yağan karla,
Erzurum’da yağan kar…
8-Yine Burdur’lu hemşehrilerimden, Burdur Araştırmacı, Yazar ve Şairler Derneği Başkanı Sebahat Gümüş, beş ayrı bölümden meydana gelen “Burdur’um” başlıklı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor:
BURDUR’UM (Sebahat Gümüş-2006)
Rüzgârların hep ılık ılık eser,
Taş oda, Paşa Konağın, turist çeker,
Alaca dokumaların, birer şahaser,
Her şeyiyle hayat verir Burdur’um.
9. Tefenni ilçemiz merkezinde yaşayan, şair ve yazar hemşehrim Gülbahar Ünlü’nün “Tefenni” adlı şiiri üç bölümden meydana geliyor.
Bu şiirin bir bölümü:
TEFENNİ (Gülbahar Ünlü-2006)
Sırtını bir dağa dayamış Tefenni,
Benim duvara sırtımı dayadığım gibi,
Önünde uzanıyor anason, haşhaş tarlaları,
Denizi yoksa da, denizlere çıkar yolları.
***
Yeni Burdur Şiirleri-3
Prof. Dr. İSA KAYACAN
10.Tefenni Başpınar köyünde sosyal bilgiler dergisi öğretmenliği yapan Ozan Kara’nın “Burdur’un düğünü” başlıklı şiiri beş dörtlükten meydana geliyor. Bir dörtlüğü şöyle bu şiirin:
BURDUR’UN DÜĞÜNÜ (Ozan Kara-2007)
Vuruyor Tepeli Hasan davula,
Avşar beylerini söylüyor Hafız Rıza,
Aşka gelip coşuyor sipsi, cura, bağlama,
Şu oynayan acep, Ali Bey mi ola?
11. Hüseyin İzgi’nin “Burdur’um ruhumu sana verdim” başlıklı, 9 dörtlükten meydana gelen şiiri, Burdur gazetesinin 31.08.2006 tarihli sayısında yayınlandı. Bu şiirin son dörtlüğü:
BURUDUR’UM (Hüseyin İzgi-2006)
Sayın Belediye Başkanım, sayın Valim,
Eğer şaşmışsa yazarken benim kalemim,
Sayın Emniyet Müdürüm, deme bana aferim,
Hüseyin İzgi yaptırdı Burdur’a Çatalpınarı…
12. Burdurlu hemşehrilerimden Durmuş Öcal’ın “Bir başkadır Burdur’umun kınalı elleri” başlıklı şiiri beş dörtlükten meydana geliyor. Bir dörtlüğü:
BİR BAŞKADIR (Durmuş Öcal-2004)
Gölleri, gülleri “hadi gari” dilleri,
Hem ağlar, hem gider güzel gelinleri,
Gidemem verseniz de en güzel ülkeleri,
Bir başkadır şu Burdur’un kınalı elleri..
13. Halk ozanı, araştırmacı, Gölhisar’da yaşayan hemşehrim Osman Akkoç’un “Yine Burdur-Gölhisar” adlı şiiri 7 dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin bir dörtlüğü:
YİNE BURDUR-GÖLHİSAR (Osman Akkoç-2007)
Osman Akkoç, Burdur’da,
Üç-beş günlük bir turda,
Gölhisar’da, Burdur’da,
Hayalin yeter bana.
14. İşadamı, yazar Dündar Ersan hemşehrimin “Burdur’a dönüş” şiiri dört dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin ilk dörtlüğü:
BURDUR’A DÖNÜŞ (Dündar Ersan-2006)
Şu an içimde büyük bir heyecan, hoş bir duygu var,
Çünkü bugün, Burdura dönüyorum
Sabahın yedisinde bu vefasızı kim karşılar?,
Ihlamur sinmiş yağmur kokulu toprağımda yürüyorum.
15.Bucak ilçemizden, Mehmet Gökdoğan hemşehrimin “Güzel Burdur’um” başlıklı şiiri beş dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin ilk dörtlüğü:
GÜZEL BURDUR’UM (Mehmet Gökdoğan-2005)
Sıra sıra şu Burdur’un evleri,
Bir başkadır ilçeleri, köyleri,
Yöremize ait o ezgi türküleri,
Burdur’um; Burdur’um, güzel Burdur’um,
16.2006 yılında, Burdur Anadolu Meslek Lisesi Öğrencilerinden biri olan Gülseren Çelik’in “Ünlü Burdur” başlıklı şiirinin son mısraları:
ÜNLÜ BURDUR (Gülseren Çelik)
Burdur’un gülü, ceviz ezmesi,
Ne güzel Susamlık’ta gezmesi,
Hacceler halı dokur,
Avşar Beyi gül kokar,
Kadın erkek zeybek oynar,
Burdur’un ünü dünyayı tutar.
Tefenni Namık Kemal ilköğretim Okulunda sohbet
PROF. DR. İSA KAYACAN
Öğrencilerle, hele ilköğretim okulu öğrencileriyle sohbet etmek öyle hoşuma gidiyor ki, onların temiz, çocuksu dünyalarından enerji ve güç alıyorum.
Mart ayının ikinci haftası ortalarında, Tefenni’den bir telefon aldım. Telefondaki ses, Tefenni Namık Kemal İlköğretim Okulu Müdürü Faden Okatan’ındı. Hocanım, benim Tefenni’ye giderek, öğrencileriyle bir sohbet toplantısına katılmamın mümkün olup olamayacağını soruyordu. Memnuniyetle dedim ve 20 Mart 2009 Cuma günü saat 14.00’de olacak şekilde kararlaştırıldığı birkaç gün sonra bana bildirildi.
Ankara’dan, Burdur’a, Burdur’dan Tefenni’ye ve aynı gün Ankara’ya dönecek biçimde programımı ayarladım.
Tefenni, doğum yerimin Ece köyünün bağlı olduğu, Burdur’un eski ilçelerinden, yerleşim yerlerinden birimlerinden biri.
Faden Okatan hoca, beni eşiyle birlikte karşıladı. Sonra, Milli Eğitim Müdür vekili Talat Topçu, Milli Eğitim Şube Müdürlerinden (köylüm, akrabam) Alaeddin Erkan ve öteki görevlilerle sohbetin yapılacağı salona girdim. Salon ilköğretimlerini tamamlama gayreti içinde olan sevgili arkadaşlarımla doluydu. Öğretmenleri her zaman olduğu gibi onların yanındaydılar.
Halil İbrahim Kafesoğlu Lisesi Müdür Vekili Ömer İşler’in açılış konuşmasından, bendenizle ilgili verdiği kısa bilgilerden sonra, sohbetimize geçtik. Öğrencilerin heyecan içinde oldukları ve sorularını sormak için adeta birbirleriyle yarışmış olmaları beni sevindirdi.
Doğduğum köy Ece, sık sık gündeme geldi. Köydeki ilkokul ve Tefenni’deki ortaokul günlerim üzerinde uzun uzun konuştuk. Ece köyünde akşam şiirimi okudum.
Öğrenciler, genellikle şiir ve şaire yönelik sorularıyla dikkat çekerken, Türkiye’de sanat ve edebiyatın ilk adımının şiir merdivenlerine adım atarak, buradan yürümeye başlayarak var olmaya başladığını bir kez daha gördüm ve anladım.
-Şiirlerinizi nasıl yazıyorsunuz?. Şair olmak, yazar olmak nasıl bir şey? Meşhur olmak, herkes tarafından tanınmak ne gibi bir duygu? Önceki yıllarda böyle büyük bir isim olacağınızı biliyor muydunuz?, Meslek olarak neyi hedefliyordunuz?. Tefenni’yi özlüyor musunuz? Gazeteci olmak için ne yapmak gerekiyor?. Kitaplarınızdan hangisini veya hangilerini daha çok seviyorsunuz? gibi onlarca soruyla karşı karşıya gelince, kış mevsimi olduğu için terlemedim ama, baya zorlandığımı ifade etmeliyim. Öğrencilerin, defterlerine, kâğıtlar ve bilekleri üzerine benden imza almaları, keyif vericiydi.
Tefenni’ye gelmeden önce, Faden hocanımdan rica etmiştim: Sınıflarınızda, şiir yazan öğrenciler varsa, şiirlerinden bazı örneklerle, mümkünse birer fotoğrafını toparlarsanız, dönüşten sonraki günlerde, gazetelerdeki köşelerimde onlardan sözederim, ricam üzerine; 2-A sınıfından başlamak üzere, öteki sınıflardan; Hatice Topçuoğlu, Makbule Şakır, Ahmet Erkan, Bayram Yıldıran, İbrahim Bayraktar, Gül Eraslan, Mehmet Uysal, Halide Türker’in şiirleri bana ulaştırıldı. Teşekkürlerimi sunuyorum.
Tefenni’den büyük bir keyif, moral ve enerji alarak döndüm.
234 öğrencinin bulunduğu Namık Kemal İlköğretim Okulu Müdürü Faden Okatan’ın yönetiminde, Müdür Yardımcısı Ali Özdemir, öğretmenler; Asuman Özdemir, İsmet Arıkaya, Ersin Çalık, Hülya Topçuoğlu, H. Hüseyin İkiler, Ömer Bayraktar, Murat Solak, Serpil Yılmaz, Bülent Karatağ, Gamze Kaya ve Hanım Kayacan’ın öğrencilerin en iyi şekilde yetişebilmeleri için ellerinden gelenin daha fazlasını vermekte olduklarını gördüm, sevindim. Tebriklerimi sunuyorum.
***

Semih Sergen
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Zaman zaman, şairlerimizden, yazarlarımızdan söz ettiğim oluyor. Bu seri de onlardan biridir. Ankara’da, 29 Kasım 2008 tarihinde gerçekleştirilen “Altındağ’da Şiir Akşamları” programında yeralanlardan:
SEMİH SERGEN
1931 yılında doğdu. Anne ve baba tarafından çok eski İstanbulludur. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra 1949 yılında Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’ne girdi 1954 yılında Yüksek Bölümünü bitirdi. Elli yıldır Devlet Tiyatrosu Ailesi içinde oyunculuk, yönetmenlik, yöneticilik ve öğretmenlik yapmaktadır.
1976 yılında Bölge Tiyatroları Yasa Tasarısı üzerinde çalışmış, hazırladığı yasayı TBMM’ye sunmuştur. Ankara Devlet Konservatuarı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü, Anadolu Üniversitesi Televizyon Bölümü, Gazi Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Selçuk Üniversitesi, Sahne ve Drama hocalığı yapmıştır.
Semih Sergen’in oyunları: Çınar ile Ihlamur. Erkek ve Kadın, Saz Kafeste Mor kuşlar, Bir Hilal Uğruna, Bahar gecikti, Kardeş Kan, Son Kuşlar, III. Selim adlı kitaplarda toplanmıştır. Burçak, Yakarış, Niyaz Dalları, Eskitemedim Gökyüzünü, Ölüm Kalım Savaşı Destanı, Nergisleri Bölüşmek, Gönüllerin Işığı Mevlana, Kuruyduk Yaş Olduk, Mevlana’dan Aşk Ezgileri, İstanbul Bir Kara Sevda ve Balık Kavağa Çıkınca adlı şiir kitapları vardır.
Ayrıca şiir plakları ve tasavvuf üzerine şiir kasetleri, Mevlana, Yunus Emre ve Çağdaş Türk Şiirinden örnekler veren CD’leri mevcuttur.
Devlet Tiyatrosu sanatçısı Ümit Sergen ile evlidir ve beş çocuğu vardır.
ERENLER SOFRASI
Size ne ikram edeyim
İnsan kardeşim?
Biraz gökyüzü alır mıydınız?
Biraz Boğaziçi serinliği
Dingin, duru
Biraz Karadeniz esintisi
Biraz Marmara
Biraz Arşipel
*
Siz uzaktan geldiniz Belki
yorgunsunuz
Biraz uzanmak ister miydiniz
Bir Yörük çadırında
yıldızlara karşı?
Bu dağlar
Pek sever boy
ölçüşmeyi Bulutlarla
Biraz Ağrı grubu alır mıydınız?
Biraz Toros şafağı
Biraz Erciyes…
*
Siz çok baca gördünüz biliyorum
Ev bacası,
Vapur bacası,
Fabrika bacası,
Hiç peri bacası gördünüz mü?
Suya kar düştüğünü bilirsiniz de
Sudan pamuk topladınız mı hiç
Pamukkale’de.
Saklı Kent’te alabalık yediniz mi?
Kadeh kırdınız mı Olimpos’ta
Zeus’un şerefine?
Fısıltınızı on binler duydu mu
Gümbür gümbür?
Biraz Aspendos alır mıydınız?
Biraz Bergama
Biraz Efes
***
Tefenni’den
PROF. DR. İSA KAYACAN
Tefenni, Burdur ilimize bağlı ilçelerimizden biri, en eski olanı.
Benim doğduğum Ece Köyü’nün bağlı bulunduğu, çocukluk, gençlik yıllarımızın bir kısmının geçtiği ilçe Tefenni.
20 Mart 2009 tarihinde, Tefenni Namık Kemal İlköğretim Okulu öğrencileriyle bir sohbet toplantım oldu. Öğrencilerden, enerji ve çocukluk sevinci alarak döndüm Ankara’ya.
TEFENNİ
Tefenni’de yıllarca bir Bankada Müdür olarak görev yapan Yalçın Karataş’ın Tefenni başlığıyla yazdığı beş dörtlükten meydana gelen şiirin iki dörtlüğünden söz edelim, örnek verelim;
-Yüzkırk yıllık medeniyet öncüsü,
Sanki göller bölgesinin incisi,
Kıymet bilenlerin sözcüsü,
Dostluk Tefenni’de, dost Tefenni’de.
Barutlusu, Kocapınar sevdası,
Yazın güzel olur serin yaylası,
Bir de çalınca zeybek havası,
Sohbet Tefenni’de, söz Tefenni’de…
Yukarıda da belirttim. 20 Mart 2009 Cuma günü Tefenni Namık Kemal İlköğretim Okulu öğrencileriyle sohbet için gittiğimde, sohbet sırasında 6/B sınıfı öğrencilerinden Duygu Esra Ersoy bir şiir okudu. Şiir bendenize atfen yazılmıştı. Şiirin okunuş bitiminde duygulandım. Teşekkür ettim… Şimdi bu şiiri bir de sizinle okuyalım. Buyurun:
İSA KAYACAN
Burdur’un Tefenni İlçesinde,
Ece Köyü denilen, Gül Bahçesinde,
Bir Sonbahar gecesinde,
Doğdu duayen İsa Kayacan.
*
Hep Anadolu Basını dedi.
Kah omuz verdi, kah el verdi.
Edebiyata gönül verdi,
Hemşerimiz İsa Kayacan.
*
Bazen Ankara Mektubundan seslendi.
Bazen Çanakkale’den, yahut Edirne’den.
İçinde her zaman Anadolu özlemi vardı.
Yüreği hep yazmak için atardı.
*
Devlet adamı, şair ve de yazar,
Bazen özlem, bazen umut yazar.
Yüz kusur kitaba, üç bin dergi ve gazeteye
Ese diye, Tefennili diye imza atar
*
Okulumuza destek verdi
Önce insan önce eğitim dedi.
Doğduğu Tefenni’ye,
Kitaplarıyla beraber sevgisini verdi.
*
Edebiyatın Evliya Çelebisi,
Burdur’umuzun Fahri Elçisi,
Türk Basınının duayeni,
Gazeteci yazar İsa Kayacan.
Duygu Esra ERSOY
Namık Kemal İlköğretim Okulu
Sınıf: 6/B No:7
Tefenni-Burdur (Mart 2009)
***
Seslerin ardından
PROF. DR. İSA KAYACAN
Gelen, getirilen ses veya sesler. Bunların genel değerlendirmelerle sütunumuza kadar gelenleri.
Burdur ilimize bağlı, Bucak ilçemizde günlük yayınlanan “Ses-15” Gazetesinden, bu gazetenin değişik sayılarından aldıklarımız:
1- Hikmet Tolunay Meslek Yüksek Okulu öğrencilerine girişimcilik konusunda konferans veren İşadamı Mehmet Cadıl, hayatından örnekler vererek, çalışmanın ve tutumlu olmanın önemine dikkat çekerek; “Hedefim, çalışmak ve tutmak oldu” dedi (S:1449)
2- Burdur Gölü 2050 yılında tamamen kuruyacak. Gölü kurtarmak için en fazla 5 yılımız var (04 Mart 2009)
3- 104 yaşındaki asırlık çınar Gülsüm Öztop, hayata meydan okuyor. Gülsüm nine, bu yaşına kadar hiç hasta olmamış. 20 yıl önce eşini kaybeden yaşayan efsane Gülsüm nine, torununun torununu da görmüş. Gülsüm ninenin 25 torunu ve 19 'da torununun torunu var (S.1452)
4- Öncelikle bu yazımı Bucak'ta esnafı, memuru, şoförü, işçisi, sağlıkçısı, ev hanımı ve çok farklı meslek gruplarından “Belediye'den ne istedikleri?” sorusuna aldığım cevaplarla oluşturduğumu belirtmek istiyorum (Mehtap Kaygısız Padem, S.1452)
5- Gün geçmiyor ki, babamızı anmayalım. Babam zamanında şöyle dediydi… Babama göre; Babam her şeyi bilirdi… Bu konuda babam olsa şöyle derdi… (Ali Ulvi Özkan). S.1453)
6- Doğa Derneği Burdur Şubesi ve Milli Eğitim Müdürlüğü ile Burdur Gölü çevresinde bulunan okullarda, çevre bilincini geliştirmek ve öğrencilere doğayı sevdirmek amacıyla proje hazırlandı (S.1453)

*
SEVGİLİ DOSTUM, VEFALI İNSAN
SAYIN İSA KAYACAN'a (Mehmet Cem Yiğit)
Yaşamak için dünyaya gelir insan
Yaradan O'na vermiş tatlı bir lisan
Alçak gönüllü doğmuş ise, bu insan

ADI NE DERSENİZ; BU İSA KAYACAN
*
Kâğıdı, kalemi elinden hiç düşmez
Dostlara açıktır edebiyat kapısı
İnsanın gözünde temizdir, yapısı
ADI NE DERSENİZ; BU İSA KAYACAN
*

İpek böceği sabrı ile çalışır
Şairlere, yazarlara yardımları
Paket programla çabucak ulaşır
ADI NE DERSENİZ; BU İSA KAYACAN
*
Her günüle girer, sevgisini sunar
Arı gibi çalışır, bal yapar KAYACAN
Melek huylu, iyi soylu, has, bir İNSAN
ADI NE DERSENİZ; BU İSA KAYACAN
*
Unvanı ile hiç övünmez KAYACAN
Eserlerin sayısı yüzleri aştı
O'nunla konuşurken duyarız heyecan
ADI NE DERSENİZ; BU İSA KAYACAN
7 MART 2009 / AKŞEHİR
Mehmet Cem YİĞİT
***
Sora Sora Bağdat Bulundu (1)
PROF. DR. İSA KAYACAN
Atasözlerimiz arasında yer alanlardan; Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz… Sora sora Bağdat bulunur.
Bizde, sora sora Bağdat’ın nerede olduğunu öğrendik ve 27–30 Mart 2009 tarihleri arasında, Irak Gençlik ve Spor Bakanlığının davetlisi olarak Fuzuli Festivaline katılmak üzere Bağdat’a gittik.
Ankara’dan, Irak Türkmenlerinin Türkiye Temsilcisi gibi çalışan, başarılı hizmetlerin altına imza atan Şemsettin Küzeci’nin organize ettiği bu seyahate Türkiye’den Dr. Mehmet Sılay, İsa Kayacan, Hayrettin İvgin ve Şemsettin Küzeci katılırken, Azerbaycan’dan, Prof. Dr. Muharrem Kasımlı, Doç. Dr. Galibe Gültekin, Ekber Goşalı, Osman Enveroğlu, Gülaye Şınıxlı, İlham Askeroğlu katıldı.
Ankara-İstanbul, İstanbul- Bağdat yolculuğundan sonra Bağdat’a inişimizde, bizi, 275 milletvekilinin bulunduğu Irak Parlamentosunda yer alan Türkmen Milletvekillerinden biri olan, Türkiye’ye sık sık gelişiyle tanıdığımız Fevzi Ekrem Terzioğlu ve Bakanlık yetkilileri karşıladı.
Bağdat Hava alanı ve terminali yeniden düzenlenmiş. Şehrin girişi ve bütününde sık sık kontrol noktalarının bulunuşu dikkat çekiyor. Beton duvarlar-korunmalar, Irak’taki ABD işgalinin izleri ve keskin görüntüleri olarak karşımıza çıkıyor. Bize eskortluk yapan resmi korumaların bulunduğu arabanın açtığı yollar, istenilen-beklenilen hızlılık içinde açılmıyor. Kontrol noktalarındaki kısa beklemeler, kısa konuşmaların sonucunda yolumuza devam edişimizle ilk planda bir veya iki katlı, üstleri beton evlerle binalarla karşılaşmamız yanında hurma ağaçları sıklık içindeki görüntüleriyle dikkat çekiyor.
Bağdat merkezinde kaldığımız otelin adı: Al-Mansur Hotel. Beş yıldızlı. Irak’ta 37 Bakanlık bulunuyor. Bunlardan bir tanesi Gençlik ve Spor Bakanlığı Türkmenlere verilmiş. Irak’ın 73 Büyükelçisi var dünyanın değişik ülkelerinde. Bu büyükelçilerden sadece birisi, Azerbaycan Büyükelçisi Türkmenlere verilmiş.
Gençlik ve Spor Bakanı Casım Muhammed Cafer 27 Mart 2009 tarihi akşamı bizlere bir akşam yemeği veriyor. Burada, güler yüzlü ve sonraki günlerde görüp alkışlayacağımız, sanat ve edebiyata, şair ve yazarlara vakit ayıran, örneğin ertesi günü gerçekleştirilen Fuzuli Festivali konuşma-tebliğ sunma, şiirlerin okunması süresince salonda oturarak bizlerin takdirini kazanan bir bakan olarak belleklerimizde yer edişini, alkışlarımla kaydetmeliyim.
28 Mart 2009 Cumartesi günü Fuzuli Festivali’nin gerçekleştirildiği Kerbela’ya gidiyoruz. Gidiş yolumuzda, yine belirli noktalardaki kontroller sürüyor. Salondaki katılımcıların fazlalığı dikkat çekiyor. Kürsünün bulunduğu sahne bölümü yapay çiçeklerle donatılmış, saygı duruşu, milli marşın ve Kur’an-ı Kerim okunuşunun ardından protokol konuşmaları yapılıyor. Kerbela Valisi Dr. Akil Hazal Gençlik ve Spor Bakanı Casım Muhammed Cafer, Milletvekili Fevzi Ekrem Terzioğlu konuşuyorlar. Konuşmalar arasında halk ozanlarının Fuzuli’yle ilgili yazdıkları şiirler salonda yankılanıyor Heyetler adına Dr. Mehmet Sılay, Prof. Dr.Muharrem Kasımlı kısa birer konuşma yapıyorlar.
Katılımcılardan; Prof. Dr. Muharrem Kasımlı, Doç. Dr. Galibe Gültekin, İsa Kayacan, Hayrettin İvgin, Osman Enveroğlu bildirileriyle program içinde yer alıyorlar. Ekrem Goşalı, Şemsettin Küzeci, şiirleriyle, İlhan Askeroğlu sazı ve sözüyle yer alırken, TRT’nin kanallarından biriyle, Irak TV’lerinin naklen yayınladıkları konuşmalar solondakiler tarafından dikkatle izleniyor.
Program öğleden sonrada devam ediyor. Türkmen şairlerinden Mehmet Ömer Kazancı’nın yönettiği program öğleden sonrada, bakan, milletvekili ve vali tarafından izleniyor. Irak Türkmen şairleri ve araştırmacılarının katıldıkları program içerisinde Mehmet Mehdi Bayat, Abdülaziz Zemin Bayatlı, Dr. Faik Köprülü gibi Türkmen şair ve araştırmacıları yazdıkları ve değerlendirmelerini izleyicilerle paylaşıyorlar.
***
Sora sora Bağdat bulundu (2)
PROF. DR. İSA KAYACAN
Kerbela I.Fuzuli Festivalinin 28 Mart 2009 cumartesi günkü öğleden sonraki bölümünün bitiminden ödüllerin ve teşekkür belgelerinin verilişinden sonra, Kerbela’da kalacağımız Otel Sefir Kerbela’ya yerleşiyoruz.
Dinimiz, ruhumuz ve Fuzuli açısından önem taşıyan mukaddes topraklar üzerindeki ziyaretlerimiz başlıyor. Fuzuli’nin sembolik mezarı önünde dualar okuyor, saygı duruşunda bulunuyoruz. Fuzuli burada “ulu şair” olarak adlandırılıyor, ifade ediliyor. Hz. Ali’nin oğlu İman Hüseyin Aleyhisselam ve İmam Abbas başta olmak üzere öteki türbe ziyaretlerinin gündüzleri çok kalabalık olduğu için, akşam ziyaret edilmesi kararlaştırılıyor.

Saat 22.30’da başlayan İmam Hüseyin ve İmam Abbas türbeleri başta olmak üzere öteki ziyaretlerimiz Sayın Bakanın öncülüğünde gerçekleştiriliyor. Peygamberimizin torununun türbesi ve ötekiler göz kamaştırıyor. Temizliği, pırıl pırıl ışık altında görüntüleri arasında dualar ediyor, namazlar kılıyoruz. 27 bin kitabı bulunan muazzam kütüphaneye ilgililer nezaretinde ziyaretimiz gerçekleşiyor. Abbas’ın Hüseyin’in kardeşi olduğunu öğreniyoruz. Buradaki altın iplikle işlenmiş taşların, dünyanın en pahalı taşları olduğu ifade ediliyor. 72 şehidin bir türbede yattığı bunlar arasında bir Türk’ün de bulunduğu verilen bilgiler arasında yer alıyor. Türbeler arasında, gruplar halinde bir liderin öncülüğünde dua edenler, namaz kılıp Allaha yalvaranlar var. Burada din turizminin öne çıktığı görülürken, İran’dan Güney Azerbaycan’dan gelenlerin sayılarının fazla olduğu anlatılıyor.
Yabancıların, burada 3 öğün bedava (ücretsiz) yemek yiyebildikleri anlatılırken, “isterseniz yarın öğleyin siz de buyurun” cümlesiyle davet ediliyoruz. Aynı anlayışın, Necef’te normal günlerde bin, ölüm yıldönümlerinde 9–10 bin kişinin ziyaret ettiği İmam Ali-Hz. Ali’nin türbesindeki yönetimde de var olduğunu görüyoruz. Bizim, Ramazanlarda Belediyelerimizce verilen iftar yemekleri aklımıza geliyor. Ama bunlar bir öğün değil, üç öğün veriyorlar. Her iki yerde de ayakkabılar girişte çıkarılıyor.
29 Mart 2009 Pazar günü Kerbela’dan Necef’e geçiyor, İmam Ali’nin-Hz. Ali’nin türbesindeki ziyaretimizi aynı gönül rahatlığı ve huzuruyla gerçekleştiriyoruz. Dualar ediyoruz. Necef Şiilerin Başkenti olarak biliniyor. Necef dünyada İslami illerin ilki. Eski yerini (özelliklerini) koruyan bir şehir. 4 mahalleden oluşuyor. Uluslar arası havaalanı düşüncesi gerçekleşmek üzere. 10 bin kitabın yaşının bin yıllık olarak kayıtlarda yer aldığı anlatılıyor.
Bağdat’a dönüyoruz. Milletvekili Abbas Bayatlı ziyaretimize geliyor. Irak’ta Başkanlık yönetimi var. 30 Mart 2009 Pazartesi kahvaltıdan sonra Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) 1. Yardımcısı Adil Abdil Mehdi tarafından, Sayın Bakanın başkanlığında kabul ediliyoruz. Buraya, Yeşil Bölgeye çok sıkı bir kontrol-denetim altında giriyoruz. Asılı (Asma) köprüden, Diclenin üzerinden geçiyoruz. Bağdat’ta Fırat ve Dicle’nin nazlı nazlı akarak, Türkiye’den selam getiren görüntüleride çok muhteşem. Yeşil Bölgeye, normal insanlar giremiyor. Burada, Başbakanlık BM binalarıyla milletvekili lojmanlarının bulunduğu anlatılıyor. “Bir zamanlar buradan kan kokusu geliyordu “cümlesi zor kaydettiklerimiz arasında yer alıyor. Sağlı, sollu beton duvarlar, zik-zak şeklindeki araç gidişleri dikkat çekerken, düşündürüyor.
Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) 1.yardımcısı tarafından “kabul ediliyoruz, ziyaret sonrası çekilen fotoğraflardan sonra Başkanlık binasından ayrılıyoruz. Binadan içeri girerken, “buraya ABD Başkanları, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın da geldiği aynı yerden içeri alınıp karşılandıkları” anlatılıyor.
Al Mansur Otel’deki öğle yemeğimizden sonra, havaalanına doğru yola çıkıyoruz. Başkanlık sarayına giderken gördüğümüz (siyah tenli) iki ABD askerinden sonra, birkaç ABD askerinin de havaalanında bulunduğunu görüyoruz. ABD askerlerinin şehir içinde hemen hemen hiç görünmeyişleri, bulunmayışları, yönetimin –idarenin Iraklı’lara teslim edildiğini gösteriyor olmasının ne kadar inandırıcı olduğunu düşünüyoruz.
“Saddam döneminde, Türkiye’den gelen bir şoför görsek gerçek Atatürk’ü görmüş kadar sevinirdik” cümlesi bizi gururlandırıyor. Geciken THY’nin Bağdat-İstanbul uçağıyla İstanbul’a ve kıl payı kaçırmadan, 23.00 uçağıyla da Ankara’ya dönüyor, sora sora Bağdat’ın bulunuş öyküsünü burada, Irak 15–20 yıl sonra belki normale dönebilir düşüncemizle, noktalıyoruz.