Türkmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2015 Cuma

Suriye'de Bayırbucak Türkmenleri ateş altında...

ÖZ KARDEŞLERİMİZ; SURİYE TÜRKMENLERİ HAİN ATEŞ, KALLEŞÇE ZULÜM, İŞKENCE VE BASKI ALTINDA
Bayırbucak Türkmen köyü, cinnet getiren insanlık düşmanlarının ihanetine maruz. Türkmen kardeşlerimiz karadan ve havadan saldırıya uğradı. Türkiye, neden ve niçin "hain saldırıya" müdahale etmiyor?.. 
HATAY'ın Yayladağı İlçesi'nin karşısındaki Suriye'nin Bayırbucak Türkmenleri bölgesine dün; Suriye Devlet Başkanı eli kanlı Beşşar Esad'a bağlı birliklerin karadan, Rusya'nın ise havadan ve denizden düzenlediği “Türkmen Bölgesini hedef alan” saldırılar bölgede büyük bir tedirginlik, korku ve bombardımanlar sonucu oluşan yıkım yarattı.
SALDIRILARIN BİLİNEN İLK BİLÂNÇOSU
Saldırıların bilinen ilk bilançosu ise Hatay'a getirilen 4 yaralı Türkmen'den 1'inin hayatını kaybetmesi oldu. Dün gerçekleşen saldırıda patlama sesleri Yayladağı İlçesi'nden de duyulurken Rusya'nın saldırılar sırasında, Akdeniz açıklarında demirlemiş gemilerinden de çok sayıda atış yaptığı bildiriliyor. Saldırıda çok sayıda Türkmen'in yaralandığı belirtilirken, 3 yaralının Mustafa Kemal Üniversitesi sağlık ve Uygulama Araştırma Hastanesi'nde tedavisi sürüyor. Esad güçlerinin kontrolündeki Yayladağ sınırımızla komşu olan Lazkiye'nin Bayırbucak bölgesine hâkim tepeleri de rejim güçlerinin kontrolü altına aldığı belirtiliyor.
ESAT GÜÇLERİ MEVZİ KAZANIYOR
Bu takdirde Esad güçlerinin mevzi kazanmış olacağına dikkat çekiliyor. Daha önce de zaman zaman PYD ve Özgür Suriye güçleri aynı bölgeyi kontrol altına alarak denize bir kapı açmaya çalışmış, bu nedenle muhaliflerle rejim güçleri arasında çatışmalar yaşanmıştı. Sınırımızdaki Yayladağ halkı, bu sıcak gelişmelerde kullanılan silahların kendilerine zarar vereceği endişesini  taşıyor.
20 BİN TÜRKMEN ÇADIR KENTLERE SIĞINDI
Suriyeli yerel kaynaklar, Bayırbucak Türkmenleri bölgesine 3 gün önce başlayan saldırılarda çok sayıda Türkmen’in hayatını kaybettiğini, çok sayıda yaralı bulunduğunu bildiriyor. Saldırılar nedeniyle 18 Türkmen köyünün boşaltıldığı ayrıca can güvenliği nedeniyle binlerce kişinin Yayladağı İlçesi’nin karşısındaki Lazkiye’nin Yamada Köyü’nde bulunan çadır kentlere sığındığı, çok acil gıda ve çadıra ihtiyaçları olduğu belirtiliyor.
İDLİB’E HAVA SALDIRI DÜZENLENDİ
Öte yandan Esad’a bağlı uçaklar bugün de İdlib’in muhaliflerin kontrolündeki Albara ve Mart Alnoaman köylerine hava saldırısı düzenledi. Saldırıda çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği kaydedildi. (Ankara: Ulusal Haber & Ulusal Ajans) 

28 Temmuz 2015 Salı

TÜRKMEN'lerin Umudu. Yeni Bir ORDU kuruluyor. Birleşik Türkmen Tugayları!..

Ankara'da (Suriye'deki Türkmen kardeşlerimiz ile ilgili) sürpriz bir toplantı ve müjdeli haber!.. 
IŞİD’e karşı başlatılan operasyonların ardından Ankara’da sürpriz bir toplantı yapıldı. IŞİD ve Esad’a karşı savaşan 20 Türkmen tugayının temsilcisi MİT’in koordinasyonunda bir araya geldi
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun “Bundan sonra sınırımızda IŞİD'i görmeyeceğiz. Nasıl yapacağımız bizde saklı” açıklamasının ardındaki detayları ortaya çıkmaya başladı. Bu kapsamda, MİT'in koordinasyonunda muhalif Türkmen tugaylar Ankara'da sürpriz bir toplantıda biraraya geldi.
Suriye kuzeyinde ve Halep çevresinde bulunan muhalif Türkmen tugaylar, MİT koordinasyonunda, güvenlik, istihbarat ve askeri birimlerden yetkililerin de katılımıyla geniş kapsamlı bir toplantı düzenledi. Dün başlayan toplantıda ele alınan ağırlıklı konu ise kurulma çalışmalarına hız verilen Birleşik Türkmen Ordusu oldu. Çağrıları “gizli” yapılan toplantıda kurulması planlanan 5 bin kişilik Birleşik Türkmen Ordusu'na son şekli verildi.
YENİ YOL HARİTASI: Yeni Şafak'ın haberine göre; Toplantıya Halep ve Bayır-Bucak bölgesinde Esad ve IŞİD'e karşı savaşan muhalif tugaylardan yaklaşık 20 temsilcinin katıldığı ifade ediliyor. Toplantıya Sultan Murad, Muntasır Billah, Sultan Mehmed gibi etkili tugaylardan temsilcilerin katıldığı ve yeni dönemdeki yol haritasının şekillendirildiği öğrenildi.
EĞİT-DONAT İFLAS ETTİ: ABD öncülüğünde başlatılan eğit-donat projesinin istenen başarıyı göstermemesi üzerine yeni formüller devreye girdi. Bu formüllerin başında ise Ankara'nın destek verdiği Birleşik Türkmen Ordusu olduğu belirtiliyor. Bu ordunun TSK'nın yapacağı sınır ötesi harekatlarda Ankara'yla koordineli olacağı iddia ediliyor. Türkmen Ordusu, IŞİD'den kurtarılacak Türkmen bölgelerinde denetimi ele alacak ve bölgenin nüfus yapısının değiştirilme tehlikesinin de önüne geçecek.
İKİ BÖLGEDE KONUŞLU: Kurulma çalışmalarında son noktaya gelinen Birleşik Türkmen Ordusu, 2 bölge odaklı şekillendirilecek. Ordunun Bayır-Bucak yapılandırması geçtiğimiz hafta tamamlandı ve Ahmet Arnavut Genel Komutan olarak tayin edildi. 2. Sahil Tümen Komutanı Teğmen Tarık Solak,
Dış İlişkiler Sorumlusu Başşar Molla, saha komutanları ise Ömer Abdullah ve Adil Orli oldu.
HALEP'TE TEK ÇATIDA: Halep bölgesinde ise en büyük üç tugay başta olmak üzere mahalli Türkmen birliklerle beraber diğer grupların da Sultan Murad Tümeni adı altında toplanması bekleniyor. Dün Ankara'da başlayan toplantıda ordunun görev dağılımının tesbiti bekleniyor. Birleşik Türkmen Ordusu'nun Türkmen Dağı'nda büyük bir gövde gösterisiyle tüm dünyaya ilan edileceği öğrenildi. Türkmen Ordusu'nun Suriye içinde ve dışında yaşayan Türkmenlere “vatanınızı savunun” çağrısında bulunacağı da belirtiliyor.
İLK HEDEF LAZKİYE: Ordunun, Bayır-Bucak bölgesinde mevzilendireceği tümen ise diğer muhalif ordularla birlikte Esad'ın kalesi Lazkiye'yi hedefliyor. Ordunun öncelikli hedeflerinden biri olarak Lazkiye sahil yolunun Esad ve İran unsurlarından temizlenmesi ve Lazkiye'ye gidecek yolun açılması gösteriliyor.

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Barzani ve Talabani'yi DOST edinenler KAHROLSUN!... "Silâhla İstifası Alınan Türkmen Rektör!..."

Kalleş, ihanet şebekesi, işbirlikçi zalim, hain düşman barzani'ler ve Silâhla istifası alınan Türkmen rektör faciası!..
Riyaz SARIKÂHYA ve Ahmet TAKAN
Ahmet TAKAN
Seçim gündemli iç kavgalarla meşgulüz!.. Kan çanağına dönen yakın coğrafyamızda Türkmenlerin perişan halini, devam eden Türk soykırımını yine ıskalıyoruz. 
Ankara oldum olasıya kapı duvar.
Sessiz sedasız bir yiğit dava adamı geldi Irak’tan önceki gün başkente. Çeşitli temaslarda bulundu. Geldiği gibi sessiz sedasız gece yarısı da ayrıldı öz vatanından. Bir fırsat buldu YENİÇAĞ’ı ziyaret etti. Türk dünyasının en büyük gazetesine, avazına, teşekkür etti. Türkmeneli’nin acılarını anlatmaktan çayını yudumlayamadı. Sinsi oyunun acı gerçeklerini dile getirdikçe Ankara’da yaşayan bir Yörük olarak ezildim büzüldüm. Ne demek istediğimi anladınız!.. Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Riyaz Sarıkahya ile yaptığımız geniş söyleşiyi 2-3 günlük dizi halinde sizlere aktaracağım. 
Önce söyleşinin flaşı;
Riyaz Sarıkahya, Kerkük Üniversitesi’nin Türkmen Rektörü Abbas Taki’nin, Barzani güçlerince silah zoruyla televizyonda canlı yayına çıkartılarak istifa ettirildiğini söyledi. Sarıkahya, Türkiye dahil hiç kimsenin de buna ses çıkartamadığını kaydetti.
10 ay öncesinden anlatmaya başladı Riyaz Sarıkahya;
“Geçen sene Haziran ayında IŞİD örgütü Irak’ın yüzde 40 toprağına el koydu. Bunu da 3-4 gün gibi kısa süre içerisinde yıldırım hızıyla yaptı. Bu da gösterdi ki büyük bir senaryonun yeryüzünde uygulanmasıdır. Irak ordusu ve Irak devleti, IŞİD örgütüne hiç karşı koymadı, hemen  teslim etti. Hatta Irak Savunma Bakanı, bizim milletvekili kardeşimize  demiş ki; ’27 milyar dolarlık silah, Irak ordusundan IŞİD örgütünün eline geçti.’En azından ordu çekilirken kendi silahını yok eder.  Bankada milyonlarca dolarlık paralar kaldı. Demek ki; büyük bir senaryo. Irak’taki birçok politikacı da bu işin uygulamasında rol aldı.  Farklı farklı roller aldılar. 
IŞİD’in bölgede Irak’ı yeni baştan yapılandırmaya yönelik bir olgu olduğu, bunun en etkin bir araç olduğu artık gözden kaçmamaktadır. IŞİD gelirken Sünni bölgede aylarca ortam hazırlandı. IŞİD gelince halk da IŞİD ile birlikte hareket etti. Polis silahını bıraktı asker de geri çekildi. 
ABD diyor ki; ’Irak 3 bölge olarak yapılandırılsın.’ Irak’ın yeni baştan bölgesel yapılandırılmasına biz Türkmenler olarak prensipte karşı değiliz. Tabii Türkmenler de göz ardı edilmezse eğer. Yani Arap, Kürt, Türkmen, Şii, Sünni böyle bir yapılanmaya gidilirse karşı değiliz. Ama sadece ana unsur olarak Irak anayasasında da Türkmenleri göz ardı ederek, 2 unsur olarak Irak’ın yapılandırılması, Türkmenlerin yok olması demektir. 3 milyon Türkmen’in yok olması demektir. Bin yıldır orası bizim yurdumuz. Onun için, bu şekilde bir yapılanma bizim için ölüm fermanıdır. Böyle değerlendiriyoruz. Türkmenlerin de tabii ki çıkarını gözeten diğer milletler ile birlikte yeni projelere biz açığız. Bizim de önerimiz var elbette; Kürdistan’ın yanında bir Türkmeneli bölgesinin kurulması. Türkmenler için bu hayati bir ehemmiyet taşımaktadır. Çünkü Irak devletinin 95 yıllık bir tarihi var. Bu bölge içinde bu tarih içerisinde Türkmenlerin yüzde 50’si asimile oldu. Ama Türkmen bölgesi oluşturulursa bu bölge tabii eğitimde, dairelerde Türkçe konuşacaklar, asimile olma şansımız çok daha azalacak. Kaldı ki bugün Kürdistan’daki bir çok Kürtçü partiler de Türkmeneli bölgesindeki topraklarımıza göz dikmektedirler. Çünkü toprağımızın altında petrol var. Bu yüzden de bir an önce bölgelerimizi Kürtleştirmek yönünde projelerini uygulamaya döküyorlar.”
Bu söylediklerine biraz daha açıklık getirmesini istedim Sarıkahya’dan;
 “Kerkük; düşününüz bundan 12 sene önce yüzölçümü şehir olarak 16 kilometrekareydi. Nüfusu da 850 bindi. Şimdi nüfus 1 buçuk milyon, yüzölçümü de 40 kilometrekare kare oldu. Bu ilavelerin hepsi Kürt’tür, dışarıdan gelen Kürtler. Kerkük’ün kuzey bölgesini bir de doğu bölgesini, Süleymaniye, Erbil’den bağlantısı olan bölgeler Kerkük’ten daha fazla arttı. Bazı Kürtler hatta Türkiye’den, İran’dan da gelip yerleştirildiler. Çünkü Kerkük’ün petrolü çok önemli bir yer tutmaktadır Orta Doğu için. Bize göre de Kerkük salt bir Türkmen şehriydi ama şimdi demografik değişim, Saddam da yıllarca Araplaştırmak için Arap getirdi. Kürtler de son yıllarda 12 sene içerisinde çok sayıda Kürt’ü getirip Kerkük’e yerleştirdiler. Bizim dışarıdan getirecek Türkmenimiz olmadı. Her bölgemiz, kritik hassasiyet vardı diğer şehirlerde. Telafer’de öyle, Erbil’de öyle. Bizim Kerkük’e bu insanları transfer etme şansımız olmadı çünkü bu imkân da ister. Devletle orada yönetimi kontrol ederseniz bunu yaparsınız. Kaldı ki, bu dönem içerisinde bütün Kerkük’teki kamu kuruluşlarının hepsini Amerikalılar, gelir gelmez Kürtlere verdi. 12 tane ana kuruluş var Kerkük’te. 
İki üç gün önce bir hadise yaşandı Kerkük Üniversitesi’nde!.. 
Geçen hafta bir Türkmen rektör yardımcısının rektörlüğü onaylandı Başbakanlıktan. 3 gün önce Kürt bölüm başkanını kendisi ile birlikte Kürt partilerin gençlik şeyi ile televizyonda götürdüler adamı (Abbas Taki) silah zoruyla istifasını aldılar, görüntüsünü de verdiler. Adam istifa etti. Tabii silahı televizyonda göstermediler adam ’ben istifa ettim’diyor. Ama tabii kamera arkasında silah var. Abbas Taki, Türkmen kardeşimizi, Irak Yükseköğretim Bakanı Hüseyin Eş Şehristani atamıştı. Ne Türkmen hareketi ne Bağdat’taki Şii hareketi, Irak devleti, ne Türkiye’nin ağırlığı. Bir adamı 3 günden fazla rektör tutmaya yetmedi. Demek ki Türkmen toplumu şu anda tehlikededir. Bir çok iş adamı dedi ki; biz de neyimiz varsa ucuza satıp gideceğiz, bölgede kalmayız. Demek ki sıra yarın bize gelir.” 
Bunu yapan Barzani’ye bağlı güçler mi?
 “Birlikte yaptılar. Vali izne gitti. Amerika’da zaten şu anda. Vali yardımcısı Arap. Aramışlar vali yardımcısını. O da polis müdürünü aramış, o da ’biz önleyeceğiz, bir şey yok ortada’ demiş. Hepsi tiyatro. Sonra facebookta da yayınlandı gizli görüntüleri. Kürtler silah zoruyla adamı görevden aldılar.” (KİŞİSEL GELİŞİM; Ahmet TAKAN, 08 Mayıs 2015)

2 Ocak 2015 Cuma

"VURUN YÖRÜKLERE", Kudret HARMANDA // 31 Aralık 2014

VURUN YÖRÜKLERE
Kudret HARMANDA 
Türklerle ilgili en eski kayıtlara Çin Devlet arşivlerinde rastlamaktayız.  Bazı bilim adamları, antik Çin yazılarında sözü edilen "Tue'kue" kelimesinin “Türk” demek olduğunu kabul ederler ki, bu bazı batılı bilim insanlarının kasıtlı olarak Türk Tarihini Gök Türklerle başladığı tezini çürütmektedir.(1)  Antik Çin  kayıtlarında Türklerin “Kuzeyde savaşçı ve göçebe kültüre sahip olduğu, M.Ö. 1700 yılları sonrasında kitleler halinde Altay Dağları ile Tanrı Dağları arasındaki bölgeye yayıldığı” yazılıdır. (2)
Göçebelik (konar göçerlik) Türk Milletinin yazılı tarihinin başından bu yana devam eden, daha dün diyebileceğimiz 1965 yılına kadar da süren bir olgudur. Antik Çin kayıtlarından ve yapılan arkeolojik kazılardan Türklerin göçebe ve savaşçı oldukları, yazlık ve kışlık yerleşim yerleri olduğu, hayvancılık ve avcılıkta çok ileri teknikler geliştirdikleri, bakırdan ve taştan aletler kullandıklarını öğreniyoruz. (3)
Bozkır kültüründe konar göçer (göçebe) ve savaşçı olmak bu kültürün alın yazısıdır. Yazılı tarihte bir devlet olarak ilk kez Büyük Hun İmparatorluğu ile tarih sahnesinde görülen Türk Milleti, devlet sahibi olmasına rağmen “Göçebe Kültürünü” aynen muhafaza etmiştir. Büyük Hun İmparatorluğunun parçalanması ile ortaya çıkan “Kavimler Göçü” esnasında da bu kültürün devam ettiğini görmekteyiz. Karadenizin Kuzeyinde varlık gösteren Uz, Kuman ve Peçenek boylarında da konar–göçer kültürün aynen devam ettiğini görmekteyiz. Yerleşik hayata geçen Hun (Macar), Hazar ve Bulgar Türkleri kısa süre zarfında kültürel olarak benliklerini kaybetmişler, Bulgarlar komşuları Slavlar ile karışarak Türklüklerini unutmuşlardır. (4)
Türk Milletinin tarihi süreçte kurduğu bütün beylik, atabeylik, hanlık, hakanlık, sultanlık ve imparatorluklarda genel olarak konar göçer kültür dediğimiz göçebe kültürü canlı tuttuğunu görmekteyiz. Bu davranış bir yerde cesur ve savaşçı bir millet olan Türklerin daima harbe hazırlıklı olmasını da sağlamıştır.
Yörük terimi ilk defa Osmanlı kayıtlarında, tahrir defterlerinde görülmektedir. Kelime anlamı olarak kabul gören tanımı yürüyen, konar, göçer Türkmen demektir. Hepsi de Türklerin Oğuz boyundan olup, Anadolu, Trakya ve Balkanlarda önemli bir nüfusa sahiptir. Osmanlı devleti Balkanlarda gerçekleştirdiği fetihlerin sonucunda ele geçirdiği toprakların Türkleşmesi için Yörüklerden yararlanmıştır. Özellikle Yörükler ve Türkmenler Balkanlara gönderilmiş, bu toprakların Türkleşmesi için çaba gösterilmiştir. Yörüklerin sade yaşantısı, yerli halka davranışları neticesinde fethedilen yerlerde kısa sürede devlet hakimiyeti tesis edilmiştir. Yörükan Taifesi olarak kayıtlarda rastladığımız Yörükler Osmanlı Devleti için önemli bir asker ve vergi kaynağıdır aynı zamanda.
Osmanlı devleti kendisi için hayati öneme haiz Yörükleri ne hikmetse askerlik ve vergi haricinde pek hatırlamaz. Daha doğrusu hatırlamak dahi istemez. Koskoca Devleti Alî Osman’ın yönetiminde pek çok millete mensup kişiler memuriyet alırken, Yörükleri ve Türkmenleri görememekteyiz. Söğüt’ten kendisini ziyarete gelen Yörükleri “Benim has hemşerilerim, kandaşlarım!” diye karşılayan Sultan II.Abdülhamit’ten çok değil 9 yıl önce Fırka-i İslahiye Ordusu tarafından sözde asayiş  adı altında Çukurova’daki Yörüklere nasıl davranıldığı ve iskana zorlandığı tarihlerde acı bir hatıra olarak mevcuttur. Osmanlı padişahları kendilerinin Oğuz’un Kayı boyundan Yörük  olduklarını söylemelerine karşın yaptıkları eylemler ile hiçte bu yönde değildir. Şöyle ki; Osmanlı döneminde göçebeler, yerleşik ahali gibi devletin kayıtlı tebaası durumunda idiler. Bu bakımdan onların yaşadıkları hayat tarzının bir gereği olarak yaylak-kışlak mahalleri arasında hareket halinde olmalarına rağmen başıboş diyebileceğimiz bir hayat tarzına sahip oldukları söylenemez. Konaklamaları için tahsis edilmiş yaylak ve kışlakları arasındaki gidiş gelişleri sırasında bir yerde geçici olarak üç günden fazla konaklayamamaları kanunnamelerde belirtilmiştir.(5) Osmanlı konar göçer Yörüklere sanıldığı gibi çokta merhametli değildir. Yaylaklara giderken veya kışlaklara inerken alınan vergiler bile doğrudan defterdarlık kayıtlarına alınmıştır.
İmparatorluğun son zamanları hep savaşlar ve bunların neticesinde Anadolu’ya tersine göç ile geçmiştir. Sadece Balkanlardan Anadolu’ya tersine göçte 11 milyon Türk yerinden olmuş yada katliamlara maruz kalmıştır. Justin McCarthy, 1821 - 1922 yılları arasında yaklaşık beş buçuk milyon Müslümanın Avrupa'dan sürüldüğünü ve beş milyondan fazlasının öldürüldüğü yada kaçarken hastalık veya açlık sonucu öldüğünü tahmin etmektedir. (6) Burada bahsedilen Müslüman kimliğinin %95 i fütühatla oralara yerleştirilmiş olan Türk unsurlar, yani Yörükler ve Türkmenlerdir. Özellikle Balkanlardan geri dönen bu insanlar yerleştirildikleri yerlerde Avrupai tarımı yerli halka öğretmişler, Aydın Söke, Muğla Dalaman, Burdur Çavdır, Gölhisar, Denizli Acıpayam ve Antalya Aksu gibi yerlerde bataklıkları kurutarak tarıma kazandırmışlardır.
Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilmesi ile Yörüklerin yaşam şekillerinde çok büyük değişiklikler ortaya çıkmıştır. Özellikle genç Cumhuriyetin millet mektepleri  ile Yörük çocuklarının hızla okur yazar kimliğinin öne çıktığını görmekteyiz. Yüzyıllar boyu asli unsuru olduğu devlet tarafından göz ardı edilen Yörükler, sadece dağda çoban, hudutta asker, sırtında heybesi, elinde devesi, bayırda kıl çadırı  ile dağ adamı olmadıklarını, bu devletin de asli unsuru olduklarını göstermişlerdir.
1965 yılına kadar konar göçer yaşam tarzına devam eden Yörüklerin karşısına bu seferde göç yolları üzerinde bilinçsizce hareket edenler, hiçbir kimseye zararı dokunmayan, bilakis geçtikleri yerleri ekonomik olarak canlandıran Yörüklere yerleşik düzende bulunan kişilerce düşmanlıklar yapılmıştır. Oysa Yörükler gittikleri her yerde ekonomiye, tarım ve hayvancılığa katkı sağlamışlardır. Devletin ormanları koruma adına Yörüklerin hayvancılık yaptıkları yerleri kısıtlaması, orman sahalarını yasaklamasının sonuçları bu gün daha iyi görülmektedir. Düne kadar et ihraç eden ülkemiz bu gün et ithal eder duruma gelmiştir. Yörükler yaşam kaynakları olan ormanları korumakta en az devletimiz kadar bilinçli ve hassas davranmışlar, gittikleri yaylaklarında ve kışlaklarında hayvanlarının barınaklarını bile işe yaramayan çalı çırpı tabir edilen ağaç artıklarından yapmışlardır. Neden mi? Çünkü Yörük vatana sahip çıkmanın bir yurttaşlık vazifesi olduğunu daha 5 yaşındayken öğrenirde ondan!  Kadim Türk inancından dolayı  doğayı anası olarak bilir. Onu korumanın millete hizmet olduğunu, millete hizmetin sadece askerlik yapmakla, vergi vermekle olmadığını, vatan toprağında biten her türlü nebatatı korumanında Türklük bilinci ile hareket etmek olduğunu bilir!
1991 yılından itibaren unutulmaya başlanan Yörük kültürünün tekrar canlandırılması ve yaşatılması için Türkiye’nin çeşitli illerinde “Yörük Türkmen Dernekleri” kurulmaya başlanmıştır. Bu derneklerin hepsinin de ortak amacı unutulmaya yüz tutmuş Yörük Türkmen kültürünü hatırlatmak ve yaşatmaktır. Bu yolda özellikle Adana, Antalya, Bilecik, Burdur, Bursa, Eskişehir, Isparta, İzmir, Konya,Kırşehir, Kayseri, Mersin  ve Muğla illeri epey bir mesafe kat etmiş, yaptıkları dernek çalışmaları ile bu kültürün yaşatılması için epey ter dökmüşlerdir. Bu derneklerin her sene yaptıkları “Birlik ve Dayanışma Şölenleri” adeta bayram havasında insanları bir araya getirirken; Türklüğün özü ve hamuru olan Yörük Türkmen kültürünün yaşatılmasında önemli bir yer edinmektedir. Bilecik Söğüt ilçesinde yapılan Ertuğrul Gaziyi Anma Etkinlikleri, Antalya Yörükler Derneğinin Birlik Şöleni, İzmir Yörükler Derneğinin Kültür Şöleni bunlardan sadece bir kaçıdır.
Eski bir Türk atasözü şöyle der; “Börü, kardım toysun dep it bolboyt ! “ ( Kurt, karnım doysun diye it olmaz !) Bunu yazmaktaki amacımız şudur ki, birileri sırf başarılı oldu diye belli bir kesimi yada grubu hedef almak son derece yanlıştır. Bu gün Yörük Türkmen kültürüne hizmet etmek gayesi ile kurulan derneklerin, vakıfların amacı bellidir. Özellikle 1990 larda yükselen Türk gayrı unsurlara karşı gerçek Türk Milliyetçiliğini yaşatmak, unutulmak üzere olan kadim Türk gelenek ve göreneklerini hatırlatmak adına kurulan bu kuruluşların amacı ayrı bir millet yada ırk yaratmak değildir! Ayrı bir dil, ayrı bir bayrak, ayrı bir toprak değil, özü olduğu Türk Milletinin bekası için çalışmak, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin selameti için ter dökmektir.
Şu özellikle akıllara kazınmak zorundadır; Yörüklerden ve Türkmenlerden hain çıkmaz!
Türkün Ulu Başbuğu gazi Mustafa Kemal ATATÜRK daha milli mücadeleye başlarken şu sözü boşuna söylemiyordu: “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez!”
Bu milletin geleceği, kültürel mirasının korunması ve gelecek nesillere aktarılmasına, kadim Türk gelenek, görenek ve ananelerinin yaşatılmasına bağlıdır. Bu nedenle Yörüklerin sahip çıktığı milli kültürel mirasın yaşatılması, bunlara sahip çıkılması her Türkün vazifesidir. Sırf birileri memnun olacak diye Yörüklere ve Yörük kültürüne saldırmak, sadece Türk düşmanlarının işine yarar.
O nedenle bir Peçenek Türkü olarak bu yazıyı okuyan sayın okur  son söz şunu diyorum; Yörüklük bu milletin en önemli kültürel değerlerinden birisidir, lütfen yaşatalım!
Siz değerli okurlarıma mutlu bir yeni yıl diler, 2015 yılının ömrünüzdeki en güzel yıllardan birisi olmasını temenni ederim.
31.12.2014 // Kudret HARMANDA
DİPNOTLAR:
1-    Roux, Jean Paul. Türklerin Tarihi, Büyük Okyanus'tan Akdeniz'e iki bin yıl. AD. ISBN 9755060189.
2-    Büyük Larousse, Türkler maddesi, İnterpress-Türkler Ansiklopedisi (İngilizce:The Turks)
3-    Kurot ve Kuyum kurganlarından çıkan buluntular, bu kültür çevresinde yaşayan     insanların at, sığır ve deveyi evcilleştirmiş oldukları, bakırcılığı bildikleri, avcı ve savaşçı bir topluluk oldukları anlaşılmaktadır. (Afanasiyevo Kültürü)
4-    Prof. Dr. Talat Tekin, Tuna Bulgarları ve Dilleri, s. 1, 1987, Ankara
5-    Selahaddin  Çetintürk,  “Osmanlı  İmparatorluğu’nda  Yürük  Sınıfı  ve  Hukuki  Statüleri”, Dil  ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi,11/2, Ankara 1943, s.114
6-    McCarthy, Justin (1995), Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslim 1821-1922     Darwin Pres
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma]
[tags ARAŞTIRMA DOSYASI, KUDRET HARMANDA, YÖRÜKLER]